CANLI YAYIN
Ana Sayfa BÜYÜK SÜRMANŞET, TÜM HABERLER 9 Ekim 2018 - 12:08 232 Görüntüleme

10 Ekim Gar Katliamı’nın tanığı Yaman: Katliamın hesabı bitmedi, bu dava sürecek-VİDEO

PİRHA- 100’ü saldırı sırasında olmak üzere 103 canın yaşamını yitirdiği 10 Ekim Ankara Garı Katliamı’nın 3. yılı. Katliam sırasında alanda olan Fotoğrafçı Özcan Yaman, katliama tanıklığını PİRHA’ya anlattı. Yaman, “Fiziken darbe almadım ama psikolojik olarak çok etkilendim. Ankara Katliamı’nın hesabı bitmedi, onlara göre Gar olayı bitti ama katliam davası sürüyor” diyerek tepkisini dile getiriyor.

10 Ekim 2015…Türkiye tarihindeki en vahşi katliamlarından biri gerçekleştirildi. Ankara Gar Katliamı.

KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin “Savaşa inat, barış hemen şimdi”, “Acil barış, acil demokrasi“ şiarıyla Emek, Barış, Demokrasi mitingi yapılacaktı Ankara’da.

Türkiye’nin pek çok yerinden barış insanları, binlerce emekçi 10 Ekim sabahı Ankara Garı önünde toplandı.

İstihbaratın en yoğun olduğu, polis önleminin en üst düzeyde olduğu Ankara’da o gün ne bir polis ne bir güvenlikçi, kimse yoktu.

Gar önünde toplanan binlerce insan mitingte barışı haykıracağı anı beklerken, o hain katliam yapıldı.

IŞİD militanları kullanılarak yapılan saldırı saat 10.05’te gerçekleşti. Tren garının önündeki kavşakta yaşanan patlamanın ilki HDP’nin, ikincisi de EMEP ve SGDF’nin de aralarında bulunduğu kortejlerin olduğu alanda gerçekleşti. 103 insan hayatını kaybetti, yüzlercesi yaralandı, sakat kaldı. Acıyla yaşamını sürdürmeye mahkum edildiler.

Saldırı yerindeki görüntüler patlamanın bilye ve metal parçalarıyla güçlendirilmiş bir bombayla gerçekleştirildiğini ortaya koydu.

Kara günün, o büyük acının yaşandığı dakikalarda ilgili bakanlar, vali, emniyet müdürü gülen yüz ifadeleriyle açıklama yapmaya çalışıyorlardı.

Katliamdan bir yıl sonra ancak dava açıldı. Dava dosyasında katliam yok, terör var, denildi.

3 Ağustos 2018’de Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi kararını açıkladı. Davada, 9 sanığa 100 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilirken, 9 sanık ayrıca öldürmeye teşebbüsten 10 bin 557’şer yıl hapisle cezalandırıldı. Kamu görevlilerinin yargılanmadığı davada tutuklu sanıklardan tahliye olan olmadı. Devletin sorumluluğunun üstü örtüldü.

Hakkında 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen sanıkların isimleri şöyle: Abdulmubtalip Demir, Talha Güneş, Metin Akaltın, Yakup Şahin, Hakan Şahin, İbrahim Halil Alçay, Resul Demir, Hüseyin Tunç, Hacı Ali Durmaz.

10 Ekim saldırısından sağ kurtulanlardan biri de Evrensel Gazetesi Yazarı, fotoğrafçı Özcan Yaman.

Yaman, Evrensel Gazetesi’nde kadraj köşesinde yaklaşık 10 yıldır fotoğraf, sanat ve siyaset üzerine güncel gelişen olayları fotoğraf ve sanat alanından değerlendiren yazılar yazıyor. Bunun yanında uzun bir dönem Evrensel Gazetesi’nde foto muhabirliği de yaptı.

Özcan Yaman ile 10 Ekim Gar Katliamını konuşmadan önce fotoğraf çekerken ya da yazı yazarken yaşanan bu olumsuz süreçlerden nasıl etkilendiğini, fotoğraflarına nasıl yansıdığını soruyoruz.

