‘Dersim’in Divane Delileri’, ‘Suya Yazılmış Zaman’ ismiyle beyazperdeye aktarılıyor

PİRHA- Senarist ve Yönetmen Mustafa Diyar Demirsoy, Yazar Nurettin Aslan’ın yazdığı  “Dersim’in Divane Delileri”ni “Suya Yazılmış Zaman” ismiyle beyazperdeye aktarıyor. Hem “Dersim’in Divane Delileri” isimli kitabı, hem de “Suya Yazılmış Zaman” filminin hazırlıklarını Nurettin Aslan ve Mustafa Didar Demirsoy ile konuştuk.

Yunus Emre’nin bir şiirinde” Ben bir deli divaneyim / Aklım da yâr olmaz bana” dediği gibi, deli divaneler genel anlamda, davranışları aşırı ve taşkın, bir şeye çok düşkün ve çılgın olan kimse olarak tanımlanır. Toplumların genel kabul gören ortak düşüncesinden farklı düşünürler ve hayalleri de diğerlerinden genellikle farklı olur.

Gençlik dönemlerinde aklıyla alay edilen kuantum fiziğin kuramcısı Albert Einstein’dan, yazdığı yüzden fazla romanla dünya klasikleri arasında yer alan Balzac’a ve hatta divane olarak tanımlanan filozof Diyojen’e kadar insanlık tarihinde deli/divane ve dahilik arasında gidip gelen birçok tanınmış sima vardır. Bunlara bilinçaltının dışa vurumuyla  ilgilenen ünlü ressam Salvador Dali’yi ve bir çok bilinen şahsiyeti de ekleyebiliriz.

Her köyün bir delisi vardır sözü günümüzde de hemen hemen her toplum için geçerliliğini korumaktadır. Divane deliler yaşadıkları topluma, zamana ve toplumların sosyo-kültürel durumlarına göre, ya saygı görüp onore edilmişler ya da hakarete uğramış veya insanlık dışı muamelelere dahi maruz kalabilmişlerdir.

“Tanrı zar atmaz” diyen izafiyet kuramcısı Albert Einstein aynı dönemde  yaşasaydı ‘dünya yuvarlaktır’ dediği için engizisyon mahkemesinde yargılanan Galileo ile aynı kaderi paylaşacaktı.

Deli divanelere karşı her toplumda, kültürel şekillenmede, kır ve kent toplumsallaşmasında ve ideolojik şekillenmesinde de farklı bakış açıları olmuştur.

Fransa’da heykeltıraş Auguste Rodin tarafından Düşünen Adam heykeli yapılırken, Dersim’de deli divane olarak bilinen Şeuşen’in heykeli dikilmiştir.

Her toplumda olmasına karşın Dersim’in deli ve divanelerinin bu kadar bilinir kılınmasının nedeni Dersim’de kendilerine gösterilen saygı sevgi ve onlarla kurulan ilişki boyutudur.

Yazar Nurettin Aslan‘ın yazdığı “Dersim’in Divane Delileri” isimli kitabıyla bu konunun daha da görünür ve konuşulur olmasını sağladı.

Senarist ve yönetmen Mustafa Diyar Demirsoy ise bu kitaptan esinlenerek senaryosunu yazdı ve “Dersim’in Divane Delileri”ni “Suya Yazılmış Zaman” isimli film ile beyazperdeye aktarıyor.

Hem “Dersim’in Divane Delileri” isimli kitabı, hem de “Suya Yazılmış Zaman” filminin hazırlıklarını Nurettin Aslan ve Mustafa Diyar Demirsoy ile konuştuk.

PİRHA: “Dersim’in Divane Delileri” kitabını konuşmak istiyorum. Önce bu kitabın serüveni ile başlayalım.

NURETTİN ASLAN: 2000’li yıllarda Norveçli bir yazarın kitabını okumuştum. Bu kitapta dünyanın en açık sözlü insanlarının deliler ve çocuklar olduğu anlatılıyordu. Bu söz çok hoşuma gitmişti. Ben daha önce Dersim’in delileri ile çok haşır neşir olmuş, onlarla sohbet etmiştim ve zaman zaman da yardımcı olmaya  çalıştığım dönemler olmuştu. Öncelikle çok daha detaylı bir araştırmaya koyuldum ve daha sonra da “Dersim’in Delileri” kitabımın birinci bölümü yayınlandı.

