CANLI YAYIN
Ana Sayfa GÜNDEM - MANŞETLER, TÜM HABERLER, VİDEO 10.12.2018 188 Görüntüleme

‘Büyük bir insanlık kriziyle karşı karşıyayız’-VİDEO

PİRHA- Türkiye’de her geçen gün insan hakları ihlalleri artarak devam ediyor. Hak ihlallerinin giderilmesi yerine bu ihlaller yasallaştırılıyor. OHAL’in yasal hale getirilmesi de bunun en bariz örneklerinden. Tüm bunlara rağmen insan hakları savunucularının mücadeleleri ise sürüyor. 10-17 Aralık İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası dolayısıyla İstanbul Sultanahmet Meydanı’nda bir araya gelen insan hakları savunucuları hak ihlallerine karşı mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı. 

2. Dünya Savaşı’nın neden olduğu ağır yıkım ve tahribatının ardından benzeri acıların bir daha asla yaşanmadığı ve barışın egemen olduğu bir uluslararası düzen kurmak amacıyla 26 Haziran 1945 tarihinde Birleşmiş Milletler Kuruluş Antlaşması’nın imzalanmasının ardından BM bünyesinde kurulan ‘İnsan Hakları Komisyonu’, bir Giriş ve 30 maddeden oluşan İnsan hakları Evrensel Beyannamesi’ni hazırlamış, beyanname 10 Aralık 1948 günü Paris’te toplanan BM Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir. 4 Aralık 1950 tarihinde ise BM Genel Kurulu, 10 Aralık’ı insan hakları günü olarak ilan etmiştir.

Bugün Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabul ve ilanının 70. yıl dönümü. 10-17 Aralık İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası dolayısıyla İstanbul Sultanahmet Meydanı’nda bir basın açıklaması düzenleyen insan hakları savunucuları, Türkiye’de her geçen gün hak ihlallerinin arttığına dikkat çekti.

Basın açıklamasına Türkiye İnsan Hakları Vakfı (THİV), İnsan Hakları Derneği (İHD) üyeleri ile Cumartesi İnsanları ve hak savunucuları katıldı. “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 70. yılında insan onuru, eşitlik, adalet, barış ve demokrasi mücadelemiz sürüyor ve sürecek” pankartının açıldığı eylemde “İnsan haklarıyla insandır”, “Sessiz kalma suça ortak olma”, “Aslolan yaşamdır”, “Çocuk hapishaneleri kapatılsın”, “Herkes için insan hakları”, “Tek tip elbise işkencedir”, “Hapishanelerdeki insan hakları ihlallerine son”, “İşkence insanlık suçudur” yazılı dövizler ile İnsan Hakları Beyannamesi taşındı. “İnsan haklarıyla insandır”, “Herkes farklı herkes eşit”, “Susma suça ortak olma”, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek” sloganları atıldı.

“İNSANLIK KRİZİ”

İlk olarak konuşan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 70. yılında insan haklarının araçsallaştırıldığını kaydetti. Evrensel beyannamede yer alan hak ve özgürlüklere dayalı uluslararası bir düzenin hala kurulamadığına vurgu yapan Yoleri, “Bugün tüm dünyada insan haklarına dayalı bir ortak yaşam ideali ekonomik, kültürel, dinsel, etnik vb. her türden ‘savaş’ gerekçesiyle yaşanan küresel çapta olağanüstü hal rejimleriyle büyük bir tehdit altındandır. Aslında karşı karşıya olunan büyük bir insanlık krizidir. Bu krizin hem Türkiye özelinde hem de dünya genelinde tezahürü ise şiddetin her türünün sistematikleşmesi, yaygınlaşması ve hayatın tek gerçeği olarak toplumlara dayatılmasıdır” dedi. Türkiye’de insan hakları ve demokrasi sorununun büyüdüğüne dikkat çeken Yoleri, 2018 yılında Türkiye’de çeşitli hak kategorilerinde gerçekleşen ihlallerle ilgili hazırladıkları raporu kamuoyu ile paylaştı.

