CANLI YAYIN ❖TÜM HABERLER ❖TÜM VİDEOLAR ❖DUYURULAR ❖TARİH ARAŞTIRMA    ❖UNUTULMASIN ❖HABER GÖNDER
Ana Sayfa ALEVİ HABER, GÜNDEM - MANŞETLER, KÜLTÜR, RÖPORTAJLAR, TÜM HABERLER 10 Nisan 2018 - 14:13 246 Görüntüleme

Firaz Baran’dan Pazarcık’ın Ocakları, Ziyaretleri ve Dervişleri

Firaz Baran’dan Pazarcık’ın Ocakları, Ziyaretleri ve Dervişleri

PİRHA- Pazarcık’ın Ocakları, Ziyaretleri ve Dervişleri kitabının yazarı Firaz Baran Elif Ana‘nın “Sazın sesi eksilmesin“ sözlerini hatılatarak, ” Biz ibadetimizi sazla yapıyoruz. Dolayısıyla saz çaldıkça ibadet de yaşar anlamına geliyor o söz. Bence saz hep çaldığı için de Aleviliğin yaşatıldığı bir keramet ocağı oldu Elif Ana” dedi.

Maraş Pazarcıklı olan Firaz Baran Elif Ana’nın köyü Pulyanlı. Çocukluğundan bu yana ocakların, ziyaretlerin, ermişlerin kerametine inanıyor. O nedenle Pazarcık ocakları , ziyaretleri ve dervişleri ile ilgili bir kitap kaleme aldı. Zaten onu bu kitabı yazamaya iten de trende karşılaştığı Pazarcıklı bir kadının anlattığı bir keramet. Firaz Baran’la  Pazarcık’ın ocakları ve dervişlerini konuştuk.

 Pazarcık isimli bir kitabı yazdınız. Bölgenin tarihi, kültürel ve sosyal yapısını yansıtan. Şimdi de Pazarcık ocakları, ziyaretleri ve dervişleri üzerine yazdınız. Kitap fikri nasıl oluştu?

2012 senesiydi. Eşimle birlikte trende yolculuk yapıyordum. Tesadüfen Pazarcıklı bir kadınla aynı sıraya oturduk. Sohbete başladık. Söz ocaklardan açıldı. Kadın Dî Mûse köyünde ocağa gittiğini ve Matê Fot’un kendisine “Senin bir kızın olacak. İsmini Xêrê koyarsın” dediğini söyledi. Gerçekten de bir kızı oluyor ve ismini Xêrê koyuyor. O zaman dedim ki, “Kerametleri toplayacağım. Bunu kendi başına bir kitap yapacağım.” Ve öyle de yaptım. Kitaba o arkadaşımızın anlatımlarını da aldım.

Evet fikrin oluşması için enterasan bir örnek. Peki Pazarcık’ta hangi ocaklar bulunuyor?

 Pazarcık’ta iki tür ocak var: Talipleri giden ocaklar, bir de keramet ocakları. Keramet ocakları da kendi içinde ayrılıyor: Çocuk ocakları, yel ocakları ve yılan ocakları. Yılan ocakları da kendi içinde ayrılıyor: Asum yapanlar, yılan tutanlar, yılanla panzehir yapanlar. Onlar da kendi içinde farklı yöntemler kullanıyor: Bazı aileler evinin önündeki toprakla asum yapıyor. Bazıları yılan boynuzuyla asum yapıyor. Bazıları da odunu yakıyor ve odun külüyle asum yapıyorlar. Bu aileler hangileridir? Neler yaşamışlar? Tüm bunları okurlar, tanıkların anlatımlarıyla kitapta bulabilir.

Asum dediğiniz nedir?

Bir eve yılan girerse yılan ocaklarından toprak getiriyoruz. Onların evinin önünden. O toprağı suya katıp karıştırırsan  o asum oluyor. Bazıları odunu yakıp külüyle asum yapıyor. Bazıları da yılan boynuzunu suya katıp asum yapıyor dediğim gibi. Temel madde su. Ama suyun asumlu su olması için bu maddeleri katman gerekiyor. Yılanların saygı duyduğuna inanılan kutsanmış su yani. Böyle tarif edebilirim.

Dervişleri de yazdınız. Sizi en çok etkileyen hangisi ve neden etkilendiğinizi düşünüyorsunuz?

