CANLI YAYIN
Ana Sayfa GÜNDEM - MANŞETLER, TÜM HABERLER, VİDEO 13.09.2018 448 Görüntüleme

12 Eylül’ün tanıkları Faruk Eren ve Kerim Eren anlatıyor: Büyük bir vahşetti-VİDEO

PİRHA-  Gazeteciler Faruk Eren ve Kerim Eren 12 Eylül faşist darbesi sonrası yaşadıklarını, tanıklıklarını PİRHA’ya anlattılar. 

12 Eylül askeri darbesi 38. yılında lanetlenirken, darbenin mağdurları ve direnişçilerinden olan, uzun zamanlar işkencelerden geçirilerek cezaevlerinde kaldıktan sonra bırakılan ve o dönemin tanıklarından Gazeteciler Faruk Eren ve Kerim Eren PİRHA’ya konuştu.

“Uzun yıllar hapishanelerde bir devrimci kuşak yok edilmeye çalışıldı ama büyük de bir direniş yaşandı” diyen Faruk Eren 12 Eylül’de yaklaşık 4 yıl tutuklu kaldı. Kendi deyimi ile cezaevinde büyüdü. O dönem ise ağabeyi Hayrettin Eren gözaltına kaybedildi ve halen arayışları sürüyor.

12 Eylül’ü “Neredeyse kendisinin karşısında durabilecek güçlerin üzerinden tank gibi geçti, bir soykırımdı” diye tanımlayan ve o dönem vahşeti yaşayanlardan biri olan Kerim Eren ise gözaltında işkence geçen 96 günden sonra tutuklanarak 8 yıl cezaevinde kaldığını belirtiyor.

Tutuklu kaldıkları Metris cezaevinde 12 Eylül vahşetine tanıklık eden Faruk Eren ve Kerim Eren’in hak arayışları ise halen sürüyor.

İşte Gazeteciler Faruk Eren ve Kerim Eren’in sorularımıza verdikleri yanıtlar:

12 Eylül vahşetini yaşadınız. O koşulları, yaşadıklarınızı anlatabilir misiniz? Ailenizden birini Hayrettin Eren’i o dönem kaybettiniz. Hayrettin Eren şahsında kayıplar üzerinden 12 Eylül’ü nasıl değerlendirebilirsiniz?

Faruk Eren: Ağabeyim Fahrettin Eren 70’li yıllarda devrimci harekettendi. Dev-Genç’li idi. 12 Eylül’den hemen sonra 21 Kasım 1980’de gözaltına alındı. Bir daha da kendisinden haber alamadık. Gözaltındayken görenler vardı. O zaman Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube’ye götürmüşlerdi. Orası 12 Eylül’ün en meşhur işkencehanelerinden biriydi. İşkenceler 12 Eylül öncesi başlamıştı ama 12 Eylül ile birlikte vahşet iyice arttı. Devlet abimi kaybetti ve yıllardır arayışımız sürüyor. Özellikle sol’a, muhalif kesime ve Kürt hareketine yönelmiş büyük bir vahşetti. Binlerce insan gözaltına alındı, uzun yıllar hapishanelerde tutuldu, işkence gördüler. Türkiye nüfusu o zaman 45 milyon, gözaltına alınan sayısı ise 1 milyondu. Yani o dönem her 45 kişiden 1’i gözaltına alındı. Bunlar ya işkence gördüler ya da işkenceye tanıklık ettiler. Toplumda büyük bir sindirilme, korku ve terör yaratıldı. O dönem ben de tutuklandım ve Kerim abi ile birlikte bir dönem Metris cezaevinde yattık. Ben yaklaşık 3,5 yıl yattım. Girdiğimde yaklaşık 18 yaşında, çıktığımda 22 yaşındaydım. Orada büyüdüm yani. 52 kişi idam edildi. Cemil Kırbayır, Hayrettin Eren, Mahsut Tepeli, Süleyman Cihan, Nurettin Yedigöl  gibi bir çok kişi o dönem gözaltında kaybedildi. TKP’li bir ağabeyimiz Mustafa Hayrullahoğlu siyasi şubede öldürüldü. Ben o dönem oradaydım. Tabi gözlerimiz bağlıydı ama polislerin kahverengi bir battaniye ile bir şey taşıdığını, aslında onun ölen Mustafa Hayrullahoğlu olduğunu söylediler. Yurt dışından gelen büyük bir baskı sonucu gömüldüğü yeri ailesine gösterdiler. Uzun yıllar hapishanelerde bir devrimci kuşak yok edilmeye çalışıldı. Ama büyük de bir direniş yaşandı. Onu da unutmamak lazım.

O günden bugüne 12 Eylül darbesinin politik sonuçları nelerdi, bugüne nasıl yansıdı ? Süreci bir bütün olarak değerlendirdiğimizde neler söylebilirsiniz?

