CANLI YAYIN
Ana Sayfa ALEVİ HABER, GÜNDEM - MANŞETLER, ÖZEL DOSYA, TÜM HABERLER 6 Şubat 2018 - 9:00 2044 Görüntüleme

Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-21

Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-21

PİRHA- Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışmaya devam ediyor. Mevcut örgütlenme düzeyinin Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini, veremiyorsa çözüm önerilerinin ne olduğunu tartışmaya açtığımız yazı dizisinin bu bölümünde Gazeteci Ahmet Koçak’ın görüşlerine yer verdik.

Ocaklar ve Dergahlar sistemi üzerinden yüzyıllarca kendi kendisine yeten ve bu anlamda demokratik, çoğulcu karakterini koruyup günümüze kadar getiren Alevi toplumu kent kültürüyle birlikte yeni sorunlar ve bu sorunların doğurduğu ihtiyaçlarla karşı karşıya kaldı.

Buna cevap üretmek için özellikle 1990’lardan itibaren günümüze kadar Türkiye ve Avrupa başta olmak üzere çok sayıda dernek, vakıf, cemevi, dergah, federasyon gibi yapılar kurarak inancıyla birlikte toplumsal varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak artan asimilasyon ve tekçi politikaların yoğunluğu da dikkate alındığında bu örgütlenme düzeyinin hem Alevi toplumunun ihtiyaçlarına hem de ülkemizin genel sorunlarına cevap olmada yetersiz kaldığı aşikar.

Bu bilgiler ışığında aynayı kendi yüzümüze yani Alevi örgütlenmesine tutarak mikrofonu Alevi pirlerine, kadınlarına, kurum temsilcilerine ve bilinen isimlerine sorduk.

Dizi yazımızın bu bölümünde uzun yıllardır Alevi toplumuna bulunduğu alanda hizmet eden Gazeteci Ahmet Koçak’ın görüşlerine yer verdik.

“BUGÜN İNANÇ DÜZEYİNDE BÖLÜNMÜŞ BİR TOPLUM VAR”

Sayın Koçak mevcut Alevi örgütlenmesine genel anlamda baktığımızda tabloyu nasıl görüyorsunuz? Yeterli mi? Değilse neden?

Ahmet Koçak: Eski bir sözdür, “Yanlış soruyu sorarsan, doğru çözümü bulamazsın.” Sizin sorunuz bence doğru soru değildir, çünkü “Alevi Örgütlenmesi” deyince, sanki tek bir örgütlenme varmış gibi bir yaklaşım ortaya çıkıyor.

Aslında çok sayıda Alevi-Bektaşi-Kızılbaş örgütlenmesi var ve bunlar birbirinden farklı alanlarda bu toplumun ihtiyaçlarına yanıt getirmeye çabalıyor. Sorunuz, bu gerçeği görmezden gelmeye ve tek bir alanı öne çıkarmaya neden oluyor. Ben sorunuzun çizdiği bu çerçevenin dışına çıkarak birkaç şey söylemek istiyorum.

Bugün Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu inanç düzeyinde bölünmüş ve farklılaşmış bir toplumdur. Bunun tarihsel nedenleri vardır ve özellikle son iki yüzyılda Laik-Hanefi Sünni Müslüman Türk devletinin baskıları ve Alevi toplumunu eritme, kendine benzetme çabalarının büyük rolü vardır, ama sonuç günümüzde bellidir: Bugün inanç düzeyinde bölünmüş bir toplum vardır.

“İNANÇTA BİRLİĞİ OLMAYANIN DAVRANIŞTA DA BİRLİĞİ OLMAZ”

Düşünce ile davranış birbirinden ayrılmaz. İnançta birliği olmayan bir toplum davranışta, örgütlenmede, mücadelede birlik kuramaz. Bu nedenle iki soru öne çıkmaktadır: Birincisi, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu kendi inancını hangi örgütlenmelerle uygulamakta, korumakta ve savunmaktadır?

