CANLI YAYIN
Ana Sayfa ALEVİ HABER, GÜNDEM - MANŞETLER, TÜM HABERLER 21 Aralık 2018 - 19:27 186 Görüntüleme

DAD Ana Fatma Cemevi Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı- VİDEO

PİRHA- Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şube ve Mamak Şube Ana Fatma Cemevi Maraş Katliamı’nın 40.’ncı yıl dönümünde anma gerçekleştirdi.

DAD Ankara ve Mamak Şube Ana Fatma Cemevi Maraş Katliamı paneli gerçekleştirdi. Dönemin katliam tanıkları, Yazar Özcan Öğüt, Veli Saçılık  ve Hüseyin Gevher’in panelist olduğu söyleşiye Alevi kurum ve siyasi parti yöneticilerinin yanı sıra birçok yurttaş katıldı.

PSAKD Yenimahalle Batıkent Cemevi dedelerinden Cemal Şahin gülbenginden sonra açılış konuşmasını gerçekleştiren DAD Mamak Şube Ana Fatma Cemevi eş başkanı Hasan Altun, “Maraş’ta Muaviye’nin günümüzdeki zihniyetinin MHP’li faşist selefi çetelerce vahşice planlı programlı bir katliam yaşatılmıştır. Katliamlarla yüzleşilmediği, araştırılmadığı sürece yine katliamların önüne geçilemez. Zaman sahipsiz değildir hak ve hakikat ışığında Maraş özelinde hakka yürüyen cümle canları bir kez daha sevgi ile anarken katilleri, koruyucuları ve onları yönlendiren faşist zihniyeti nefretle kınıyor, unutmadık, unutturmayacağız diyoruz” diye konuştu.

“KATLİAMI YAPANLAR, ORADA BİR ARADA YAŞADIKLARI MARAŞLILARDI”

Panelistlerden ilk olarak söz alan Yazar Özcan Öğüt, “Maraş’ta Kürt dediğiniz zaman insanların aklına Alevi gelir. Sünni dediğiniz zaman insanların aklına Türk gelir. Yani o dönem Maraş merkezde etnik ve dini anlamdaki bu zıt kimlikler bir arada yaşamaya başlayan bir sürece girmişlerdi.”

Öğüt, bu zıt kimliklerin bir arada yaşama sürecinde siyasal ve ekonomik faktörlerin katliamı tetiklediğinin altını çizerek, “Özellikle Pazarcık’ın zamanında bataklık olup günümüzde ovaya dönüşen köylerinden Maraş kent merkezine “gelen bazı Aleviler” bu verimli topraklarının ticarette ekonomik avantajını yaşadılar. Düne kadar horlanan, inanç bağlamında da hiçbir şekilde kabullenilmeyen insanların sermaye de kendilerini rakip olduğu gören ve bundan rahatsız olan yerli ve milli bir Maraş sermayesi vardı. Orada yine araştırdığımızda görüyoruz ki, Amerika’nın ikinci kâtibi Alexander Peck Maraş’ta bazı sağcı iş adamlarıyla ve o zamanın faşist partisinden kişilerle bazı görüşmeler gerçekleştiriyor. Maraş katliamı ile ilgili dava sonucunda 1300 sayfanın üzerinde gerekçeli hükme baktığımızda oradaki tanıkların açıklamaları; şu an kapatılmaya çalışılan, kaşımayın denilen birçok şeyin nedenini anlamamıza yardımcı oluyor. Maraş Katliamında yargılanan 804 sanık Türkiye’nin en kalabalık sanıklı davasının sonucunda idam ve müebbet alanlar dahil hepsinin cezasız kaldığını, hatta ödüllendirildiklerini görüyoruz.” sözleriyle yaşananları özetledi.

