CANLI YAYIN
Ana Sayfa GÜNDEM - MANŞETLER, KÜLTÜR, TÜM HABERLER 21 Ekim 2018 - 12:15 220 Görüntüleme

Dersim’in kültürünü, inancını ve belleğini sanatı ile işleyen bir yönetmen: Caner Canerik-VİDEO

PİRHA- Dersim’in inanç ve kültürüne ilişkin yaptığı belgesellerle tanınan Yönetmen Caner Canerik, yeni projesi olan ‘Kâmîlê Dersim’ için finans yaratmak amacıyla arıcılık yapıyor. Canerik, hem projeyle ilgili hem de yaptığı arıcılık faaliyeti ile ilgili PİRHA’ya konuştu.

Uzun yıllardır Dersim’de inanç, kültür, tarih ve mitolojiler üzerine çalışmalar yürüten Caner Canerik, finansman sıkıntısı içinde yeni projelerini tamamlamaya çalışıyor. Kendi çabası ile bu sıkıntıları aşmaya çalışan Canerik, Pîrdesûr (Kırmızıköprü) köyünde arıcılık yapmaya yöneliyor.

Sırtını sisteme dayayıp onun kurumlarından beslenerek, egemenlerin icazeti ile topluma hizmet ettiğini iddia edenlerin aksine; ne kadar zorlansa da bu yöntemi kabul etmeyip kendi emeği ile bir yol açan ve kültür-sanat alanında toplumuna hizmet eden Canerik, kendi köyünde, kendi emeği ile arıcılık yaparak yeni projelerini tamamlamaya çalışıyor.

Köyü Pîrdesûr’da misafir olduğumuz Canerik ile Dersim doğasının insanı mest eden güzelliği içerisinde sohbete koyuluyoruz. Odun ateşinde pişen çay eşliğinde Canerik çalışmalarını anlatmaya başlıyor.

Caner Canerik kimdir? Bize kendinizi tanıtabilir misiniz?

Yaklaşık 22 yaşına kadar burada yaşadım. Sonra üniversiteye gittim. Üniversiteye gidişimle zaten köyler de boşaldı. 15 sene İstanbul’da yaşadım. Gazetelerde, TV’lerde kameraman olarak başladım. Sonra muhabirlik yaptım. 2004 yılında ilk kez Dersim’e ilişkin kayıt yaptım. Kayıtta ilk amacım belgesel yapmaktı ama ekonomik sıkıntı yaşayınca kitap haline getirmeye karar verdim ve öyle yaptım. İstanbul’da yazım konusunda sorun yaşadım. Hikayeleştirmeyi istiyordum ama bir türlü yazamamıştım. 2006 yılında eski dev monitörlerden sırtlayıp geldim. Orada 4-5 ayda yazamamıştım ama burada 1 ayda 300 sayfa yazdım. Dersim’de mekanla bütünleşiyorsun. Kendine ait hissettiğin, azınlık hissetmediğin, dışlanmadığın mekan. Üretmek için ideal bir yer. Burada bir şeylerle uğraşıyorsun ama fiziksel yorgunluk yok. İstanbul’da öyle değildi.

Uzun yıllar çatışmalı bir süreç vardı. Burada çok şeyi hissediyorsun. Sürekli silah sesleri gece başlardı, tüfeklerle başlar bombalarla devam ederdi sesler. İnsanın kendi memleketinde olması güzel bir duyguydu yine.

Kitabı yazdıktan sonra bir taraftan burada yaşarken işimin karşılığı olarak yaşlılarla 38 sohbetleri, masallar toplamak, hikayeler bulmak. Sadece belgesel değil, belgesel sinema yapmak istiyorum. Bunun inandırıcılığı daha fazla. Belgesel sinemada insanların yaşantısının içerisine giriyorsun sadece izleyicisin. O yaşamı gözlemleyip bir hikaye çıkartıyorsun, yapabildiğin kadar sinema. Görsel bir estetik anlayışla tabi. Bunu film haline getirmeye çalışıyorsunuz. 2008’de ilk belgeselimi çektim Pırdesur adında. Sonra devamı geldi. Dersim’deki inanç, toplum, bellek.

