CANLI YAYIN
Ana Sayfa GÜNDEM - MANŞETLER, TÜM HABERLER 8 Haziran 2018 - 17:46 355 Görüntüleme

‘AKP bu seçimi alsa da üç ay daha ülkeyi yönetemez’

‘AKP bu seçimi alsa da üç ay daha ülkeyi yönetemez’

PİRHA- Devrimci Parti Başkanı ve HDP İstanbul 1. Bölge Milletvekili Adayı Musa Piroğlu seçim sürecini değerlendirdi. Piroğlu, AKP tabanında 16 Nisan öncesi vicdanlara yönelerek yaratmaya çalıştıkları çatlağın şimdi ekonomi ile oluştuğunu söyleyerek, “AKP bu seçimi alsa da üç ay daha ülkeyi yönetemez”  dedi.

Devrimci Parti Başkanı ve HDP İstanbul 1. Bölge Milletvekili Adayı Musa Piroğlu seçim sürecini PİRHA’ya değerlendirdi.

Piroğlu ile Kürt illerinde YSK kararı ile sandıkların taşınmasını, HDP’nin baraj sorununu, partinin ikinci tur için alacağı pozisyonu, AKP’nin cemevlerine yasal statü vermeyi tekrar gündeme taşıması gibi gündemdeki sıcak başlıkları konuştuk.

Piroğlu, AKP tabanında 16 Nisan öncesi vicdanlara yönelerek yaratmaya çalıştıkları çatlağın şimdi ekonomi ile oluştuğunu söyleyerek, “AKP bu seçimi alsa da üç ay daha ülkeyi yönetemez”  yorumunu yaptı.

HDP’nin barajı aşamaması halinde seçmeninin sandığa ve ülkeye küsebileceğine de işaret eden Piroğlu “Oylarımızın çalınacağını biliyoruz. Çalınan oyumuza batının sahip çıkacağını da biliyoruz” dedi.

İşte Devrimci Parti Başkanı ve HDP İstanbul 1. Bölge Milletvekili Adayı Musa Piroğlu ile yaptığımız röportaj:

–  Tanımayanlar için kendinizi tanıtır mısınız, siyasete nasıl başladınız?

Bizim ailemiz Alevi – Kürt. Doğal olarak da sol kökenli bir aile. Biz çocukluktan itibaren kendimizi sol ve devrimcilikle iç içe bulduk. Sonra İzmir’e taşındık. Lise yılları 12 Eylül dönemiydi, ruh halimiz devrimciydi. 9 Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi’ne başladım, öğrenci derneği yönetimine dahil oldum. 1988’de bir iş kazası geçirdim, inşaattan düştüm, tekerlekli sandalyede kaldım. 90’da döndükten sonra aktif olarak siyasal yaşamın içine girdim. O dönem Türkiye devrimci hareketi içinde Kurtuluş hareketi içinde kaldım. Dergi yazarı oldum, öğrenci derneklerinde yönetici olarak çalıştım. Daha sonra Birleşik Sosyalist Parti, Özgürlük ve Dayanışma Partisi içinde yer aldım. Bazılarında kuruculuk yaptım. Son olarak da Devrimci Parti Genel Başkanlığı yaparken Halkların Demokratik Partisi’nden milletvekili oldum ama bu arada da HDP Parti Meclisi üyeliği ve MYK üyeliği de yaptım

“SALDIRGANLAŞTILAR”

– 7 Haziran dönemi ile bu seçim dönemini karşılaştırırsanız neler söylersiniz?

