Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-2/VİDEO

PİRHA – Aleviler günümüzde geniş bir örgütlenme ağına sahip. Mevcut örgütlenme düzeyinin Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini, veremiyorsa çözüm önerilerinin ne olduğunu tartışmaya açtığımız yazı dizisinin ikinci bölümünde Demokrasi İçin Birlik çalışmalarında yer alan Alevi Aktivist Servet Demir’e sorduk.

Haberin Videosu

İnancın ruhuna uygun bir örgütlenme modeli olan Ocaklar ve Dergahlar sistemi üzerinden yüzyıllarca kendi kendisine yeten ve bu anlamda demokratik, çoğulcu karakterini koruyup günümüze kadar getiren Alevi toplumu kent kültürüyle birlikte yeni sorunlar ve bu sorunların doğurduğu ihtiyaçlarla karşı karşıya kaldı.

Buna cevap üretmek için özellikle 1990’lardan itibaren günümüze kadar çok sayıda dernek, vakıf, cemevi, dergah, federasyon kurarak inancıyla birlikte toplumsal varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak artan asimilasyon ve tekçi politikaların yoğunluğu da dikkate alındığında hem Alevi toplumunun ihtiyaçlarına hem de ülkemizin genel sorunlarına cevap olmada yetersiz kaldığı da bir gerçek.

Bu bilgiler ışığında aynayı kendi yüzümüze yani Alevi örgütlenmesine tuttuk. Mevcut örgütlenme düzeyinin Alevi toplumunun ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini, veremiyorsa neden veremediğini ve çözüm önerilerini Alevi pirlerine, kadınlarına, kurum temsilcilerine ve bilinen isimlerine sorduk.

Yazı dizimizin ikinci bölümünde Demokrasi İçin Birlik çalışmalarında yer alan Alevi Aktivist Servet Demir’in görüşlerine yer verdik. Çeşitliliğin yetersizliğine dikkat çeken Demir, örgütlenme modelindeki sıkıntılara işaret ederek “örgütlenmemizi tarihimize uygun güncellemeliyiz” diyor.

Servet Demir’in sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

Mevcut Alevi örgütlenmesine genel anlamda baktığımızda tabloyu nasıl görüyorsunuz? Yeterli görmüyorsanız çözüm önerileriniz nelerdir? 

Alevi örgütlenmesinin modelini, modern çağdaki örgütlenmesinin tarihine iki boyutta bakmakta yarar var.

Birincisi: Geçmiş tarihinde modern araçları kullanmayan bir geleneğe göre yani dergah, ocak üzerine olan bir örgütlenmesi vardı.

İkincisi: Özellikle Sivas olaylarından sonra yeni bir örgütlenme modeli, modern örgütlenme safhasına geçti. Bu safhada yani 1994’ten bugüne kadarki Alevi hareketinin gelişmesi olumlu genel anlamda. Alevi kimliğinin ortaya çıkmasında, diğer sosyal güçlerle buluşmasında, Aleviliğin uluslararası evrensel boyutta tartışılmasında, belli kazanımlar elde edilmesinde ve Alevi toplumunun kendi değerleriyle yeniden buluşmasında pozitif bir rol oynadı. Fakat Alevi toplumu bu birikimine rağmen, hem geçmişte olan birikimi hem de bu modern dönemin birikimlerini bir senkronizasyona vardıramadı yani sonuçlandıramadı.

“YENİ BİR ÖRGÜT MODELİNE İHTİYAÇ VAR”

Tek bir örgüt modeliyle bir toplumun bütün ihtiyaçlarını karşılamak mümkün değil. O zaman yani modern örgütlenmelerin bütün Alevi toplumunun şimdiye kadar olan tarihsel birikimini temsil edecek bir durumu söz konusu olamaz. Dolayısıyla bir takım değer paylaşımlarını gerekli kılan birkaç tane örgütlenme modelini aktarmak lazım.

Birincisi: Tarihte var olan Ocak ve Dergah kültürünün örgütlenme modelini yeni koşullara adapte ederek ve o derinliği yeniden tazelemekte yarar var. Yani onların devamlılığını sağlamak gerekiyor.