Bu çerçevede, ilk ele alınması, incelenmesi gereken örgütlenmeler, Ocaklar ve Dergahlardır. Ne yazık ki son dönemde bu örgütlenmeler açısından iyimser olmamızı sağlayacak herhangi bir gelişme yaşanmamaktadır. Geçmişte “Seyid-i saadet, evlad-ı resul” aileler etrafında toparlanan bu örgütler, bilinen devlet baskılarının yanı sıra, kutsal değerleri, para ile ölçülebilir şeylere çeviren modern çağın zorlamalarına direnememektedir.

“HAKKI OLMADIĞI HALDE KENDİSİNİ BİR OCAK TEMSİLCİSİ GÖSTERENLER VAR”

Kendi içlerinde “El ele, el Hakk’a” ilişkisini düzenleyen anlayış ve yapılar aşınmıştır. Birlik, dayanışma ve hiyerarşinin yerini, birbirleriyle kavgalı, aynı odada bile oturamayan, birbirine saygısını yitirmiş aile bireyleri almıştır.

Dedeleri, Babaları görgüsü yapıldıktan sonra, hüccet ya da icazet ile talip üzerine yollamak artık nadir rastlanan bir durum haline gelmiştir. Hakkı olmadığı halde kendini bir Ocağın temsilcisi gibi gösterenlere karşı herhangi bir yaptırım uygulanamaz haldedir. Ocak ve Dergâhları temsil eden ya da bu iddiayı güden kişilerin, Yol’un kurallarına, edeb ve erkânına aykırı davranışları cezalandırılamaz ve önlenemez hale gelmiştir.

Bu nedenle Ocaklar ve Dergâhlar bırakın günün kendilerinden istenenleri, gereksinimleri yanıtlamayı, bunları anlayamaz haldedirler. Bu son derece üzücü ve önümüzdeki dönemde giderek daha ağır sonuçları olacak bir haldir. Artık bu, “Yol bir, sürek bin bir!” denerek savunulacak bir hal değildir.

“İRŞAT YAPAMAYAN OCAK VE DERGAHLAR İKRAR DA İSTEYEMEZ DURUMDA”

Dergahlar ve Ocaklar en temel hizmetleri olan “irşat” hizmetini yerine getirememektedir. İrşat olmayınca, Dergah ve Ocaklar “ikrar” da isteyemez durumdadır. İrşat olmayınca, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu Diyanet eğitimli hacı-hoca takımına ya da milli eğitimden geçmiş aydınlara karşı silahsız ve savunmasız kalmaktadır.

Ocak ve Dergahların zakirleri de olan ozanların, aşıkların durumuna bakınca, sorununun boyutunu daha çarpıcı olarak görebiliriz. İrşat olmayınca, onlar da yeni bir şey üretemez, eski ezberleri tekrar eder durumdadır. Bağlamayı iyi çalmak, eski eserleri iyi havalandırmak ve günümüzün kulağına hoş gelen şekilde piyasaya sürmek yeni üretimin yerine geçmiştir.

“OCAK VE DERGAHLARIN KADINA YAKLAŞIMI SÜNNİ TARİKATTAN FARKLI DEĞİL”

Ocak ve Dergahların durumunu en vahim olarak ortaya koyan olgu, gençlerin ve kadınların saygısını kazanma, onları irşat etme ve onların ikrarını alma gücünü kaybetmeleridir. Öz güvenini yitirmiş Dergah ve Ocaklar içişleri düzgün işlemeyince kendi gençlerinden korkar hale gelmiştir. İnancı kadına saygı gösterme ve eşit davranma gerektiğini söylerken, Ocak ve Dergahların günümüzde kadınlara yönelik yaklaşımları çoğunlukla herhangi bir Sünni tarikattan farklı değildir.

“ALEVİ-BEKTAŞİ-KIZILBAŞ ÖRGÜTLERİ İNANÇ ÖRGÜTLERİNİN YÜKÜNÜ DE TAŞIYOR”

İnanç kurumlarının yapıları bu durumdayken, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu içinde yaşadığı toplum ve devlet tarafından baskı altında tutulan, gerektiğinde katliama uğratılabilir ikinci sınıf vatandaş sayılma durumuna karşı bir mücadele vermeye çalışıyor. İnanç örgütleri bu durumdayken, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu eşit yurttaşlık, demokrasi, laiklik, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi devlete ilişkin, yani siyasi sorunlarının çözümü için nasıl örgütlenebilir?