“Hepimize yansıdığı gibi diyebilirim. İfade etme biçimlerimiz değişiyor. Güncel yaşadığımız sıkıntıları konuşarak anlatabiliriz. Şiir, roman yazarak ya da resim yaparak anlatabiliriz ya da fotoğraf çekerek anlatmaya çalışabiliriz. Ben fotoğrafı tercih eden bir insanım. Dolayısıyla foto muhabirlik anlamında olsun belgesel fotoğraf çalışmalarında olsun hep bu açılardan yaklaşıyorum. Bunu da tabi haftada bir oturup değerlendirirken de yazıya dökmeye çalışıyorum. Görselli yazı şeklinde Evrensel’in kadraj köşesinde paylaşıyorum” diyor.

YÜREKLERİ DAĞLAYAN O FOTOĞRAF

10 Ekim Katliamı yapıldıktan sonra çekilen bir fotoğraf var ki yürekleri dağlıyor. O fotoğrafı soruyorum Özcan Yaman’a. Ve başlıyor tanıklığını anlatmaya…

“ANKARA’YA ŞARKILAR VE TÜRKÜLER SÖYLEYEREK GİTTİK”

“Aslında 10 Ekim 2015 tarihinde 9 Ekim’de buradan TTMOB otobüsleriyle Ankara’ya barış mitingine gittik. Türkiye’nin muhalif birçok kurum ve kuruluşunun ortak tertip ettiği bir mitingdi. Öyle bir mitinge gitmemek olmazdı. Kamusal sorumluluğun verdiği bir gazetecilik sorumluluğu var ama bir de gönül işi var. Muhalif bir insan olarak büyük umutlar bağladığımız bir mitingdi. Gayet güzeldi. Tabi o süreçte alışılmadık uygulamalardan geçtik ve çok şaşırdık. Bu ülkeye demokrasi geldi herhalde. Normalde bir mitinge giderken her 5-10 km durdurulup GBT’den aramalara kadar her şeyi yapan emniyet güvenliği burada yoktu. Biz Ankara’ya kadar hiçbir şekilde durdurulmadan şarkılarla, türkülerle gittik. Gara yakın bir yerde otobüsler park etti. Park yerinden gara kadar aşağı yukarı 1 km yolu yürüyerek gittik.

“REFLEKS HALİNDE FOTOĞRAF MAKİNASININ RC DÜĞMESİNE BASTIM”

Sabah saat 7-8 gibiydi, in cin top oynuyordu. Trafik polisi bile yoktu. Hala dedik böyle akın akın millet gidiyor, sıkı yönetim ilan edilmiş ama bize özgürlükmüş gibi dalga geçiyorduk arkadaşlarla. Gar meydanına gittik temel ihtiyaçlar giderildikten sonra insanlar birikmeye başladı. Ben de orada fotoğraf makinası boynumda, oluşturulan kortejlerin arasında dolaşıyordum. Mitingin başlamasına çağrılar yapılıyordu, ‘kortejler oluşturalım, yürüyüş başlayacak’ falan deniyordu. Ben de kızını güzel sanatlarda fotoğraf bölümüne sokmaya çalışan bir anneyle konuşuyordum. Arkamdan çok kuvvetli bir basıncın beni bir metre ileri itmesiyle arkama dönerek o katliam anını yaşadım. Ben arkama dönerken olduğum yerde beş metre ötemde de ikinci bomba patladı. Ben o refleks halinde fotoğraf makinasının rec düğmesine bastım. Makina boynumda, arkama doğru döndüm ve  birinci yani HDP kortejinin oraya doğru giderken kopmuş kafalar, kollar, bacaklar vardı. O kanlara basarak oraya kadar gittiğimi hatırlıyorum. İki soru çok kafamı kurcalıyordu. Kendinizi kaybediyorsunuz refleks olarak ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. O anda hep soruyorlar ‘Sen nasıl çekebildin fotoğraf?’ Mesela BirGün Gazetesi’nden Pembegül de oradaydı. Ama çantasından makinasını bile çıkartamıyor ve o gün hiç fotoğraf çekmiyor psikolojik olarak.”