Bu soruya iki cenahtan cevap vermek gerekiyor. Birincisi egemenler açısından, saray açısından 7 Haziran seçimlerini ve bu dönemi bir karşılaştırmak gerekiyor. İkincisi bizim cenahtan bu karşılaştırmayı yapmak gerekiyor. Çünkü ikisi aynı anlama gelmiyor. Saray açısndan bakınca 7 Haziran’da kaybettiği seçimleri önce parlamento oyunları daha sonra ülkeyi savaş alanına çevirerek yeniden kazandı. Diyarbakır Katliamı ile başlattı, Suruç, Ankara ve Antep katliamları ile ülkeyi savaş ortamına soktu. Kürt illerini hedef alan savaş silsilesi ile de yürüdü. Hızlandırılmış bir şekilde 12 Eylül’ün iktidara geliş sürecine benzer bir konsept yaşattı. Maraş, Çorum, Ankara’da TİP’li öğrencileri,n İstanbul’da üniversite öğrencilerinin katledilmesi gibi benzer bir süreci 6 ay gibi kısa bir süreye sıkıştırarak bu halka yaşattı. Halk kitlelerini hedef alan bu kitlesel saldırı sonrasında kendi tabanını konsolide ederek seçimden galip çıktı. Bu seçimde de  muhtemeldir ki benzer olasılıklar söz konusu. Burada  köşetaşı 16 Nisan referandumuydu. Aslında saray yeniden yenildiğini gördü ve orada da oyları çaldı. 7 Haziran’da gelmekte olan saldırı dalgasını bir bütün sosyalist hareket doğru bir zeminde göğüsleyemediğimiz için 1 Kasım’ın gerçekleşmesini sağladık. 16 Nisan’da da aynı hatayı yaptık. Sandıkta oylarımızın göz göre göre çalınmasına seyirci kaldık. Bunun faturası ile şimdi yüzleşiyoruz. Bunu durdurmak gerekiyor. Saray açısından bakıldığında konjonktür 7 Haziran konjonktürü değil, 7 Haziran’dan 1 Kasım’a giderken bir yandan bütün Avrupa’yı mülteci tehdidi ile Suriyeli yoksul halkı bir silah gibi kullanıp  mülteci tehdidi ile baskı altına alırken ABD ile Suriye politikaları üzerinden yakınlaşma yaratarak onların sessizliğini sağlayarak Sur’u, Cizre’yi Nusaybin’i çok rahat yerle bir edebildi. Arap ve Katar sermayesi ile de ekonomiyi dengede tutmuştu. Şimdi uluslararası camiada yalnız ve bir yandan da derin bir ekonomik krizle boğuşuyor. Suruç’tan Ankara katliamına oradan 1 Kasım’a giderken süreçte AKP tabanı vicdanına seslenerek onların bir tavır alabileceğini düşünmükşük ama son ekonomik kriz gösterdi ki vicdandan daha somut gerçekler var. Şu an ekonomik kriz AKP tabanında çatlak yaratıyor. O yüzden bu seçime o kadar rahat giremiyor, kaybetme korkusu yaşıyor. Biz OHAL döneminde yaratamadığımız birlikteliği yaratmış durumdayız, Hayır Cephesi’ni aşan bir yan yana geliş kendiliğinden oluşurken sosyalist cenahtan bakılınca sosyalist hareketin büyük kısmı ortak mücadele adına biraraya geldi. Bu gelecek açısından umut veren bir adımdır. Ben Türkiye sosyalist hareketi içinden geliyorum. Bizim geleneğimiz Kürt özgürlük hareketi ile hep omuz omuza yan yana yürüdü. Çok fazla seçim çalışmasına katıldık. Emek barış demokrasi blokları ile. Ben aynı zamanda bir Alevi ailedenim ve Alevi mahallede yaşadım. İzmir’de kaldım. Alevilerin büyük kısmı CHP kemik tabanıdır. O mahallelerde ben Kürt hareketi ile DEP- DEHAP ile seçim büroları açtığımzda kendi mahallemizden sert laflar işitirdik, bölücülükle suçlanırdık ama şu an 7 Haziran havası ile karşılaştığımızı söyleyebilirim. Buraya gelmeden Küçükbakkalköy’de cemevindeydim. 1 Mayıs Mahallesi’nde Alevi dernekleri ile sohbet ettim, sokaktan geliyorum. Şöyle bir olgu var, önsezi ile bu dönemde AKP’ye karşı artık yan yana yürümenin zorunluluk olduğunu hem Kürtler hem Aleviler hem diğer sosyalist hareketler anlamış durumda. Sokakta pozitif bir tepki ile karşılaşıyoruz. Eleştiriden çok destek, akıl vermeye yönelik bir eğilimle karşılaşıyoruz ki bu çok umut veriyor. Bu tepkiyi sadece  Alevi mahallelerinde değil, Kadıköy’de seküler tabanın yaşadığı yerlerden de görüyoruz. Karşılığını da almaya başladık bunun. MHP saldırıyor, polis standlarımıza, parti binalarımıza saldırıyor. Onların stratejisi HDP’yi baraj altında tutarak  başkanlığı almaktı. Türkiye halklarının HDP’ye sahip çıktığını gördükçe saldırganlaşıyor.