Son iki senedir büyük oranda yaşlılarla çekimler yapıp kaydediyorum. Kendi gerçekliğimizin ne olduğunu gösterebilmek adına. Yaklaşık 150 kişiyle görüşme yaptım. Bunlardan 5 dakika sürenler de oldu. 11-12 kere ziyaret ettiğim insanlar da oldu. 4-5 saatlik sohbetler oldu. Dersim, kültürel olarak çok zengin bir yer. Yalnız biz buna sahip çıkamıyoruz. Bir dönem devrimcilik adına sahip çıkmadık şimdi ise modernite adına sahip çıkmıyoruz. Sadece dağ, taş, manzara olarak görüyoruz. Yukarı köyde bir köylünün ziyarete gittiği zaman zihninde canlandırma çekmek istiyordum. Dönüşte amca bir taşın öyküsünü anlattı. Yaklaşık yarım saat sürdü bu hikaye. Edebi olarak baktığın zaman gerçekten çok güçlü bir hikaye. Ama biz bunlara sahip çıkmıyoruz. Keza inanç; Dersim bana sorarsanız Türkiye Kızılbaşlarının büyük oranda merkez noktalarından bir tanesi. Burası çöktüğü zaman Türkiye’de Alevilik, Kızılbaşlık büyük oranda çökecek. Yerel inanç yok edilmeye başlandı. Dersim madem Aleviydi. Yani cemevinden insanlar sabah çıkıp neden dua etmez ki ya da hangisinin yapısı güneşe endeksli, yok böyle bir şey. Bir değişim yaşatılıyor bize. Biz kendi geçmişimizin farkında olmadığımız için kabul ediyoruz bunları. Başka engeller olmadığında da ekonomik engeller çıkıyor karşına, onları aşamıyorsun. Kültür Bakanlığı’ndan destek alsan Dersim’de farklı algılanacak, devletten destek alıyorsun diye. Bağımsız kalmayı önemsiyorum. Herkesin politik görüşü vardır. Benimki de bu, yaşam tarzıdır aynı zamanda. Tarafsız kaldığın zaman seni karşı görenler, kişisel bir çatışmaya girdiği zaman parası pulu yok bu insan bunu yapıyor ben yapamıyorum diyerek karalamalar oluyor. Güç dengesidir bu. İnsanlar maalesef özellikle metropollerde yaşayıp geri dönen, ekonomik birikimle dönenler burada kendi şeylerini söylemek istiyorlar.

Burada yaşamanın güzelli şu: Doğayla iç içe yaşıyoruz. Doğadan kopuk değiliz. Burada ayıları izlerdim. Hayvanların verdiği bir zarar yoktu. Köpekle dalaşmaktan yoruluyorlardı. Ayı bir tarafta, köpek bir tarafta yatıyordu. Yerler elma dolu, gelsin yesin. Gelmezse toplayıp doğaya bırakırız. Ayının gelip elmayı yemesi mutluluk veriyor insana. Pozitif enerjiyi böyle şeylerden alıyorsunuz. Burayı bütünüyle kabul etmek önemli. Böyle yaptığımız zaman alabileceğimiz çok şey var aslında. Doğası, inancı, kültürüdür.

Şu an üzerinde çalıştığınız ‘Kamile Dersim’ projesi nedir? Nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz?

Son iki yıldır özellikle Dersim kültürüne ilişkin Kamile Dersim diye isim verdiğim projeyi yürütüyorum. Amacım 80 yaş üzeri, özellikle Dersim kültürünü kaybetmemiş insanlarla yaşamın her alanına dair söyleşiler yapmak. Konu başlıkları var, bunun içerisinde en son somutlaşan masallar var. Şimdiye kadar 75 tane masal topladım. İlk kayıt yapmaya başladığımdan beri böyle söyleşiler yapıyordum. İlk 2007 yılında masalları kaydettim. Bu masalların 50 tanesini düzenledim. Türkçe’ye çevirdim. Yayınlamak istedik, yayınevine gönderdik bekledik. Ama telif çok vasat durumda. Kendim basmaya karar verdim. Bunda da karşına tabi ki ekonomik sıkıntı çıkıyor. En pratik çözüm olarak arıcılık aklıma geldi. Kısa dürede dönüş sağlayacağı için. Yarısı veresiye yarısı mesleğim dışı işler yaparak kazandığım paralarla 10 tane arı alabildim, bir 10 tane de veresiye alabildim. Bal çıkartıp satacağız ve sonrasında kitabı bastıracağız. Böyle bir hayaldi. Ama şansımıza arı sezonu çok iyi gitmedi. Çıkan bal ile büyük oranda yaptığımız masrafları karşılayacağız. İnsanın herhangi bir çalışma için ekstra farklı bir alanda iş yapması bizim toplumun da kendisini sorgulatması gereken bir şey. Birisine eğlenmeye gidelim desen acımazlar paraya, ama kitabımı finanse et dediğin zaman destek bulamıyorsun.

İnanca ilişkin söyleşiler yaptım. Çok ayrıntıya girmek istemiyorum, çok işlenmiş konular değil bunlar ama eski Dersim’e ilişkin mistik bir dünyaya ilişkin söyleşiler var. Materyaller topladım insanlardan. Bunları işlerken sponsorluk anlamında üç bin kadar para buldum. Bu parayla 50-60 bin km yol yaptım. Kayıt alamadığımız, boş döndüğümüz çok oldu. Erzincan’da 500 km yol yaptık, bir söyleşi yapamadık, bu tür engellerle de karşılaşıyorsun. Onun için yaşamından fedakarlık yapıyorsun. Daha yakın bir çevreye gidebiliyorsun. Elazığ’da yaşayan bir teyze var. Çok iyi bir tarih tamamen ama yaklaşık gidiş geliş maliyetleri yüksek bir rakama patlıyor. Sürekli yapamıyorsun, ayda bir anca gidebiliyorsun. Dersim tarihine ilişkin; aşktan, sevgiden, savaştan, kavgadan, dramdan, fantazilerden her şeye kapsayan bir proje. Yaklaşık 100 masalı bulur tahminimce. İki tane çok kaba haliyle yazdığım senaryosu var. Kurmaca film çıktı. Bunun içerisinden kısa kısa hikayeler çıkıyor. Bunlar toplumun hafızasının anlaşılması bağlamında çok önemli olan şeyler. Dersim müzikal anlamda da çok güçlü bir yerdir. Çok şarkılarımız var, klasikleşmiş şarkılar var. Bunların hikayesini bilmiyoruz.

