CANLI YAYIN
Video bulunamadı...

Frankfurt AKM’li kadınlar: Erkek ulularımız anılıyor fakat kadın ulularımız anılmıyor -VİDEO

PİRHA- Frankfurt AKM’yi ziyaret ederek kadınlar ile örgütlenme sorunlarını konuştuk. Frankfurt AKM Kadın Kolları Başkanı Songül Kaplan, “İnanç bazında Alevilik inancında kadının yeri erkekle aynı, bu tartışılmaz, ama pratik alanda maalesef böyle değil. Biz bütün uluları anarız, örneğin Hacı Bektaşi Veli’yi tamamlayan Kadıncık Ana’dır. Onu çokta fazla anmayız. Örnekleri çoktur. Hz. Hüseyin’i Muharrem ayında anarız. Hüseyin’i bugüne taşıyan Zeynep’i çok fazla anmayız. Kadınlarımız bile bilmiyorlar” diyor. 

Alevi örgütlenmesinde en sıkıntılı alanlardan biri de kadın örgütlenmesi. Kadınlar çalışmalarda en çok mutfak kısmında görev alıyor, yönetim düzeyinde katılım ise oldukça az. Fakat Alevi kurumlarında kadın örgütlenmesinin geldiği durum, geçmiş yıllara oranla çok daha iyi bir tablo çiziyor.

Alevi kadınların örgütlenme sorunlarını mercek altına alarak, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’na (AABF) bağlı Frankfurt AKM’yi ziyaret ederek kadınlar ile örgütlenme sorunlarını konuştuk. Soruna bakış açıları, çözüm önerileri gösteriyor ki, kadınlar çalışmalara ne kadar katılım gösterirse, çalışmaların başarı düzeyi de o kadar artıyor. En azından bu sohbette ben buna ikna oldum.

“YOLUMU BIRAKMAYACAĞIM, İYİKİ BU YOLDAYIM”

Kudret Odabaş Frankfurt AKM’nin emektarlarından, zira 28 yıldır burada hizmet veriyor. “Görev aldığım senelerde oldu, almadığım seneler de. Ama hiç ayrılmadım. Şu an da inanç kurulundayım” diyor.

Gümüşhaneli Kudret Ana 29 yıldır Almanya’da yaşıyor. En çok istediği şey ise  gençlerin Aleviliğin temelini öğrenmeleri.

“El birliği ile yolumuzu sürdürmeye devam ediyoruz” vurgusunu yapan Kudret Ana, “Gençlere, ‘biz yaşlandık, bayrağımızı size vereceğiz’ diyoruz. Ben hiç değişmedim. Yolumu bırakmayacağım, iyi ki bu yoldayım” diyerek sözlerini sonlandırıyor.

 “KOTA KADINLARA DEĞİL, ERKEKLERE UYGULANSIN”

53 yaşındaki Meral Çetin ise Çorumlu ve 12 yıldan bu yana Frankfurt AKM’de görev yapıyor. Çetin 10 yıldan bu yana kadın kollarında. 2 seneden bu yana ise yönetim kurulu üyesi. Çetin’in en çok eleştirdiği konu ise pozitif ayrımcılığı sevk etmek için uygulanan kadın kotası.Bu benim çok kafama takılıyor” diyor ve ekliyor:

“Biz erkeklere kota koysak, sadece 2,3 tane girebilseler daha iyi olurdu. Kadınlar bastırılmış. Alevi  toplumundaki durum, inançtan farklı. Bir kadın bir yerlerde ise eşinden engel görüyor mesela. Bunu bende yaşadım. Ben kadınlar kolundayken eşim çok aydın görüşlüdür ama yine de engellemeye çok uğraştı, ama buraya kadar geldim. Kadınlar evden çıksın gelsinler, kendilerini kanıtlansınlar. “Her erkeğin arkasında bir kadın var” demesinler kendileri ön planda olsunlar. Mesela bizim köyde muhtar seçimleri oluyordu. Kadınlar girmek istiyordu. Kardeşleri, eşleri, babaları tarafından engelleniyordu. Köyde kadınlar bir yere gelemediler. Kadınlar halbuki daha bilgili.”

