CANLI YAYIN
Video bulunamadı...
Ana Sayfa GÜNDEM - MANŞETLER, KADIN, TÜM HABERLER, VİDEOLAR 3.02.2018 172 Görüntüleme

‘Bu acı kutsal; utanç onların acı bizim olsun’- VİDEO

PİRHA- Ayşenur Şimşek’in ilk gözaltına alınmasının sebebi ‘savaşa hayır’ pankartı taşımaktı. 23 yıl önce gözaltından kaybedilen kızının adalet ve barış  mücadelesini sürdüren anne Şerife Şimşek, “Elbette bugünler tarihin sayfalarına geçtiğinde sizler Bedreddin’den bu yana en onurlu yerde olacaksınız” dedi. 

HABERİN VİDEOSU

Cumartesi Anneleri eylemlerinin 671. haftasında 23 yıl önce kaybedilen Eczacı ve Ankara Sağlık-Sen kurucusu Ayşenur Şimşek’i andı faillerin yargılanmasını istedi. 671. buluşmada Cumartesi Anneleri, barış talebinde ısrarcı olacaklarının altını çizdi.

Eylemde açılan “Failler belli kayıplar nerede?” pankartının üzerine kayıpların resimleri ve kırmızı karanfiller konuldu.

“SUÇLULARI KORUMA ZIRHINDAN ÇIKARIN”

İlk sözü alan Hasan Ocak’ın ağabeyi Ali Ocak, 23 yıldır bu meydanda devletin insanlık suçuna karşı çığlık çığlığa adaleti aradıklarını söyledi. Ocak, “Devlette süreklilik esastır. Katillerle ortaklığı da esastır. Bugün de Şerife Anneni adalet çığlığına çığlığımızı katıyoruz. Suçluları koruma zırhından çıkarın” dedi.

Ayşenur Şimşek’in kardeşi Ercan Şimşek, Ayşenur’un ilk gözaltına alınmasının sebebinin elinde ‘savaşa hayır’ pankartı taşımak olduğunu hatırlattı. Şimşek, “Savaşın bir an önce bitirilmesinin terör suçu olduğu bu dönemde Ayşenur’un eylemi o dönemde daha anlamlı oluyor” dedi.

“UTANÇ ONLARIN ACI BİZİM OLSUN”

Şimşek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu acı kutsal bir acıdır. Eğer bugün zalimler tüm güçlerine rağmen elinde silah olmayanlarda korkuyorsa bu közün sonucudur. Onların düşüncesi bizim onurumuzdur. Onları kalleşçe kaybedenlerden hesap sorulacak. Hukuku elinde silah olarak kullananlar. Utanç onların acı bizim korku onların olsun.”

Sağlık sorunları nedeniyle toplantıya katılamayan Ayşenur’un annesi Şerife Şimşek ise mektup gönderdi. Mektubunu Ayşenur’un ablası Fatma Şimşek okudu.

“SENDEN SONRASI OLMADI HİÇ”

Şerife annenin mektubundan satır başları şöyle:
“Nereden başlamalı nasıl anlatmalı bilemiyorum, yokluğunun ardından geçen zamanın ağır yükünü. Senden sonra diye başlayan bir cümle kuramıyorum, senden sonrası olmadı ki hiç. Sen hep yanımdasın, benimlesin. Ben seni kanımdan, canımdan doğurdum. Nereye baksam kalbinin güzelliğinin yansıdığı yüzün aklımda.
23 yıl oldu katillerin seni aramızdan alması. Hep anlatırdın dünyanın adaletsizliğini, insanların hak ettiği biçimde yaşamadığını, kızardım sana ama içimden de haklı olduğunu bilirdim, başına bir şey gelsin istemezdim.
“UMUDUN UMUDUM, DİRENCİN DİRENCİM”
Her anne gibi korumak isterdim seni kızım ama koruyamadım.
Ülkemizde çok şey değişmedi. Karanlık biraz daha koyulaştı sadece. Yine senin gibi sadece insanların mutluluğu için yüreklerini kavgaya atanları öldürmekle kalmayıp zulmün hükümdarlığına güvenerek herkesi öldürmek istiyorlar. Korku bir gölge gibi hep onları takip ediyor.
Elbette bugünler tarihin sayfalarına geçtiğinde sizler Bedreddin’den bu yana en onurlu yerde olacaksınız. Gelecekte yaşayanlar onların daha özgür, daha eşit ve daha güzel bir dünyada yaşamaları için feda ettiğiniz hayatınızı saygıyla okuyacaklardır.
Kızım umudun umudum, direncin direncim olsun.”

