Dr. Savaş Çoban: Kürtlere, Alevilere, göçmenlere düşman ırkçı anlayışlar yalana inanıyor

PİRHA- Orman yangınlarının ardından artan ırkçı saldırılar, saldırılara yön veren asılsız haberler ve popülist liderlerin bilgi kirliliğini üretip, yaymadaki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan bağımsız araştırmacı Dr. Savaş Çoban, “Kürtlere, Alevilere, göçmenlere düşman olan ırkçı anlayışlar her kötü olaydan onları sorumlu tutmakta ve kolayca yalan haberlere inanmakta ve harekete geçebilmektedir” dedi.

Dünya ve ülke tarihi; ezilen sınıflar, halklar, inançlar ve cinslere yönelik gerçekleştirilen ırkçı ve nefret saldırıları ile dolu. Özellikle ekonomik, siyasal, toplumsal ve ekolojik kriz dönemlerinde saldırılar bilinçli bir şekilde egemen sınıflar tarafından arttırılıyor.

28 Temmuz tarihinde başlayan ve geniş bir alana yayılarak devam eden orman yangınlarının ardından yaşananlar da durumun ciddiyetini ortaya koyuyor.

Özellikle yangınların olduğu bölgelerde silahlanarak, yol kesme, kimlik kontrol etme, araç yakma gibi linç saldırıları basına ve sosyal medyaya yansıyor. Geleneksel medya ile sosyal medyada yer alan ve kontrolsüz bir şekilde dolaşıma sokulan asılsız, kışkırtıcı ve hedef gösterici haberler ise bu saldırıların önünde katalizör görevi görüyor.

Bağımsız araştırmacı Dr. Savaş Çoban ile son süreçte yaşanan ırkçı saldırıları, bazı medya organlarının saldırılara yol açmadaki etkisini, RTÜK’ün ‘sansür’ açıklamasını ve popülist liderler ile otoriter rejimlerin bilgi kirliliğini artırmadaki rolünü konuştuk.

PİRHA- Covid-19 pandemisi ile ülke geneline yayılan orman yangıları gibi kriz dönemlerinde yanlış bilginin geleneksel medya ve sosyal medya üzerinden kontrolsüz dolaşımı geri dönüşümü mümkün olmayan sonuçlara yol açabiliyor. Asılsız, kışkırtıcı ve hedef gösteren haberler, özellikle toplumun belirli kesimlerine yönelik saldırıların önünü açıyor. Bu çerçevede yayılan haberlere ve son süreçte örneklerine de rastladığımız saldırılara dair neler söylersiniz?

DR. SAVAŞ ÇOBAN: Habercilik yaparken ya da bilgi paylaşırken bu bilgileri teyit etmek günümüzde bir zorunluluktur. Bu anlamda güvenilir kaynaklar tarafından sağlanmayan bilgi ve verilere şüpheyle yaklaşılmalıdır. Özellikle ülkemizde asılsız haberler yoluyla provokasyon yaratma çabalarını orman yangınları sürecinde her gün yaşamaktayız.

Gazete yazarları bile rahatça böyle yazılar yazma cüretini gösterebiliyor. Medya anlamında çok kötü bir dönemden geçiyoruz. Ana-akım olarak adlandırılabilecek medya organları artık yok. Medya yandaş ve muhalif olarak ikiye bölünmüş durumda. Yankı fanusları içinde yaşıyoruz artık. Yani; özellikleri, zevkleri, ilgi alanları ve benzer düşünceleri olan kişilerin oluşturduğu kapalı topluluklara dönüşmüş durumdayız.

KÜRTLERE, ALEVİLERE, GÖÇMENLERE DÜŞMAN OLAN IRKÇI ANLAYIŞLAR YALAN HABERLERE İNANIYOR

Doğası gereği bu kapalı gruplar, sürekli aynı çerçevedeki düşünceyi tekrarlıyor, zamanla gittikçe pekişen bu düşünce ile aynı bakış açısının bir yankısını yaratıyor. Bir yankı fanusu içine sıkışan kişiler kendi düşündüklerinin ötesinde bir dünya görüşüne uzaklar ve hatta bazen düşmanlar. İşte bu çerçeveden baktığımızda; Kürtlere, Alevilere, göçmenlere düşman olan ırkçı anlayışlar her kötü olaydan onları sorumlu tutmakta ve kolayca yalan haberlere inanmakta ve harekete geçebilmektedir.

Bu bağlamda yapılan sosyal medya paylaşımları ya da haberler “nefret suçu” olarak değerlendirilebilir. Türkiye’de “nefret suçları” yasa kapsamına alınıp cezalandırılmadığı sürece bu tür paylaşım ve açıklamalarla karşılaşmaya devam edeceğiz.

Asılsız haberlerin önlenmesinde devletler nasıl adım atıyor veya nasıl adım atmalı? RTÜK orman yangınlarının ardından “birçok yayıncı kuruluşun gerekli hassasiyeti göstermediğini, sürekli yanan yerleri göstererek halkı paniğe sürüklediğini” öne sürerek bu konuda yaptırımlara gideceğini açıkladı. Sendikalar RTÜK’ün bu tutumunu “medyaya sansür” olarak değerlendirerek, tepki gösteriyor. Bu tartışmalara ilişkin değerlendirmeniz nedir?

