83 yaşındaki Kaşanlı Hatice Ana’nın yüreğe dokunan şiirleri kitaplaştırıldı!-VİDEO

PİRHA- Halk ozanı olan Kaşanlı Hatice Ana’nın (Hatice Öztürk) şiirlerinden oluşan kitap okurla buluştu. Yaşadığı mutluluğu, sevinci, hüznü, acıyı, kızgınlığı şiirlerinde ustaca dillendirmiş. Hatice Ana’yı şiirlerini toplumla buluşturanlarsa Elif Tabak ve Ozan Figani. 

Mahmut Doğan’ın (Ozan Figani) yazdığı ‘Acılı Annenin Feryadı Kaşanlı Hatice Ana (Kader Kulu)’ şiir kitabı okurla buluştu.

Bir halk ozanı olan 83 yaşındaki Kaşanlı Hatice Ana (Hatice Öztürk), 1938 yılında doğup büyüdüğü ve evlendiği Afşin’in Kaşanlı köyünde yaşıyor. 

Hatice Ana’nın şiirlerinden oluşan kitap ALXAS-KOM ve AHEV’in ortak çalışması. 

Kitabın önsözünde şu ifadeler yer alıyor:

“Hatice Ana, bir kadın ozan olmasından kaynaklı olmalıdırki, yapıtları çok içten, duygulu ve samimidir. Yaşamış olduğu yoğun yürek acısı onu şiirle daha da yakınlaştırmıştır. Hatice Ana şiir yazmıyor, halini arz ediyor. Şiir Hatice Ana’nın kendisini ifade edebildiği yegane lisanıdır. Öyle bir lisandır ki; taşlarla, toprakla, ağaçlarla, yaprakla; hazırda bulunan veya bulunmayan tüm canlılarla; doğayı ve evreni var eden (çar anasır; güneş, hava, su, toprak.) ilahi kuvvetle yüzle- şip hemhal olabildiği bir lisandır.

Ozanlıkta mahlas kullanma geleneği yaygındır. Çok az şair veya ozan vardır ki mahlas kullanmazlar. Hatice Ana, şiir yazarken konunun akışına göre, eserin içinde kendisinden söz eder. Çoğunlukla “Acılı Anneyim”, “Dertli Hatice” ve “Çilekeş Hatice” vurgusunu yapar. Fakat mahlas olarak kullandığını gördüğümüz “Kader Kulu” ibaresi göze çarpmaktadır. Bütün şiirlerinde mahlas kullanmasa bile “Kader Kulu” Hatice Ana’nın mahlasıdır. Çaresizlik insanı istemediği hallere büründürür derler ya, işte bu da öyle bir hal olsa gerek.”

Hatice Ana, Aşık Meçhuli’nin yengesi. Evlendiğinde Aşık Meçhuli yedi yaşlarındaymış, ona annelik yaptığını söylüyor. Aşık Meçhuli’nin kendisinin eserlerinden yararlandığını soranlara şu cevabı verir Hatice Ana:

“Bizim sülalede herkes şiir yazar, ben de yazıyorum Meçhuli de yazardı. Onun şiirlerinde bana ait tek kelime yok. Ne yazmışsa kendisinindir.”

Hatice Ana, çoğu zaman yazmak istediğinde yanında defteri yok ise gözüne çarpan kağıtsı ne varsa ona yazmış. Bunlar, doktor reçetesi, sipariş fişi, takvim yaprakları gibi kağıt parçaları. Hatta bez parçalarına da şiir yazdığı olmuş.

‘Acılı Annenin Feryadı Kaşanlı Hatice Ana (Kader Kulu)’ şiir kitabının yazılmasında kaynak kişi ise Elif Tabak. AHEV Araştırma ve Yayın Kurulu Adına Ozan Figani ile Hatice Ana’yı Elif Tabak tanıştırmış.