“BÜTÜN ERKEK ULULARIMIZI ANARIZ AMA KADINLARI ANMAYIZ”

Frankfurt AKM Kadın Kolları Başkanı Songül Kaplan ise Dersim Mazgirtli. 8 yıldan bu yana Frankfurt Alevi Kültür Merkezi üyesi .2016 yılından bu yana ise Frankfurt AKM’de kadın kolları başkanı olarak görev yapıyor.

“AKM’de kadın alanında çalışmak kolay bir süreç değil, zorlandığım zamanlar oldu” diyen Kaplan, gerekçelerini şöyle açıklıyor:

“Uzun yıllardır sadece Frankfurt AKM’de değil, her yerde kadını mutfakta, ya da hizmet alanında gördüklerinden kaynaklı böyle bir süreçle karşı karşıyaydım. Neler yapılabilir anlamında bazı kadın arkadaşlarla konuştuk. İnanç bazında Alevilik inancında kadının yeri erkekle aynı, bu tartışılmaz, ama pratik alanda maalesef böyle değil. Biz bütün uluları anarız, örneğin Hacı Bektaşi Veli’yi tamamlayan Kadıncık Ana’dır. Onu çok ta fazla anmayız. Örnekleri çoktur. Hz. Hüseyin’i Muharrem ayında anarız. Hüseyin’i bugüne taşıyan Zeynep’i çok ta fazla anmayız. Kadınlarımız bile bilmiyorlar.”

“ÖĞRETİDE EŞİTİZ, GERÇEKTE DEĞİL”

Kaplan kadın çalışmalarının kendine özgü bir tüzüğü olmadığından dert yanarak eleştirilerini şöyle yöneltiyor: “Kadın çalışmalarının hiçbiri tüzükte yer almıyor. Söz karar yetkisi yönetimde. Biz bir etkinlik yaptığımızda, yönetim ona karar vermek zorunda. Yönetim mesela konuğu beğenmediğinde iptal edebilir. Kota da ise yönetimde iki kadın kotası var. Frankfurt Bölge  için yönetim oluşturulursa yine kadın olarak 2 hakkın var. Kurumlarda 9 asıl 3 yedek yönetim üyesi seçilir. Denetle gibi görevleri de eklediğimizde bu sayı 22’yi bulur. Bu rakam içerisinde kadın temsiliyeti sadece 2. Öğretide kadın erkek eşit ama burada eşit olduğunu görmüyoruz. Burada Frankfurt’ta yönetim bize destek veriyor ama bu diğer cemevlerimizde durum aynı anlamına gelmiyor. Fakat yine de umutsuz bakmıyorum.”

“KADININ POSTA OTURMASI HALA SORUN”

Kaplan’ın gündeme getirdiği bir sorun ise anaların posta oturmasında yaşadığı zorluklar. “Analarımız Evladı Resul değilsen posta oturamıyor. Eşi Evladı Resul değilse yine posta oturamıyor. Eğer bilgili ise, onu aktarabiliyorsa, inancın temeline kadar iniyorda kadın yada erkek bunu yapabiliyorsa engel olmamalı. Bende Evladı Resul’um. Eşimden ayrıldığım için analık yapamıyorum.”

“ESKİDEN İNANCIMIZI DAHA FARKLI YAŞIYORDUK”

Aleviliğin temellerini çocukluğundan itibaren öğrendiğini ifade eden Kaplan çocukken dedesinden çok şey öğrendiğini belirtiyor ve anılarını şöyle anlatıyor:

