CANLI YAYIN

Balkan Alevi-Bektaşileri hakkında bilmediklerimiz/Dizi yazı-2-VİDEO

Balkan Alevi-Bektaşileri hakkında bilmediklerimiz

Ayhan Aydın anlatıyor

Dizi yazı: 2

Balkan Alevi-Bektaşilerine ilişkin Araştırmacı Yazar Ayhan Aydın ile yaptığımız röportajın bu ikinci bölümünde Balkanlara göçün nedenleri, Şeyh Bedreddin ile kesişen yollar, Sarı Saltuk’un mekanları, Seyid Ali Sultan dergahı, Kaygusuz Abdal Dergahı neden Mısır’da, Balkanlarda Ocakların izleri, Bulgaristan ve Yunanistan’da musahiplik kurumu neden önemli, Makedonya’da bulunan Harabati Baba Dergahı neden IŞİD zihniyeti tehdidi altında ve Balkanlardaki ibadetin mevsimsel döngü ile ilişkisi gibi daha bir çok konuyu konuştuk.

 BALKANLARA GÖÇ ETMELERİNİN BİRÇOK NEDENİ VAR

Peki, deminden beri Balkanlardaki Alevileri dile getirdiğinizde örneğin Sarı Saltuklardır, Seyid Ali Sultandır ve diğer ocaklara ilişkin tarihi aşağı yukarı 1200’lerden başlattınız. Bunların daha önceki varlıkları da bu bölgede midir? Yoksa Anadolu ve Mezopotamya’dan bir geçiş var mı oralara? Bu tarihsel süreç hakkında bir bilginiz var mı? 

Aydın: Tabii var. Önemli oranda Anadolu kaynaklıdır. Birçok göç nedeni var. Bunlardan en önemlileri Osmanlının kolonize etme çalışmalarıdır. Yani yer yurt edinme çalışmalarıdır.

GÖNÜLLÜ GÖÇ

Osmanlı bir devletten imparatorluğa geçerken coğrafyasını, dolayısıyla topraklarını genişletme ülküsünü kendisine rehber edinmişti. Dolayısıyla Anadolu coğrafyasında bazen gönüllü göç etmiştir. Yani burada daralmıştır, coğrafya kendisine yetmemiştir. Geçim darlığı içindedir. Buradaki obaları onların da rızasını alarak Balkanlara taşımıştır. Bu büyük bir süreç olarak yüzyıllar boyunca devam etmiştir.

ZORAKİ GÖÇ: TÜRKLEŞTİRME-İSLAMLAŞTIRMA

İkincisi de zoraki; bu da daralma, savaşlar, Osmanlının politikaları nedeniyle eğer burada yeniden bir şey yapma isteği var ise buradan bazı toplulukları zoraki olarak götürüp yerleştirmiştir. Niye? Oralar boş kalmasın. Yani Türkleştirme, İslamlaştırma, oraları “Şenlendirme” deniyor buna tarihte. Niye? İnsan yerleştiriyor. Dağlar taşlar boş. Doğudan-Mezopotamya’dan sürekli göçler geliyor Anadolu’ya. Burada bir yığılma oluyor, sıkışıyor. O zaman da Osmanlı diyor ‘hem yerleştirelim oralar boş kalmasın, yerleşik yaşama geçmiş olsunlar’ hem devletin kendi mantığı vergi alacak, insanlaştıracak ilerde de askerlerine bir üs olacak.

AYAKLANMALAR, SÜRGÜN VE GÖÇ

Üçüncü önemli neden de ayaklanmalar. Yani Osmanlı hep ayaklanmalarla geçen bir tarihe sahip, çünkü Ayanlar, eşkıyalar ve Kızılbaş halk hareketleri, Osmanlı’nın baskısından dolayı ayaklananlar. Bütün bu ayaklananların bir kısmını da sürgün olarak Balkanlara gönderiyor. Daha birçok ayaklanmada rol oynadığına inandıkları toplulukları oba halinde yani bir, iki, üç kişi değil. Bir köyü olduğu gibi alıyor onu kaldırıyor ‘seni sürgün ettim’ diyor. İşte bu üç nedenden dolayı Balkanlar sürekli yani 1600’lü yıllara kadar Anadolu’dan göç alan bir coğrafya.

TERSİNE GÖÇTE BALABAN ÖRNEĞİ

Ama tersine göç de var. Balabanlar gibi. Balabanlar önemli bir aşiret. Balabanlar Balkanlardan Anadolu’ya farklı yörelere kona kona göçerek gelmişler. Örneğin Erzincan’da yoğun bir Balaban nüfusu vardır. Birçok Balaban ismine rastlarsınız. Geniş bir yapıdır.

