CANLI YAYIN

Ali Haydar Çavuş: Dersim ayağımızın altından kayıp gidiyor-VİDEO

PİRHA- 4 Mayıs Dersim Tertelesi’nin 81. yılına ilişkin PİRHA’ya konuşan Hozat Kültür ve Kalkınma Derneği Başkanı Ali Haydar Çavuş, “Tabi ki geçmişimizi bilmezsek geleceğimize yön veremeyiz ama bence şu anda tezgahlanan şey 38 katliamını aratacak türden. Çünkü inancımız, düşüncelerimiz, insaniyetimiz, yaşam felsefemiz her şeyimiz asimilasyon altında” dedi.

4 Mayıs 1937 yılında Bakanlar Kurulu Dersim’de Tenkil Harekatı kararını almıştı. Bu karardan sonra Dersim’de başlayan katliam 1938 yılına kadar sürmüştü ve 1937-38 Dersim Kürt Alevi katliamı olarak tarihe geçti.

“GEÇMİŞTEN ÇOK GÜNÜMÜZ VE GELECEĞİN İRDELENMESİ GEREKİYOR”

Dersim’de Tenkil Harekatı kararının 81. yılında Hozat Kültür ve Kalkınma Derneği Başkanı Ali Haydar Çavuş, PİRHA’ya konuştu.

Dersim Katliamı’nın bu ülkede yaşanan en büyük trajedilerden biri olduğunu kaydeden Çavuş, geçmişe yönelik şeylerin tekrarlanmasından çok günümüz ve geleceğin irdelenmesi gerektiğini ifade etti. “Biz belli bir travma yaşamış bir toplumuz. Bu travmanın etkilerinden kurtulup geleceğe ilişkin yapılması düşünülen şeylere karşı neler yaparız bunun hesabını yapmamız lazım” diyen Çavuş, şunları kaydetti:

“Yani şu anda bile Alevilerin kapılarına çarpılar koyarken, inanç yerleriyle ilgili alaycı ifadeler kullanılırken çeşitli biçimlerde yukarıdan destekli olarak bize hakaretler edilirken ya da rencide edici türden şeyler kullanılırken bizim hala geçmişe takılıp kalmamız çok fazla bir şey getirmeyecek diye düşünüyorum. Tabi ki geçmişimizi bilmezsek geleceğimize yön veremeyiz ama bence şu anda tezgahlanan şey 38 katliamını aratacak türden. Çünkü inancımız asimile altında, düşüncelerimiz, insaniyetimiz, yaşam felsefemiz her şeyimiz asimile altında.”

“İÇERİDEN FETHETMEK”

Zaman zaman hükümetin Dersim’deki temsilcileriyle ilgili “Şu çok iyi”, “Bu gerçekten bizi düşünerek bir şeyler yapmaya çalışıyor” ya da “Öbürü gerçekten bizim için çok güzel şeyler yapıyor” tarzında söylemler duyduğunu ifade eden Çavuş, “Fethullah Gülen’in yıllardan beri uyguladığı politika içeriden fethetmek. Aynen bu da o. Yüzyıllardan beridir belki öldürmekle, asmakla, kesmekle, sürgün etmekle direnci kıramadılar. Yani bizim yaşam direncimizi, yaşam inancımızı ya da yaşam felsefemiz noktasında kıramadıkları şeyleri şu anda iyi görünerek, bir şeyler yapmaya çalışarak, göz boyayarak kırmaya çalışıyorlar. Bu çok tehlikeli ve inanan insanlarımız da var bu konuda.” dedi.

“O ŞEFKATLERİ ÇOK GÖRDÜK”

Daha önce politikacılık yapmış bir yurttaşın sosyal medyada Dersim’deki hükümet temsilcileriyle ilgili “çok şefkatli bilmem neyimiz” gibi bir paylaşımda bulunduğunu söyleyen Çavuş, “Yani bu şefkatli de o şefkatleri çok gördük. Yani ormanlarımızı yakarken o şefkat neredeydi? Biz geçen sene ormanları söndürmeye gittik. Bir seferde 24, 25 yer birden yanıyordu. Biz bütün Dersim kurumları olarak oraya gittik valiyle görüştük. Bir taraftan ormanlar yakılıyor bir taraftan ormanları söndürmeye gidenlere izin verilmiyor. Bu nasıl bir şefkat? Yani o ormanlar yanarken içinde börtü böceği yanıyor, değerlerimiz yanıyor, inançlarımız yanıyor, atalarımızın kemikleri yanıyor. Yani orada bizim köklerimiz yanıyor, bizim yaşama bağlandığımız alanlarımız yanıyor. Ama sen ona izin vermiyorsun. Gittik kendi gözlerimizle gördük. Yangın olan bölgeye hendekler kazılmış, söndürmeye gidilmesin. Bu nasıl bir şefkat? Yani böyle bir şefkat mi olur?” ifadelerini kullandı.