Faruk Eren: Bu ülke uzun yıllar 12 Eylül anayasası ile yönetildi. 1960 anayasası tamamen ortadan kaldırıldı ve baskıcı, her şeyin devlet kontrolünde olduğu bir anayasa ile yönetildi. Birçok yasa buna göre düzenlendi ve hala bir çoğu yürürlütedir. 12 Eylül anayasasına karşı önerilen anayasalar 12 Eylül anayasasına rahmet okutacak biçimde. Kağıt üzerinde sıkıyönetim, sokağa çıkma yasağı yok ama lokal olarak birçok bölgede güvenlikli bölge adı altında sokağa çıkma yasakları uygulanıyor. Yine insanlar sorgusuz sualsiz cezaevine atılıyor. Cezaevi koşulları 12 Eylül’e göre çok daha ağır. Her şeye rağmen 12 Eylül’e karşı bir karşı direniş, kararlı bir örgütlenme vardı. Galiba biraz onun eksikliğini hissediyoruz. O da yok şu anda. 12 Eylül’ün en önemli şeylerinden biri daha sonra TAYAD ve İHD’ye dönüşecek olan annelerimizin mücadelesiydi. Cezaevleri önünde inanılmaz bir kavgaya tutuştular. Biz içeri girene kadar politik insanlar değildi çoğu. Biz açlık grevinde iken annemin gözaltına alındığını biliyorum. Annem de o dönem İHD’nin kurucularındandır.

“BİR SOYKIRIMDI”

Siz de 12 Eylül vahşetini yaşadınız. Cezaevindeydiniz, tanıklıklarınız var. Kısaca o dönemi biraz anlatabilir misiniz?

Kerim Eren: 12 Eylül geldiğinde Hukuk Fakültesinde öğrenciydim. Aynı zamanda Dev-Genç’li idim. Yılbaşı yaklaşırken ben de gözaltına alındım. Yoğun bir işkence altına alındım, 96 günlük bir gözaltım oldu ve halen o sakatlıklar devam ediyor. Hayrettin, Kasım ayında yakalanmıştı ve gözaltında kaybedilmişti. Gözaltı sürecinden sonra 8 yıl hapiste kaldım. Birinci şube içerisinde kaldığım sürede yaklaşık 20-25 gün giriş katında kalorifer borusuna kelepçeleyip beklettikleri bir dönem var. Çok yoğun işkence gördüğün, sorguya alındığın bir süreç. Bu süreçte bir sürü insan benim yanımda götürüldü. Kim olduklarını ve isimlerini de bilmiyorsun. O dönem İstanbul Üniversitesi’nden grup olarak getirilen bir arkadaşım Lütfiye Kaçar vardı. Sohbet etmeye çalışınca onu da beni de dövdüler. Onu bıraktılar ama sonraki yıllarda Mehmet Ağar döneminde gözaltında kaybettiler. İstanbul Sultanahmet dışındaki bütün cezaevlerini gezdim. Her cezaevinde 8-9 ay gibi bir süre kaldım. İyileşmeyen yaralarım da olduğu için 2,5 sene gibi hastanede yattım. Bizim bir direniş ruhumuz vardı. Direnme temelinde buluşmuştu insanlar. Bir çok uygulamayı yaptıramadılar. Koşullar çok ağırdı. Her şey Kenan Evren ve 5 kişilik komite konseyi cuntasının iki dudağı arasındaydı. Apar topar 1982 yılında anayasa yaptılar. Benim Hukuk Fakültesi’nden hocamdı. Onları aldı kaçtı. Anayasa yapma görevini buna verdiler. Bunun yanına hukukçulardan oluşan 40 kişilik bir komisyon oluşturdular. Hukuk camiasının tanıyabileceği en sağcı insanlardan birisidir. Cuntayı destekleyen bir adamdı. 160 kişilik bir danışma meclisi oluşturuldu. Bu danışma meclisi 51 kişinin idamını onadı. Bu yasa yüzde 91.37 oy aldı. Neredeyse kendisinin karşısında durabilecek güçlerin üzerinden tank gibi geçti. Bir soykırımdı. Annelerimiz o dönemde politize oldu. İstanbul cezaevlerinde direnildi ise annelerin bunda katkısı büyüktür.

“ALEVİLERİ SÜNNİLEŞTİRME POLİTİKASI 12 EYLÜL’DE BAŞLADI”

12 Eylül solu, muhalefeti ezme operasyonlarının yanında bütün demokratik kurumları, kuruluşları kapattı. Mallarına el koydu. Muhalif olabilecek her kesim susturuldu. Bunun yanında Aleviler de zarar gördü. Alevi köylerine cami yapma hikayesi onlarla başladı. Alevi sünnileştirme politikası 12 Eylül ile başladı. Bunu da hiç unutmamak, bir kenara koymak gerekiyor. Aslında şimdiki hükümetin yaptığı her şey 12 Eylül’ün devamı. 12 Eylül’ü eleştirseler bile iktidarlar hep 12 Eylül’ün yasasını kullandılar. Onu eleştiriyorsan onun temel prensiplerini de eleştir o zaman.

PİRHA / İSTANBUL

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

pirha.net © 2018