Raporda yer alan bazı hak ihlalleri şöyle:  

KALICI HALE GELEN OHAL

Türkiye 2018 yılının yarısını yine OHAL yönetimi altında geçirdi. Bu süreçte, OHAL KHK’larının sadece OHAL dönemi ile sınırlı tutulabileceğine dair hukuk kuralı çiğnenmiş, siyasal iktidara keyfi yönetim imkanı tanınmıştır. Olağanüstü Hal süresince KHK’lara eklenen isim listeleri ile 135.147 kişi kamu görevinden çıkarılmıştır. Bu listelerde ismi olanlar, haklarında herhangi bir yargılama yapılmaksızın, terör suçlarıyla ilişkilendirilmek, masumiyet karinesi de göz ardı edilmiştir. Söz konusu kamu görevlileri kamu hizmetinde istihdam edilme imkanından ömür boyu mahrum bırakılmış ve ‘sivil ölüme’ mahkum edilmişlerdir. Tüm bunlar ihraç edilen kişiler üzerinde travmatik etkilere de yol açmış, KHK’ların yayınlandığı ilk günden bu yana (farklı kamu görevlerinden olmak üzere) toplam 37 intihar vakası bildirilmiştir.

Her ne kadar OHAL uygulaması 18 Temmuz 2018 itibariyle sona ermişse de Olağanüstü Hal’de uygulanagelen önemli uygulamaların en az üç yıl daha yürürlükte kalmasını öngören 25 maddelik 7145 sayılı ‘Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’ 25 Temmuz 2018 tarihinde TBMM’de kabul edilerek OHAL tüm sonuçlarıyla birlikte kalıcı hale getirilmiş oldu.

7145 sayılı kalıcı OHAL kanunu ile pek çok hak ihlal edilmiştir. Bunlar sırasıyla;

1.Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı,
2.Yerleşme ve seyahat özgürlüğü,
3.Masumiyet karinesi,
4.Adil yargılanma hakkı,
5.Eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağı,
6.Düşünce ve kanaat özgürlüğü,
7.İfade özgürlüğü,
8.Örgütlenme özgürlüğü,
9.Özel hayatın ve aile hayatının gizliği ilkesine saygı,
10.Akademik özgürlük ve
11.Çalışma hakkı başta olmak üzere hak ve özgürlüklerin daraltılıp iktidarın yetkilerini sınırsızca genişleten yukarıda yer verilen ve benzeri diğer maddeler ile OHAL kalıcılaştırılmıştır. 

YAŞAM HAKKI

Siyasal iktidarın içeride ve dışarıda şiddeti esas alan politikaları yine 2018 yılında yaşanan yaşam hakkı ihlallerinin başlıca sebebini oluşturmaktadır. Öte yandan yaşam hakkı ihlalleri, sadece devletin güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen ihlaller ile sınırlı değildir. Üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilen fakat devletin, ‘önleme ve koruma’ yükümlülüğünü yerine getirmeyerek neden olduğu ihlalleri de kapsamaktadır.

TİHV Dokümantasyon Merkezinin verilerine göre 2018 yılının ilk 11 ayında;

  • Kolluk güçlerinin yargısız infazı, dur ihtarına uyulmadığı gerekçesiyle veya rastgele ateş açması sonucu 14 kişi yaşamını yitirmiştir.
  • Silahlı çatışmalar nedeniyle 185’i güvenlik gücü (asker, polis, korucu), 311’i militan, 33’ü sivil olmak üzere toplam 529 kişi yaşamını yitirmiştir. Bu dönemde 323’ü asker, polis ve korucu, 111’si sivil olmak üzere toplam 434 kişi ise yaralanmıştır.
  • Güvenlik güçlerine ait zırhlı araçların çarpması sonucu 7 kişi yaşamını yitirmiş, 31 kişi de yaralanmıştır.
  • Mayın ve sahipsiz bomba vb. patlaması sonucu 2 kişi yaşamını yitirmiş 22 kişi de yaralanmıştır.
  • Cezaevlerinde en az 10, gözaltı yerlerinde ise biri trans kadın olmak üzere en az 5 kişi şüpheli bir şekilde yaşamını yitirmiştir.
  • Zorunlu askerlik yaparken en az 6 kişi şüpheli bir şekilde yaşamını yitirmiştir.
  • İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclis’inin verilerine göre iş kazaları/cinayetleri sonucu en az 1797 işçi yaşamını yitirmiştir.
  • 2018 yılının ilk 10 ayında ise en az 340 kadın erkek şiddeti nedeniyle yaşamını yitirmiştir.