Ne yazık ki, demokratik Alevi-Bektaşi-Kızılbaş örgütleri, inanç örgütlerinin zaafının yükünü de taşımak zorunda kalıyor. Son otuz yılda süren ve göç sonrasında büyük kentlerin kenar mahallelerinde yaşayan Alevi-Bektaşi-Kızılbaş nüfusun gereksinimlerini karşılamak için başlatılan ve bin bir zorlukla sürdürülen Cemevi inşa etme direnişinin günümüzde geldiği aşama, bu yükün ne kadar ağır olduğunu göstermektedir.

Devletle ve onun yavrusu belediyelerle kavga-dövüş-direniş içinde kurulan cemevlerinin nasıl yönetileceği ve neye hizmet edeceği günümüzdeki en önemli sorunlardan biridir.

“DERNEK YÖNETİMLERİ İLE İNANÇ ÖNDERLERİNİN ROLLERİ KARIŞIYOR”

Seçimle gelen dernek yönetimlerinin, cemleri yürütecek dedelerle ilişkisi, Ocakların-Dergahların işlemediği ya da bu kurumların derneklerin işine karışmamasının özellikle istendiği bir ortamda nasıl çözülecektir? Önümüzde duran böyle derin ve köklü sorunları günübirlik çıkarlara göre çözme çabası, “dernek dedesi” gibi henüz nereye varacağı netçe görülmeyen yeni oluşumları gösteren lakaplar yaratmıştır.

Derneklerin federasyonları ve konfederasyonları, özellikle Avrupa’da yerleşik olanlar, bu sorunun farkında oldukları için kendi yapıları içinde “inanç kurulları” oluşturmaktadır. Bu dernek inanç kurulları eliyle ya da derneklerin düzenlediği geniş toplantılarda yolun kurallarının, edep ve erkanını yeniden belirleme çabaları görülmektedir.

Bu girişimler, son çözümlemede yeni ve Avrupai bir Alevilik yaratmaya yönelmektedir. Özellikle Alevi örgütlerinin devletler nezdinde dini temsilci olarak tanındığı ve devlet eğitim sistemi içinde “Resmi Alevilik Eğitimi” verilen Avrupa ülkelerinde kendini apaçık ortaya koymaktadır.

“GÖNÜLLERİN BİR OLMADIĞI YERDE, MÜCADELE BİRLİĞİ DE OLMAMAKTA”

Bu gidişat son derece tehlikelidir, çünkü arabayı atın önüne koşmaktadır. Ocaklar ve Dergahları yeniden ve günümüze uygun biçimde işler hale getirmeye yardımcı olmayan sözde “çözümler” aslında önümüzdeki dönemde etkisi açıkça görülecek sorunların yollarını döşemektedir.

Bu zorluklarla başa çıkmaya çalışan demokratik Alevi hareketi, esas işi olan eşit yurttaşlık, demokrasi ve laiklik için mücadeleyi etkin şekilde sürdürememektedir. Gönüllerin bir olmadığı yerde, mücadele birliği de olmamaktadır.

“‘YETMİŞ İKİ MİLLETİ BİR BİLMEK’ İLKESİ TERK EDİLDİ”

Bakış birliğinin bozulmasının günümüzdeki en önemli göstergesi, “Yetmiş iki milleti bir bilmek” diye özetlenen temel bir inanç ilkesinin, artık sadece ağızlarda çiğnene çiğnene bozulmuş bir sakıza dönüşmüş olmasıdır. Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunun bu ilkeyi unutması ya da terk etmesi, bu toplumun günümüz Türkiye’sinde süregiden eşit yurttaşlık, demokrasi ve laiklik mücadelesinin dışında kalmasına ya da kenardan tezahürat yapan seyirciye dönüşmesine yol açmaktadır.