ABBAS TAN: HATİCE ANA DÜŞÜNCELERİNİ ŞİİRLERİ İLE İFADE ETMEYİ BAŞARMIŞ

Yazar Abbas Tan da, Hatice Öztürk Ana ve şiirlerine dair şunları yazdı:

“Hatice Öztürk Ana, bölgenin coğrafik yapısını, hayvanını börtü böceğini çok iyi tanımış, yaşamın içerisinde börtü böceğin de yerinin olduğunu şiirlerine nakş etmiş. Alevi inanç ve öğretisi konusunda yeterli eğitim almamasına (cemleri görmemesine) rağmen ailesinden ve çevresinden çok etkilenmiş. Anlatılan hikayelerden, örneklemelerden son derece etkilenerek yaşamını mukayese ederek düşüncelerini şiirleri ile ifade etmeyi başarmış.

Hayatta en acı olan evlat acısı yaşamış, hem de iki defa. Gurbetlik, hasretlik ciğerlerine kadar işlemiş.
Önce Allaha çağırıyor, sonra Tanıya çağırıyor, daha sonra da Haydar-ı Kerrar’dan medet bekliyor.
Haktan talepte bulunurken onu kendi içgüdüsüne göre tarif etmektedir.
“Yetiş Koca Haydar” diyerek Alevice çağrıda bulunmakta ve sonunda Hızır diye çağırmaya başlamaktadır.
Köy kültürünü, gelenek ve görenekleri yaşayarak ve yaşantısından örnekler vererek aktarmaktadır.
Geçmişte köy kültüründe yeni gelen gelin kaynanadan ve görümceden büyük sıkıntılar çekerdi.
En iyi gelin dahi görümce ve kayınvalide tarafından aşağılanır ve ezilirdi.

Ben de görümceyim duydum anladım
Avukatım epey dava dinledim
Sazım ama keman ile inledim
Sen gel otur sözü yumru görümce.

Acı ve keder ile boğuşurken bir taraftan da çocuklarına nasihat da bulunmaktadır. İntikamcı olmamak gerektiğini yine şiirleri ile anlatmaktadır.

İbo yavrum derdin mahvetti beni
Şah-i Cihan daim korusun seni
İntikamcı olma görürsün günü
Son günümü yaşıyorum az kaldı

Ülkenin ekonomik ve siyasal yapısını da çok yakından takip edebilen bir mantığa ve bilgiye sahiptir.

Ne zaman bu ezilenler gülecek
Hangi günde ızdıraplar bitecek
Şu fakirler haklarını alacak
Böyle midir tabiatın kuralı

Niye haksızların işi yürüyor
Aç çocuklar çöpte ekmek arıyor
Hangi şartlar buna izin veriyor
Böyle midir tabiatın kuralı

Alevi inanç ve öğretisi yaradılışı değil, varoluşu esas alır. Bu anlayış dönemin yönetimi tarafından yok edilme politikaları ile değiştirilmeye çalışılmış ve belli bölgelerde de başarılı olmuştur.
Hatice Öztürk Ananın bölgesi de bunun açık örneğidir.
Varoluş değil yaradılış esasına göre şiirler yazmış. Bu da bölgedeki asimilasyonun açık ispatı olmalı.

“ALEVİLERİN GEÇMİŞTE YAŞADIKLARINI DİNLEYEREK ÖĞRENMİŞ”

Alevilerin geçmişte yaşadıklarını şiirlerinden anlaşıldığı kadarı ile okuyarak değil, dinleyerek öğrenmiş ve oldukça etkilenmiştir.

Mansur’um darda sallandım
Hain bir kula aldandım
Bana sadık dosttur sandım
Pir Sultan sana sığındım

Sanma ki murada erdim
On senede neler gördüm
Dilekçemi Şah’a verdim
Pir Sultan sana sığındım

Zaman içerisinde yalnız kaldığında ya da kendini yalnız hissettiğinde daha çok duygusallaşmış ve içindekileri dışa vururken de mesajlar içeren şiirler kaleme almıştır.

Yolcuyum yollara düştüm
İnan nar ateşte piştim
Dirilere mezar eştim
Kimsem yok kime gideyim

O kadar çok acı çekmiş ki kendi acıları ile Eyüp’ün acılarını bile yarıştırmış.
Yaşamının evlilikten sonraki döneminde sürekli acı, hicran, hasret, evlat acısı ve bütün bunlara rağmen doğaya olan bağlılığı onu ayakta tutmuş.