“SAVAŞ POLİTİKALARINI ELEŞTİRMEK HAKTIR”

Bu haftaki açıklamayı Cumartesi İnsanlarından Yeter İşler yaptı. İşler, Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyelerinin gözaltına alınmalarına değinerek, “Böylesi bir süreçte biz de bir sağlık çalışanı için adalet istiyoruz. Savaş karşıtlarına yöneltilen soruşturmalar, gözaltılar ve tutuklamalar üzerine bir kez daha hatırlatıyoruz: Türkiye’de yürürlükte olan hukuk, anayasa ve Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmeler açısından ‘barış talebi’ haktır. Yine Türkiye’nin de taraf olduğu Kişisel ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’ de ‘Savaş propagandası ve düşmanlığı savunma yasağı’ vardır. Kısacası, hukuki açıdan suç olan savaş karşıtı olmak değil, savaş propagandası yapmaktır” dedi. Hükümetin savaş politikalarını eleştirmek, karar vericileri savaşın yıkıcı etkilerine karşı uyarmak ve sorunları demokratik yöntemlerle çözmeye çağırmanın tüm yurttaşların hakkı olduğunu ifade eden,,, herkesin hükümete karşı politik eleştiri yapma özgürlüğü ve siyasal yaşama aktif olarak katılma hakkını engellemenin suç olduğunu belirtti.

“79 GÜN SONRA AYŞENUR’A ULAŞILDI”

27 yaşındaki Ayşenur Şimşek’in 1990’da Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun olduktan sonra eczacı olarak çalışmaya başladığını aktaran İşler, “1991 yılından itibaren de sağlık emekçilerinin örgütlenmesi çalışmalarının içinde yer aldı ve Sağlık Sen Ankara Şubesi Kurucu Başkanı oldu” diye konuştu. Şimşek’in bu çalışmaları sırasında iki kez gözaltına alınıp uzun süre ağır işkence gördüğünü dile getiren İşler, ailesini defalarca telefonla arayan kişilerin “Bu işleri bırakmazsa sonu kötü olur” diyerek tehditlerde bulunduklarını söyledi. İşler,1993’ün Ekim ayında hakkında bir yakalama kararı çıkartılan Ayşenur Şimşek’in polis tarafından arandığı için ailesinin evine gidemediğini ancak haberleşmelerinin 24 Ocak 1995’e kadar düzenli olarak devam ettiğini kaydetti. Bu tarihten sonra Ayşenur Şimşek’ten haber alınamadığını aktaran İşler, “Bunun üzerine emniyete, savcılığa ve İçişleri Bakanlığına başvuran aileye ‘Gözaltına alınmamıştır’ denildi. Tüm yasal girişimleri sonuçsuz kalan aile, 21 Mart 1995 tarihinde yaptıkları basın açıklaması ile arama kampanyası başlattı. Kampanya devam ederken bir gazetede yayımlanan haber üzerine savcılığa başvuran ailesi 79 gün sonra Ayşenur’un izine ulaştı” ifadelerini kullandı.

“KİMSESİZLER MEZARLIĞINA DEFNEDİLDİ”

Şimşek’in otopsi raporuna göre 28 Ocak 1995’da öldürülen Ayşenur Şimşek’in bedeninde işkence izlerinin olduğunu belirten İşler, “Kafasından ve göğsünden ateşli silahla yakın mesafeden vurulan Ayşenur Şimşek 29 Ocak 1995’te Kırıkkale yolunda bulunmuştu. Ailesi devletin tüm kurumlarına başvurmasına rağmen, Ayşenur’un cansız bedeni üç hafta boyunca morgda bekletildikten sonra ‘kimliği meçhul kişi’ olarak Kırıkkale kimsesizler mezarlığına defnedilmişti” dedi.

“23 YILLIK CEZASIZLIK SON BULMALI”

Ayşegül Şimşek’in dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ve Ankara Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar’ın emrindeki Terörle Mücadele Şubesi ekipleri tarafından gözaltına alınıp, işkence görüp kaybedildiğini savunan İşler, ”Tansu Çilleri’in Başbakan, Nahit Menteşe’nin İçişleri Bakanı olduğu 50’nci hükümet, ailenin başvurularına rağmen Ayşenur Şimşek’in gözaltında kaybedilmesini engelleme yükümlülüğünü yerine getirmedi. Ayşenur Şimşek dosyasındaki 23 yıllık cezasızlık son bulmalıdır. Ayşenur Şimşek’in kaybedilmesinde sorumluluğu olan, kaybedilmesini engelleme yükümlülüğünü yerine getirmeyen herkes yargılanmalıdır” şeklinde konuştu. (HABER MERKEZİ)

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

pirha.net © 2018