“FOTOĞRAF MAKİNASINI GÖZE KOYMADAN FOTOĞRAF ÇEKMEYİ ÖĞRENDİM ORADA”

Benim aklıma ilk Robert Capan’ın bir lafı var; ‘Fotoğrafçı yaşadığı olayların içinde olduğu sürece daha iyi olayları fotoğraflar’ der. Birde bizim hep kamusal sorumluluk diye bir haberciliği, eğitimi edindiğimiz kültür var. Onun vermiş olduğu bir psikolojiyle direk düğmeye basıp, fotoğraf makinasını göze koymadan ben fotoğraf çekmeyi öğrendim orada. İlk önüme rastladığım yaralı ya da ölmüş can çekişen insanlara elimi uzatıyorum, makine boynumda sallanarak ama kayıtta.  O sırada birileri hemen koşup geliyor yardıma onu bırakıp öbürüne…. Ne zaman ki HDP bayrakları, flamalar örtülmeye başlandı o zaman fotoğraf makinasını gözüme alıp fotoğraf çekmeye başladım.

Katliamın simgesi olan bu fotoğrafta, İzzetin Çevik ile eşi Hatice Çevik patlamadan hemen sonra görülüyor.

“KAFAMDAKİ TEK DÜŞÜNCE BUNU BÜTÜN DÜNYAYA DUYURMAKTI”

Gazeteci/Fotoğrafçı Özcan Yaman, bu fotoğrafı nasıl çektiğini şöyle anlatıyor:

“Bu fotoğraflardan biri İzzet abiyle eşinin olduğu fotoğraftı. İşte geniş bir tarla gibi ortada üçgen şeklinde ikisi duruyorlar. Çok duygulandırmıştı o an çekerkende. Arkama bakmadan başka bir olaya yöneldim. İşte o katliam haberini ilk Hayat TV’den aramışlardı ‘abi orada beş kişi ölmüş, bomba patlamış’ diye. Dedim beş kişi değil yüzlerce insan deyince…. TV ile o an görüşmemiz sonlanmıştı. Çünkü sunucu arkadaş bile şoke olmuştu. Bize arkadaşlarımızın kanlarına, cenazelerine bastırarak görüntüleri çektirmek zorunda bıraktılar. Sırtımızda onların etleri, onların kanları biz bu işi yaptık. Kafamdaki tek düşünce bunu bir an önce bütün dünyaya duyurmaktı. Bunu ilk Hayat televizyonuna söyledim. Twitterda birkaç fotoğraf çektim ancak bütün internetler kesilmişti o zaman. Akşam üstü AFP’den Bülent Kılıç aradı, ‘Sen olayın içindesin birkaç fotoğraf hemen yolla’ dedi. Ancak ben internet yok yollayamıyorum akşam yollayabilirim, dedim. Akşam 17:00 civarında Bülent Kılıç’a 5 fotoğraf yollayabildim. Bu, 5 fotoğraftan biriydi o hafızalarda olan fotoğraf. Ertesi gün Cumhuriyet’te, Takvim’de bir sürü gazetede AFP’den satın alınarak kullanıldı o fotoğraf.”

“2015 DÜNYA FOTOĞRAF YARIŞMASINDA İKİNCİ OLDU”

Bu fotoğrafın 2015 Dünya Fotoğraf yarışmasında ikincilik getirdikten sonra kendisine eleştiler geldiğini belirten Yaman, “Yarışmaya ben katılmadım. Bu fotoğraf AFP ajansının malı sayılıyor telif hakları kanunu gereğince. AFP, ajans bu yarışmaya kendisi katılıyor. Dolayısı ile fotoğrafçının ismini zikretme zorunluluğundan dolayı böyle bir şey oluyor. Yoksa bana ödül olarak bir şey vermediler” diyor.

Fotoğraflarım özellikle Evrensel Gazetesi ile sosyal medyada çok kullanıldığını ifade eden Yaman, “Ben fotoğrafı olayları, düşüncelerimi yorumlayıp anlatmakta kullanıyorum. Gezi direnişinde de aylarca sahada çalıştık. Gezi’de yaralandık mahkeme açtık daha bir gelişme yok.