“ÇALINAN OYUMUZA BAYIDA SAHİP ÇIKILACAĞINI BİLİYORUZ”    

– Halkların Demokratik Partisi’nin 10 bine yakın üyesi tutuklandı, gözaltına alınanlar oldu, halen partinize dönük gözaltılar, tutuklamalar devam ediyor. Seçime bu nasıl yansıyacak, oyları nasıl koruyabileceksiniz?

-Aslında bu soru anlattığınız hikaye bir görevin de bir zorunluluğun da dile getirilmesinden başka bir şey değil. Bu anlattığınız hikaye şunu ortaya koyuyor, oyların korunması sadece HDP’nin yükümlülüğünde değil artık. Çünkü iki yılda on bin üyesinin tutuklanması, eş başkanlarının, milletvekillerinin, belediye başkanlarının tutuklanması, parti binalarının yakılması sarayın başkanlık ve referandumdan ve şu son seçimden galip çıkma projesinin adımıdır. Bunu YSK adımları ile de derinleştirdi. Kürt illerinde HDP’nin tulum çıkardığı sandıkları korucu köylerine taşıdı. 250 bine yakın oyumuza bu yöntemle el koymayı planlıyor. Biz bunun için her çabayı gösteriyoruz. Kürdistan’da sandık sorumlulularını bulmaya ve parti örgütlerini seferber etmeye çalışıyoruz. Biz ne kadar titiz olsak da oylarımızın çalınacağını biliyoruz. Oyların çalınması veri ise onları dengelemek de görevdedir. Türkiye metropollerindeki tüm muhalifler, sarayı durdurmak isteyenlerin hepsi sarayın bu projesini boşa düşürme sorumluluğu ile yüz yüze. Kamuoyu sadece vicdanının sesini değil vicdanının aklını da ortaya koyarak HDP’nin barajı aşması için çalışacaktır.

“HDP BARAJI AŞMAZSA SEÇMENİ SANDIĞA DA ÜLKEYE DE KÜSEBİLİR”  

– HDP’nin baraj altı kalma durumunda bir planı var mı? İkinci turda nasıl bir politik  tutum izleyecek?

Son dönem en çok sorulan soru bu. İki açıdan soruyorlar: Siz ikinci turda kime oy vereceksiniz  ve ikincisi baraj altı kalırsanız ne olur? Bu iki soru altındaki kaygı şu: HDP’nin AKP ile işbirliği yapacağı hesabı. Bu kaygı ile bize yaklaşıyorlar. Yaşanan süreç bu iddianın ne kadar boş olduğunu, imkansız olduğunu ortaya çıkardı. Yıllardır bu kaygıyı taşıyanlara şu soruyu yönelteyim. İki yılda binlerce insanımız öldürüldü, onlarca kentimiz yıkıldı, cenazeler sokakta bekletildi, buzdolabında saklandı, mezarlıklar talan edildi, on bin tutsak verildi. Biz hangi akıl ve vicdanla AKP ile işbirliği yapalım? İkincisi HDP sadece Kürt partisi değil. Demirtaş HDP Cumhurbaşkanı adayıdır. Biz birinci turda Demirtaş’a oy vereceğiz, ikinci tura kalmasını isteriz, kimin kaldığını seçim gösterecek. Bugün hiçbir şey yokken ikinci turda kime oy vereceksiniz sorusu parti misyonuna aykırıdır. İkinci turda kime oy vermeyeceğimizi biliyoruz. Biz Erdoğan’a kesinlikle oy vermeyeceğiz, sarayın yıkılması için yan yana gelen tüm güçlerle işbirliği yapacağız. Baraj aşılmazsa ne olur, en kaba aritmetik hesapla bile yüzde 10’luk HDP kitlesinin yaklaşık 6 milyonun en kötü hesapla ikinci turda Erdoğan’ın karşısına çıkan adayı desteklemesi. HDP kilit bir rol oynuyor. O yüzden Erdoğan bir yandan Alevilere bir yandan Kürtlere çiçek atmaya çalışıyor. HDP adil bir seçimde oyların çalınmadığı seçimde barajı aşıyor ama şu halde baraj aşılamazsa birinci neden oylarının çalınması, ikincisi Batının buna göz yummasıdır. Baraj aşılamazsa sandığa küseceği, aslında bu ülkeye de küseceğini de kabul etmek gerekir. Bu kırgınlığın sandığa yansıması olur mu, olur. O yüzden HDP baraj altında kalmamalıdır. Saraya karşı oy veren herkes basit aritmetik hesabı yapmak zorundadır. Amaç sarayı durdurmaksa sarayı durduracak güçlere destek vermek şarttır. HDP’nin baraj sorunu var ve bu devlet dayatmasıdır.

