CANLI YAYIN
Ana Sayfa BÜYÜK SÜRMANŞET, EKOLOJİ, TÜM HABERLER 4 Haziran 2018 - 11:24 245 Görüntüleme

Doç. Dr. Örgen Uğurlu: Kentsel dönüşümle tek tipleştirme amaçlanıyor-VİDEO

Doç. Dr. Örgen Uğurlu: Kentsel dönüşümle tek tipleştirme amaçlanıyor-VİDEO

PİRHA– Ekolojik ve kentsel anlamda Türkiye Cumhuriyeti’nin hala planlı hareket etmediğini söyleyen Doç. Dr. Örgen Uğurlu, “Kentsel dönüşümle erişilmeye çalışılan şey tek tipleştirilmiş, tek tip kimlikler yaratmaktır” diye konuştu.

Kocaeli Üniversitesi Siyaset Bilimi ve kamu yönetimi bölümünde öğretim üyesi olan Doç. Dr. Örgen Uğurlu’nun kentsel yenilenme ve yerinden edilme konularında kitaplaştırılmış çalışmaları, bulunmaktadır. Uğurlu’nun aynı zamanda kentlerin tarihi ve ekolojik gelişmeleri üzerine de araştırmaları bulunuyor.

Uğurlu, Türkiye de yaşanan ekolojik tahribatlar ile kentsel dönüşümü değerlendirdi. Kentsel dönüşümün aslında kentsel yenilenme olduğunu belirten Uğurlu, “Aslında kentsel dönüşümle erişilmeye çalışılan şey tek tipleştirilmiş, tek tip kimlikler yaratmaktır. Yapılar tek tip, caddeler, mağazalar insanlar. Çünkü kapitalizm kentlerden böyle bir şey istiyor. Ve ötekiler, farklılar bu genel egemen içerisinde öğütülmeye ve tek tipleştirilmeye çalışılıyor. Eğer uyum sağlarlarsa kent içerisinde var olmaya devam ediyorlar. Uyumsuz olan tüm pirincin taşlarını ayıklayıp dışarı gönderiyorlar. Bu nedenle de bir tür yerinden edilme süreci yaşanıyor” dedi.

“KÜLTÜR FARKLILILĞI OLUŞUYOR”

Özellikle kentin daha önceden çeşitli nedenlerle imara açılmamış ve gecekondulaşmış sermayenin ve devletin el ele vermesiyle oluştuğunu söyleyen Uğurlu, “Bu insanlar barınabilecek koşullarda olabilselerdi ve bu konutlara erişebilecek maaşları olsaydı derme çatma yapılarda yaşamazlardı. Bu alanlarda özellikle rantı yüksek olan yerler toplumun yine orta sınıfına layık görülürken, oranın yasaklı kullanıcıları dediğimiz gecekondu halkı yerinden ediliyorlar. Ya da eğer toplumdan çok tepki gelirse toplu konut idaresinin sosyal konut üretme zorunluluğu gereği belli sayıda konut, bu kişilere, ailelere tahsis ediliyor. Ama orada da bir kültür farklılığı oluşuyor. Ayağı bahçeden eksik olmamış, tek katlı yapılarda yaşamış, altında, üstünde, yanında komşu kavramını yaşamamış insanları siz kulelere zapt etmeye çalışıyorsunuz” dedi.

“TARİHİ ESERLERE TARİHİ ESER GÖZÜYLE BAKILMIYOR”

Batman’da bulunan Hasankeyf’in sular altında kalmasını ve İzmir Bergama’da bulunan Allianoi’nun üzerine toprakla kapatılıp baraj yapılmasına değinen Uğurlu, “İzmir Bergama’da bulunan Allianoi’nun üzerine toprak ve beton kapatıp üzerine baraj yapılması öngörüldü. Bu kurulduğu zaman Bakan çıkıp ‘biz nasıl tarihi kentleri toprak altında kazıp çıkardıysak, bizden sonra gelecek kuşaklar da bunları toprak altında kazıp çıkarabilirler’ dedi. Tarihi eserlere tarihi eser gözüyle bakılmıyor. ‘Zaten toprak altındaydı. Biz çıkarmıştık. Yine toprakla kapatacağız’ deniliyor. Ancak söz konusu Hasankeyf olunca konu başka noktaya gidiyor. Çünkü orası aşınmayla oluşmuş bir coğrafya. Bu alanı kaç ton toprakla örteceksin? Buranın kapatılması söz konusu değil” diye konuştu.