ŞEYH BEDREDDİN’İN MÜHRÜNÜ TAŞIYAN BELGENİN ÖNEMİ

Yunanistan Seyit Ali Sultan Dergahı’nın çevresindeki Türkler, tamda Alevi Bektaşiliği iç içe yaşayan ocak, dergah bütünlüğünü gösteren bir inanç öğretiye sahipler.

Nasıl? Seyit Ali Sultan bir seyit bir ocak zade. Üstün başarılar gösterdiği için kendisine geniş vakıf arazileri veriliyor. Hatta elden Şeyh Bedreddin’in 1402 yılında oranın vergiden muaf olduğuna dair vermiş olduğu belge elimizde. Seyit Ali Sultan Dergahı Vakfı, Şeyh Bedreddin o zaman ayaklanmamıştı, kaz askerdi. Dolayısıyla Şeyh Bedreddin’in kendi mührünü bastığı bir belge var. Arşivlerden çıkan ve tarihi önemi çok büyük olan bir belge var 1400’lü yıllardan kalma. Bu belgeyle 24 tane köy Seyit Ali Sultan (Kızıldeli Sultan) Ocağına vakfediliyor.

Ne için vakfediliyor? İşte oralar şenlensin. Yine Osmanlının bir planı var elbette. Diğer açıdan o dağların başında yerleşim yerleri kuruluyor ve kendilerini güvende hissediyorlar.

Niye güvende hissediyorlar? Osmanlı toprak vermiş, sen onu ekip biçeceksin ve bide vergiden muaf olacaksın.

ŞEYH BEDREDDİN’İN İMZASIYLA VERGİDEN MUAF ALEVİLER”

Bu vergiden muafiyet de Şeyh Bedreddin’in imzasıyla yapılıyor öyle mi?

Ayhan Aydın: Evet o çok tarihi bir olaydır gerçekten. O tarihi belgeyi rahmetli Ahmet Hazerfen çıkardı. Şimdi burada da önemli bir varlık gösteriyorlar. Seyit Ali Sultan Dergahı 1354 yılından bu yana yani 650 yıldır yer yüzünde çerağların yandığı hiçbir zaman kapanmadığı tek dergahtır. Aynı zamanda bir dönem Hacı Bektaş Dergahı’nda oyunlar oynanırken 1550’li yıllarda Seyit Ali Sultan Dergahı’da bir rol üstlenmiş, bir hüccet veren ana merkez konumuna gelmiştir. Dünyada zaman zaman rakamları değişiyor. Dört tane, Yedi tane büyük ana dergah vardır denilir. Bunlardan her zaman birisi Seyit Ali Sultan olmuştur.

Tabi ki Pir Evi dediğimiz, Serçeşme, hepimizin başı Alevi Bektaşi Kızılbaş toplulukların Hacı Bektaş. Hacı Bektaş Dergahı merkezde, bütün Bektaşiliğin, Aleviliğin ana merkezinde. Dolayısıyla Balkanlarında ana merkezinde. Babagan Bektaşiliği olsun, Anadolu sürekleri olsun, Kızılbaş toplulukları olsun.

 “SEYİD ALİ SULTAN DERGAHI HİÇ KAPANMAYAN MEKANLARDAN BİRİDİR”

Bunu Ocaklar için de düşünüyor musunuz?

Ayhan Aydın: Ocaklar en azından gönüllü olarak. O ayrı bir konuyu açar. Çünkü Baba Mansur, Kureyşan, Ağuçan Ocağı bunlar çok büyük ocaklardır. Bir de Erdebil ocağına gitmemiz lazım. Konuyu da oraya götürmeden yerinde tutalım.

Burada da Seyit Ali Sultan, Şah Kulu Sultan ve Kerbela Dergah’ı. Her zaman Seyit Ali Sultan önemini korumuştur. Çok ilginç bir detay vereyim, burada Hacı Bektaş Dergahı kapatılıp müze haline getirilirken, Yunan iç savaşında bile büyük baskılara rağmen kapatılmıyor. Yerli halktan derlediğimiz bilgilere göre Gerillalar ile Yunan kuvvetlerinin çatışma alanında olduğu zamanlarda bu mekan hastane, revir olarak görev üstlenmiş olsa bile insanlar gidip gece yarısı dergah açık olduğu için niyaz edip, kurbanlarını kesiyorlardı. Yunan iç savaşında. Onun dışında da hiç kapanmamıştır. Bugün Seyit Ali Sultan Dergah’ı açıktır. Yani dergah olarak hizmet veriyor. Bu çok olağanüstü bir durum. O sebeple bütün dünyadaki Alevi Bektaşi topluluklarının ana ziyaret mekanlarından birisidir, önemini tarihler boyunca korumuştur ve korumaktadır.