“ORADA AZINLIK BİLE KALAMAYACAĞIZ”

Dersim’deki bütün değerlerinin izlerinin silinmeye çalışıldığına dikkat çeken Çavuş, Dersim’le ilgili yeni projelerin olduğunu ve bu projelerin ciddi biçimde Dersim’i bitirme projeleri olduğunu vurguladı. Çavuş sözlerini şöyle sürdürdü:

“Belki birçok insan için inandırıcı gelmeyecek ama öyle büyük çaplı üretim projeleri var ki trilyonluk üretim projeleri var. Bu üretim projelerinde bizim orada çalışacak insanımız yok. İstihdam alanında yerleşecek insanlarımız yok. Dışarıdan insanlar gelecekler. Bu dışarıdan gelen insanları oraya yerleştirecekler. Orada ev verecekler, evleri olacak, çoluk çocuğu olacak. Öyle bir zaman gelecek ki biz orada belki azınlık bile kalamayacağız. Demografik yapısını değiştirecekler oranın. Yani 38’de vurduklarını vurdular, öldürdüklerini öldürdüler, gönderdiler ettiler kalanlar hiç olmazsa dağda, mağaralarda, ağaç kovuklarında şurada burada onurluca yaşadılar. Çünkü onurlu yaşamak başka bir şeydir. Kimseye muhtaç olmadan, kimseye el açmadan, kimsenin önünde eğilmeden yaşama tutunmaya çalıştılar. Gerektiğinde ağaç kabuğu yediler, ağaç yaprağı yediler ama kimsenin karşısında eğilmediler. Ama şu anda en kötüsü de o zaten yani insanları lüks şeylere özendirip, gösterip ‘Bunu sen kendi emeğinle alamazsın ama ben bunu sana sağlarım’ deyip o insanları satın almaya çalışmak var. Şu anda Afganlılar geliyor, Pakistanlılar geliyor, Iraklılar geliyor, Suriye’den insanlar geliyor ve öyle bir şey ki orada istihdam edecekleri insanları nereden getirecekler. Bu kadar Afganlı nereden birden bire önü açılmış baraj gibi geldi oraya. Bunlar hep bir planın programın ürünüdür diye düşünüyorum.”

“DERSİM SADECE O TOPRAKLAR DEĞİLDİR”

Dersim’e uzaktan sahip çıkan veya çıkmaya çalışan Dersimlilere topraklarına geri dönme çağrısında bulunan Çavuş, şöyle devam etti:

“Hani Dersim diye biz yanıp tutuşuyoruz ya burada, batıda veya Avrupa’da. İşte o Dersim ayağımızın altından kayıp gidiyor. O Dersim dediğimiz şey sadece oranın toprağı değil; oranın manevi değerleridir, oranın yaşam felsefesidir, oranın inançlarıdır, oranın ziyaretidir, kültürleridir, oranın ocaklarıdır her şeyidir. Şimdi oradaki bu yapıyı değiştirdikleri zaman artık Dersim diye bir şey kalmayacak. Toprak kalacak. O toprak Dersim değildir. Bir vatan üzerinde yaşayan insanların değerleriyle, kültürleriyle, geçmişiyle, geleceğiyle, acısıyla, tatlısıyla yaşadığı şeylerin toplamıdır vatan. Vatan sadece toprak değildir. Ama o güzelim topraklara şimdi Munzur’a yönelik yapılmak istenen barajlar. Yani belki dünyada çok az örneği olan vadiyi barajlarla, suyla dolduracaklar. Çemişgezek tarafında, Hozat tarafında aynı birçok yer var. Pülümür tarafında da öyle.

“TOPRAK ALTINDAKİ ACILARI, ANILARI NEREYE KOYACAĞIZ?”

Yani bu büyük bir oyun ve biz eğer sahip çıkmazsak, biz topraklarımıza geri dönmezsek, biz gidip o topraklarımızda gerekli üretimi yapmazsak; orada üç kuruş para için insanların önünde eğilen insanlarımız var olduğu sürece, onları istihdam edecek şartları yaratmadığımız sürece bizim geleceğimiz gerçekten korkunç olacak. Onun için burada hali vakti yerinde olan, durumu iyi olan insanlar görüyorum mesela hep Ege sahillerinde gidip oradan yer alırlar. Neden? Bizim orada üç beş tane insanı istihdam edecek bir yer al hiç olmazsa. Mesela bana bile çoğu insan söylemiştir ‘Ne işin var yönünü oraya dönüyorsun. Gel Ege’de bir tane yer al. Orada rahat yaşa.’ Peki vicdanımızı nereye koyacağız? Biz geçmiş atalarımızın yaşadıklarını nereye koyacağız? Orada toprak altındaki kemikleri, toprak altındaki anıları, toprak altındaki yaşadığımız acıları. Ben bazen düşünüyorum böyle diyorum ki ‘Orada acaba yerin altında çığlıklar var mıdır, duyulur mu? Orada yer altında inlemeler var mıdır, orada yer altında ‘Yahu ne olursunuz gitmeyin. Bizi böyle sahipsiz bırakmayın’ diye seslenen ama sesini bize duyuramayan atalarımızın kemikleri var mıdır?’ diye düşünüyorum. İnsanlar bunları dikkate aldıkları zaman eminim bir şeyler olur ama bazen geç mi kalıyoruz diye düşünüyorum. Geç kalmadan bir şeyler yapmak lazım diye düşünüyorum. (HABER MERKEZİ)

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

pirha.net © 2018