Eğitim Sen’den, TRT Diyanet Çocuk kanalına tepki: Nereye harcayacaklarını bilmiyorlar-VİDEO

PİRHA- TRT ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, çocuklara yönelik ortak yürüteceği TV projesine tepkiler sürüyor. Eğitim Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul, söz konusu projenin Türkiye’nin önemli bir kesimini rahatsız ettiğini ifade ederek, “Türkiye’de kindar ve dindar bir nesil yetiştirme projelerinin olduğunu biliyoruz” dedi. 

TRT ile Diyanet İşleri Başkanlığı, 7 Haziran 2021’de TRT Diyanet Çocuk kanalı için protokol imzaladı. İslam inancının anlatılacağı TRT Diyanet Çocuk kanalında çizgi filmler ile dini anlatımlar yer bulacak.

TRT ve Diyanet ortaklığı ile hayata geçirilmesi planlanan projeye Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (EĞİTİM SEN) Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul’dan tepki geldi. Kurul, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yaptığı çalışmaların tek bir mezhep eksenli olduğunu belirterek şunları söyledi:

“TRT’nin sayısını bilmediğimiz kadar çok kanalı, programı var. Bu programlarının hazırlanmasında yine Diyanet ile işbirliği içerisinde olduğunu tahmin ediyoruz. Ama şimdi TRT’nin yine Diyanet İşleri ile yeni bir televizyon faaliyetine girmiş olması siyasal iktidarın, dindar nesil yetiştirme projesine çok uygun. Aslında biraz da Covid-19 ile birlikte dijital dünyanın etkisinin farkına vardılar. Evlerde geçen hayat içerisinde kitle iletişim araçlarından birisi olan televizyonu hayati bir seçenek, bir çıkış yolu olarak gördüler ve bu yayın çalışmalarını birlikte sürdürmek istiyorlar. Diyanet İşleri Başkanlığının genel çalışmalarına bakmadan, onlara doğru akan para akışlarını, personel istihdamını, Kur’an kursları ve camiler üzerinden etkileştiği çevreleri görmeden bu konularda bir değerlendirme yapmak çok zor. Ama biz en yetkin ağızlardan Türkiye’de kindar ve dindar bir nesil yetiştirme projesinin olduğunu biliyoruz. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası olarak demokratik, kamusal, laik, bilimsel, anadilinde, cinsiyet eşitlikçi eğitim konularında çalışmalar yürütüyoruz. Dolayısıyla bu gelişmelerin Türkiye’nin önemli bir kesiminde negatif rahatsız edici çağrışımları var. Çünkü Türkiye’yi çoğul bir ülke olarak görüyoruz.”

“ÇOCUKLARIN, BARIŞ İÇİNDE YAŞAMAK GİBİ BİR MİSYONU OLMALI”

Prof. Dr. Nejla Kurul, Memur Sen’e bağlı Diyanet Sen’in çıkardığı ücretsiz çocuk dergisine işaret ederek, “Eğitim bilimi açısından kabul edilebilir hiçbir yanı yok” dedi.

Kurul, ebeveynlere de çağrı yaparak “Çocuklarınız için bu dergiyi almayın” dedi. Eğitim Sen Genel Başkanı Nejla Kurul, söz konusu dergideki idam sehpası ve kafa kesme ritüellerinin çocuklarda korku ve kaygı yaratacağına vurgu yaparak,  “Her gelişim döneminde çocukların, barış içinde yaşamak, farklı dünya görüşlerine saygı gibi bir misyonu olmak zorunda. Ama söz konusu kitaplarla bunun olmadığını görüyoruz. Bu dergilerin hazırlanması konusunda üniversitelerden ne denli katkı alınıyor, hangi öğretim üyeleri bu tür çalışmalara katkı veriyor, bunları bilmek de önemli” ifadelerini kullandı.

“MANTIĞA SIĞAR BİR TARAFI YOK”

Prof. Dr. Nejla Kurul, Diyanet İşleri Başkanlığı’na yapılan “kaynak transferlere” de değinerek şöyle devam etti:

“Vatandaş olarak aldığınız her üründen vergi veriyorsunuz ve bu vergide hiçbir söz hakkınız yok. Ve sizin inancınızı görmeyen sizin inancınız dışındaki inançlara saygı göstermeyen bir kurumsal düzenin içerisinde sizin vergileriniz buraya akmış oluyor. Bu kabul edilebilir bir durum değil. Yaklaşık 7 Bakanlığın bütçesinden daha büyük bir Diyanet İşleri bütçesi ile karşı karşıyayız.