 İŞKENCE VE DİĞER KÖTÜ MUAMELE

Resmi gözaltı merkezlerinde, resmi olmayan gözaltı yerlerinde, sokakta, cezaevlerinde hemen her yerde işkence uygulamaları, yanı sıra toplantı ve gösterilerde güvenlik güçlerinin ‘işkence’ düzeyine ulaşan ‘aşırı ve orantısız güç kullanarak müdahalesi’ yaygınlaşmıştır. Ayrıca, toplumun farklı kesimlerinde iktidarın kontrolünü ve baskısını arttırmak, dehşet ve korku yaymak amacı ile işkencenin ve diğer kötü muamele biçimlerinin uygulandığına tanık olunmaktadır.

  • Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na (TİHV) 2018 yılının ilk 11 ayında işkence ve diğer kötü muameleye maruz kaldığı iddiasıyla toplam 538 kişi başvurmuştur. Başvuranların 280’i aynı yıl içinde işkence ve kötü muamele gördüklerini belirtmişlerdir.
  • İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) verilerine göre ise 2018 yılının ilk 11 ayında 284’ü gözaltında kaba dayak ve diğer yöntemlerle, 175’i gözaltı yerleri dışında ve 2260’ı güvenlik güçlerince müdahale edilen toplantı ve gösterilerde olmak üzere toplam 2719 kişi işkence ve diğer kötü muamele ile karşılaşmıştır. Bunun dışında Türkiye Cezaevlerinde işkence ve kötü muamele iddiaları ise giderek artmış olup bunun sayım ve dökümü devam etmektedir.
  • Yakın tarihimizin ve aslında uygarlığımızın bir karadeliği olan zorla kaybetme örneklerinin özellikle yeniden yaşanması son derece endişe vericidir.

 CEZAEVLERİ

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), resmi internet sitesinden yayınlanan 2017 yılına ait cezaevi istatistiklerine göre; örneğin, 1 Ocak-31 Aralık 2017 tarihleri arasında ceza infaz kurumlarına 215 bin 761 hükümlü giriş kaydı yapılmış, aynı tarihler arasında 193 bin 662 hükümlünün çıkış kaydı yapılmıştır.

Adalet Bakanlığı verilerine göre; Türkiye’de 385 Ceza ve İnfaz Kurumunda Kasım 2018 itibariyle 260.144 mahpus bulunmaktadır. Aralık 2018 itibariyle 431.990 kişi de denetimli serbestlik kapsamında dışarıda tutukluluk yaşamaktadır.

Mevcut durumda cezaevleri kapasitesinin 211 bin 766 olduğu göz önünde tutulduğunda son yıllarda cezaevlerindeki nüfusun sürekli olarak artması fiziksel koşulların kötüleşmesini ve hak mahrumiyetinde artışı beraberinde getirmiştir.

 DÜŞÜNCE, İFADE VE İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ

Özellikle OHAL’in ilanıyla birlikte siyasal iktidarın basın üzerindeki kaygı verici boyutta artan baskı ve kontrolü 2018 yılında da sürmüştür. Düşünce ve ifade özgürlüğü alanında çok ciddi ihlaller yaşanmıştır. Bu yıl içinde de gazeteci, yazar, insan hakları savunucusu vb. çok sayıda kişiye davalar açılmış, tutuklamalar olmuş, dergi ve kitaplar toplatılmıştır.

