DAD Kadın Meclisi: Gelin Ana Fatma’nın kemaletinde ikrarlaşalım

PİRHA-DAD Kadın Meclisi, 4 Mart’ta yaptıkları ‘Muhabbet Cemi’nin sonuç bildirgesini açıkladı. Yapılan açıklamada, “Ananın dili Xızır dilidir, hak dilidir, kâinat dilidir, her dermana şifadır. Tarihin dili ananın dilidir. Gelin bir daha ananın tarihiyle buluşalım” denildi.

Demokratik Alevi Dernekleri Kadın Meclisi, 4 Mart’ta yaptıkları Muhabbet Cemi’nin sonuç bildirgesini açıkladı. Açıklamada, “4 Mart’ta Alevi sürelerindeki analarımızla  “Yolda İkrar, Canda Birlik Muhabbet cemini” yaptık. Bir kez daha Hak hakikat dilinde, kendi yüzümüzü, Ana kadın tarihine çevirip, ikrar verip, ana diyar ve jiarlarımızla hak olup, demlendik. Amacımız analarla muhabbet etmek, Alevi inancındaki kadının tarihsel hakikatine değinmek ve günümüzdeki yerine yönelik muhabbet etmekti. Ayrıca inancımızı yeni kuşaklara, masum-u pak canlara anlatmanın gerekliliğine yönelik muhabbet etmekti” denildi.

“ANANIN DİLİ XIZIR DİLİDİR”

Meclis tarafından açıklanan sonuç bildirgesinde şunları ifade edildi:

“Ananın dili Xızır dilidir, hak dilidir, kâinat dilidir, her dermana şifadır. Bizler bu deryanın ve hakikatın dilinden uzaklaştıran dile nehak dedik. Oysaki her can bir dilin varlığını kendi evreninde taşır. Tüm diller anayı kendi hafızasında taşır. Tarihin dili ananın dilidir. Gelin bir daha ananın tarihiyle buluşalım. Alemdeki her zerrenin bir varoluş nedeni vardır. Bunu ana kadının her zerresinde kendini görünür kılmıştır. Her Kadın can bir daha kendimizle, ruhsal bedensel ikrarlaşmayı, kendi hakikatımızla pay ederek, cümle insanlığın yaşadığı bu demi devranda çare ve şifa olacağına inandık. Çare yoldur. Yolun şifası ve bereketi ananın tarihsel hikmetiyle yeniden, Daye, Maye olup kendisini doğurup yol açtığını göstermiştir. Pir hikmetine sahip olanlarla,  yol açan, yol süren, yol inşa ederek, tarihsel ana hakikatıyla can olup ikrar meydanında birlik olmaktır. Analar, pirler, talipler, Rehberler, Derwişler, Musahipler, Mürşitlerin rızalığında bir araya gelmek ve ikrarlaşmak mümkündür. Biz başarabiliyorsak tüm Alevi sürekleride başarabilirler. Bir daha Tüm Kadim Ana süreklere sesleniyoruz: Gelin tüm analar, pirler talipler, mürşitler, cem olalım, birlik olalım yola ikrar verelim.

“Bir gün kendi özüme geri dönersem/ Toprak anam bana kucak açarsa/ Turap olup karışırım anama/ Turap anam bana kucak açarsa.”

KENDİ HAKİKAT ÂLEMİMİZLE KARŞILIKLI BİRBİRİMİZİ VAR ETTİK

Bu hakikat öyle bir bereket deryasını insanlığa sunmuş ki, her cümle varlığın kendisini besleyeceği bir evrendir. Bu evrende her varlığa nasip etmiştir. Bereketin dilinde, deryanın damlasından, kâinatın deminden, Xızır’ın aklından her varlık kendi hikmetiyle yaşam deryasında yer almıştır. Bu aşkla biz analar, bir daha, Ana Fatma’nın nuruyla nurlandık, nur olduk birbirimizin cemaline. Xızır’ın nuruyla yüzlerimize nur yağdırıp, arşı alemde birlik olduk. Kendi hakikat âlemimizle karşılıklı birbirimizi var ettik. Bu varoluş hakikatimizin adı ikrarlık ve rızalık üzerine kuruludur. Bu anlamlı ve hakikatli yaşamı bir kez daha hak meydanında birleştirdik. Bu yaşamı on binlerce yıl rıza toplumunda ikrarlı ve rızalıkla ana eksenli yaşadı ve yaşatılmıştır. Bizler özlemi çekilen, umut edilen zaman zaman uğrunda binlerce kez “serden geçilen” güzel, iyi, adil, eşit ve ikrarlı bir yaşama olan özlemi bir daha yaşadık ve yaşatmaya devam edeceğimizin farkına vardık.