“SALDIRILARIN KATLANARAK ARTACAĞI KUVVETLE MUHTEMEL”

Günümüzde Türkiye’de ve Orta Doğu’da sürdürülen insan haklarını, demokrasiyi, laikliği yok etmeye yönelik saldırganlığa karşı Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunun bir bütün olarak çıkmaması, sessiz kalması, ne yazık ki, onların önümüzdeki dönemde bu saldırıdan paylarına düşeni almaktan kurtulmasını sağlamayacaktır. Cumhurbaşkanının daha geçenlerde kaymakamlara yaptığı bir konuşmada söyledikleri Alevilerin payına ne kadar ciddi bir tehdidin düştüğünü göstermektedir:

“Bu yıldan başlayarak önümüzdeki dönemde milletimizin birliğine, beraberliğine, kardeşliğine yönelik saldırıların katlanarak artması kuvvetle muhtemeldir. Kimi zaman inanç, kimi zaman mezhep; bakın en büyük tehlike bu, onu da söyleyeyim. Şu anda mezhebi noktada bir yapılanmayı şiddetle yürütenler de var, bunu özelikle bilmenizi istiyorum. Etnik unsurları şu anda egemen kılamayanlar, şimdi mezhebi olarak bu işi yürütmenin gayreti içerisindeler.”

Yakın tarihin bize gösterdiklerinden ders alan Alevi-Bektaşi-Kızılbaş demokratik örgütleri, sadece katliamlardan sonra harekete geçen örgütlenmeler olmamalı; bugünden eşit yurttaşlık, demokrasi ve laiklik için en geniş mücadeleyi örgütleme sorumluluklarına sahip çıkmalıdır.

“BİRLİK ÇALIŞMALARININ RUHU CANLANDIRILMALIDIR”

Bugünkü tabloyu yeterli görmüyorsanız o halde neler yapılabilir? Önerileriniz var mı?

Koçak: Birinci olarak, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş demokratik dernekleri, Ocaklar ve Dergahların kendini yeniden toparlaması için kaynaklarını seferber eden, fedakar bir çabaya girişmelidir. Geçtiğimiz yıllarda benim de içinde yer aldığım “Dergahta Birlik” girişiminin ruhu yeniden canlandırılmalıdır. Tabii o çalışmadan sonra yaşanan gelişmeler de dikkate alınarak, dersler çıkarılarak bu çabaya girişilmelidir.

Derneklerin tüm olanakları, bütün Ocakları, Dergâhları ve onlardan ayrı duran pirleri, inanç önderlerini birlikte düşünmeye, ortaklaşa çalışma yapmaya, inanç temelinde toplumun iç birliğini güçlendirmeye yönlendirilmelidir. Bu süreç, en kısa süre içinde çok yoğun bir irşat ve eğitim kampanyası sürdürmeye yönelmelidir.

“İKRARI KAVİ OLMAYAN BU ÇABAYI SÜRDÜREMEZ”

Bu, kutlu bir savaştır, en başta herkesin özünü sorguya çekmesini gerektirir. Benlik yapmayı bir kenara koymayı, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş-toplumunun genel çıkarlarını kişisel dar çıkarlardan üstün tutmayı gerektirir.

İnanç temelinde birlik söz konusu olduğunda, kişi olarak özü ile sözü bir olmayanın bu çalışmada yeri olmaz. İkrarı kavi olmayanın, bu çabayı sürdürmesi olanaklı değildir. Bu nedenle bu çabaya girişmek, demokratik Alevi hareketinin içindeki ikrarında sadık ve yetişkin canlardan çok fedakarlık ister. Bence çok sayıda böyle canımız vardır, yeter ki çabalarını bu yönde odaklaştırsınlar.

“CEMEVLERİ TOPLUMUN CAN EVLERİ HALİNE GELMELİ”

Bu girişim başarıyla uygulanmaya başlarsa, demokratik Alevi hareketi de önemli bir ivme kazanacaktır. Cemevleri, toplumun can evleri haline gelir. İrşat, eğitim, tartışma ve ortaklaşa karar vermenin zemini haline gelir. Gerçek Alevi demokratik iç işleyişleri öne çıkar. Hesap vermez, keyfi, siyasi bin bir angajman içindeki “dernek yöneticisi” sınıfı yerine, rızalıkla iş gören, kendini geri çeken, birlikte çalışma edep-erkanını öne çıkaran, kadınları ve gençleri en ön safta görmek isteyen canlar öne çıkar.