“MARAŞ KERBELA’NIN GÜNCELLENMİŞ HALİDİR”

“Maraş’ta Karamaraş gibi Alevilerin yoğun yaşadığı bazı mahallelerde Yolboyu Köyü muhtarı Mehmet Mengücek öncülüğünde bir direniş başladı. Maraş’ta Alevi yoğun mahallelerde bu direniş olmasaydı, katledilen insanların sayısı çok daha fazla olurdu. Maraş’ta hayatta kalmayı başaran birçok Alevi hayatını Mehmet Mengücek’e ve onunla beraber direnip katledilen yoldaşlarına borçludur.” diyen Öğüt, birkaç saatte Kıbrıs’a çıkartma yapabilen Ordu Maraş’a ancak günler sonra cesetleri toplamaya gelebilmiştir. Ana karnındaki ceninden, 80 yaşındaki nineye kadar Alevilerin kitlesel olarak hedef alınıp hunharca katledildiği, bu toprakların gördüğü gelmiş geçmiş en kanlı katliamlardan biri olan Maraş Katliamı Kerbela’nın güncellenmiş hali’ olduğunu ifade etti.

Öğüt sözlerine şöyle devam etti: “Dava tutanaklarına baktığımızda bu katliamda yaşamını yitirenlerin çok acı öyküleri var. Bunların en yürek yaralayanlarından birisi; Başlarında Cuma Y’nin bulunduğu bir grup saldırgan 80 yaşında bir gözü sağlam diğer gözü çok hafif gören Cennet Çimen’in evine yönelmişler. Faşist saldırganlar yaşlı kadın Cennet Çimen’i evinin içinden “gel nene, gel nene” diye dışarı çıkarmışlar, bu yaşlı ninenin ‘beni kurtarın’ diye feryatlarına aldırmayarak ayaklarından sürükleyerek yakındaki helâ çukurunun oraya getirmişler. Orada Cuma Y. bu yaşlı kadının az gören gözünü tornavida ile oymuş diğer saldırganlar da silah sıkarak Cennet Çimen’i orada katletmişler. Gözü dönmüş katiller bununla da yetinmeyerek öldürdükleri Cennet Çimen’i baş aşağı helâ çukuruna atmışlar ve üzerine bir at arabasını devirmişler.”

“8 aylık hamile Esma Suna’nın başına gelenler de yürekleri parçalar. Esma Suna’nın doğumuna az kalmıştır. Saldırganlar Suna ailesinin evini silahlarla ateş altına alırlar, evin içine patlayıcı madde ve benzinli paçavralar atarlar. Sonra evin kapılarını kazma ve baltalarla kırarak içeriye giren faşistler, evde bulanan Fidan, Ali, Fikri ve Mehmet Suna ile Musa Funda’yı kurşuna dizerler. Fazlı ile Elif Suna da sopa ve satırlarla ağır yaralanır ve öldü diye bırakılır. Esma Suna, “Kocamı, kardeşlerimi öldürdünüz bari beni öldürmeyin hamileyim” diye yalvarır. Sopa ve satır ve şiş darbelerinden o da nasibini alır. Karnındaki bebeği kurtarmak için can havliyle sokağa fırlar. Ancak arkasından bu kez ateş ederek Esma’yı yere düşürürler. Öldü sanılarak bırakılır. Bir komşusu Esma gelini sırtlayarak devlet hastanesine götürmeyi başarır. Doktorlar Esma’nın yaralarının ağır olduğunu görür ve “Bari bebeği kurtaralım” diye sezaryenle bebeği çıkartırlar. Operasyon sırasında doktorlar gözyaşlarını tutamaz. Zira annesinin karnına aldığı darbeler nedeniyle bebek de annesi gibi ölmüştür”

 

“ALEVİLERİN İŞ YERLERİ TALAN EDİLDİ”

HDP İl Eş Başkanı Hüseyin Gevher de 12 Mart sonrası 74-80 Aralık’da bir devrimci dalganın geliştiğini özellikle 77 sonlarına kadar çığ gibi gelişen toplumsallaşan bir özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinin olduğunu kaydetti.

Maraş’ın Pazarcık ilçesinde bulunan Kara Maraş Yürük Selim Mahallesi’nde Kürt Alevi kimliği olanların baskın nüfusta olduğunu ve orada devrimcilerin rahat çalışabileceğini kaydeden Gevher, mücadelenin bu iki mahallede kitleselleşmesi her zaman bu iki mahalleyi hedef tahtası haline getirdiğini belirtti.

