Çocukların gözünden cemevi bahçesi ve Alevilik-VİDEO

PİRHA- İzmir’de bulunan Uzundere Cemevi’nde sosyalleşerek eğlenen çocuklar aynı zamanda hizmetlere katılarak iş paylaşımında görev alıyorlar. Çocukların çağrısı da var: Bütün çocuklar, yetişkinler buraya gelsin. Çünkü Alevilik çok güzel bir şey.”

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Uzundere Cemevinde bulunan çocuklar günün büyük bölümünü cemevine ait bahçede oynayarak geçiriyor. Dönem dönem cemlere giren çocuklar aynı zamanda belli aralıklarla gerçekleşen etkinliklerde kendilerinin deyimi ile görevli olarak gönüllü hizmet ediyorlar.

Bir haber için gittiğimiz Uzundere Cemevinde gözümüze çarpan çocuklar lokma pay edilmesinde aceleci bir o kadar da heyecanlı olarak hizmet ediyor. 8 ila 14 yaş arasındaki çocuklar lokma pay edilmesinin hemen ardından cemevi içerisinde spor aletleri, kaydırak, salıncak vs. bulunan alana doğru hızla koşarak gidiyorlar. Çocuk ruhu bu; eğlenmekten ne alıkoyabilir ki.

Gözümüz iyice onlara çarpıyor. Bahçeyi kendisine spor alanı ilan eden, bisiklet süren, salıncağa binen bu çocukların yanına gitmemiz ile sohbetimiz başlıyor… ‘Abi o kamera ne, ne iş yapıyorsun, bizi de çeker misin?’ sorularına tutulduğumuz o an çektiğimiz fotoların ön izlemesi çocuklar için ayrı bir eğlence oluyor.

Asıl can alıcı soru olan, ‘Hangi ajans?’ sorusuna verdiğimiz, ‘Pir Haber Ajansı (PİRHA)’ cevabı sonrasında sohbet koyulaşıyor.

‘Abi Alevi haber ajansı mısınız?’, ‘Evet.’ , ‘Abi biz de Aleviyiz, hep buraya geliyoruz…’

Hızlıca anne ve babalarından aldıkları telefonlarla sosyal medya hesaplarından Pir Haber Ajansı’nı (PİRHA) takip ediyorlar.

Enver, Hüseyin, Ela, Ayaz, Turan, Süleyman, Görkem, Murat…

Akşam yapılacak Mekteb-i İrfan muhabbetinde en ön sırada yerlerini almaya başlıyorlar. Kimsenin çağırmasına gerek kalmadan gelmiş oluyorlar bile. Kimi bisikletten düşmüş, kimi koşturmaktan terlemiş halde. Kendi elleri ile minderleri öne taşıyorlar. Sessiz olmaları için fısır fısır birbirlerini uyarıyorlar. Öyle ya kimi de sabırsız halde, belki de aklı dışarıda bıraktığı bisikletindedir…

8-14 yaş arası çocukların dünyası elbette Alevilik inancını algılamada eksik kalacak. Ama onların manevi dünyasından Alevilik belki de özgürce oynayabilecekleri bir alan olarak karşımıza çıkacak. Belki de acıktıkları an yemek yiyebilecekleri hane, belki betonlaşma ile doluşan mahallelerinin dışında oynamak için sığınacakları bir bahçe.

Soruyoruz; öylesine ilginç cevaplar geliyor ki, belki de biraz onların dünyasından bakmamız gerek diyoruz.

İşte çocukların gözünden bütünleştikleri cemevinin o koca bahçesi ve Alevilik…

“BÜTÜN GENÇLER GELSİN BÜTÜN KALPLERİYLE İNANCINI KORUSUN”

Enver, o müthiş sakin ve büyümüşte küçülmüş hali ile şaşırtıyor bizi. Diğerleri sohbet ederken sürekli söz alıyor. Sorulan her soruya bir cevabı kesinlikle var. Cemevine ilk geldiğinde çok çekindiğini, hatta kızacaklarını düşündüğü için korktuğunu söyleyen Enver, şimdiler de herkesi cemevine davet ediyor.