Geldiğimiz noktada bir kopuş yaşanıyor. Bizim büyüklerimizden alabildiğimizi biz çocuklarımıza aktarmıyoruz. 50-60 yaşındaki insanlarla konuşuyoruz, babam masal anlatırdı ama hatırlamıyorum diyor. Aktarmakta zorlanıyoruz. Yaşam tarzları değişti tabi. En azından yazılı olarak bunu yapabiliriz. Aile içerisinden olmak gerekmiyor. Konu komşu akraba olarak bir aileye, bir yaşlıya gidip onun hayat tecrübesini sonraki nesile aktarabilirim. Yapmak istediğim budur.

-Pülümür Pırdesur’da arıcılık yapıyorsunuz, burada doğayla iç içesiniz. Bu konuda neler aktarmak istersiniz?

Arıcılık benim için finans yaratmak için, özellikle kitap baskısı için finans gerekiyor. Öyle bulduğum bir yöntemdi. Aynı zamanda avantajı şu: Sizin yüzde yüz başında bulunmanız gerekmiyor. Siz kendi işinizi yaparken arı çalışıyor. Bölgenin florası uygun, çok zengin bitki çeşitliliği var. Bu sene yağışlardan dolayı her ne kadar verim düşük olsa da kendini kurtaracak kadar getirisi oluyor. İlkbaharda ön hazırlıklarını yapmak gerekiyor. Arkadaşlardan destek aldım. Yol yöntem gösterdiler. Hayvanın beslenmesi, bakımı, peteklerin eklenmesi gibi şeyler, aslında çok zorlayıcı bir şeyi yok. İçinde olmak ve takip etmek gerekiyor. Genelde öğleden sonra serinlediği zaman bakılıyor. Çok geniş ve fazla çerçeve atarak alanı geniş bıraktım. Büyük anlamda imaj sorunu oluşmuş. İnsanlar şekerli bal satmışlar, glikoz kullanan insanlar da varmış. Şimdi bir imaj sorunu yaşanıyor. Bunu kırmak gerçekten çok zor. Arıcılık da aslında uzun yıllardır burada yapılan bir uğraş. Hala lezzetinden bahsedilen ballar üretilmiş burada. Neden tekrar eskisi kadar güzel bal üretmeyelim. Floranın çok daha zayıf olduğu yerlerde çok güzel ballar üretilirken Dersim’de bu niçin olmasın? Özellikle Pülümür’ün balı meşhurdu ama şimdilerde imaj sorunu yaşıyor. Başka insanlar başka isimler altında pazarlayabiliyorlar bir şeyleri. Ama şunu söyleyebilirim; ben gerçekten şeker koymadım. Üstten sıyırırsak tamamen organik diyebileceğimiz bir bal. İçinde petek var onu satın almak zorunda kalıyorsun. Ben burada satılan balın iki katı fiyata satıyorum. İnsanlar çok pahalı buluyorlar. Şekerli balı tercih ediyorlar. İnsanlar alışmışlar ucuza. Bu işin ticaretini düşünmüyorum zaten, her şeyi bırakayım arıcılık yapıp para kazanayım düşüncem yok. Öldükten sonra geride sağlam bir kitap ve bir film bıraksam yetecek benim için. Tek amacım bu açıkçası. Malım olsun mülküm olsun gibi başka bir derdim yok. Bir kerede oturup çok iyi bir kitap ya da çok iyi bir film senaryosu yazıp çekemiyorsunuz. Tecrübeyle ilerleyebiliyorsunuz. Bu da ekonomi gerektiriyor. Arıcılığın bu yanı vardır. Kişileri bağımlı kılmaması, özgürce hareket edebilmen arıcılığın iyi yanı. Ayrıntıları kaçırmamak gerekiyor tabi. Bakımına vs alışıyorsun. İlk zamanlar gergin oluyorsun. İlk girdiğimde 15 arı sokardı. Şimdi tek tük. Arı da alışıyor zamanla. Seneye ayarlayabilirsem doğaya gitmek istiyorum. Kendini yaşayabileceğin, doğayla tamamıyla bütünleşebileceğin bir yaşam istiyorum.

Benim mekanla bütünleştiğim tek yer Dersim’dir, Dersim’de taş sadece taş değildir. Taş, su, kurt, kuş, ayı kutsaldır. Karadenizle karşılaştırırsak belki görsel olarak çok şey barındırır ama bizim doğamız taşımız kutsaldır, Dersim özel bir yerdir bizim için.

Ersin ÖZGÜL-H. Yaşar SEZGİN
DERSİM

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

pirha.net © 2018