Siz bu kitapta şizofren ya da doğuştan gelen psikolojik rahatsızlıkları olan insanlardan ziyade daha sonra çeşitli travmalar yaşamış insanlardan bahsediyorsunuz. Dersimlilerin bakış açısı nasıldır?

NURETTİN ASLAN: Dersimliler kendi “divane ve delileri”ne çok değer verirler. Kitapta anlatmak istediğim de buydu. Geçmişten günümüze travmalar yaşanmış bütün toplumların delileri bol olur. Dersimliler de büyük travmalar yaşamış bir toplumdur. Bu travmalar sonucudur ki, her şeyini  yitirmiş olmanın yanında, aklını yitirmiş birçok insana da rastlamak mümkündür. Bu durumu acıya düşmüş bir toplumun travması olarak görmek mümkün. Ben bu kitabımda doğuştan gelen rahatsızlıkları olan insanları yazmadım. Özellikle yaşamı boyunca çeşitli acılara maruz kalmış, örneğin sevda yarası, ihanete uğramış ve özellikle de zeka düzeyi olarak toplum ortalamasının üzerinde olup kendini rahat ifade edememiş  olanları yazdım.

Deliliğin tarihini araştıran Michel Foucault der ki, “insanlar ne zaman tımarhaneye kapatılırsa o zaman deli olur.”  Dersim’deki deliler toplumun da onların günlük ihtiyaçlarını ve gereksinimlerini karşılamalarından dolayı özgür yaşarlar. Diğer bir boyutu da inançtır. Dersim bilindiği gibi Alevi Kızılbaş inancındadır. Tüm insanlara karşı hümanist bir bakış açısı vardır ve bundan dolayı buranın deli ve divaneleri de çok değer görürler. Bir örnekle anlatmaya çalışayım: Dersim’in en tanınmış delilerinden birisi de Şeuşen’dir. Fransızlar kendi düşünen adam heykelini dikerken Dersim Şeuşen`in heykelini dikmiştir. Dersim bu anlamda dünyada olabilecek ilklerden birini gerçekleştirmiştir. Bugün Dersimliler burasını bir türbe haline getirmişlerdir.

Dünya edebiyatına ve sinemasına baktığımızda genellikle delileri şizofren ve korkutucu insanlar olarak lanse ettiklerine tanık oluyoruz. Farklı bir ruh halini göstermeye çalışıyorlar. 

NURETTİN ASLAN: Bu çok doğru bir tespit. Özellikle de Amerikan sinemasında deliler yakan yıkan öldüren pisikopatlar şeklinde lanse edilir. Dersim’de bunu göremezsiniz. Burada herkesin tanıdığı bildiği Firik Dede’yi örnek olarak vermek isterim. Dersim 37-38 de yaşamış olan Fırik Dede’nin, 1980 askeri darbe günlerinde oğlu Behzat Fırik, Ovacık’ta işkence yapıldıktan sonra diri diri yakılarak öldürülmüştü. Fırik Dede o günden beri, oğlunun acısıyla yas tuttu, o günden sonra bir daha hiç konuşmadı. Fırik Dede klamlarını ve de deyişlerini söylese de ölünceye dek hiç kimseyle konuşmayarak divaneleşmiştir. Bir diğer örnek ise Şeuşen’dir. 1938’i yaşamış Dersim’in acılarını bilen çok iyi bir duvar ustasıdır. Zamanla divaneleşmiş birisidir. Sokaklarda gezen ve hiç kimseye zararı olmayan bir insandır. Bir nüfus sayımında sokağa çıkma yasağı uygulanmaktadır. Birgün sokaklarda gezerken hiç kimsenin olmadığını fark eder ve Dersimlilerin tekrar katledildiğini düşünerek polis karakolunu taşlamaya başlar. Daha sonra kendisini sakinleştirmek için tanıdık bir aileye götürülür, orada nüfus sayımından dolayı sokaklarda kimsenin olmadığı  söylenir ve sakinleştirilir.

