Arap Alevi gençler: Kültürlere karşı yozlaştırma politikası yürütülüyor-VİDEO

PİRHA – İzmir’de üniversite okuyan Arap Alevi gençler, kültürlerini ve inançlarını yaşatmak için Arap Alevi Gençlik Meclisi’nde örgütlenip çeşitli etkinliklerle bir araya geliyorlar. Gençler, kültürlere karşı bir yozlaştırma politikasının olduğunu belirterek kendi dillerine sahip çıkma çağrısında bulundular. 

Hatay Antakya’dan İzmir’e gelip üniversite okuyan Arap Alevi gençler düzenledikleri çeşitli etkinliklerle kültürlerini ve inançlarını yaşatmaya çalışıyor.

İzmir’de hukuk bölümü öğrencisi Salih Cömert, Türkiye’de her farklı kimliğe yönelik baskıların olduğunu ve o baskıyı Arap Alevilerin de yaşadığını söyledi.

Cömert, ailelerinin kendilerine, ‘Aman Arap Alevisi olduğunuzu söylemeyin, Antakyalı olduğunuzu bile söylemeyin’ şeklinde ifadeler kullandıklarını belirtti.

“ARAP ALEVİ OLDUĞU İÇİN ASKERDE CİDDİ BASKILARA MARUZ KALANLAR VAR”

İzmir’in kozmopolitik bir kent olduğunu o sebeple çok fazla baskıya maruz kalmadıklarını ancak başka kentlerde tepkiyle karşılaştıklarını söyleyen Cömert, şöyle devam etti:

“Burada çok yaşamadık. Ama buranın dışına çıktığımızda ve Arap Aleviyiz dediğimizde ‘O ne ki; burası Türkiye’ diyorlar. Arap Alevilerde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak gibi bir sıkıntı yok. Herkes vatandaşlık kimliği altında istediği şeyi yaşamak istiyor. Çevremde bunun sıkıntısını yaşayan var. Özellikle askerde ve üniversitelerde ciddi baskılara maruz kalındığını biliyoruz. Sırf ben Türk Alevisiyim deyip kendilerini kurtaran öğrencileri biliyorum.”

“DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE FARKLI İNANÇLARA BİR GAREZ VAR”

Arap Alevisi Salih Cömert, konuştukları dilin de asimile olduğunun altını çizdi. Çömert, asimilasyonu şöyle ifade etti:

“İçine Türkçe ifadeler giriyor ya da cümleye Türkçe başlayıp Arapça bitirme gibi bir ortam var. Memleketimde olduğum zaman kendimi rahat hissedebiliyorum çünkü herkes bizim gibi. Ama dışarıya çıktığın zaman derdini anlatamama gibi bir sorunla karşı karşıya kalıyorsun. Kaldı ki bizim kuşakta anlıyorum ama konuşamıyorum vurgusu çok fazla. Kendi aramızdaki arkadaşlarla sınırlı sayıda birileriyle konuşabiliriz. Ama genelde büyüklerle konuşuyorum.

Genel dünya üzerinden baktığımız zaman  küresel bir sermayeden ve yaşam modelinden bahsedebiliriz. Bunun da en güzel uygulanış biçimi tek tip olabilir. Örneğin bir AVM’ye gittiğinde herkes aynı şeyi  giyiyor, herkes aynı şeyi yiyor. Dışarı çıktığında neden herkes aynı dili konuşmasın öyle bir zihniyet olduğunu düşünüyorum.”

“DÜZENLEDİĞİMİZ ETKİNLİKLERLE KÜLTÜRÜMÜZÜ YAŞATMAYA ÇALIŞIYORUZ”

Çömert, dünyada ve Türkiye’de farklı dillere, farklı kültürlere, farklı inançlara bir tepki olduğunu belirtti.

Diğer taraftan Arap Alevi Meclisi’ni de değerlendiren Cömert, “Arap Alevi Meclisi’nin kökeni gezi eylemine dayanır. Ondan sonra üniversitelerde örgütlendik. Kendi kültürümüzü yaşatmak adına etkinlikler düzenlemeye çalışıyoruz. Bugünkü etkinliğimizin adı Hafle. Hafle Arapça’da toplantı demek. Eskiden köy meydanlarında bütün komşuların toplandığı ve kolektif imece usulü eğlencelerin, kermeslerin düzenlendiği bir etkinliktir. Burada yaşatmaya çalışıyoruz.”

Salih Çömert, büyüklere çağrıda bulunarak dillerinin kaybolmaması ve unutulmaması için, “Küçüklere yani yetişen yeni nesile  Arapça’yı öğretin” çağrısında bulundu. Çömert, gençlere de çağrıda bulunarak, memleketlerinin dışına çıktıklarında kendi toplumlarına yabancılaşmamaları gerektiğini belirtti.