“8-9 yaşlarındayken dedem bir sohbette bize soru sordu: Karşıdan biri geliyor, biri pir, biri musahip. İlk önce hangisine gidersin? Biz ‘önce pirin eline gideriz’ dedik. ‘Hayır’ dedi ‘önce musahibin eline gidersin’ dedi. Musahibin ikrar bakımında öyle büyük ki, musahibinle aynı kefene giriyorsun. Sen onunla bir cansın. Cemlerde dede otururdu, çevresinde iki ana vardı. Ananın da pir kadar  söz hakkı vardı. Çocukluğumda iki ailenin kavgasında bir kişi öldürülmüştü. Ama o kavgayı durduran yine kadınlar olmuştu. Bu inanç içerisinde kadınlar dur diyebiliyor. Bu dava o inanç toplumu içerisinde çözüldü. Dedem 38’i de yaşamış, 7 yıllık askerlik yapmış birisiydi. Kendi inançlarını kendi içlerinde ama özüyle yaşadıkları bir ortam vardı. Musahipsiz ceme girilmezdi. Düşkün olan o ceme giremezdi. Alınması için orada dara durması gerekiyordu. İnancımızı sürdürüyoruz evet ama şimdi arada dağlar kadar fark var.”

“DERNEKLERDE KADINLARIMIZ SÜREKLİ MUTFAKLARDA”

Çiğdem Gültekin aslen Erzincanlı ama İzmir’de büyümüş. 2010 yılından bu yana AABF’de çalışma yürütüyor. “Arkadaşlarımın yönlendirmeleri ve teşvikleri ile birlikte 2014-2016 süreci içerisinde Hessen bölgesinde AABF’ye bağlı kadın bölge yönetiminde bulundum. Sekreterlik görevi yürüttüm. Frankfurt AKM’de kadın çalışmalarına destek veriyorum. Kadın hareketini daha da canlandırabilmek, kadını mutfaktan çıkarmak, madalyonun arka yüzündeki emeklerini görünür kılmak için buradayız” diyor.

“NE KADAR ÇOK YAKLAŞIRSANIZ O KADAR İYİ GÖRÜRSÜNÜZ”

Kadın hareketinde bir ilerleme olduğunu, fakat bu ilerlemenin bedeller ödenerek kazanıldığını vurgulayan Gültekin, “Cesaret bulaşıcıdır diyoruz ya, bize önümüzü görebileceğimiz bir çalışma haritası gibi oldu bu çalışmalar. Ne kadar yaklaşırsanız o kadar daha çok görüyorsunuz. Güzellikleri, haksızlıkları, zorlukları görüyorsunuz. Ben kadın olarak bu çalışmanın içerisinde var olmalıyım diyorsunuz. Bunu yaparken eşin karşı çıkabiliyor, yakınınız karşı çıkabiliyor, dernek yönetimleri karşınıza çıkabiliyor. Bürokrasi karşınıza çıkabiliyor. Kendimize özel bir tüzüğümüzün olmayışı, ki çoğu derneklerde yok, çok engellerle karşı karşıya getiriyor bizi. Bunu ancak çalışmalara girdiğiniz zaman görebiliyorsunuz. Derneklerde kadınlarımız sürekli mutfaklarda. Almanya’da kadınlar için 3K vardır  (Kinder, Kirche und Küche- Çocuk, Kilise, Mutfak) kadınlar için engel teşkil eder. Biz de de aynı şekilde bütün seneler boyunca mutfakta çalışırsın bir şey olmaz, karar verme pozisyonuna geçtiğin zaman mikrofonu elinize aldığınız zaman, en devrimci demokrat, yoldaş, heval dediğimiz eşlerimiz tanımaz oluyor. Bunun çok büyük zorlukları var” şeklinde anlatıyor.

“İNANÇ YARA ALDIKÇA, KADINA BAKIŞ AÇISI DA YARA ALMIŞ”

Alevilik inancında kadının yeri ile toplumdaki yerinin bağdaşmadığını düşünen Gültekin şunları kaydediyor:

“Aleviliğin özünde kadına vermiş olduğu değeri görebiliyoruz. Kadınların savaş alanında ganimet olarak kullanıldığı zamanlarda bile, kadını Kırklar Meclisi’ne taşımıştır Alevilik. Peygamberin dahi orada 17 kadın ile eşit hakları var. Musahiplik bizim inancımızda olmazsa olmaz. Orada eşlerin rızalığından bahsediyoruz. Gelinen süreç içerisinde inanç yara aldıkça kadına bakış açısı da yara almış. Hacı Bektaşi Veli’nin geldiği Tekke ve Zaviyelerin yürütülmesinde Kadıncık Ana’nın emeği olduğunu görüyoruz. Diğer taraftan Anaların posta oturması gibi bir sorunumuz var. Ana ile birlikte kadınlarında yönetim mekanizmalarına girerek Aleviliğin özüne yönelik çalışmaların gerçekleştirilmesi gerekiyor. Bu yola yüreğini koymuş kadınlar var.”