  • Olağanüstü Hal süresince yayınlanan KHK’ler ile bugün itibariyle 178 medya kuruluşu kapatılmıştır.
  • 1 Kasım 2018 tarihi itibarıyla 9 yayınevi, gazete, dergi, internet sitesi bürosu ve matbaaya baskın düzenlenmiş, basına yansıdığı kadarıyla en az 15 kitap toplatılmıştır.
  • 22 Ekim 2018 tarihinde yayınlanan BIA Medya Gözlem Raporunda yer verildiği gibi 123 gazeteci hala hapistedir. Bu gazetecilerin birçoğu gerçeklere dayanan kanıtları olmayan, ispatlanmamış suçlarla itham edilmektedir.

Türkiye’deki akademik ortam da bu koşullar altında ağır bir yıkıma uğramıştır. 6081 akademisyen gerekçesiz olarak ya da uygun hukuki süreç olmaksızın görevlerinden alınmıştır.

Adalet Bakanlığının verilerine göre, Terörle Mücadele Yasasının 6. ve 7/2. maddesi uyarınca 2013 yılında 10.745 kişiye dava açılmış olup, bu rakam her yıl sürekli artış göstererek 2017 yılında 24.585’e ulaşmıştır. Ayrıca, Adalet Bakanlığının verilerine göre, Türk Ceza Kanununun 314/2. Maddesi –bu tür davalarda sıklıkla kullanılan bir maddedir- kapsamında kendilerine dava açılan kişi sayısı ciddi bir artış göstererek 2013 yılında 8.110’dan 2017 yılında 136.795’e yükselmiştir.

İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamalara göre 29 Ekim 2018 itibarıyla sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek hakkında işlem yapılan kişi sayısı 11 bin 744’dür.

Vicdani ret hakkının hala tanınmaması önemli bir insan hakkı ihlali olarak varlığını korumaktadır.

ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ, İNSAN HAKLARI ÖRGÜTLERİ VE SAVUNUCULAR ÜZERİNDEKİ BASKILAR

OHAL ilanı ve çıkarılan KHK’lar ile sendika, dernek ve vakıfların kapatılması örgütlenme özgürlüğünün çok ciddi olarak siyasal iktidarın baskısı altında olduğunu göstermektedir. KHK’ler ile bugün itibariyle 1.431 dernek ve 145 vakıf kapatılmıştır. Bunların arasında insan hakları ortamına çok kıymetli katkı sunan Gündem Çocuk Derneği, İnsan Hakları Araştırma Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD), Mezopotamya Hukukçular Derneği (MHD) gibi kurumlar da bulunmaktadır.

2018 yılı da başta kurumlarımızın yönetici, üye ve çalışanları olmak üzere çok sayıda insan hakları savunucusunun ve avukatın BM İnsan Hakları Savunucularının Korunması Bildirgesinde yer alan ilkeleri çiğneyerek gözaltına alındığı, hatta tutuklandığı bir yıl olmuştur. Sadece sivil kurumların kapatılması değil, aynı zamanda gözaltılar ve davalar da Türkiye’deki sivil alanı daraltmak için bir araç olarak kullanılmaktadır. 

TOPLANTI VE GÖSTERİ ÖZGÜRLÜĞÜ

2018 yılı bir önceki yıl gibi toplantı ve gösteri özgürlüğü açısından da ihlallerin ve kısıtlamaların kural haline getirildiği bir yıl olmuştur. Bu yasaklamalar jeotermal santrallerin olumsuz etkileri ile ilgili bir toplantıdan lise ve üniversite şenliklerine, kültür sanat ve doğa festivallerinden LGBTİ+ etkinliklerine kadar büyük bir çeşitlilik göstermektedir.

Toplantı ve gösteri hakkının esas olarak yok varsayıldığı böyle bir ortamda bile TİHV Dokümantasyon Merkezinin tespit edebildiği kadarıyla 2017 yılının ilk 10 ayında; barışçıl gösterilere toplam 785 müdahalede bulunulmuş, insanlar işkence düzeyine ulaşan polis şiddetine maruz kalmış, 3697 kişi gözaltına alınmış, 118 kişi tutuklanmıştır.