İkincisi: Var olan Alevi örgütlenmesi hem siyasal boyutta hem sosyal boyutta hem de inançsal boyutta. Yapılan mücadeleyi tek bir örgüt modelinden çıkarıp, Dergah, Ocak ve inanç hizmetlerini götürebilecek bir yapılanma gerekiyor.

Üçüncüsü: Alevilerin hafızasını kapsayacak ve tarihle yüzleşebilecek yeni bir örgüt modeline ihtiyaç var. O da Alevi bilincini ve tarihini ortaya çıkarabilecek entelektüel dünyasının hafızasını genişletebilecek bilimsel çalışmalar olmalı. Bu da ayrı bir örgütlenmeyi gerektirir. Bu enstitü olabilir, bir araştırma merkezi olabilir ama Alevi aydınlarının kendi tarihlerini ve diğer birikimlerini ortaya çıkarmasına yarayan bir işlevi görmesi lazım.

“HAFIZASI OLMAYAN TOPLUMLARIN GELECEĞİ OLMAZ”

Dördüncüsü ise: Alevilerin diplomatik çalışmaları, bugün Alevi coğrafyasına baktığımız zaman bir sürü devletleri kapsayan bir coğrafyada yaşıyoruz. Bir sürü devletlerle, uluslararası kurumlarla ilişkilenmek durumu var genelde. Dolayısıyla Alevilerin kendilerini tanıtma ve değerlerini başka toplumlara anlatma konusunda ciddi bir diplomatik çalışma yürütmesi lazım.  Bu da ayrı bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Geri kalan da siyasal ve sosyal mücadele. Bütün inançlara ve bütün canlı varlıkların bütünlüğüne saygı gösteren bir inanca sahip olarak, doğadaki ve insan türündeki çeşitliliği hem ırksal hem de ideolojik bir çeşitliliği kapsayan ama en temelde insan ile doğanın ahengini sağlayan bir düşünce sistematiği içerisinde hak mücadelesine yönelmesi lazım. Bu da sosyal ve politik mücadeledir.

Dolayısıyla şimdi baktığımız zaman Alevilerin tarihte var olan örgütlenmesi Ocak ve Dergah, diplomatik örgütlenme modelini yaratması lazım. Bugünkü kentsel koşullara göre inanç hizmetlerini cemevleri kanalıyla bunu daha da rasyonel hale dönüştürmesi lazım. Sosyal ve politik mücadelenin yanı sıra bilimsel araştırma çalışmaları gerekiyor. Hafızası olmayan toplumların geleceği olmaz diyorum.

“ÇEŞİTLİLİĞİN OLMADIĞI YERDE BAŞARI OLMAZ”

Alevi toplumunun eşit yurttaşlık, inanç, ibadet, eğitim özgürlüğü ve özetlersek demokratik toplum, demokratik Türkiye gibi temel talepleri var ve bu uğurda yıllardır verilen bir mücadele söz konusu. Bu mücadeleyi yeterli görüyor musunuz? Daha güçlü sonuç almak için bu konuda neler yapılabilir? Demokrasi mücadelesi yürüten diğer toplumsal kesimler ile birlikte nasıl hareket edilebilir? 

Yaşadığım deneyleri ve görebildiğim bir takım şeyleri paylaşmak isterim. Birincisi Alevi örgütlülüğü, dediğim çeşitliği yakalamadığı müddetçe başarıyı yakalaması zordur.

İkincisi: Alevilerin sadece kendi özgün talepleri çerçevesinde konuşmasını, sosyal sorunlarının çözümünde bir tür cımbızlama hareketi olarak algılamak lazım. Alevi tarihine baktığımızda, böyle cımbızlama olmaz. Bir tarihsel duruşu vardır Alevilerin. Sosyal olaylara yön vermiştir, öncülük etmiştir, perspektif kazandırmıştır. Dolayısıyla bugünkü Alevi hareketinin de boyutları itibarıyla olaya böyle bakması lazımdır.

