CANLI YAYIN
Ana Sayfa ALEVİ HABER, GÜNDEM - MANŞETLER, KADIN, TÜM HABERLER 16 Mart 2017 - 10:18 169 Görüntüleme

‘Asırların analarımıza çektirdiği zulüm’

‘Asırların analarımıza çektirdiği zulüm’

PİRHA- Dersimli Yaşar Yağan’dan bir bellek katkısı.Yağan, Dersim 38 Katliamı’nın tanıklarından nenesi Fındık Temürlenk ve annesi Elif Yağan’ı yazdı.   

Kültür Bilimci Jan Assmann’a göre toplumlara ait bir bellek yoktur, ama toplumlar üyelerinin belleğini belirler. En kişisel anlar bile sadece sosyal grupların iletişimi ve etkileşimi üzerinden oluşur. Sadece başkalarından öğrendiklerimizi hatırlamayız, aynı zamanda onların anlattıklarını, anlamlı diye vurguladıklarını ve yansıttıklarını da hatırlarız. Herşeyden önce başkaları tarafından sosyal açıdan belirlenmiş anlamları bağlamında algılarız. Çünkü ‘farkındalık’ olmadan hatırlamak mümkün değildir. Dersimli Yaşar Yağan’dan bir bellek katkısı. Yağan’ın kaleme aldığı, Dersim 38 katliamının tanıklarından nenesi Fındık Temürlenk ve annesi Elif Yağan’a dair kısa bir öykü.

Asırların Analarımıza Çektirdiği Zulüm

Annemin çok üzgün olmadığı günlerde ben anneme sık sık geçmişi sorardım, en büyük merakım 38 katliamı dönemleriydi. Annem aile büyüklerinden, komşularından başlar, onların nasıl katliam yerine götürüldüklerini sürekli anlatırdı. Katliama götürülen ebeveynlerinden diğer bütün köy büyüklerinden çocuklarına kadar hatırlayabildiklerini bir bir isimlerini sayarak anlatırdı. Her anlattığında birbirine benzeyen o isimleri unutur tekrar sorardım. Ama bir türlü akılda tutamazdım. Eskiden de başkalarından duyumsadığı, Ermenilerin toplayıp götürülürken, askerleri nasıl takip ettiklerini ve  zavallı Ermeni köylülerinin o zamanlar kurşun az olduğu için, demir küreklerle vurula vurula nasıl katledildiklerini ve tepeden nasıl atıldıklarını uzun uzun anlatır ve her anlattığında gözleri kan çanağına döner, gözyaşı eşliğinde onlar için bir ağıt yakardı.

 

Elif Yağan

Annem hüzünlü ağıtların esiri olmuştu. Dersim katliamında bizim çevre köylerden Türk askeri tarafından toplanıp getirilen bir kısım insan yığını köyümüzün üstünde yükselen Beyaz dağın arkasında Hopige denilen bir yerde katledilmişlerdi. Köyün alt eteklerinde bulunan irili ufaklı mezra köylerinden yakalayabildikleri ne kadar insan varsa sorgusuz sualsiz herkesi bu kırım kafilesine dahil edip Hopige’de toplamışlardı. Annem önceki meseleleri anlatıp sözü o vakitte yaşananlara getirdiğinde, ağlamaktan tıkanır kalırdı, ötesine geçemezdi. Anlattğı bir kısım akrabaların hangi ailelerden olduğunu seçerdim ama bir çoğu ailenin soyağacını çözemezdim.

“ASKERLER GELDİĞİNDE DAĞA KAÇARLARMIŞ”

Annem çocukken sık sık askerler geldiğinde dağa kaçtıklarını, askerler gidene kadar köylülerin dağdan inmediğini, bazen askerlerin haftalarca baskın yaptıkları evlerde kalıp yiyip içtiklerini, bu sürede dağda saklanan bazı ailelerin göçüp kaybolduklarını, bazı çocukların da öldüğünü anlatırdı. Köye gelen askerlerin kıyafetlerinden ürktükleri için kadınlar tarla ve bahçelerinden kaçıp evlerine sığınırlarmış. Kadınlar, kızlar hep düşman belledikleri Türk askeri tarafından ırza geçilme korkusu yüzünden kendi ailesinden olan erkeklerin yanına sığınıp korkularını yenmeğe çalışırlarmış..