“ARNAVUT BEKTAŞİLER VAR”

Arnavutluk çok önemli. Arnavut Bektaşileri var tabi Türk Bektaşiler de var. Arnavutluk’ta çok ağırlıklı olarak Arnavut Bektaşiler bunu uzun zamanlar boyu sürdürmüşlerdir. Bugünde Arnavutluk’ta Bektaşilik vardır.

CUMHURİYETİN YARATTIĞI HAYAL KIRIKLIĞI

25 Kasım 1925 Tekke ve Zaviyeler kapatıldı. Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasıyla beraber Hacı Bektaşi Dergahı da bir tekke hüviyetinde olduğu için kapatıldı. Dolayısıyla burada Bektaşiler arasında bir hayal kırıklığı oldu ve hayal kırıklığından dolayı ‘biz bu haklarımızı tekrar alamayacak mıyız?’ ‘Çünkü biz Ulusal kurtuluş savaşını destekledik. Her zaman Atatürk’ün yanında olduk, devletin yanında olduk. Beş yüz yıldır Bektaşiler olarak Osmanlı’da kabul gördük dolayısıyla dergah ve tekkelerimiz vergiden muaftı. Biz topluma hizmet eden, kendi inançlarını yerine getiren insanlardık’ dendi. Fakat bu beklentiler boşa çıktı.

“KAYGUSUZ ABDAL’IN KABRİ MISIR KAHİRE’DEDİR”

En son Dede-Baba burada aradığını bulamayınca kendisi Mısır’a Kahire yakınlarında ki Kaygusuz Abdal Dergahı’na gitti. 1950 yılına kadar-bu çok az bilinen bir bilgidir- Kaygusuz Abdal çok önemli bir Alevi Bektaşi düşünürü ve ozanıdır. Antalya Elmalı Tekke Köyü’nde Abdal Musa ile anılır. Kaygusuz Abdal’ın kabri işte Mısır Kahire’dedir. Oraya büyük bir Bektaşi tekkesi kurulmuştur.

“MOSTAR’DA SARI SALTUK’UN ZİYARETİ VAR”

1950 yılına kadar Mısır’da Bektaşilik canlıydı, yaşıyordu. Dolayısıyla Dede-Baba oraya gidiyor, burada aradığını bulamayınca hayal kırıklığına uğrayarak 1926’dan sonra Arnavutluk’a gidiyor. Arnavutluk’ta bütün Balkanlar’da zaten Bektaşilik canlı bir şekilde yaşıyor. Arnavutluk’ta yeniden bir şekle bürünerek, daha canlı bir şekilde Bektaşilik yaşamaya başlıyor. Şimdi Arnavutluk’ta birçok tekke var, Kosova’da, Bosna Hersek’de var. En ünlü Sarı Saltuk makamlarından Bilabay-Mostar’da Sarı Saltuk’un ziyareti vardır. Olağanüstü bir coğrafyada dağın altından Buna ya da Bana isimli Nehrin doğmuş olduğu yalçın dağların, kayaların içerisinde görsel olarak insanı derinden etkileyen bir yerde Sarı Saltuk’un makamı vardır. İşte burada da yoğun olarak Bektaşi varlığı vardı ve devam ediyor.

“YUNANİSTAN VE BULGARİSTAN’DA OCAK SİSTEMİNE YAKIN BİR SİSTEM VAR”

Yunanistan ve Bulgaristan’da daha çok Anadolu Aleviliğinin ocak sitemine yakın bir sistem var. Neye dayanarak bunu söylüyorsun derseniz. Bir kere musahiplik kurumu var ve çok önemli. Anadolu Aleviliğinin Kızılbaş halk topluluklarında Aleviliğin olmazsa olmazlarından biri musahiplik.