Enver, “Bütün çocuklar, yetişkinler buraya gelsin. Çünkü Alevilik çok güzel bir şey. Sazım var ama pek çalmayı bilmiyorum. Çalmayı istiyorum ama telleri kopuk. Burada çalıları temizliyorduk. Çöpleri atıyorduk. Aleviliği seviyorum. Hatta cemevine girerken biraz utanıyordum ama sonradan utanmam geçti. Bütün gençler gelsin, bütün kalpleriyle inancını korusun. Hiç kimse cemevinden utanmasın, orada çok güzel şeyler yapılıyor. Saz çalınıyor. Burada spor yapıyoruz, salıncağa biniyoruz. Çok çocuk geliyor buraya. Oturuyoruz, oyunlar oynuyoruz. Burayı çok seviyorum” diye konuşuyor.

“ALEVİLİK GÜZEL, HİÇ VAZGEÇMESİNLER”  

Pandemiden önce cemevinin ve bahçesinde oynayan çocukların çok daha kalabalık olduğunu dile getiren Hüseyin ise, kendi deyimiyle cemevinde görevli olduğunu söylüyor.

Hüseyin, Alevi olmaktan yana mutluluğunu objektifimize öylesine sıcak yansıtıyor ki. Hüseyin, “Pandemiden önce buraya geliyorduk. Dedemizin elini öpüyorduk, sohbet ediyorduk. Bize sorular soruyordu. Sabah akşam buraları temizliyorduk. Yemek yapmaya, sandalye dizmeye yardım ediyoruz. Dede de gelip bizimle top oynuyor. Saz çalıyorlar, onlar dinliyoruz. Saz kursu oldu katıldık. Cemlere çok girdik. Alevilik güzel, iyi ki Aleviyim yani. Alevilikten hiç vazgeçmesinler. Alevilik inancını hiç bırakmasınlar. Saz çalmayı da öğrensinler” diye çağrıda bulunuyor.

Ela da aldığı lokmayı bitirmeye gayret ederek, sorumuza kafa sallıyor. Cemevi bahçesinde oynadıklarını, burayı sevdiğini söylüyor.

“BİSİKLET SÜRÜYORUZ, SANDALYE DİZİYORUZ, GEZİYORUZ”

Ayaz’ın masmavi gözleri ve sarı saçları ayrıca bir ilgi çekiyor. Tabi ki hiperaktifliği kendisini kameraya o kadar yansıtıyor ki, bir türlü kadrajda duramıyor. Ayaz, “Top oynuyoruz, takla atıyoruz, bisiklet sürüyoruz. Burada temizlik yapıyoruz” diyor.

Turan ise bağlamasının kopan tellerine hayıflanıyor. O da çeşitli etkinliklerde sandalye dizip, masa taşımaya yardımcı oluyor. Turan, “Arkadaşlarda top oynuyoruz. Bisiklet sürüyoruz. Geziyoruz. Cemlere de girdik. Saz çalıyorlardı. Öğrenmek için baktım ama içeriye almadılar. Abimin sazından iki, üç şey çalıyorum. Kimse olmayınca izin alıp buraları süpürüyoruz. Çöpleri dışarıya atıyoruz. Çocuklar cemevine gelsin, buraya sahip çıksın” demekle kalıyor. Heyecanı daha fazla konuşmasına izin vermiyor.

“BEN ALEVİYİM, O KÜRT… AMA BEN ONA SAYGILIYIM”

Herkesin birbirinin inancına saygı duyması gerektiğini ifade eden Süleyman da, milliyetçilik zehrinin kendisine işlemediği o hali ile “O Kürt, ben de Aleviyim. Ama ben onlara saygılıyım” diyor. Belki de birinin bir diğerini yasaklamadığı, renkliliği karanlığa çevirmediği bir dünya temennisi ile Süleyman şöyle devam ediyor:

“Pirim Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli’ye ibadet yaparız. Semah yaparız. Aşure günü yaparız. Bir yere zarar vermeden spor yapıyoruz. Kızıyorlar belki ama zarar vermiyoruz. Buralarda düğün oluyordu ama onu da kaldırdılar. Aşure gününden bir gün önce burada görevliydik. Buranın temizliği, yemeklerin hazırlanması, sandalyelerin dizilmesinde çalıştık. Biz gönüllü yaptık. Alevi gençlere çağrımız var; herkes inancını korumalı, Herkesin inancına saygılı olmalı. O Kürt, ben de Aleviyim. Ama ben onlara saygılıyım. Aleviliğe, soyumuza sahip çıkmalarını istiyoruz.”

Ersin ÖZGÜL/İZMİR