“RIZALIK KENTİ SÖYLEMİ BOŞ BİR LAF DEĞİLDİR”

Mesela bir Rızalık Kenti tahlili var değil mi Alevilerin? O zaman bu tahlile uygun bir duruş sergilemesi lazım. Sadece benim kendi haklarımı değil, kendi dışındaki toplumsal kesimlerin, aktörlerin, aynı eşit değerde paylaşabileceği bir toplumsal dünya hedefi ile hareket etmelidir. Rızalık kenti söylemi boş bir laf değildir. O zaman bütünlüklü baktığımızda; Türkiye bugün iyiye gidiyor mu? Gitmiyor. O zaman bugün bütün demokrasi güçlerine ve Türkiye’nin çeşitliliklerine, renklerine, inançlarına ciddi bir saldırı söz konusu mudur? Söz konusu. Türkiye’yi Avrupa köprüsünden koparan bir çizgi izleniyor mu? İzleniyor. Laiklik çiğneniyor mu? Çiğneniyor. Doğa katlediliyor mu? Katlediliyor. İnançlara saygı duyuluyor mu? Duyulmuyor. Etnik yapıların kimlik hakları tanınıyor mu? Tanınmıyor.

“ALEVİ TOPLUMUNUN ZAYIF UNSURLARI ALEVİ HAREKETİNDE ETKİLİ”

Bütün bu meselelerin toplamından hareketle insanları birleştiren, eşitleyen ve ortak bir mücadele davası, insanlık davası yürüten bir çizgiye oturması lazım. Son dönemlerde Alevi hareketinde kısa da olsa zemin kayması gibi bir eğilimle karşı karşıyayız. Alevi hareketi o sosyal duruşunu bugünkü koşullarda gösterdiği kanısında değilim. Bugün Türkiye’de yok edilen, totaliter bir rejime giden bu ortamda Alevi toplumu diğer toplumsal dinamiklerle Türkiye’nin normalleşmesine, sosyalleşmesine, demokratikleşmesine, Avrupa Birliği sürecine yeniden başlamasına, kısaca normalleşmesi ve iyileşmesine katkı sunabilecek hem akla sahiptir hem de potansiyele sahiptir. Bu potansiyel ve aklın bugün Alevi hareketi tarafından yeterince değerlendirilmediği kanısındayım.

Bugün genel tabloya sosyolojik olarak baktığımızda Alevi toplumunun zayıf unsurları Alevi hareketinde etkin. Meslek grubunda etkinliği olmayan, sosyal pozisyonda etkin olmayan, toplum ile bağı olmayan kadroların, hareketi manipüle eden güçlerin etki alanına dönüşmüş vaziyette.

“ÖRGÜTLENMEMİZİ TARİHİMİZE UYGUN GÜNCELLEMELİYİZ”

Dolayısıyla bu Alevi hareketinin yeniden biçimlenmesinin iki tane koşulu var.

Bir: Alevi toplumu kendi tarihine, başka var olan modern ideolojilerin duruşuyla söylevleriyle değil, kendi öz tarihine uygun güncelleyerek, yeni bir tarihi yüzleşme yaparak yeni bir okuma yapması lazım. Bu okuma sonucunda ortak aklı açığa çıkarması lazım. Bu günkü devletin ya da siyasi ideolojilerin etkisinden ziyade, kendi bağımsızlığını koruyan ama demokrasiyi, laikliği, evrensel insan haklarını kendisine kılavuz edinen bir ortak aklın ve dinamiğin açığa çıkarılması lazım.

İkincisi: Bugün Alevi hareketinde Türkiye toplumundaki Alevi toplumunun bütün dinamikleri temsil edilmiyor. Entelijansiya yok, iş dünyası yok, toplumun ileri gelen entelektüel kesimlerinin yok olduğu cılız Alevi toplumu ile yeteri derecede içselleşmemiş, içiçe geçmemiş Alevi örgütlenmesinin başarı şansı olmaz.

Dolayısıyla bütün bu dinamikleri yeniden kurgulayabilecek, Alevi toplumunun birikimlerini hem maddi hem manevi olarak yeniden rasyonel şekilde ortaya çıkarabilecek yeni formatlarla hareket edebilecek bir çizgiye dönülmesi lazım. Kolay değil belki zaman alır ama bu temelde bir çaba harcanması lazım.

Turabi KİŞİN/PİRHA

YARIN: DOSYA -3
Güvenç Abdal Ocağına Dedesi Sefa Öztürk Alevi örgütlenmesini değerlendiriyor. 

İlgili Haberler:

Aleviler, Alevi örgütlenmesini tartışıyor-1

 

 

pirha.net © 2018