Derviş, yolu taşıyandır. İki derviş tanıdım. Birisi Aşgar Baba, birisi de Kakî Îsmaîl. Ayrıca çocukken derviş hikayelerini çok dinledim. Örneğin Tawkoylon köyünden olan kadın derviş Nozê’den ve Dersim’den gelen dervişlerden çok etkilenirdim. Derviş Husên Dêrsim katliamı ardından Gonîg (Bozlar) köyüne geliyor. Uzun yıllar köylülerle birlikte yaşıyor. Askerin başını görse hemen küfredermiş. Muhtar “Husên sen niye bizim eve hiç gelmiyorsun. Ne olur bir kere bizim misafirimiz ol“ dermiş. Şöyle cevaplarmış: Sizin minderlerde askerlerin kokusu geliyor. Xidir Baba isimli derviş de Dersim’den geliyor. Mezarı da Engizek dağındaki Sarasot yaylasındadır. Halen insanlarımız ziyaret ederler. Çocukken bize onların şahsında Dersim anlatılırdı ve “Dersim’e giderseniz ayakkabınızı çıkarın, öyle dolaşın. Her taraf ziyarettir. Toprağı incitmeyin” derlerdi.

Dervişlerin iki özelliği dikkatimi çekiyordu: Birisi bazı dervişler çocuk yaşta ocaklara veriliyorlar. Bu çocuklar orada yetişiyor, yeteneklerine göre meslek sahibi oluyor. Örneğin Aşkar Baba iyi bir marangozdu. Hacı Bektaş Dergahı’nda yetişiyor. Olgun bir yaştan sonra bizim köye geliyor. Tarlayı seven çiftçi, koyunları seven çoban, sazı seven zakir olarak yetişiyor. Örneğin çocukluk arkadaşım Saydo 7 yaşında Elif Ana Ocağı’na verildi ve orada zakir olarak yetişti. Bir de bazı insanlar da 20-25 yaşından sonra derviş oluyor. Yola sevdalanıyor ve ermişlerin peşinden köy köy dolaşıyor ve yolu anlatıyorlar. Çopo Baba bunlardan biridir.

Elif Ana, bölgenin hatta çok geniş bir coğrafyanın tanıdığı birisi. Elif Ana ile ilgili anılarınız var mı? Neden bu kadar seviliyor?

Elif Ana benim halamdı. Ben 16 yaşındayken Hakk’a yürüdü. Buna rağmen kendisi ile hiç konuşmadım. Hizmetimizi yapardık, kendisini izlerdim; misafirler geldiği zaman sazı-sohbetleri dinlerdim. Ama hiçbir zaman kendisiyle oturup konuşmadım. Neden? Çünkü benim gözümde Xwede’nin kızıydı. Onun için onu rahatsız etmek istemiyordum. Anılar, tanıklıklar çoktur. Birini anlatayım… İlkokuldayken Rizeli ırkçı bir öğretmenimiz vardı. “Nerede olursanız olun İstiklal Marşı’nı duyduğunuz yerde hazır ol vaziyetine geçin“ demişti. Birgün bizim evde oturup Çiyayê Reş’i izliyordum. Baktım Elif Ana bir kadınla yürüyor. Hemen kalkıp hazır ol vaziyeti aldım. 9 yaşındaydım. “Benim İstiklal marşım Elif Ana“ demiştim kendi kendime. Ve Elif Ana kaybolana kadar yerimden kımıldamadım.

Neden bu kadar sevildiğine gelince. Şunu bilmek gerekir: Pazarcık’ta en çok kadın ermişler seviliyor. Örneğin Elif Ana (Ate Elif), Sakarat köyünden Onê Fot (halen yeminler onun üzerine içilir), Kulyanlı köyünden Ate Atê Oris , Zînkon köyünden Onê Xac Pazarcık’ın en sevilen ermiş ve ocak sahipleridir.

Elif Ana, Pazarcık’ta otantik Aleviliği yaşatan son ermişlerden birisiydi. Çok mütevazi birisiydi. Bütün ocakları ve ziyaretleri kendisinden üstün tutardı. İnanca göre gelenlerin duaları kabul oldu. Hizmette kusur yapılmadı 5 kişi de gelse, 50 kişi de gelse, 100 kişi de gelse her zaman hizmet oldu. Ocakların hizmeti zordur. Hizmet olmazsa misafir bir kere gelir, ondan sonra gelmez. Yani bir ocağın yaşamasında hizmet önemlidir. Beni en çok etkileyen konu ise, Elif Ana‘nın şu sözü olmuştu: “Mino hasê tamûre kem nawi“,  yani “Sazın sesi eksilmesin“ diyordu. Çünkü Alevilik müzikle iç içe bir inançtır. Biz ibadetimizi sazla yapıyoruz. Dolayısıyla saz çaldıkça ibadet de yaşar anlamına geliyor o söz. Bence saz hep çaldığı için de Aleviliğin yaşatıldığı bir keramet ocağı oldu Elif Ana.

Elif SONZAMANCI/KÖLN

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

14 MART 2017 SALI-GÜNDEM

14 MART 2017 SALI-GÜNDEM

pirha.net © 2018