“KADINLARI HEDEF ALAN, İSLAMİ ŞERİATÇI BİR ZİHNİYET VAR”

Kadınların çalışmalara daha aktif katılabilmeleri için onlara daha çok mikrofon uzatılması gerektiğini ve kürsüler verilmesi gerektiğini düşünen Gültekin, örgütlemenin genişlemesi için şu noktalara dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor:

“Sanki kutsal annelik görevi kadının karar ve yönetiminde bulunmasına engel. Öteki olarak görülenler, kadınlar, Aleviler Kürtler, Süryaniler, Ezidiler, Ermeniler bu anlamda hepsinin yan yana durması gerekiyor. Biz Alevi kadınlar, ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ deme lüksümüz yok böyle bir süreçte. 15 yıllık AKP iktidarı ile birlikte, rejim değişikliği ile de kadınlar üzerine uygulanan baskı ve yasaklar arttı. Kadınları hedef alan İslami şeriatçı bir zihniyetle donatılmış olması, müftülerin nikah kıyması, evlilik yaşının kız çocuklarında 9’a indirilmesi, erkeklerin de 12 olması gibi sorunlar kadının kendini ifade alanını kısıtladı. Kadınlara yönelik İslami normlara uygun bir toplum yaratılmaya çalışılıyor. Kadınlar her gün sokaklarda. Bu gidişle öyle bir sürece geleceğiz ki kendi çocuklarımızı bile tanıyamayacağız. Alevi çocuklarının IŞİD’e katılıp çatışmalarda öldüğünü duyuyoruz.”

“ÇOCUKKEN KİMLİĞİMİZİ GİZLERDİK”

Çocukluk yıllarını Alevi kimliğini gizleyerek geçirdiğini belirten Gültekin, ailesinin sonradan oraya göçtüğünü ve çekinceleri olduğunu ve “kızım kimseye Alevi olduğunu söyleme, ramazanda oruç tutuyorum de” telkinlerinde bulunduklarını belirtiyor. Böyle bir ortamdan sonra Alevi bir örgütlenme içerisinde yer almanın onun için bir veli nimet olduğunu kaydediyor. “Benim çocuklarım buranın içerisinde büyüyor ve yollarını bilecekler. İkrar vererek niyaz olarak geldiğimiz bu kapıların içerinde hepimiz canız” diyor son olarak.

 “ALEVİLERİN İNKAR EDİLDİĞİ BİR ZAMANDA YAŞADIK”

Nuray Yalnız Örtülü de aslen Dersimli. 16 yıldır Almanya’da yaşıyor. Çocuk gelişimi eğitimcisi. “Ben devrimci ve demokrat bir ailenin çocuğuyum. Alevi kültürü ile büyüdüm” diyor.

Elinden geldiğince çalışmalara katıldığını belirten Örtülü, “ Evlerimizde cemler yapılırdı. Muharremlerde, Hızırda kurbanlar kesilirdi. Küçük yaşlarda evlerdeydik, daha sonra dergahlara geçmeye başladık. Yönetim önümüze çok büyük engel olmuyor, bize yardımcı olmaya da çalışıyorlar. Ne kadar kadın erkek eşit diyorsak, o kadar da hayata geçirmeliyiz, sözde kalmamalı. Alevilerin inkar edildiği bir zamanda yaşadık. Ailelerimiz bize “sakın Alevi olduğunuzu söylemeyin” derlerdi, “Sakın Dersimli olduğunuzu söylemeyin. Annem hep kapıdan dışarı çıktığımızda bize öyle söylerdi.”

Şimdi daha iyi koşullarda çalışma yürüttüğünü belirten Örtülü, bütün kadınların çalışmalara katılması gerektiğini belirtiyor.

Elif SONZAMANCI/FRANKFURT

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

pirha.net © 2018