“DAVAYA ZORLA MÜŞTEKİ OLARAK KATILDIM, ÖLENE KADAR DAVACI OLACAĞIM”

Ankara Katliamı davasına zorla müşteki olarak katıldığını dile getiren Özcan Yaman, “Orada benim bir vefa borcum var” diyor ve duygulanarak anlatıyor şu an nasıl hayatta olduğunu, gencecik çocukların hayattan koparılışını!

“Ben ölene kadarda bitmeyecek bir şey. Ben bugün burada konuşuyorsam… Benim çok önceden tanıdığım gencecik çocuklar daha bomba patlamadan önce konuştuğum insanlar beş dakika sonra öldüler. 20’li yaşlarda daha üç beş ay öncesinde beraber gençlik kampında olduğumuz Ali Deniz Uzatmaz, Şebnem ve ismini şu an hatırlamadığım birçok çocuk orada öldüler. Ben bugün burada sizinle konuşuyorum onlar bizim önümüzde böyle siperdiler. Onlar olmasaydı belki ben de ölecektim. Hatta fotoğraf çektiğim yer saat dokuzu dört geçe mi ne bomba patlıyor. Dokuzu bir veya iki geçe tam bombanın patladığı yerde fotoğraf çekmişim. Videolarda kayıtlarda görüyorum. Bombanın patladığı yerde 5 metre uzaktayım. Önümde o insanlar olduğu için ben şu an yaşıyorum. Şimdi bu benim ikinci hayatım. Ve ben bu davanın ölene kadar davacısı olacam.”

“FİZİKEN DARBE ALMADIM AMA PSİKOLOJİK OLARAK ÇOK ETKİLENDİM”

Yaklaşık 200’e yakın aileden ölen, yaralanan ve mağdur olan olduğunu söyleyen Özcan Yaman, “Ben fiziken bir darbe almadım. Ama psikolojik olarak çok etkilendim. Bunu İnsan Hakları Vakfı’ndan aldığım raporla belgelendirip mahkemeye müracaat ettik. Başta biraz tereddütlü yaklaştılar. Dediler, ‘Adamda bir şey yok, sapa sağlam insan, mahkemeye neden dahil olacak ki?’ Fakat avukatın biraz ısrarı ile müşteki olarak katıldık” diye konuştu.

“KATLİAM KELİMESİ BU DAVADA YOK, DOSYANIN ADI ‘KATLİAM’ OLMALI”

Mahkemenin nasıl başladıysa öyle bittiğine işaret eden Özcan Yaman, “Aşağı yukarı 10 duruşma yapıldı ve 60-70 oturum yapıldı. Bir hafta filan sürdü her duruşma. Sonunda nasıl başladı ise öyle bitti mahkeme. Tutuklu olan o 10-12 kişi ceza aldı. Onun dışında sanki bütün katliamı yapan o 12 kişiymiş gibi neticelendirilmeye çalışıldı. Bu süreçte yaşanan anmalar, şunlar, bunlar sürekli baskı ve polis engeli ile karşılandı. Bir sürü mağdur yerlerde süründürüldü. Ülkenin  yaşadığı en büyük katliam deniliyor, bayraklar filan yarıya indirilmişti. Ama her şekilde görünmez hale getirilmeye çalışılıyor. Mahkeme başkanı, aileler tepki gösterince ayağa kalkıyor, ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşamış olduğu en büyük katliam davasına bakıyoruz. Lütfen sağduyulu olun’ diyor. Ve oturuyor yerine. Önündeki klasörün kapağını açıyor ve ‘Gar patlamasında ölenler, terör olayı sonunda ölenler’ gibi terimler kullanıyor. Ancak katliam kelimesi bu davada yok. Bu dosyanın adı Katliam olmalı. Ama yok.

Dersim ve Sivas katliamları davalarında da katliam kelimesinin geçmediğini hatırlatan Özcan Yaman, bunun tuhaf olduğunu ifade ediyor.

