‘Cemevleri, Alevi felsefesini en iyi şekilde aktarabilen zakirler yetiştirmeli’-VİDEO

PİRHA-Kızıldeli Ocağı Yol hizmetkarlarından Mustafa Sazcı, Ocakzade bir aileden geldiğini belirterek, katıldığı cemlerdeki gözlemlerini aktardı. Zakirliğin önemini vurgulayan Sazcı, dedelerin de deyişleri, nefesleri seslendirmeleri gerektiğine işaret etti. Sazcı, “Zakirlik hizmeti bu çağda olması gereken hizmet. Ancak dedelerin bağlamadan ayrılması ve dedelerin nefes söylemekten bihaber olması açıkçası beni rahatsız eden durumlardan birisi. Dedeler de nefesleri dinlendirebilmeli. Zakir olmadan da bağlamayla cem yürütebilmeli” dedi.

Kızıldeli Ocağı yol hizmetkarlarından Mustafa Sazcı zakirlik üzerine PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

Nefeslerde ve deyişlerde Aleviliğin özünün anlatıldığını belirten Sazcı, zakirliğin Alevi felsefesini anlatabilmek ve aktarabilmek için çok önemli olduğunu söyledi. Günümüzde cemlerin sembolik hale geldiğini ve özünü kaybettiğini de vurgulayan Sazcı, her ocağın Alevi felsefesini en iyi şekilde özümseyen ve aktarabilen zakirler yetiştirmesi gerektiğini ifade etti.

“CEMLERDE SAZ ÇALINDIĞINI GÖRDÜM VE İLGİ DUYMAYA BAŞLADIM”

Sözlerine, Alevi inancında telli kuran olarak bilinen sazla tanışmasını anlatarak başlayan Sazcı şunları dile getirdi;

“Ocakzade bir ailede dünyaya geldim. Orada dedem sürekli cem yaptığı için farklı yörelerden, farklı süreklerden insanlar gelir, evimizde mihman olurdu, cemler yürütürdü. O cemlerde insanların telli kuran ile (saz ile) çalıp söylediği, dilendirdiği nefeslere tanıklık ettim. ilkokul dönemlerinde de Muhammet amcamın (dedemin kardeşi) cemlerde saz çaldığını gördüm. Ondan öğrenmek için çabaladım. Eline bakarak bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Sazım olmadığı için ilk başta tırnaklarımı vura vura nefesler dillendirmeye başladım. 2013 yılında Fahrettin Aksünger’in Antalya Zeytinköy‘de başlattığı kursta semah eğitimi, bağlama eğitimi ve koro eğitimine gittim. Ardından hocam hiçbir ücret talep etmeden bana bağlamayı öğretti. O süreçte başladı bağlamayla birebir temasım.”

“NEFESLERDE SIRLANMIŞ, GİZLENMİŞ ANLAMLAR VAR”

Bağlama çalmayı öğrendikten sonra nefeslerin de bağlama çalmak kadar önemli olduğunu öğrendiğini ifade eden Sazcı, “Daha sonra hocamın cemlerde söylediği nefesler dikkatimi çekti. Okulda öğrendiğimiz bilgiler belli bir algı yaratıyor ancak nefeslerdeki o deruni, bâtıni anlamı beni farklı bir boyuta götürdü. İlk başta basit tevhit duaz-imam nefesleri dinlerken, sonra artık  hakikatçi Alevilerin nefeslerini dinlemeye başladım. Bu süreçte”Hacı Bayrak, Haydar Bayrak, Meluli Baba, Perişan Güzel, Genci Abdal, İbreti Baba, Aşık Ali dede, Veyis dede, Perişan Ali, Meçhuli, İbrahim Aldede dinledim. Onların nefeslerini dinlemek ve anlamaya çalışmak bana çok şey kattı. Bizim cemlerde insanların gönlü hoş olsun diye okunmuyor bunlar. Demek ki nefeslerde sırlanmış, gizlenmiş anlamlar var. Ve ben bu nefesleri incelediğimde karşıma gelen derin bir Alevi felsefesi ile karşılaştım” şeklinde konuştu.

“ESKİDEN CEMLERDE SORGULAMALAR YAPILIRDI, BU DA FELSEFEMİZİ GELİŞTİRİRDİ”

Semah dönmenin, cem yapmanın basit semboller dışında bir felsefesinin olduğunu, belli anlamlar içerdiğini vurgulayan Sazcı sözlerine şu şekilde devam etti:

“Burada mesela nefesler okurken Virane Abdal, ‘‘”Gafil olma cümle cihan bir vücut, Fark edersen aziz mihman sendedir,
Çün ademe kıldı secde-i sücud, Her arşayı arş-ı rahman sendedir.”
nefesinde aslında evrende bulunan her şeyin insanda var olduğunu, hakkı yaratılan ile yaratanın ayrılmaması gerektiğini anlatıyor. İşte onun sevgisi insan sevgisidir, doğa sevgisidir, doğa tapınmasıdır. Alevi nefeslerinde nefeslerin özlerini kavramaya başladım. O süreçten sonra da daha çok Alevi felsefesine eğilmem gerektiğini fark ettim. Cemlerde herkesin alışılageldiği duazı-imamlar, tevhitler dışında hakikatçi nefeslerin dillendirmesi, onların dışında cem muhabbetleri yürütülmesi gerektiği tarafında durdum. Çünkü küçüklüğümden beri gördüğüm de oydu. Dedelerimiz cemde mersiye okuyup ağlamazlar sadece, tevhit okuyup dizlerine vurmazlar. Muhabbet ederlerdi, okunan nefeslerden anlamlar çıkartırlardı, o anlamları tartışırlardı, birbirleriyle ortak noktada birleşirlerdi, birbirlerini sorgularlardı. Hatta Hakk’ı sorgularlardı, varlığı sorgularlardı ve sorgulama yolunu açarlardı. İşte bu da Alevi felsefesinin gelişmesine vesile olmuştu. Ancak son süreçte bizde bu eksik. Muhabbet yapılmayan şey basit bir şekilde tiyatro gösterisidir.”

“CEMEVLERİ, ALEVİ FELSEFESİNİ İYİ ŞEKİLDE AKTARABİLEN ZAKİRLER YETİŞTİRMELİ”

Eskiden yürütülen cemlerde zakirlik gibi bir hizmet olmadığını, yürütülen cemlerde genelde dedeler tarafından nefesler okunduğunu belirten Sazcı şunları kaydetti:

“Köyden kente göçmeden önce yapılan cemlere tanık olan büyüklerimizin söylediği gibi o cemlerde dedeler saz çalıyordu. Zakirlik gibi ayrı bir hizmet yoktu. Dedelerimiz de profesyonel anlamda çalmıyorlardı, dem sesi vererek nefesler okuyorlardı. Ben de böyle gördüm. Ama daha sonraları derneklere gidip geldikçe zakirlik gibi bir hizmetin olduğunu gördüm. Zakirlik hizmeti bu çağda olması gereken hizmet bence. Ancak dedelerin bağlamadan ayrılması ve dedelerin nefes söylemekten bihaber olması açıkçası beni rahatsız eden durumlardan birisi. Dedeler de nefesleri dillendirebilmeli. Zakir olmadan da bağlamayla, telli kuranla cem yürütebilmeli. Son süreçte zakir olmadan cem yürütecek dede eksik kalıyor. Hizmetin bir tarafı tamamlanmıyor. Bu süreçte zakirleri yetiştirmek gerekiyor. Bu yüzden cemevlerinin de bu alanlara biraz daha yönelmesi gerekiyor.

Bugün mesela Aksaray’da Arzuman Yunus Ocağı evlatlarından dedeyi yetiştiren kişi o köyde zakirlik yapan Aşık bir amcadır. Geçenlerde Aksaray’da dedemin köyüne gittim. Arzuman Yunus Bozoğlan Ocağı’ndan bir dede var. O dedeyi yetiştiren kişi o köyde zakirlik yapan Aşık Amca isminde bir can. O kişi aslında cemlerde zakirlik hizmeti yapıyor.”

“BÜYÜK CEMEVLERİNDE, BÜYÜK CEMLERİN YAPILMASI SAĞLIKLI DEĞİL”

Zakirlik yapmak için belli bir ocağa bağlı olmanın zorunlu olmadığını ancak tüm ocakların zakirler yetiştirmesi gerektiğini söyleyen Sazcı, günümüzde cemlerin içeriğinin olumsuz yönde değiştiğinden bahsederek, “Sünni inanca, İslam inancına sahip canlarımız camide ibadetlerini yaparken biz onları rızalık almadıkları için eleştiriyorduk. Bizde de şöyle bir durum oluştu: Ocakların eski ehemmiyetini yitirmesi ve kırdan kente göç ile birlikte büyük cemevleri oluştu. Büyük cemevlerinde farklı ocaklardan, farklı süreklerden insanlar gelip gidiyor ancak birbirlerini rızalık verecek şekilde tanımıyorlar. Farklı bir ocağın dedesi gelip orada erkan yürütürken karşıdaki talip dedenin nasıl bir sürek sürdüğünü, nasıl bir erkan sürdüğünü, nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu bilmediği için rızalık vermesi de aslında geçersiz sayılıyor. Bugün bence cemler küçülmeli. Çünkü eskiden sorunlar dile getirilirdi, köydeki insanlar birbirinin derdini, sıkıntısını, eksiğini vs. görür ve o cem meydanında, o dar meydanında onu dile getirirdi. Ancak son süreçlerde her şey sembollere yüklendi. O anlamlar yitirildi. Ben birçok noktada buna tanıklık ettim. o yüzden küçülmeye gidilmesi taraftarıyım. Büyük cemevlerinde, büyük yapılan cemlerin çok sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. Aksine dedelerimizin de aslında karşıdaki taliplere söz hakkı vermesini, onların sorunlarını dinlemesini ve sorunlara cevap üretmesi gerektiğini düşünüyorum” dedi.