BİRİMİZ KIRK, KIRKIMIZ BİR OLUP İKRARLAŞTIK

Biz Analar cümle alemin deminde hak hakikat nuruyla bir kez daha kendimizi Hak aynasında, xızır kılavuzluğunda, cümle kâinata damlanın nuruyla hak meydanın da gonca gül olup açıldık evrenin kapısında. Birimiz kırk, kırkımız bir olup, ikrarlaştık. Söylediğimiz hak sözünü bir daha hakikat anamızın hak deryasına yazdık. Sözümüz toplumsal hakikatimize, tarihimize, inancımıza sadakatimizdi. Kopan, koparılan, uzaklaşan, gizli bırakılan, görünmesini engelleyen, nahak’ın aklına karşı, ananın tarihsel, toplumsal, hakikatini yeniden gün ışığına çıkarmaktır. Bizler bu tarihsel hakikatimize yeniden bir yol açıp, kendi toplumsal varlığımızla, kimliğimizle, jiyar ve diyarlarımızla ikrarlaşarak ancak yol alabileceğimize inanıyoruz. Bu muhabbettin aşkı ve demi burdan geliyor. Her muhabbet dem olmaktır, her demde can olup deryada damlanın nuruyla yeniden ikrarlaşmaktır. Biz Analar ve kız kardeşler toplumu olarak, kendi hak-hakikatimizi “Zöhre yıldızın” gösterdiği kılavuzla,

“Yol açıp, yol göstermektir/ Bedenim ettiğimde eriyip gider/ Eriyen bedenimi baharın yiye/ Bir çiçek misali Munzur’da bite/ Karabulut beni alıp giderse.”

Bu bereketli zaman ve mekânın meydanında cemre olup toprak anamızın hakikat diyarında bahar olup açıldık, kâinat anamızın bağrında. Bu bahar müjdesinde, tüm zorda, darda kalanlara bir daha Mizgini salıyoruz. Çünkü inancımızda toprak mülk değildir. Hakkın görünür kılındığı mekandır. Alemde bütün varlık hakkın cemalini taşır. Hava, su, ateş ve toprak bir libasa bürünerek hak diye görünmüştür. Bir daha farkına vardık ki, nur candadır, Hakkın kendisini en güzel şekilde ana kadında göstermiştir. Bir kere daha dile getirirsek; Barış ve özgürlük hakikatı kendisini ana kadının bedeninde, nurunda, duygusunda, zihniyetinde kemalete ermiş ve ortaya çıkmıştır. Bir daha, analar olarak, hakikatte ısrar, insanlıkta, barışta, adalette, inançta, toplumsallıkta, ikrarda ve yolda ısrar olduğunu açığa çıkardık ve demlendik.

HAK HAKİKAT AYNASINDAN BİR DAHA TÜM SÜREKLERİ HAKİKATE ÇAĞIRIYORUZ

“Bu hakikati Anaların hikmetiyle bir daha farş edilerek, Mizgini yayarak, tüm kâinatı anaların nuruyla buharlaştırıp, insanlığa yeni bir yol, yeni bir yaşamın müjdesini veriyoruz. Hak hakikat aynasından bir daha tüm Sürekleri hakikate çağırıyoruz. Yol müjdedir, yaşam müjdedir, bahar mizgindir, her dem kendi varlığını başka bir bedende açıp, yaşamın müjdesini veriyor. Bunun içinde Anaların müjdeciliği yaşama, inanca, umuda, hayata dair yeniden kendi varlığını küllendirip kâinatı nurlandırmaktır. Bizler bu Baharın mizginiyle kendi Muhabbet cemimizi yaparak kendi  müjdemizi vermiş olduk. Analar yaşamın her alanında cem olup, toplumsallığın tüm hikmetini anacıl zihniyetle ördükçe, nahak aklı ve zihniyetini aşabilirler. Bizler geçmişte de vardık, şimdide var olacağız. Varlığımız hakikatinin, kâinatın, Alemin nurudur. Bunun içinde, Ana Fatma’nın nuru tüm anaların ikrarı sayılmıştır. Kendisini üreten, vareden, varlığıyla yaşamı üreten ana kadın olmuştur. Anacıl eksenli bir hakikatı göz ardı eden her zihniyet nahaktır. Tarihsel bir deryayı dar sınırlara çeken, sürekli görmezlikten gelen akıl nehak aklıdır. Kimki bu akılda ısrar ederse, onlara söyleyecek sözümüz var: “Hakikatin aynasından tarihe bakın, Alemin kainatında kimi göreceksiniz.” Her yaşanan tarihin izinde ana kadının tarihini ve yaşamını göreceklerdir. Alevi Kadını bu tarihsel zaman ve mekânın izinde Ata Ananın hakikatini görürler.