“KÜRT ALEVİLER BASKIN KÜLTÜRLER İÇİNDE ERİDİ”

Balkan Aleviliğini anlatırken yani ‘Türk Aleviler var, Arnavut Aleviler var, Boşnak Aleviler var’ dediniz. Türkiye’de Ocak sistemi daha çok Kürt Kızılbaş Alevileri üzerinden yürüyor. Bağlantıları nedir? Kürt olup da sonradan asimile edilmiş olabilirler mi? Bu konuda elinizde bilgiler var mı?

Ayhan Aydın: Yani yüzde yüz, giden kalan Kürt Aleviler var. Ama bir varlık olarak Türkçe ve Arnavutça hakim olduğu için zaman içerisinde azalmış olabilir. Yani bu baskın kültür içerisinde. Nasıl ki Türk kültürü Sılavlar içerisinde erimeye yüz tutmuşsa birçok yerde. Oradaki Alevi toplulukları içerisinde de Türkçe baskın olduysa Kürtçe altta kalmış olabilir. Fakat kesinlikle var. Ama ocak olarak şurada yaşıyor diyemiyoruz. Yüzde yüz bu yapıların içine girmiş hemhal olmuş. Bunu söyleyebiliriz. Bu bir araştırma konusu.

“SARI SALTUK’UN DERSİM’DEKİ İLE BAĞI TARTIŞMA KONUSU”

Bildiğiniz gibi Dersim’de de Sarı Saltuk Ocağı var. Balkanlardaki Sarı Saltuk ile bir ilişkisi var mı? Bu konuda bilgileriniz nelerdir?  

Ayhan Aydın: Bu tarihçilerin çok tartıştığı bir konu. ‘Aynı Sarı Saltuk mu? Onun kolu mu? Evlatlarından mı? Aynı soydan mı? Aynı tarihler de mi yaşamış?’ diye. Bu çok net olarak ortaya konulamayan bir şey. Çünkü Anadolu’da Dersim Hozat’taki Sarı Saltuk ocak zade sistemini merkeze oturttuğumuz bir yapı. Sarı Saltuk ocağı Anadolu ocakları içinde çok önemli bir isim. Fakat Sarı Saltuk’la ilgili Balkanlar’da bir ocakzadelik sistemi yok. Çünkü Sarı Saltuk her şeyiyle bir mücerret. Yani evlenmemiş, soyu yok. Soydan gelen hiçbir karine yok. Bu yolu süren bir derviş. Ama aynı isimle birçok yörede makamları var. Mesela Karaca Ahmet’in, Seyit Ali Sultan’ın, Sarı Saltuk’un Anadolu’da ve Balkanlar’da birçok yörede hem türbesi hem makamı var.

“BULGARİSTAN VE YUNANİSTAN’DAKİ MUSAHİPLİK ÖNEMLİ”

Musahiplik var. Çok önemli bir sistem. Bulgaristan ve Yunanistan’daki Alevi topluluklarının çok önem verdiği bir şey. Buna biz doğu balkanlar dersek batı balkanlarda Arnavutluk merkezli Kosova, Bosna Hersek’deki, Makedonya’daki sistem de ise musahiplik yok. Bunlar Babagan Bektaşi kolunun süreklerini, erkanlarını sürdürüyorlar.

BALIM SULTAN İLE BABAGAN BEKTAŞİ KOLU İLİŞKİSİ

Pir Balım Sultan’da 1516 yılında hakka yürüyen Bektaşiliğin Babagan kolunu örgütleyen, onu yazılı kurallar sistemi haline getiren bir öncü. Dolayısıyla onun kurmuş olduğu sistem bugün Bektaşiliğin ana omurgası olan Babagan Bektaşi kolunda hiç değiştirilmemek üzere uygulanmaktadır.

“MAKEDONYA’DAKİ HARABATİ BABA DERGAHI ÖNEMLİ BİR MERKEZ”

Makedonya’dan bahsetmemiz gerekiyor. Makedonya Bektaşiliğin önemli merkezlerinden birisi ve birçok Bektaşi tekkesi var. Bektaşi yerleşim yeri var. Beş yüz yıllık Harabati Baba (Sersem Ali Dede Baba) Dergahı bugün de üzerinde durulan, konuşulan ana merkez konumunda. Balkanlarda en iyi korunmuş Bektaşi tekkesidir. Tarihsel olarak, tekke olarak, Babagan Bektaşi kolunun en önemli tekkesidir. Burada farklı dönemlerde kapanmalar, baskılar olmuş olsa bile yine de Bektaşiler buraya sahip çıkarak burayı yaşatma gayreti veriyorlar.