“NEFES SÖYLEMENİN UYANDIRDIĞI HİS BAMBAŞKA”

Cemlerde nefesleri, deyişleri söylerken neler hissettiğini de tarif eden Sazcı şunları söyledi:

“Cemde nefes dillendirirken, insanların nefesi anlayabilecekleri şekilde söylemeye gayret ediyorum. Çünkü çok gaydalı okumak, çok güzel sesli okumak veya bağlamayı çok iyi çalmak zakirlik hizmetini çok doğru bir şekilde yerine getirmek anlamına gelmiyor. Karşıdaki kişinin o manayı çözebilmesi için nefeslerde kelimelerin birebir anlaşılması gerektiğini düşünüyorum. Onun dışında ben de uyandırdığı his bambaşka. Cemlerde nefesleri dillendirmeye başladığımda yanlış yapmaktan çok çekiniyordum, utanıyordum, korkuyordum başlarda. Ancak son süreçte ne kadar yanlış yaparsam yapayım o duyguya girdikten sonra o yanlışı önemsemiyorsun. O duygu açıkçası anlatılacak bir duygu da değil. Nefesler bir umman oluyor benim gözümde. Çünkü her okuduğumda farklı bir anlam çıkarıyorum, her okuduğumda farklı bir sırrı görüyorum. Sırrı gerçek manada sır etmiş Alevi erenleri aşık sadıklardır. O yüzden bu sırrı sır edeni anlayabilmek için daha çok içine yönelmeye çalışıyorum.”

“ANADOLU’NUN KADİM BİR ALEVİ FELSEFESİ VAR”

Bilinen deyiş ve nefesleri söylemek yerine daha çok geride kalmış, söylenmeyen, dillendirilmeyen özellikle hakikatçi Aleviler dediğimiz aşık sadıkların, pirlerin, mürşitlerin nefeslerini dillendirmeye çalıştığını aktaran Sazcı, “Bu süreçte beni etkileyen Hacı Bayraklar, Haydar Bayraklar, Melüni Babalar, İbreti Babalar, Hüseyin Orhan dedeler, Aşık Ali dedelerdir. Hakikatçilikte, Alevilikte delilik mertebesi vardır. Delilikte bütün tabular yıkılmıştır kafasında. Hakikat neyse onu söyler. Hakikati söylemekten kaçınmaz. Bunun dışında da antik Yunan felsefesini okuyoruz, dünya felsefesini okuyoruz. Avrupa’daki yeni dönem felsefeyi okuyoruz ve Marksist felsefeye yönelmeye çalışıyoruz. Materyalist felsefeye yöneliyoruz. Anadolu’nun kadim bir Alevi felsefesi var. Bu felsefeyi biz Alevi gençliği olarak hep gözden kaçırdık. İthal olan düşünceleri hep önemsedik. Ama ben bugün Melüli Baba’nın nefeslerinde görüyorum ki  Melüli Baba bize komün hayatı öneriyor. Birlikte yiyip birlikte göçenler diyor. Meluli Baba komün felsefeyi anlatıyor. İnsana insan olduğu için saygı duymayı, evreni, insanı, hakkı birbirinden ayırmaması gerektiğini aktarıyor” şeklinde konuştu.

“HAKİKATİ DİLLENDİRMEKTEN HİÇBİR ZAMAN KORKMAMALIYIZ”

Alevi felsefesinin içerisinde materyalizm, komün yaşam olduğunu belirten Sazcı, “Bütün cinsiyet kimliklerini reddeden bir felsefeyi Meluli Baba’nın nefeslerinde görüyoruz. Mesela metafiziği reddediyoruz. Yaptığımız hiçbir şey öbür tarafta cenneti garantilemek için değil, öbür tarafın var olduğunu düşündüğümüz için değil, huri için değil, cennette verecekleri şarap için değil. Biz bugün insanlık için mücadele ediyoruz. Bunlar İbreti Baba’nın bütün nefeslerinde geçiyor. ‘Eşim bana huri ise cennet bana evim’ diyor. Bu yüzden protest inanç olan Aleviliği biraz daha gençlerin önemsemesi gerektiğini düşünüyorum. Bunu da aktaracak olan bizlerin pirleridir. Bizlerin pilleri, mürşitleri, rehberleri de hakikati dillendirmekten çekinmemeli, korku duymamalı. Bugün dinlendiremiyorsak, Hallacı Mansur olamıyorsak, Pir Sultan olamıyorsak, Meluli olamıyorsak, Meluli’yi  de Nesimi’yi de Fazlullahı da anmanın hiçbir anlamı yok. Esas mesele Fazlullah olabilmekte, Nesimi olabilmekte, Mansur olabilmekte. Hakikati dillendirebilmekte diyorum” dedi.

Cebrail ARSLAN/ANTALYA

buy azithromycin online