“KADINLAR KOCALARINI SAMANLIKTA SAKLARMIŞ”

Bazen de erkeklerin asker geldiğinde onları yakalayıp birlikte götürmesin diye, asker köylerden çekilene dek, ev kuytuluklarında günlerce saklanırlarmış. Çocuklarının sırf bu yüzden, yani babalarını göremediklerinden zulümkâr askerlerce götürülmüş oldukları korkusuyla çığlık çığlığa ağlayışlarının önüne geçemezlermiş. Kimi kadınlar kendi kocalarını evin içinde döşeklerin arkasında, kimide samanlıkta ot yığınların altında saklarlarmış.

Annem arada bazen, uzun uzun kıtlık yıllarını anlatır, bize kötü bir masalmış gibi gelen, katliam sonrası dönemden bahsederdi. Bir buğday tanesi için tarlanın her karış toprağında, o viranelerde nasıl süründüklerini, mide tokluğu uğruna doğayla nasıl cebelleştiklerinin anılarını dökerdi. Akşam vakitlerinde aç kalan kurtların köye sızıp yalnız kalan bebelerini götürmesinler diye güneş batımında çocukları tarla bahçeden toplayıp evde gözlerinin önünde bulundurmaya çalıştıkları o kara zalim yılların kötü anılarını…

“ÇOK BAŞKA KADINLARDI ONLAR”

Bütün hikâyelerinde yoklukla büyüyen annemin hayata bakışı hep farklı olmuştu. Bizim içinden geçtiğimiz süreçlerde süklüm büklüm üzgün düştüğümüz yığınca sorunlara onlar kafaya takmazlardı. Onlar için bunlar sorun değildi. Onlar öyle acı bir geçmişten gelmiş olmalılardı ki bugünkü sorun sıkıntılar devede kulaktı. Çok başka kadınlardı onlar. Hayattan gelebilecek her şeye hazırlıklı, metanetli, dimdik kadınlardı. Zulümlerle, açlıklarla yoğrulan başka bir hayatın kadınlarıydı onlar.

“BİZE KALAN EN DEĞERLİ HAZİNE EKMEĞİN KIYMETİNİ BİLMEK OLDU”

Nenelerimizden ve analarımızdan bize kalan en değerli hazine, ekmeğin kıymetini bilmek oldu sanırım! Yemek sonrası sofradaki kırıntıları elimizle tek tek toplayıp onları yemek, ailelerimizin kadınlarına ve yaşlı dedelerimize has bir gen oldu. Bir diğer bize kalan miras da, bu güçlü kadınların mücadele ruhuydu. Pes etmeksizin, ne olursa olsun ayağa kalkmak, güneşin her gün yeniden doğacağına inanmak. Yıllar boyu ortasına düştüğüm özgürlük kavgasında beni bu inanç ayakta tuttu, onlara minnettarım.

 

Fındık Temürlenk

“NENEMLE KONUŞAMIYORDUM ÇÜNKÜ…”

Bir asırdan oldukça uzun süren ömründe nenemle iletişimimiz oldukça sınırlı olmuştu, Daha doğrusu olamadı. Hatta nenemi yeterince tanıdığım bile söylenemez. Çünkü onunla konuşamıyordum. Nenem Türkçe bilmiyordu, bense Kurmanci ana dilimi sürükleyici konuşamıyordum. Uzun yıllar boyunca mekteplerde, şehirlerde dilimin Türkçeye bulaşık olmasıyla anneme neneme karşı mahçup düşmüştüm. Annem, onunla her Kurmanci konuştuğumda uzun cümleleri kurma çabamı, buruk bir gülümsemeyle izlerdi. Nenemin yüzyıl boyunca kaçtığı zalimin dilini almıştım çünkü. Nenemin kafasından geçenlere göre biz “pis olmuştuk, Tırk olmuştuk, zalim olmuştuk”

Annemi, zalimin kıyımından parçalanıp uzaklara düştüğümüz günlerden birinde,  yakalandığı beyin kanamasından, nenemi ise yüz yıllık acıya yorgun düştüğünde yitirdik. Zalim yine yapacağını yapmıştı, cenazelerinde bulunamadık…

Ben onlarla, onların tarih boyu kendi can verdikleri topraklarda, ağıtlarında dillerini yaktıkları ana dilimde doyasıya konuşamadan göçüp gittiler bu dünyadan.

Şimdi yalnız düştüğüm kuytuluğumda annemin tatlı yüreğine başımı koymuşum. Kulağımda  nenemin geçen yüzyıldan kalma sessizce mırıldandığı bir ağıt var…

 

 

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

pirha.net © 2018