Bu girişim derneklerin son dönem “kongrelerinde” görülen, siyasetçilere selam çakmayı öne çıkaran ve dernek içi demokrasiyi çökerten gidişata son verebilir. Taliplerin, canların rızalık lokması ile iş görmeyi, yani kendi kaynaklarına güvenen bir çalışmayı, gözlerini iş adamlarının, belediyelerin, devletin kaynaklarına dikmiş çalışmanın yerine geçirir.

“KALICI KAZANIMLAR İÇİN İNANÇ TEMELİNDE İÇ BİRLİK ZORUNLU”

Eşit yurttaşlık, demokrasi, laiklik mücadelesi için Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumunun gerçek ve kapsamlı bir programı ancak bu temelde belirlenebilir. Bir çalışma programı ancak bu temelde oluşturulabilir.

Ancak bundan sonra kim Alevi-Bektaş-Kızılbaş toplumunun dostu, kim düşmanı daha açık görülür. Mücadelede kardeşleşme ancak bundan sonra sağlanabilir. Ocakları ve Dergahları yok sayan, dışarıda bırakan, inançta birliği amaçlamayan çabalar, bu toplumun iç birliğini sağlayamaz. O nedenle demokratik derneklerin esas kuruluş amacını da yerine getirmesini sağlamaz.

“Buz üstüne yazı yazmak” gibi nafile çabalar en fedakarca yürütülse bile kısa süre içinde bizi başladığımız yere döndürmekten başka sonuç vermez. Kalıcı kazanımlar için bu toplumun inanç temelinde iç birliğini kurmak zorunludur. Dernekler, önünde duran bu zorunluluğu kavramalı ve ona göre davranmalıdır.

Bunun kolay bir iş olmadığı açıktır. Bin bir türlü devlet baskısı altında başarılması gereken zorlu bir görevdir. Ama bu görevi kabul etmekten başka bir çare yoktur.

“SONUCA BAKARSAK MÜCADELE YETERSİZ”

Alevi toplumunun eşit yurttaşlık, inanç ve ibadet özgürlüğü, zorunlu din derslerinin kaldırılması, ibadet merkezleri ve kutsal mekanlarının kabul görmesi ile demokratik toplum gibi temel talepleri konusunda yeterli bir mücadelenin verildiğini düşünüyor musunuz? Daha güçlü sonuç almak için bu konuda neler yapılabilir?

Koçak: “Yeterli mücadele” sonuç almakla ölçülüyorsa, açıkça yapılan işler yetersizdir. Ama bu mücadelenin yüz yıllardır alttan alta sürdürülen bir direnişin günümüzdeki hali olduğunu hatırlarsak, gösterilen çabaların, en küçük kişisel katkının bile ne kadar önemli olduğunu görürüz.

Sorun, bu mücadelenin nasıl verilmesi konusunda Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu için en geniş katılımlı bir tartışmanın yapılmamasıdır. Ocakların, Dergahların ve diğer inanç önderlerinin bu tartışmada yer almasının sağlanmamış olmasıdır. Bu konulardan uzak durmayı akıl sayanların, gelişmeler ve tartışmalar için bir tutum almaya yöneltilmemiş olmasıdır.

Devlet, İttihat ve Terakki döneminden başlayarak, bütün Cumhuriyet döneminde Alevi-Bektaşi-Kızılbaş hareketin başına, kendi aklıyla düşünmesini önlemek için bir takma kelle geçirip, devlet gibi düşünmesini ve konuşmasını sağlamakta başarılı olmuştur. Bunu sadece baskı ve katliamlarla değil, Diyanet ile, Milli Eğitim ile ve tüm medyası ile sağlamıştır.

“ALEVİ-BEKTAŞİ-KIZILBAŞ HAREKETİ KENDİ AKLIYLA DÜŞÜNMEYİ BİLMELİ”

Günümüzde en önemli sorun, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş hareketin bu takma kelleyi bir yana atıp, kendi aklıyla düşünmeyi yeniden öğrenmesidir. Devlet, tüm kurumlarıyla buna izin vermemek için elinden geleni yapmaktadır. Bu toplumun içinde o takma kelleyle düşünmeye alışmış bireyler, bundan çıkarı olanlar, devletin en önemli desteğini oluşturmaktadır. Bu gerçeğin farkında olmak ve bunu yenmek için çaba göstermek gerekir.