 Bu kitap yayınlandıktan sonra Dersimlilerden, okurlardan ve genel olarak edebiyat çevrelerinden ne tür tepkiler aldınız?

NURETTİN ASLAN: Kitabın ilk baskısının adı “Dersim’in Delileri”ydi. Daha sonra Dersimlilerden gelen eleştiriler üzerine ikinci kitabın adını “Dersim’in Divane Delileri” olarak değiştirdik. Genel olarak Dersimlilerden, bütün okurlardan ve edebiyat çevrelerinden olumlu eleştiriler aldığımızı söyleyebilirim.

 “Dersim’in Deli Divaneleri”ni senaryolaştırıp sinemaya aktarma düşüncesi nereden doğdu?

 MUSTAFA DİYAR DEMİRSOY: Bu kitapla ilgili duyumlarım vardı, fakat ilk olarak, Nurettin Aslan ile ortak bir arkadaşımızın bu kitabı bana ulaştırması üzerine okudum ve çok ilgimi çekti. Daha sonra da detaylı olarak üzerinde çalışmaya başladım. Sosyal bir yaraya parmak basan bu kitabın sinemaya aktarılması gerektiğine karar verdik ve senaryosunu yazmaya başladım. Kitabın içinde birçok farklı kişi ve hikaye var. Kitaptan esinlenerek yazdığımız senaryoda deli ve divanelik olgusunun yanında yurt dışında da çekimlerimiz olacak ve burada da mültecilik olgusunu da işliyoruz.

Bir sinema yönetmeni ve senarist olarak deli ve divanelik olgusunu nasıl tanımlıyorsunuz?

 MUSTAFA DİYAR DEMİRSOY: Delilik dediğimiz kavram, modern hayatın ya da modern aklın bize dayattığı bir olgudur. Kapitalizmle birlikte modern akla dayalı sistemler kurulduktan sonra genellikle “ehlileşmiş” ve kendine  bağımlı toplumları yaratma çabası içinde olmuştur. Kentleşme ve sanayileşme ile birlikte gördüğümüz cafcaflı yaşamın arka planında ise gettolaştırılmış, ötekileştirilmiş yığınlarca insan olduğunu görüyoruz.  Bu filmde modern aklın bize dayattığı yaşamın aynı zamanda bu deli divane dediğimiz insanlara nasıl yaklaştığını ele almaktayız. Kentleşme ve modernitenin ürettiği aklın deli diye niteleyerek tımarhanelere tıkarken, Dersim’de bu insanlara derviş gözüyle bakılıyor ve  kutsanıyor. Tabii ki bu durumda Dersim’in kadim kültürü ve Alevi inancının da önemli bir etkisi vardır. Biz Bu filmde aynı zamanda, modern akılla Dersim’deki bakış açısı arasındaki farkı da ortaya koyacağız.

Bu filmin çekimleri nerelerde yapılacak?

 MUSTAFA DİYAR DEMİRSOY:  Filmin bir bölümü Almanya’nın Stuttgart ve Berlin kentlerinde, İstanbul’da ve filmin yüzde sekseni Dersim’de çekilecek.

Genel dünya sinemasına baktığımızda delilik olgusunun sinemanın önemli bir figürü olduğunu görüyoruz.

 MUSTAFA DİYAR DEMİRSOY: Delilik konusu sinemada da edebiyatta da ilgi uyandıran bir olgudur. Sinema bir sanat dalı olmasının yanında önemli yatırımların yapıldığı bir sektördür aynı zamanda. Sermayedarlar para kazanmak uğruna ilgi çeken konuları olumlu ya da olumsuz anlamda abartarak beyazperdeye yansıtmak ister. Bana göre deli olarak nitelendirilen insanların toplumun diğer bireylerinden bir farkı yoktur ve hatta zaman zaman toplum ortalamasının biraz daha üzerinde konumlanabildiklerini gözlemleyebiliriz. Diğer bir yandan şu soruyu da kendimize sormamız gerekiyor: Kriminal suç işleyenlere baktığımız zaman faillerinin kaç tanesi deli diye nitelendirilen insanlardan oluşmaktadır?