– AKP 16 yıldır iktidarda. Alevilere yönelik hakaret içeren cümleler kullanıldı. Cemevine cümbüş evi denmesi gibi. Kılıçdaroğlu’na “Sen Alevisin” denerek kendi tabanının  oyunu  toplamaya çalıştı. Bugünlerde ise cemevlerine yasal statü verilmesi gündeme geldi, nasıl değerlendiriyorsunuz?   

Saray seçimi kaybedeceğini anlayınca çok eski hikayelere dönerek halk kitlelerinin gözünü boyayacağını sandı. Bize düşman hukuku uyguladı. Kürtlere, Alevilere, kendi kitlesinden kendisine muhalif olanlara bile. Şimdi söylediği laflara bakınca insanlarda tebessüm oluşuyor. OHAL’I kalıcı hale getirip seçimden sonra OHAL’i kaldıracağız demesi, yargının bağımsızlığını sağlayacağız demesi, demokrasiyi getireceğiz gibi abuk sabuk vaatler sarayın sözünün tükendiğinin işareti. Tünelin ucu göründü. Cemevleri meselesine gelince. Ben net söyleyeyim. Yıllarca CHP Genel Başkanına bu Alevi diyerek oy konsolide etti. Kendi tabanını tutmak için düşmanlaştırma yaptı Alevi, Kürt, kadın düşmanlığı yaptı. Sonra dönüp ben bunları yapmıyorum, demek inandırıcı değil. Kendi tabanında bir sürü garip tip çıkıp garip fetvalar veriyorlar. Çocuklara  yönelik her türlü istismarın önünü açan açıklamalar. Alevileri hedef gösterme devam ediyor. Hala Kürtlere, işçilere yoksullara saldırı devam ediyor. Bizim yan yana gelmemizden korkuyorlar. Artık bu yol açıldı sonrasını, biz getireceğiz herhalde.

– Bizim sayemizde OHAL sayesinde işçiler grev yapamıyor dendi. Sizin gözlemleriniz neler?

Ben dün sabah Flormar işçilerini ziyaret ettim, dün akşam da Esenyurt’ta büyük bir işçi grubu ile buluştum. Basit ve çıplak bir gerçek insanlar sınıfsal gerçekleri ile yüzleşmeye başladığında kendilerine önerilen o kara gözlüğü atmaya başlıyorlar. AKP yoksullardan en fazla oy alan parti. Biri HDP’dir yoksullardan oy alan diğeri AKP’dir KONDA’nın anketine göre. Bunun sorumluluğunu tartışmak. lazım. Bunu sosyalizmin bütün olarak hegemonya kaybını düşünebiliriz ama şu an işçilerde çözüm arıyor. OHAL’de yoksulluk işçilerin canına tak etmiş durumda. Çok büyük tepkiler var. Flormar’da da var Esenyurt’ta da var.

– İşçilerin asgari ücreti, emekli maşları konusunda, ekonomide HDP’nin somut planı var mı ?

Bir partimiz bileşen olarak bir yapı olarak bu toplumun bütün ezilenlerin sözcülerini ve büyük oranda da ana yapılarını bağrında toplamaya çalışıyor. Aleviler merkez yürütme organlarından milletvekili adaylarına kadar seçilecek yerlerde aday gösterildi. Ezidiler, Ermeniler, sosyalistler. Saraya karşı en güçlü cepheyi kurmuş durumdayız. Bu insanlar vitrin süsü değilse kendi sözleri ve talepleri ile geliyorlar. Bu programa da yansıyor. Ne yapacağımıza dair tezlerimize de yansıyor. İşçi sınıfına dair, 12 Eylül’den sonra dayatılan neoliberal ekonomi politikalarıdır. Bunlar taşeronlaşmayı getirmiştir, iş cinayetlerini getirmiştir, işçi sınıfı adına yıkımı getirmiştir. Partimiz bu politikalara karşı mücadele edeceğini söylüyor. Patronlara karşı işçilerden yana, erkeklere karşı kadınlardan yana mücadelemizi sürdüreceğiz.

“AKP BU SEÇİMİ ALSA DA 3 AY DAHA ÜLKEYİ YÖNETEMEZ”  

– AKP’nin en sıkıntılı olduğu ay Haziran ayı. Gezi olayları Haziran’da oldu, Haziran’da seçimlerde başarısız oldu, yine bir Haziran’dayız İktidara yaramayan bir Haziran var. Nasıl değerlendiriyorsunuz Gezi’nin yıldönümünde bu süreci?