Cezasızlıkla mücadele ve adalet arama ekseninde özellikle Cumartesi Anneleri ile Barış Anneleri’nin, kayıp yakınlarının ve insan hakları savunucularının İHD çatısı altında ‘Kayıplar Bulunsun Failler Yargılansın’ haftalık oturma eylemleri her türlü baskı ve yasaklamaya karşı ısrarlı bir şekilde sürdürülmektedir. İnsan hakları savunucularının adalet arayışı bu şekilde kesintisiz olarak sürecektir.

 SEÇME VE SEÇİLME HAKKI İHLALLERİ

OHAL koşullarında yapılan 24 Haziran 2018 seçimleri ile 298 sayılı kanunda yapılan değişiklikler seçme ve seçilme hakkına ciddi zararlar vermiştir. Ayrımsız, her seçmenin seçimler ile ilgili bilgiye eşit erişimi ve hiçbir baskı ve zorlama ile karşılaşmadan özgür iradesi ile oy kullanması, seçimlere katılacak tüm partiler ve adayların eşit fırsatlara sahip olması seçimlerin meşruiyeti için temel kriterdir.

AİHM’in, Demirtaş kararı da,  siyaset yapma hakkının engellendiği ve böylece seçme ve seçilme hakkının ihlal edildiğini göstermektedir.

 KADINA YÖNELİK ŞİDDET SORUNU

Kadınların yaşam hakları başta olmak üzere birçok hak ve özgürlükleri engellendi. 2018 yılının ilk 10 ayında erkek şiddeti 340 kadını öldürdü, 341 kadını yaraladı. En az 54 kadın tecavüze, 169 kadın tacize maruz kaldı.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü için eylem yapmak isteyen kadınlar birçok ilde yasaklama, engelleme ve müdahaleyle karşılaştılar. Van, Diyarbakır, Antep, Mardin, Hakkari ve Elazığ’da kadınların eylem ve etkinlikleri valilik kararlarıyla yasaklandı. Ankara, Tekirdağ ve Kocaeli’de polis müdahalesi sonucu en az 31 kadın gözaltına alındı. Ayrıca Ankara’da 8 Mart öncesi yapılan ev baskınlarında sendikalardan ve sivil toplum örgütlerinden 5 kadın aktivist gözaltına alındı.

2018 yılı Ocak-Kasım ayları arasında 24 kadın cinayeti davası sonuçlandırıldı. Bu davaların 10’unda ‘iyi hal’ ya da ‘tahrik’ adı altında faillere ceza indirimi uygulandı.

ÇOCUKLARA YÖNELİK İSTİSMAR VE ÇOCUK İŞÇİLİĞİ SORUNU

Çocuklar, yaşamın her alanında istismara uğruyor; zorla evlendiriliyor, çalıştırılıyor, suça sürükleniyor hatta alınıp satılıyorlar. İstismarı önleyici yeterli tedbirlerin alınmaması her geçen gün daha fazla çocuğu mağdur ediyor, geleceğini karartıyor.

DİSK tarafından yapılan açıklamalara göre Türkiye’de 2 milyon çocuk çalıştırılıyor. Bu çocuklardan yarıya yakını tarım iş kolunda çalıştırılıyor. TÜİK verilerine göre %50.2 si hiç okula gidemiyor.

Halen 3 bin çocuk cezaevlerinde tutuluyor. 743 çocuk ise anneleri tutuklu olduğu için hapiste büyümek zorunda.

Derhal giderilmesi gereken çocuk yoksulluğunda Türkiye Avrupa ülkeleri arasında en sonda yer alıyor.

MÜLTECİLER/SIĞINMACILAR/GÖÇMENLER 

Mülteciler konusunda Türkiye’nin tutumu 2018 yılında da değişmemiştir. Mültecilerin sorunlarına kalıcı çözümler üretilememektedir; izlenen politikalar kısa vadeli ve birlikte yaşamı kolaylaştırmaktan uzaktır.