“HİÇ TANIMADIKLARI YERLERE GÖNDERDİLER”

“Anadolu mozaik bir yer ve burada nerede bir proje yapsanız bir etnik kimliğe değersiniz” diyen Uğurlu, “Çünkü bu kadar farklı, bu kadar renkli, bu kadar çoğuz. Daha önceki deneyimlere dönüp baktığımızda şunu söyleyebilirim: Atatürk barajı yapıldı. Bölgede 5 ve 6 ile etkisi oldu. Adıyaman eski Samsat köyü bu barajdan kaynaklı tamamen sular altında kaldı. Yine burada bir köy tamamen yerinden edilmiş ve kimisi Adıyaman Merkez’e kimisi Didim’e gönderildiler. Hiç tanımadıkları ve ne yapacaklarını bilmedikleri bir coğrafyaya gönderildiler. Bu bir müdahaleydi. Onun tarlasına karşı portakal bahçesi verdiler. Ancak bu insanlar portakal yetiştirmeyi bilmiyorsa ne olacak?” diye ifade etti.

“İSTANBUL ARTIK NEFES ALAMIYOR”

16 yıllık AKP iktidarının tahribatlarının sayılamayacak kadar çok olduğuna dikkat çeken Uğurlu, şöyle devam etti:

“Doğanın kendini yenileyebilme kapasitesi vardır. O kapasitenin üstüne çıktığımız anda o doğayı yok etmeye başlıyoruz. Tüm yerkürede bu kapasiteyi çoktan aştık. İstanbul üzerine gelip bakarsak bir plansızlık, bir inşaat sektörüne ‘yürü ya kulumculuk’ ve bunun ardından tükenen kaynaklar var. İstanbul artık nefes alamıyor. İstanbul’un suyu yok. İstanbul’un ekolojik kaynakları aslında 10 yıl önce bitti. Son yaşam damarları da bitirildi. Havaalanı zaten kuzey ormanlarının sonunu getiren bir adım oldu. Planlı bir şekilde hareket etmiyoruz. Bölge halkıyla görüşmüyoruz. ‘Ben yaptım oldu’ şeklinde hareket ediyoruz. İstanbul’u daha nice felaketlerin beklediği, bilim insanların ortak kararıdır.”

“YAŞANACAK FELAKETLERE HAZIR OLMALIYIZ”

“Ekosistemlerin kendini yenileyebilme kapasitesi ile taşıma kapasitesini taşıyorsa orada sorun vardır diyen Uğurlu, “Bakın kentler oluşturuyoruz ve oluşturduğumuz bu kentlerde yağmurun toprağa gitme şansı yok. Betonlar ve asfaltlar arasında yağmurlarımızı kaybediyoruz. Yağmurlar olduğu gibi kanalizasyonun yağmur suyu şebekesine karışıyor. Yağmur sistemi ayrık sistemle toplanıp denize gidiyor. Çok az kısmı arıtma tesislerinden gidilerek kullanıma dönüyor. Ama buna karşın biz kurduğumuz kentlerin su ihtiyacını karşılayabilmek için yerüstü sularımız yetmediğinden, yeraltı sularımıza yüklenmeye başladık. Kentlerde istihdam diyerek, sanayiler kuruyoruz ama kurduğumuz sanayilerin kullanacağı su yok. Adres olarak yeraltı sularını gösteriyoruz. Yeraltı suları bir ülkenin madeni gibidir, oluşumu binlerce yıl sürer. Tüketmek an meselesidir” diye belirtti.