11 Haziran günü polis gaz bombaları, tanklarla ile Gezi Parkı’na girip Tarlabaşı girişindeki barikatlara saldırdığında Gezi Parkı’ndaki kitle inseydi ya da 11 Haziran günü Tarlabaşı’nda olduğu gibi tüm barikatlar tutulsaydı bugün AKP diye sorun yoktu. Biz Tarlabaşı’nda dövüşenleri yalnız bırakarak AKP’ye hizmet ettik. Gezi bu ülke tarihinin gördüğü en büyük halk ayaklanmasıdır, hakettiği yerde durmaktadır. Gezi nostaljik bir hikaye, bir yenilgi hikayesi olarak okunmaktadır ama bu yanlıştır. Bugün Mehmet Ayvalıtaş’ın anmasına gittik, tüm Gezi’de hayatını kaybeten insanlarımızı andık. Orada da bunu vurguladık, biz Gezi’nin arkasını gördük, Gezi hala kabus gibi Erdoğan’ın üzerine çöküyorsa Gezi’nin toplumsal hafızada bıraktığı izlerdendir. Halk şunu fark etti: Ayağa kalkarsa iktidarı sallayabilir. Tıpkı 15- 16 Haziran gibi. Haziran hem hükümetler hem patronlar için kabus olmaya devam ediyor. OHAL’de derin bir karamsarlık vardı. Halk kitleleri, ezilenler korku hem sosyal siyasal kaygı tavan yapmış durumdaydı, çünkü önderlikleri de yoktu ama o hava kırıldı. Sokakta bir direniş havası var uluslararası gelişmeler, toplumsal gelişmeler, ekonomik gelişmeler AKP için yolun sonu görünüyor. AKP sandıktan çalsa da, seçimden çıksa da ülkeyi üç ay daha yönetemez.

– AKP engellilere sadaka kültürü ile yardım etmeye çalışıyor, siz bu konuda daha farklı şeyler yapılması gerektiğini söylüyorsunuz. HDP’nin ne gibi farklı politikaları var?

Bu sadece AKP ile alakalı değil, toplumun engellilik meselesine nasıl yaklaştığı ile de ilgili. Birincisi bu devlet, bu toplum kendisi doğanın en vahşi kurallarına göre örgütlüyor: Güçlü olan ayakta kalır. Şehir yapısından tutun hayatın kurgulanmasına kadar her alanı güçlünün ayakta kalmasına yönelik kurguluyor. Bazen engelin kendisi fiziksel olarak güçsüzlüktür bazen yoksulluk bir güçsüzlüktür. AKP döneminde bu katmerlendi. Normalde sosyal devlet olgusu içinde engellilere yönelik pek çok adım bir çeşit parti politikası olarak bir bağımlılık ilişkisi yaratma üzerine kurgulandı. AKP kendisinin cömertliği olarak bir takım hakları sunmaya başladıktan sonra engellilerin sorunları artmış durumda. Bağımlılık kültürü yaratmanın dışında var olan hakları gaspetti. Neoliberal politikalar vahşi kapitalizmi ortaya  çıkartırken,  engelliler, engelli kadınlar ve yaşlılar ödemeye başladı faturasını ve bir sadaka kültürüne mahkum edildi. Engellilik bizde bir fiziksel yeti kaybıdır. Bir tekerlekli sandalye bulur ya da tıbbi gelişmelerle engeli aşmaya çalışırsınız. Oysa engelliliği yaratan toplumdur. Toplum fiziksel yeti kaybımı kendi yaşamını dizayn ederek benim için engellilikten çıkardığı anda benim için engellilik diye bir şey kalmaz. Toplumsal yaşamın tüm dokularına katılma imkanı yarattığı anda engelli birey diye kavram ortadan kalkacaktır. Bizim partimiz engelliler meselesine bu hareket noktasından yaklaşmaktadır. Meclis’te ne yapacağımız sorusunun cevabının sırrı budur. Engelli meclisleri, engelli örgütlerinin ortak sözcüsü haline geleceğiz o sorunların takipçisi olacağız. Onlarla beraber bu sorunları çözeceğiz. Ortak mücadele olmazsa sorun çözülmez.

Ece GÜNEŞ SAADETYAN
Oktay ASLAN

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

pirha.net © 2018