“Bedenimde su var kaçar toprağa/ Bir gün hayat veriri yeşil toprağa/ Buhar olup uçam giden uzağa/ Ak bulutlar beni alıp giderse.”

PİRLİK BU YOLDA BİR DAMLA İSE BİZ ANALARDA DERYAYIZ

Muhabbet cemimizde, anaların hikmetinde ve meydanında, cem olmayı, dem olmayı başarabildik. Bu meydanda her ana can kendi zaman ve mekânın deryasında  buluştular. Her zamanın ve ruhun da bir mekânı vardır, her kelamın sözün bir mekânı vardır. En büyük mekân insanın kendi bedensel zihinsel ve ruhsal mekânında ikrarlaşmasıdır. Bizler en büyük kopuşu ruhsal ve zihinsel mekânlarımızda yaşadık. Her kopuş bizleri bin bir parçaya böldü. Bu kopuş yolun devamından bizleri uzaklaştırdı. Oysaki biz analarda bu yolun devamında sorumluyuz. Pirlik bu yolda bir damla ise biz analarda deryayız. Ana kadın eksenli toplumsallığın merkezinde rızalık eksenli olduğunda, toplumsallık kadın etrafında ikrarlı ve rızalıkla şekillenmiştir. Bugün nehak tarafından hem toplumsallığımız hem varlığımız hem inancımız hem özgürlüğümüz ve tüm kutsallıklarımıza dönül saldırı vardır. Kadına saldırı, toplumsallığa, barışa, adalete, özgürlüğe, inanca saldırıdır. Bundan dolayı İnancımızda kadına saldırı, rıza toplumuna ve hakkına ve hakikatine saldırıdır.

“Yağmur olur çayırlığa yağarım/ Otların içinde Çık çık öterim./ Kuş olup havada uçar giderim/ Tanrıça anam bana hayat saçarsa.”

ANA KADININ MEYDANINDA HER VARLIK KENDİ HAKİKATİNİ VE İNANCINI YAŞAYABİLECEĞİNİ GÖRDÜK

“Bu yolda Ana kadın hakikatiyle birlik, Rıza toplumuyla birlik olmaktır. Ana Kadınla her mekânda her meydanda rızalık ve ikrarlık içinde bir araya gelmenin ne kadar tarihi bir değeri olduğunu bir daha fark ettik ve hep birlikte yaşayarak nurlandık hak meydanında. Ana kadının meydanında her varlık kendi cemalini, nurunu, hakikatini, inancını yaşayabileceğini, gördük. Yeter ki her mekânda, her xanede, ana kadının delili uyandırılsın, Yeterki ana kadının cemalinde Hakkı görelim. Bir daha nereye bakarsak hakkı, Xızır’ı, hakikati gördüğümüzü bilelim. Ana kadının nuru kemaleti, delili, dili, sözü, marifeti, sesi, demi devranın olmadığı bir alemde, yaşamda var edilemez. Her mekân ve zaman da ananın nuru yağmalı ve orda aydınlık ışık, bilim, bilgelik yaşasın. Bir kez daha, gelin Hak ve hakikat meydanlarında, yolumuzu, inancımızı, can-cana, yan yana, dem deme, cem ceme, Xızır aşkı ve Ana Fatma’nın kemaletinde ikrarlaşalım. Yol Rızasız, mekân sahipsiz, ocax anasız, değildir.”

(HABER MERKEZİ)