Nesimi’nin derisini yüzdüler
Şahım Pir Sultan’ı dara astılar
İsmail’i kurban diye kestiler
Memik gibi kula köle olurum.

Yine efkarlandım böyle ağlarım
Dertlilerin yüreğini dağlarım
Yüreğimi Hak yoluna bağlarım
Beni dinleyene hayran olurum.

Dertler depreştikce her insan gibi Hatice Ana da zaman zaman isyan etmiş!

Bir saniyem ızdırapsız geçmiyor
Çilelerim niye gayrı bitmiyor
Mezarımda çifte kumru ötmüyor
Acı bana gayrı ey Şah-ı Merdan

Çilekeşim bunu kimse bilmiyor
Akan göz yaşımı kimse silmiyor
Halimi sormaya kimse gelmiyor
Dayanacak gücüm kalmadı inan.

“MECAZİ ANLAMDA KULLANACAĞI KELİMELERİ SEÇMESİNİ ÇOK İYİ BİLİYOR” 

Mecazi anlamda kullanacağı kelimeleri inceliklerine göre seçmesini çok iyi biliyor ve yerinde kullanıyor.
Örnekleme yaşama dair. Kendi yaşamını her acı çekene benzetmesini çok iyi bilmekte.

Güzelce muhabbet edelim senle
Petek sağlam ise arıyla inle
İnsanı kamili iyice dinle
Altı metre bezi saran olursun

Dönen dönsün sen hep yürü yolunda
Şah sözü her zaman olsun dilinde
Yusuf’u ararsan Kenan elinde
Cemalini görsen hayran olursun.

Günümüz insanı çok düzenbaz ve hilekar olarak yetişmekte, samimiyetten uzak gelişigüzel laflarla insanları oyalamayı adet edinmişlerdir.
Hatice Ana bunu bir dörtlükle son derece anlaşılır bir dille ifade etmektedir.

Çilekeş Hatice yaralarım çok
Bu yaralarıma uygun merhem yok
Düzmece sözlerden gayrı karnım tok
Şahım Sultan biraz sabır ver bana.

Yazar Abbas Tan, yazının sonunda, “Hatice Anayı, şiirlerini ve duygularını bizlerle buluşturduğunuz için Elif can kardeşime (Elif Tabak) ve Ozan Figani’ye sonsuz teşekkürler” diye ekliyor.

YAZAR FİRAZ BARAN: MATÊ XAÇA’NIN KİTABINDAKİ AĞITLAR BENİ ÇOK ETKİLEDİ

Hatice Öztürk Ana ve şiirlerine dair Yazar Firaz Baran da şunları kaydetti:

“Her acı çeken ağıt yakamaz. Ağıt yakan kişinin biraz da şair olması gerekir. Matê Xaça böyle şair bir Kürdistan anasıdır.
Ağıt biz Kürtlerde köklü bir gelenektir. En az 40 gün ağıt yakarız. Bazen bu iki ayı, bazen de bir yılı bulur. Bu nedenle ağıtlarımız uzundur. Örneğin mendilini görürüz, bir-iki kıta ağıt yakarız. Gömleğini kaldırırız, ağıt yakarız. Onun sevdiği bir pınardan geçeriz, ağıt yakarız. Böylece yaşamını yitiren kişinin özellikleri, anıları, hayalleri, ailesi, tartışmaları… hepsi ağıtta yerini bulur.
Matê Xaça’nın kitabındaki ağıtlar beni çok etkiledi. Ancak kitapta sadece dört tane Kürtçe şiir gördüm. Oysa biliyorum ki Matê Xaça oturduğu yerde Kurmancî şiirler dizebilir. Yeter ki siz ona kendi derdinizi anlatın. O, sizin derdinizi dizelere döker. Kaşanlı, müziğin kaynağı bir köydür. Lüften bu kaynaktan akan Kürtçe pınarlardan doya doya, kana kana içelim. Özellikle yaşlılarımızdan gün yüzüne çıkmamış yüzlerce kıta Kürtçe şiir derlemek hiç de zor değildir.”

Elif TABAK/ PİRHA