RTÜK’ün görevi bellidir ve bir sansür kurulu değildir ancak ne yazık ki öyle çalışmaktadır. Kendi açıklamalarına göre; RTÜK tüm radyo ve televizyon kurumlarını denetleyen, dilin yozlaşmasını, kişi ve kurumların haklarının ihlal edilmesini engelleyen, özgür, şeffaf ve çok sesli bir medya ortamının gelişimine ve insan haklarının, demokrasinin uluslararası standartlarda uygulanmasına katkıda bulunmakla mükelleftir.

Buradan hareketle RTÜK’ün kendiyle çeliştiğini ve haber ve enformasyon akışını engelleyerek tüm yükümlülüklerinin tersini yaptığı söyleyebiliriz. Bu tutum asılsız haberlerin daha fazla yayılmasına olanak sağlamaktan başka bir sonuç üretemez.

Dünya genelinde popülist liderlerin ve totaliter rejimlerin, mevcut bilgi kirliliğini yok etmekten ziyade bu kirliliği ürettiği ve yaydığı yönündeki değerlendirmelere katılır mısınız? Kitle iletişim araçlarının gücü düşünüldüğünde popülist liderlerin ve otoriter rejimlerin medyaya yönelik hamleleri ile bilgi kirliliğini yaymadaki işlevine ilişkin neler söylersiniz?

Popülizm nedir? sorusunu kısaca yanıtlayarak başlamak gerekiyor konusu açıldığı her durumda. Popülizm faşizmden doğmuştur. Faşizmin yenilip, itibar kaybetmesiyle beraber demokratik içeriğe uyarlanarak yeniden düzenlenmiştir. Kısaca Nazilere bakmak popülist rejimleri anlamak için çok yararlı olacaktır. Naziler tüm muhaliflerin seslerini tümden kesmişlerdir. Medya her anlamda tek seslidir. ‘Halkın Aydınlatılması ve Propaganda’ bakanı olan Joseph Goebbels, Nazi partisine üye olmadan önce yazarlık ve banka memuriyeti gibi işler yaptı.

NAZİ PROPAGANDA BAKANI: AMACIMIZ DOĞRULARI SÖYLEMEK DEĞİL, İNSANLARI ETKİLEMEK

Goebbels’in propagandacılarına en önemli önerilerinden birisi şöyledir: “Herkesçe bilineni ısrarla tekrar et.”
Nazilerin kitleleri kolayca etkilemesinin ve peşlerinden sürüklemesinin en büyük nedeni propagandalarının dilinin karmaşık değil en alt tabaka tarafından bile anlaşılabilecek kadar basit olmasıdır. Öte yandan gelişen teknoloji ile birlikte Bentham’ın hapishanesi bir bina olmaktan çıkıp bir sistem haline dönüşmüştür. Yönetenler her şeyi görmekte ve yönettiklerinin hiçbir şekilde kendilerine karşı gelmemesi için önceden hazırlıklarını yapmaktadır. Medya bu mantık çerçevesinde oluşturulmuştur.

Goebbels’in çeşitli yerlerde yayınlanan sözleri arasında şunlar da vardır:

– ‘Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız insanlar ona o kadar fazla inanırlar.’
– ‘Basını, hükümetin kullanabildiği dev bir klavye olarak düşünün.’
– ‘Yalan atın, mutlaka inanan çıkacaktır.’
– ‘Amacımız doğruları söylemek değil, insanları etkilemek.’
– ‘Bana vicdansız bir medya temin et; sana bilinçsiz bir halk sunayım.’

Goebbels’e atfedilen bu kısa ifadeler faşizmin anlayışını ve basitliğini gözler önüne sermektedir. İdeolojilerini gerçekleştirmek için halkı kandıran Nazi Partisi, düşünürleri düşman ilan etmiş, kitapları yakmış ve halkı akılsız bir fanatizme sürüklemiştir. Muhaliflerini toplama kamplarında yok eden bu anlayışa halkın çoğunluğu destek vermiştir.

SAĞ POPÜLİST LİDERLERİN ÜLKELERİNİ KRİZE SÜRÜKLEDİKLERİNİ GÖRDÜK

Günümüzde de faşizmin yeni hali sayılabilecek olan popülizm en alt kesimler arasında destek bulmaktadır ancak bazı politikacılar ve akademisyenler de popülist/otoriter liderlerin ekmeğine yağ sürecek açıklamalar yapmaktadır. Popülist liderler de medyayı tek sesli hale getirmeye çalışmaktadır ve Goebbels örneğinde olduğu gibi “gerçek” ve “doğru” haber gibi bir dertleri yoktur.

Sonuç olarak Neoliberal kapitalist sistemin dünya çapında çevresel bir felakete neden olduğu ve iklimleri de etkileyen bu sistemin insanlığı felakete götürdüğü gerçeği de kendini net bir şekilde gösterdi. Pandemi ile ilgili süreçte de sağ popülist liderlerin halkın sağlığını önemsemedikleri ve ülkelerini krize sürüklediklerini de net bir şekilde gördük. Son süreçte yine sadece Türkiye’de değil dünyanın çeşitli yerlerinde başlayan orman yangınları da iklim değişikliğinin sonuçlarından birisidir. Bu anlamda da habercilik yapılırken tüm bu art alan da dikkate alınmalıdır.

Barış KOP/ PİRHA