Makedonya’da Kanatlar Köyü en büyük Türkmen Köyü. Hala bu geleneği yaşatıyor. Anadolu’daki bir köyü alın gözünüzün önüne koyun; böyle elma yanaklı insanlar, esmer, dağların rüzgarının kavurduğu insanlar, tütünse tütün yapıyor, hayvancılıksa hayvancılık yapıyor. Sokaklarını düşün Anadolu’daki bir köyün.

“21 MART SULTAN NEVRUZ BAYRAMI EN ÖNEMLİ BAYRAMDIR”

Nasıl ki Anadolu Aleviliğinde Kızılbaş topluluklarında Bektaşiliğinde geleneksel bazı takvimler vardır. İnanç uygulamaları yönünde. Bunlar olmazsa olmazdır ve devam eder. Balkanlar’da da bu devam eder.

21 Mart Sultan Nevruz hem Alevi hem Bektaşi toplulukları tarafından en önemli bayram olarak kabul edilmektedir. Yani doğanın uyanması Türk, Kürt hangi uluslardan olursa olsun, nasıl ki büyük bir coşkuyla karşılanıyorsa Balkanlar’daki Bektaşi toplulukları içerisinde bunun bir bayram olarak kutlandığını çok rahat bir şekilde söyleyebiliriz.

Hazırlıklar şöyledir. Günler öncesinden Sultan Nevruz’un bir bayram olarak bir algısı geliyor. Bayramlaşmak diye bir şey vardır. Ziyaretler olacak, mezarlıklara gidilecek, misafirler gelecek, kucaklaşmalar olacak. Yemekler yapılacak, kurbanlar kesilecek. Bütün dinlerin bayramları var.

“NEVRUZ’U ANADOLU ALEVİLERİNDEN DAHA COŞKULU KUTLUYORLAR”

Bektaşilerde 21 Mart bayram. Anadolu Alevi topluluklarında Sultan Nevruz Hz. Ali’nin doğumudur, bahardır, şudur budur. Eyvallah. Ben de Kızılbaşım, ben de Gümüşhane Şiran Yeniköylüyüm. Ben de Aleviyim ve o geleneğin içindeyim. Bunu özellikle söylememin nedeni şu: Zenginliğimizi görmüyoruz. Balkanlara gittim fikirlerim değişti. Niye? Mesela 21 Mart’ı bizim Anadolu Alevilerinden çok daha fazla önemle kutluyorlar. Bir bayram gibi. Yemekler yapılıyor, evler temizleniyor, mezarlıklar ziyaret ediliyor. İbadet edilip, kurban kesiliyor. Muhabbet meydanları açılıyor. Bu coşkuyu bizim 21 Martlarda görmedim. Bu coşkuyu bizim buradaki Alevilerin 21 Martlarında ben görmüyorum. Gerçek bir bayramı orada gördüm.

“ORADAKİ SÜNNİ TARİKATLAR DA MATEM TUTUYOR”

Matem-Muharrem; en üzüntülü günlerimiz. Alevi Kızılbaş Bektaşi toplulukları olarak. Muharrem, orada da muharrem matemdir, yastır. Muharrem orucu tutulur. Dolayısıyla bütün Alevi- Bektaşi toplulukları üç gün tutar, beş gün tutar, 12 gün tutar, 15 gün tutar, ama tutar. Bilir, ‘matemdeyiz’ der.

Bu çok bilinmez ama oradaki Sünni tarikatlarda matem tutuyor. Balkanlarda bir hoşgörü ve güzellik var. Türkiye’de bazen yobazlık öne çıkarak bazı şeyleri gölgeliyor.

“İBADET MEVSİMSEL DÖNGÜYLE İLİŞKİLİDİR”

Genel olarak Alevi-Bektaşi topluluklarının ibadet zamanlaması bir gün dönümü, mevsimsel döngüyle ilgilidir. Gerçekten sonbaharda başlar ibadetler. 21 Mart Nevruz’a kadar sürer. O önemli bir noktadır. 21 Mart Nevruz’da doğanın uyanışıyla, bahar bayramıyla beraber aynı zamanda insanlar doğada çalıştıkları için emek ve yaşam doğada olduğu için o bir döngüdür.

Ve dolayısıyla mesela harman tavuğu denilir. Harmanlar kalktığı zaman Bulgaristan’da tavuk bile olsa kurban edilecek, muhabbetlere başlanacak. Çünkü artık cem cemaat açılıyor.