“BELGELER ORTADA, SORUMLULUĞU OLAN RESMİ GÖREVLİLER VAR”

“Avukatların ve bizlerin talepleri şuydu: Sorumlular, dahil olan, bu katliama yol veren yol veren kim varsa devlet görevlisi, resmi görevli, vali, müdür, polis, bunlar bırakın sanık olarak tanık olarak mahkemeye getirilsin ve tanıklıklarına başvurulsun. Ancak hiçbir şey yapılmadı. Dolayısı ile Sincan Cezaevi duruşma salonu önünde büyük bir üç gün süren bir yargılama ile bitirdiler. Belgeler ortada, sorumluluğu olan resmi görevliler var” diyen Yaman şöyle devam etti:

“Ben kendim olarak şunu söylüyorum. Vazgeçtim resmi görevlinin olmasından, bir tane vicdan sahibi üst rütbeli, alt rütbeli sıradan bir polis kalkıpta şunu diyebilirdi: Benim hiçbir ilgim yok ama benim görev alanımda bu yaşandı ben üzüldüm ve vicdan azabı çekiyorum diyebilirdi. Ama hiç kimse çıkmadı. Tam tersi üç tane bakan çıktı, ‘biz patlamadan haber alır almaz ambulansları yolladık, şöyle yaptık, böyle yaptık’ dedi. Hepsi yalan. Bakanların yalan söylediklerini mahkemede de söyledik. Ama dediğim gibi bırak sanık olarak, tanık olarak bile çağrılmadılar.
Antep’ten Ankara’ya gelip eskortluk yapan yakalanıyor, yol denetiminde arabasından uyuşturucu çıkana geç deniyor. Bu denetimi yapan polislerde mi yok ortada. Dolayısı ile hikaye şuna döndü: Sanıklardan bazıları FETÖ  falan deyip olayı oraya bağlamaya çalıştılar. Mahkeme sonuç olarak tutuklu olan, kaçak durumda olanları da olaya dahil etti. Ve duruşmanın bitirilmesine karar verdi. IŞİD olayı, terör olayı, gar olayı her bir olay bitmiş oldu böylece.”

“ADALET SU ÜSTÜNE ÇIKTIĞINDA DOSYALAR YENİDEN AÇILACAK”

Ankara Katliamı’nın hesabının bitmediğini vurgulayan Gazeteci/Fotoğrafçı Özcan Yaman, “Onlar açısından gar olayı bitti. Katliam davası sürüyor. Geriye dönüp baktığımızda Suruç, ondan öncekiler. Bu ülkede hak hukuk ve adalet dediğimiz kavramlar bir parça olsun su üstüne çıkmaya başladığında bu dosyalar yeniden açılacak. O zaman bizlerin bu tanıklıkları size anlattıklarım yeniden değerlendirilecek. Biz öldürülen, katledilen arkadaşlarımızı niye öldüklerini, katledildiklerini çok iyi biliyoruz. Bu ülkede barışı, huzuru, vicdanı yok edenlere karşı önümüzde siper oldular. Biz yaşadığımız sürece bu siperi korumaya devam edeceğiz” diye konuştu.

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI HAKKINDA ‘AĞIR KUSURLU’ DAVASI

Bu arada, 10 Ekim Ankara Katliamı’nın tanığı Fotoğrafçı- Yazar Özcan Yaman, patlamanın yaşanmasında İçişleri Bakanlığı’nın kusurlu olduğunu belirterek, Ankara 17. İdare Mahkemesi’nde 50 bin liralık manevi tazminat davası açmıştı. Mahkeme, 31 Ocak 2018 tarihli kararında, Bakanlığın 5 bin lira manevi  tazminat ödemesine karar vermişti. Mahkeme kararında, davacı Yaman’ın katliamda Bakanlığın “ağır kusurlu” olduğu yönündeki iddiasını reddetmişti. Ancak sosyal hukuk devletinin, vatandaşın can güvenliğinden sorumlu olduğuna atıf yaparak, sosyal risk ilkesi gereğince, Bakanlığın manevi  tazminat ödemesi gerektiğine hükmetti. Mahkeme kararında, Yaman’ın olay nedeni ile psikolojisinin bozulduğuna ilişkin rapordan söz etmedi.

PİRHA/İSTANBUL

 

 

 

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

pirha.net © 2018