“BAŞKALARININ TARİF ETTİĞİ DEMOKRASİ ANLAYIŞINDAN KURTULMAK GEREK”

Başkalarının tarif ettiği adalet ve demokrasi sözlerine aldanmamak, bizi bir kez daha seçim arabalarına koşacak eşek gibi görenlere izin vermemek gerekir.

Bu anlamda tutunacak en önemli dallar, inancımızın ilkeleridir. Yetmiş iki milleti bir bilmek bunun kilididir. Her şeyin başı rızalık demek, meşveret ile iş görmek demokrasi demektir. Kendi inancımıza uygun yaşarız demek, Diyanet’in kaldırılmasını ve devletin din eğitiminden elini çekmesini, yani laikliği savunmak demektir. Şiddete karşı çıkmak, barışı savunmak demektir. Daha da sayılabilir.

“ÖRGÜTLERİN DANIŞMA VE DAYANIŞMASI ÇÖZÜM ÜRETEBİLİR”

Toplumun birliği bu kadar gerekli iken ilk sorgulamamız gereken, ülke çapında örgütlenmeyi amaçlayan üç ayrı demokratik derneğin varlık nedenidir. Buna mantıklı bir yanıt verilemiyorsa, tekleşme konusunda hızla somut adım atılmalıdır. Bunun için dernek yönetimlerinin, toplumun iç bütünlüğünün sağlanmasına verdikleri önemi gösteren bir fedakarlık yapması gerekir.

Böyle bir birlik çabasının yaratacağı enerji ve sinerji başlı başına önemli bir kuvvet oluşturur. Bu akışın etrafında daha geniş başka çabalar da daha kolayca örgütlenebilir.

Böyle bir geniş danışma ve dayanışma, toplumun sorunlarına, toplumun kendi geliştireceği çözüm önerilerini içeren bir programı oluşturabilir. Böyle bir program oluşturulmadıkça ve toplum tarafından benimsenmedikçe demokratik derneklerin sürdürdüğü eşit yurttaşlık, demokrasi ve laiklik mücadelesinin daha da ilerlemesi olası değildir. Daha da kötüsü çevremizi kuşatmış devlet aklıyla düşünen siyasetlerin oyuncağı olmaktan kurtulamayız.

“KENDİ EVİMİZİ DERLEYİP, TOPARLARSAK BAŞKALARIYLA DA YOL YÜRÜRÜZ”

Son soru olarak Alevi örgütlerinin diğer toplumsal muhalefet ile ilişkilerini ve Türkiye’nin temel sorunlarına karşı mücadelesini yeterli görüyor musunuz? Yeterli görmüyorsanız bu konuda neler yapılabilir?

Koçak: Diğer toplumsal muhalefetlerle birlikte yol yürümek için önce kendi evimizi derleyip, toparlayıp yola çıkmak gerekir. Bugünün acil sorunu budur.

Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu, tarihte devlet karşıtı inancı ile en büyük toplumsal muhalefet odaklarından biri olmuştur. Bu nedenle bildiğimiz kırımlara ve katliamlara uğramıştır, ama muhalif olmaktan vaz geçmemiştir.

Bugün Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu, kökü tarihimizin derinliklerinde yatan bu inanca sahip çıkarsa, bugünkü baskıcı gidişe muhalefet etmeden duramaz. Bu gidişe muhalefet etmezse de o inancını terk etmiş demektir.

Demokrasi ve laiklik temelinde eşit yurttaşlık mücadelesi için inançta birlik bu nedenle önemlidir ve ilk ele alınması gereken konudur.

Turabi KİŞİN/PİRHA

SONRAKİ DOSYA 22: Üryan Hızır Ocağı Pirlerinden Ali Büyükşahin, Alevi örgütlenmesini değerlendiriyor. 

İLGİLİ YAZILAR:

Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-1

Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-2

Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-3

Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-4

Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-5

Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-6

Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-7

Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-8

Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-9

Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-10

Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-11

Aleviler Alevi örgütlenmesini tartışıyor-12

Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-13

Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-14

Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-15

Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-16

Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-17

Aleviler, Alevi Örgütlenmesini tartışıyor-18

Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-19

Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-20

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

pirha.net © 2018