Gevher, sözlerine şöyle devam etti:

“3 Nisan 1978 tarihinde Yörük Selim Mahallesi’nde eli silahlı yüzleri maskeli kişiler tarafından basılır. 16 Nisan’da 27 kişinin gözaltına alınması ile birlikte Türk Yıldırım kumandaları diye bilinen bir örgüt açığa çıkarır bildiğimiz gibi o dönemde Gladyo yapılanmaları her gün irili ufaklı katliamlar gerçekleştirdiler. Ama en kitlesel katliamlardan biri olan Kahramanmaraş Katliamı’nı da koşulların oluşturmak için işte büyük ölçüde bu Türk  Yıldırım  kumandaları diye bilinen Gladyo yapılanması toplumu terörize  etmeye çalışır. Sağda solda bombalar patladı bir 19 Aralık’ta toplu katliama yol açmak için bir bakıma çağrının örgütlendiği, propaganda yapıldığı bir film oynatılmaktadır çiçek sinemasında. Orada ses bombası patlamış hafif yaralanan olmuş, o bahane edilerek sokağa taşan orada bulunan kitle ve önceden hazırlanmış faşist çeteler saldırganlar devletin hiçbir müdahalesi olmadan en yakınındaki solcu diye bildikleri kurumlar başta olmak üzere Alevilerin iş yerleri  oraları talan etmişler yakıp yıkmışlardır. İki gün sonra ise sürekli tehdit edilen Türkler Üyesi Mustafa Yüzbaşıoğlu ve Hacı Çolak iki öğretmen katledilmişlerdir. Maraş Katliamı denince Maraş’ta hem Katliam hem de devrimci direniş vardır.”

“19 ARALIK KATLİAMINDA KOLUM KOPTU”

Sosyolog Veli Saçılık ise 19 Aralık cezaevi operasyonlarına değindi. Türkiye’de iktidara itiraz eden  aydınlardan, sanatçılardan, devrimcilerden, Kürtlerden, Alevilerden neredeyse hepsinin cezaevi ile tanıştığının belirten Saçılık, “80 sonrasına bakıldığında Diyarbakır ve Mamak Cezaevi’nin işkence ve direnişiyle anıldığını belirtti. Saçılık, Devletin cezaevlerinde bir amacı var. Bir kişiyi özgürlüğünden mahrum etmek değil, toplumu teslim almak, toplumu tek tip insana dönüştürmek, biat ettirmek ve itiraz etmez hale getirmek. 19 Aralık’a giden yolda esasında bu hedefin bir parçasıdır. 19 Aralık’ta gerçekleştirdikleri katliam temelinde hücre tipi cezaevi  vardır. 19 Aralık’a gelmeden önce Ulucanlar’da 10 devrimci katledildi,  dedi.

“HÜKÜMET, TALEPLERE 10 DEVRİMCİYİ KATLEDEREK CEVAP VERDİ”

“19 Aralık katliamı döneminde Ecevit, Anavatan ve MHP hükümeti vardır. Devletin buna 26 Eylül 1999 tarihinde 10 devrimci tutsağı katletmekle cevap verdi” diye vurgulayan Saçılık katliamın göz göre geldiğini hatırlattı. Saçılık, “Devlet görevlileri sanki bir yalan makinası gibi sürekli yalan uyduran bir makine gibi çalıştığını gördüm. Müdahale edilmeseydi kaçacaklardı, şu silahlar çıktı, bu silahlar çıktı, biz çok yalan uydurdular. Ardından benim yaşadığım 5 Temmuz 2000 tarihinde Burdur Cezaevi saldırısında hani isyan mı vardı, açlık grevi mi vardı hayır hiçbir şey yoktu. Sabah ranzam da oturuyordum ben diğer arkadaşlarım da öyle. Bolu kumanda Tugayı getirmişler içeriye daldılar, içeriye gaz bombası, ses bombası, her türlü delici kesici silah her şeyle saldırdılar ve gün boyu süren ve onların katliam girişimi, bizim direnişimizden sonra bizi sıkıştırdıkları küçücük 20 metre karelik bir yerde 61 kişiye içeriye buldozerle daldılar o sırada benim kolum koptu ve onlarca arkadaşım orada yaralandı” diye sözlerine ekledi.

Gülseren Kılıç ve Mustafa Karabudak’ın Maraş üzerine söylediği ağıttan ve lokmaların pay edilmesinden sonra etkinlik son buldu.

Cebrail ARSLAN/ANKARA

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

pirha.net © 2018