Suriye’de devam eden savaş nedeniyle 2011 yılından bu yana Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan kişilerin sayısı 2018 yılı sonu itibarıyla resmi verilere göre 3,5 milyonun, tahminlere göre 4 milyonun üzerindedir. Bu kişiler Türkiye’de yedinci yıllarını tamamlamış olmalarına rağmen hukuken ‘geçici koruma statüsü’ndedirler ve iltica hakkına erişememektedirler. Diğer hak ve hizmetler ise büyük oranda Suriye’den gelenlere odaklanmakta; sayıları yaklaşık 365.000 olan Afganistan, İran ve Afrika ülkelerinden gelen mülteciler göz ardı edilmektedir. Türkiye’de tüm mültecilerin içinde bulunduğu güvencesizlik hali, zorunlu olarak ülkelerinden ayrılan bu kişilerin, daha güvenli başka ülkeler aramasına neden olmaktadır. 2018 yılında Akdeniz’den Avrupa’ya geçmek isterken hayatını kaybedenlerin sayısı 2000’in üzerindedir.

Mültecilerin sorun yaşadığı önemli konulardan biri de Geri Gönderme Merkezleridir (GGM). Başta avukata erişimin önemli bir sorun olduğu GGM’lerde; uzun kalış süreleri ve yetersiz bilgilendirme, burada kalan kişileri ciddi bir belirsizliğe sürüklemektedir. 

EKONOMİK VE SOSYAL HAKLAR

OHAL KHK’ları ile kamudan ve özel sektörden ihraç edilip işsiz bırakılan 200.000 civarında emekçinin aileleri ile birlikte yaklaşık bir milyon insan açlığa mahkum edilmiştir.

OHAL koşullarından kısıtlı olan işçi hakları daha da geriye gitmiştir. Yapılabilecek bazı grevler ertelenerek Türkiye’de fiili grev yasakları dayatılmıştır.

İstanbul üçüncü havalimanı işçilerinin hak arama eylemlerinin kriminalize edilerek işçiler üzerinde yargı baskısı kurulması siyasi iktidarın ekonomik ve sosyal haklardan ne kadar çok uzaklaştığını göstermektedir.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin verilerine göre iş kazaları/cinayetleri sonucu 2018 yılının ilk 11 ayında en az 1797 işçi yaşamını yitirmiştir. Son yıllarda iş kazası adı altında yaşamını yetiren işçi sayısında sürekli yükseliş vardır.

Kamu veya özel sektörde ilk defa işe girecekler bakımından ise dayatılan güvenlik soruşturmaları sonucu on binlerce kişi işe başlatılmamıştır. Sağlık alanında yaklaşık yüzlerce yeni mezun hekim işe başlatılmamıştır.

Ekonomik krizin etkisi ile işsizlik giderek artmakta ve buna bağlı olarak yoksulluk yaygınlaşmaktadır.

KÜRT MESELESİ VE BARIŞÇIL ÇÖZÜM

İnsan hakları örgütleri olarak bizler, Kürt sorununun her zaman demokratik ve barışçıl çözümünü savunduk. Bunda ısrarlıyız. O nedenle, çatışmaların hemen şimdi durmasını istiyoruz. Çatışmasızlık ortamının tesisi ile birlikte çatışmasızlık halinin yaşanan olumsuzluklardan da hareketle tahkim edilmiş bir hale getirilerek güçlendirilmesi, izlenmesi ve toplumsal barışın sağlanabilmesi için tüm tarafların içtenlikli, etkin programlar geliştirmesi gerekmektedir.

“HAKLARIMIZ İÇİN MÜCADELE ETME ZORUNLULUĞUNDAYIZ”

Yoleri’nin ardından söz alan Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Şebnem Korur Fincancı da dünyada insan haklarının araçsallaştırıldığını belirtti. Fransa’da ve Belçika’da direnen Sarı Yelekliler’e selam gönderen Fincancı, insanların haklarının bilincinde olduklarını ve bunun için mücadele ettiklerini kaydetti.

Cumartesi Anneleri’nin mücadelesine de değinen Fincancı, annelerin mücadelesini iliklerinde hissettiğini ifade ederek “Eğer hukuk rejimiyle koruyamıyorsak haklarımızın ihlal edilmemesi için mücadele etme zorunluluğu taşıyoruz” dedi.

PİRHA/İSTANBUL

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

pirha.net © 2018