“İÇ ANADOLU’DA DEVASA ÇUKURLAR OLUŞMAYA BAŞLADI”

Yeraltı sularının tüketimi ile birlikte İç Anadolu’da obruk denilen büyük devasa çukurlar oluşmaya başladığını dile getiren Uğurlu, “Bu obruğun adresi yok. Her an her yerde oluşabilir. Bilmiyoruz ki bu yeraltında ne kadar bir su kaynağı var veya onu çektiğinizde bir göçük oluşacak mı? Toprağın yapısı, direnci var mı? Eğer direnç yoksa bu delik nerede oluşacak? Hiçbirini bilmiyoruz. Bakın birkaç sene önce bir öğrenci yurduna birkaç metre mesafede bir obruk oluştu. O yurdu yutabilirdi de. Sadece sel, heyelan ve dolu değil, bu tür felaketlere de hazır olmamız lazım” dedi.

“YIKICI ETKİ BIRAKAN DOLULAR YAŞIYORUZ”

Dolunun Türkiye’nin bir felaketi haline geldiğini sözlerine ekleyen Uğurlu, “Geçmişe göre çok daha yıkıcı etkiler bırakan dolular yaşamaya başladık. Bir diğer felaketimiz hortum. Türkiye hortum bölgesinde değildir. Hortumun oluşabilmesi için yoğun su ve kara kütlesinin birleşmesi gerekir. Ama artık hava kütlenin farklılaşmasından İç Anadolu’da hortum görüyoruz. Daha önce Akdeniz’de Antalya’lılar, Mersin’liler gözlerken artık İç Anadolu’da da bunları görebiliyoruz. Artık oturup nereye gidiyoruz diye bir düşünmek gerekiyor” diye belirtti.

“TÜRKİYE OLARAK HALA PLANLI HAREKET EDEMİYORUZ”

Yaşanan ekolojik ve kentsel tahribatlardan kurtulmak için çözüm önerisi de geliştiren Uğurlu konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Öncelikle ne kadar konut, kim için konut, nerede konut diyerek konutla ilgili derdimizi bitirmemiz gerekiyor. Ardından bu insanların eğitim, sağlık ve istihdam sorunlarına yönelik olarak ne kadar hastane, kim için hastane ve nerede hastane diye sormamız gerekiyor. Yine eğitim için aynı soruları sorarak bunları akılcı çözümler üreterek çözmemiz gerekiyor. Tamamen politik, tamamen seçime dönük vaatlerle belli yerlere, okullar, hastaneler, üniversiteler kurmak, var olan üniversiteleri böl, parçala, yönet sistemiyle yeni pıtrak üniversiteler çıkarmak birilerine verilmiş rektörlük sözlerini yerine getirmekten öte eğitimi iyileştirecek, ileriye götürecek hamleler değildir, bir hamle geliştirmek gerekir. Aynı durum hastane, konut içinde geçerlidir. Bunu çoğaltmak mümkün. Bu nedenle 1960’ta planlı programa geçtiğimizi söylesek de Türkiye Cumhuriyeti olarak ne yazık ki hala planlı hareket edemiyoruz. Belki de çözüm gerçek anlamda planlı bir ekonomi ve sosyal programın içerisinde yatıyor. Ve bunu gerçekleştirirken de belli kesimlerde bilen kişilerle değil, toplumun tüm kesimleriyle gerçekten bir araya gelerek.”

“Gerçekten katılımın olduğu, tarafların sorunlarının dile getirdiği ve o dile getirilen sorunların dikkate alındığı bir ortam olmalıdır” diyen Uğurlu, “Ne olacağına, ne yapılacağına hep birlikte karar verildiği ama bu kararlar alınırken de bilimsel verilerden, bilimsel çalışmaların ortaya koyduğu gerçekliklerden yararlanarak üretilecek çalışmalar ve çözümler gerekiyor” dedi.

Rohat EMEKÇİ/İSTANBUL

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

pirha.net © 2018