“İKTİDARIN SÖYLEMİ HALKLARI KUTUPLAŞTIRIYOR”

İzmir’de Adalet Meslek Yüksek Okulu’nda okuyan Umut Can Oruç da genel olarak kendilerinden olmayan Kürtlere, Araplara ve Alevilere yönelik bir ön yargının olduğuna dikkat çekerek bu kutuplaştırmayı şu an ki iktidarın yaptığını belirtti.

Arap Alevilerin yaşadığı yerlerdeki sorunları anlatan Oruç, “Yaşadığımız yerde gençlerde şöyle bir durum var. Bizim ailelerimiz Türkçe’mizin bozulmaması için çocuk yaşta bize Arapça öğretmiyorlar. ‘Okula gidince zorluk çekecek, biz Arapça öğretmeyelim’ diyorlar. Ondan kaynaklı şimdiki nesilde Samandağ da da Hatay’da da Arap Alevilerin yoğun yaşadığı bölgede de böyle bir sıkıntı var. Yeni nesiller Arapçayı bilmiyor” diye konuştu.

Büyükşehirlere geldiklerinde Arapça dilinin ve kültürünün yok olduğunu, sonraki nesillerin dili konuşamayacaklarının farkına vardıklarını söyleyen Oruç, bunu önlemek için de Arapça atölyeleri açıp Arapça dersler verdiklerini söyledi.

ALEVİ OLDUKLARI ANLAŞILMASIN DİYE ÇOCUKLARA ALİ İSMİ VERİLMİYOR

Oluç, kültürlerinin yaşatmak için etkinlikler düzenlediklerini belirterek şöyle devam etti:

“Onun dışında bizim dini bayramlarımız var. Ras-el seni gibi bayramlar var. O bayramları burada gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Hafle gibi etkinlikleri düzenliyoruz. Bizim gençlerin buralara geldiğinde yozlaştığını hissetmesi, dışlandığını, ötekileştirildiğini hissetmesinden kaynaklı biz Samandağlı ya da Antakyalı gördüğümüzde samimiyet hissediyoruz. Böyle insanlarla karşılaştığımız zaman toplanmak örgütlenmek istiyoruz. Beraber olmak istiyoruz, beraber dolaşmak istiyoruz. Mesela  Ali ismi. Diyorlar ki çocuğuna Ali ismini koyma üniversiteye gidince sorun yaşar. Alevi olduğunu anlarlar onu dışlarlar. Aynı zamanda büyükşehire gittiklerinde şiveyi fark ettiklerinde çocuğunun dışlanmasından korktukları içinde öğretmemiş olabilirler.”

“NENEMDEN TÜRKÜLERİMİZİ ÖĞRENEMEDİM BÜYÜK EKSİKLİK”

Oluç, asimilasyonun son halkası haline geldiklerini belirterek, “Nesillerarası bir süreç işliyor. Mesela Türkçe’yi bilmiyordu ben nenemle konuşamıyordum. İletişime geçemezdik, kültürümüzü aktaramazdı, tekerlemelerimizi, şarkılarımızı bilemiyorum. Bu benim için büyük bir eksiklik. Onun acısını hissediyorum. Keşke Arapça’yı bilseydim. Biraz da yeni neslin eksikliğinden kaynaklı olan bir durum” değerlendirmesinde bulundu.

Umut Can Oluç, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Buraya geldiğimde böyle bir örgütlemenin olduğunu gördüm ve katıldım. Yaşadığımız yerde de bir yozlaştırma süreci var. Sadece üniversiteye geldiğimizde ya da büyükşehire geldiğimizde oluşan bir şey değil. Şu an yöneticilerimizin söylediği tel bir şey var. Tek bayrak, tek din, tek millet diye söylemleri var. O söylemler, bu politikanın nasıl yapıldığını ve ne için yapıldığını da gösteriyor. Tek millet haline gelme isteği var. Kendi açılarından değerlendirdiklerinde de renklerin çoğunluğunun olması; Ermenisiyle, Kürtleriyle, Arabıyla hep birlikte daha güçlü bir ülke olacağımızı düşünmeleri gerektiğini söyleyebilirim. Keşke öyle düşünseler ama öyle düşünmüyorlar. Cumhuriyetin kuruluşundan beri Alevi tekkelerinin kapatılmasıyla, Arapça, Kürtçe dillerinin yasaklanmasıyla okullarda Arapça ya da Türkçe konuşan çocukların öğretmenler tarafından şiddete uğratılmasıyla böyle bir yozlaştırma politikası görüldü.”

PİRHA/İZMİR