Şu aşamada “Suya Yazılmış Zaman” filminin altyapı çalışmaları devam ediyor, biraz da filmin hazırlık aşamasından bahseder misiniz?

 MUSTAFA DİYAR DEMİRSOY:  Filmin senaryosu tamamlandı ve filmde rol alacak oyuncular büyük oranda belirlendi. Altyapı çalışmalarını devam ettiriyoruz ancak pandemiden dolayı büyük kısıtlamalar içindeyiz. Rahat seyahat edememe ve pandemiden dolayı ekip olarak bir araya gelememe sıkıntısı yaşıyoruz. 2021 Haziran’ında filmin startını vermek istiyoruz. Eğer çok olumsuz koşullar karşımıza çıkmazsa bu filmin Ekim 2021 tarihinde vizyona girmesini planlıyoruz. Tabii ki bağımsız sinema yaptığımız için de finansal altyapısını da oluşturmaya çalışıyoruz.

Sinema pahalı bir sanat dalı, finansal altyapısını nasıl oluşturuyorsunuz, bu konuda toplumdan veya ilgili kurumlardan bir talebiniz var mı?

 MUSTAFA DİYAR DEMİRSOY: Biz bu filmi herhangi bir sinema şirketinin yapımcılığında çekmiyoruz. Tamamen bir “bağımsız sinema” filmi şeklinde ve kendi imkanlarımızla çekmek istiyoruz. İlgi duyan kurumların ve insanların desteği ve sponsorluğunda çekmeyi planlıyoruz. Bu anlamda kurumlarımızın ve dostlarımızın da maddi ve manevi anlamda desteğine ihtiyacımız var.

NURETTİN ASLAN: Bu projemizi sadece bir sinema filmi olarak düşünmemek lazım. Biz bu kadim toprakların kadim inancı boyutunda bir pencere açmak istiyoruz. Bu aynı zamanda Dersim’in uluslararası alanlarda da tanınması için önemli bir pencere açılacaktır. Bu anlamda tüm Dersimli ve Dersim dostlarının maddi manevi katkısına ihtiyacımız olduğunu da belirtmek isterim.

 MUSTAFA DİYAR DEMİRSOY

Urfa’nın Suruç ilçesine bağlı Atlılar ( Xerabé i Xelil ) köyünde 1976 da doğdu. Çocuk yaşta ailesi ile birlikte mevsimlik işçi olarak Adana’ya taşındı. Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü‘nü bitirdi. Adana’da yerel bir televizyonda Genel Yayın yönetmenliği yaptı ve farklı gazete ve dergilerde röportajları yayınlandı. İstanbul’da bir süre öğretmenlik de yapan Demirsoy üniversitede başladığı tiyatro çalışmalarını 2002’de bir televizyon dizisi ile devam ettirdi. Birçok televizyon dizisi ve sinema filminde oyuncu olarak rol aldı. Daha sonra senaryosunu yazıp yönettiği ilk uzun metraj sinema filmi ‘Adressiz Sorgular’ı çekti. Birçok uzun metraj filme yapımcı, senaryo, yönetmen ve oyuncu olarak imza attı. Dönem dönem bazı sitelerde edebî yazıları da yayınlanmakta olan Demirsoy’un Esmer Zamanlar isimli romanı da yakında okuyucuya sunulacak.

NURETTİN ASLAN

1965 yılında Dersim’in Hozat ilçesi Pakıra köyünde doğdu. 16 yaşında tutuklanarak bir yıla yakın cezaevinde kaldı. Sonraki yıllarda tekrar tutukluluk ve cezaevi kaldıktan sonra 1990 yılında yurt dışına çıktı. 25 yıldır Almanya’dadır. Uzun yıllar ikinci başkanlığını yürüttüğü Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu Eşbaşkanıdır. Dört romanı ve bir şiir kitabı bulunuyor.

Abidin ÇETİN/ İSVİÇRE