“12 GÜN ORUÇ TUTTUKTAN SONRA MUHAKKAK KURBAN KESİLİR”

Yunanistan Kasım kurbanı. Mürsel Bali kurbanı. Artık kış geldi kapıya dayandı. Cemler başlasın.

Babagan Bektaşi kolunda muharrem ayı bir ay. Bektaşiler 12 gün oruç tutuktan sonra muhakkak bir kurban kesiliyor. Bizim Anadolu Alevilerinde de var. İmam Zeynel Abidin kurtuldu. Kerbela’da zalimlerin elinden kurtulduk. Yeni bir doğuş diye kurban kesenler var. Çok yaygın değil. Ama Balkanlarda kessin kurban kesiliyor. Sonrasında ise Muharrem ayı boyunca yeni yola giren insanların görgüleri yapılıyor. İnsanlar yola giriyor.

“HER PERŞEMBE AKŞAMI MUTLAKA ÇERAĞ YAKILIR”

İster cem yapılsın ister yapılmasın, ister yaz olsun, ister kış olsun, ister fırtına kopsun hiç önemli değil Alevi-Bektaşiler bir Dede-Baba ve Ana Sultan, onlara kimse gelsin gelmesin, ikisi beraber gider yaz kış, on iki ay, her Perşembe akşamı çerağını yakar, duasını eder.

Bütün Balkanlar’da inanç önderleri kendi evinde, dergahta, nerde olursa olsun mutlaka Perşembe akşamları çerağını yakar. Çerağı uyandırmadığı anda büyük bir suç işledi gibi bir durum olur. Balkanlar’da Alevi- Bektaşi inancı canlı yaşıyor.

“HIZIR KÜLTÜ ORADA DAHA ZAYIF”

Hızır inancının yeri nedir? Hızır orucu tutuluyor mu? Hızır inancı Anadolu’daki, Mezopotamya’daki gibi kendisini orada nasıl ifade ediyor?

Ayhan Aydın: Hızır orada da biliniyor. Ama bizim burada oruç tutulması, ibadet edilmesi gibi yok. Mesela Nevruz orada baskın dedim, Hızır ise orada daha zayıf. Yaygın bir şekilde Hızır kültü yok. Mesela bizim Gümüşhane Şiran’da da yok. Yani Anadolu’nun her yerinde bu olmayabiliyor. Balkanlar’ın genelinde de Hızır zorda kalanların yardımcısı olarak biliniyor Hızır’ın bilinmediği bir coğrafya yok. Ama Hızır ile ilgili özel bir cem özel bir ayin yok.

Hıdırellez önemli. Hıdırellez inançsal boyuttan çok sosyal, kültürel bir konu. Olağanüstü şeyler oluyor.

HIZIR ORADA HIDIR OLABİLİR Mİ?

Bizim inancımızda Hıdır, Hızır’dır da aynı zamanda. Buradaki Hızır Balkanlar’da Hıdır olarak yansımasını bulmuş olmasın?

Aydın: Olabilir. Ama inançsal boyuttan çok doğanın canlanmasıyla beraber insanlar onu eğlenceye, zevke ve neşeye dönüştürmüşler. Tabi geri planda o da var; ‘Hızır geldi yetişti. Bahar geldi yetişti, dar günler bitti.’ Ama inançsal motif daha az. (DEVAM EDECEK)

Semra ACAR/Turabi KİŞİN

İlgili Haberler:

Balkan Alevi-Bektaşileri hakkında bilmediklerimiz -1

(Fotoğraflar: Ayhan Aydın)

Bulgaristan-Alevlerinde-cem..-cerag-duasi..jpg

Bulgaristan_Cem_cerag-duasi

Bulgaristan_Cem_cerag-duasi.jpg

Demir-baba-turbesi_Razgrad-Bulgaristan.jpg

Demir-baba-turbesi_Razgrad-Bulgaristan.jpg   

gul-baba-turbesi-Budapeste.jpg

Huseyin-baba-turbesi_Adakoy_Razgrad.jpg

Huseyin-baba-turbesi_Adakoy_Razgrad.jpg  

Tahti-Muhammediye-Kirk-Cerag-Harabati-Baba-Tekkesi-Tetova-Makedonya.jpg

Son-dedebaba-Resat-Bardi-Arnavutluk-Tiran.jpg

Seyyid-Ali-Sultan-Kizildeli-Turbesi.-Yunanistan.jpg

Huseyin-baba-turbesi_Adakoy_Razgrad.jpg

Huseyin-baba-turbesi_Adakoy_Razgrad.jpg

 

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

pirha.net © 2018