Anayasası’nda ‘laiklik, Sosyal Demokratik Hukuk Devleti’ yazılan ve Anayasa’nın bile umursanmadığını bir ülkede insanların vergilerini Diyanet İşleri Başkanlığına aktarmak, hele ki Covid-19 salgın döneminde böyle yapmanın mantığa sığar bir tarafı yok. Milyonlarca çocuğumuza tablet ve bilgisayar sağlamak, onların internet erişimini kolaylaştırmak varken bu kanala aktarılan kaynakların büyüklüğünü görüyoruz.”

“KAYNAKLARI NEREYE HARCAYACAKLARINI BİLMİYORLAR”

Prof. Dr. Nejla Kurul, 4. sınıftan 12. sınıfa kadar verilen zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri hakkında da konuştu. Kurul, laik ve demokratik bir ülkede zorunlu din dersinin olmaması gerektiğini savunduklarını ve konuyu yargıya taşıdıklarını da ekledi.

Nejla Kurul, günümüzde “Seçmeli ders” adı altında öğrencilere dayatılan din dersleri üzerinde durarak şunları söyledi:

“Okul yöneticileri eliyle bir tür ‘zorunlu ders’ gibi verilen dersler ile bir taraftan da sayıları ve imkanları çoğaltılmış imam hatip liseleri sorunumuz da var. İnsanların inançlarını öğrenmek başka bir şey. Ama bir mezhebi, dinsel kavrayış üzerinden eğitimi sürdürmek başka bir şey. Okul ziyaretlerimizden birinde yan yana iki okulu gezmiştik. Bir okulda çok kalabalık sınıflar varken yan okulda %30 düzeyinde kapasitesi ancak dolan bir imam hatip gerçekliği vardı. Ve inanılmaz çok çeşitli imkanlara sahip bir okuldu. Biliyorsunuz ki bir dönem Fethullah Gülen okulları gözde okullardı. O okullar 15 Temmuz sonrası çökünce mevcut siyasal iktidarın en gözde okulları imam hatip liseleri ve ortaokulları oldu. Siyasal iktidarın, bu okullar için kaynak çalışması içerisinde olduğunu da biliyoruz. Zaten Milli Eğitim Bakanlığı içinde Din Öğretimi Genel Müdürlüğü eliyle sürdürülen çok çeşitli faaliyetler var. Neredeyse 13 milyar liranın 2021 bütçesinde Diyanet işleri Başkanlığı’na aktarılması söz konusu. Kaynakları nereye harcayacaklarını bilmiyorlar. Yani Türkiye’de açlık yoksulluk, işsizlik bu denli artmışken gençlere, eğitim ve istihdam olanakları yaratılmamışken, milyonlarca gencin, umutları ortadan kalkmış durumda. Şimdi de dini duyguları istismar etme bağlamında aynı zamanda da laiklik ilkesine aykırı bir biçimde bu tür yayın faaliyetlerini sürdürüleceği anlaşılıyor.

Sendikamızın bakış açısında önceliklerimiz var. Bunlar; gençlerimizi, dinsel ve milliyetçi kodlar ile sınırlandırmak yerine onların özgürleşmesi için çalışmalar yapmak, mahallelerde kütüphaneler açmak, kültür evleri açıp sanatı desteklemektir. Yani kaynakları nasıl kullanacağımız politik bir meseledir. Bugünkü siyasal iktidar, mafya-yargı-medya ve bürokrasi ilişkilerinin bütün kirli işleri neredeyse ortaya çıkmışken, 128 milyar dolarlar kayıpken, bir milletvekiline ‘10 bin dolar’ deniliyor ama onun çok daha üzerinde bir paranın düzenli ödenmesi söz konusu iken, toplumu bir anlamda bunları görmez ve duymaz hale getirmenin yolu; sadece kendilerini dini duyguları ile hareket etmelerini sağlayan bir kimlik kazandırma çalışması söz konusu. Bu bakımdan gençlerimize güçlendirecek ve özgürleştirecek çalışmalar yapmayı sürdürmek zorundayız.”

Eren GÜVEN/ANKARA