CANLI YAYIN
Video bulunamadı...

Gönderen: İlhan Sami Çomak’ın yönetmenleri: Belgeselin temel derdi hakikati anlatmak-VİDEO

PİRHA- Belgesel yönetmenleri Çiğdem Mazlum ve Sertaç Yıldız PİRHA’ya konuştu. Belgeselin temel derdinin hakikati anlatmak olduğuna işaret eden belgesel yönetmeni Sertaç Yıldız,  “Hangi yöntemle anlatırsanız anlatın hakikati anlatmanız gerekiyor. Bugünkü Türkiye koşullarına baktığımızda en çok rahatsız  olunan şey hakikat. Böyle düşünüldüğünde belgesel yapmak zorlaşıyor. Hiçbir zaman kolay olmadı zaten” şeklinde konuştu.

Haberin videosu

Çorum Alacalı Çiğdem Mazlum ve Maraş Elbistanlı Sertaç Yıldız iki genç belgeselci. Ankara’da doğup büyüyen Mazlum, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon Sinema Bölümü mezunu. Yıldız ise Karadeniz Teknik Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu. Amaçları gözlerine değen, coğrafyalarında yaşanmış, yaşanmakta olan olay ve olguları kameranın objektifinden, toplumun belleğine taşımak. Zira belgeselciliği bir nevi habercilik olarak görüyorlar. Mazlum ve Yıldız ile Almanya Hamburg’ta düzenlenen Yılmaz Güney Film Günleri’ne katılmak amacıyla geldikleri Almanya’da belgeselleri, Türkiye’de belgeselciliğe bakışı, belgesel çekmenin zorluklarını ve aynı zamanda çalışanı oldukları kapatılan Alevilerin Sesi TV10’u konuştuk.

“FARKLI KÖKENDEN İNSANLARLA ÇALIŞTIKÇA, TOPLUMLARIN BİRBİRİNE BENZEDİĞİNİ GÖRDÜK”

Önce kadınlar deyip mikrofonumuzu Çiğdem Mazlum’a uzatıyoruz. Belgesel yolculuğuna Batman’da yaşayan Ezidileri anlatan bir çalışma ile başlayan Mazlum’un, daha sonra Sertaç Yıldız ile beraber Kıbrıs’ta yaşayan Rumları konu alan “Asla Hoşçakal demedik Varoşa” adında bir belgesel çalışması da bulunuyor. Belgeselde Kıbrıs’ta bulunan kapalı Maraş denilen,  şimdi BM ve Türk askerlerinin kontrolünde olan bir coğrafyayı ve oradan göç ettirilen  Rumları  anlatıyorlar. Mazlum, Rumların Türkiye coğrafyasında Kürtler’e benzer bir kaderleri olduğunu belirtiyor. “Yerinden edilme, göçe zorlanma ve doğdukları yere özlem anlamında söylenen cümleler aynı” diyen Mazlum, “Farklı kökenden insanlarla projeler yaptıkça toplumların birbirine ne kadar benzediğini gördük” diye aktarıyor.

Türkiye’de olguları aktarmak artık eskisinden daha da zor. Zira öteki kimliğini taşıyan toplumlar için aktarma olgusu her zaman zordu. Mazlum, belgeselcilerin farklı inançlar, kültürler, duyulmayan insanların hikayelerini anlatmak gibi bir misyonu olduğuna değiniyor. Fakat son süreçte bunun neredeyse imkansız olduğunu belirtiyor. “Medyada iktidarın söylemleri üzerinden bir algı yaratılıyor. Belgeselin gizlenenleri arşivleme gibi bir misyonu var. Olay ve olguları anlatırken haberci gibi düşünmeye başlıyorsunuz” diye ekliyor.

“BELGESELİN TEMEL GÖREVİ HAKİKATİ ANLATMAK”

Yıldız ise belgeselin temel derdinin hakikati anlatmak olduğuna işaret ediyor. Devamında ise şunları söylüyor:

“Hangi yöntemle anlatırsanız anlatın hakikati anlatmanız gerekiyor. Bugünkü Türkiye koşullarına baktığımızda en çok rahatsız  olunan şey hakikat. Böyle düşünüldüğünde belgesel yapmak zorlaşıyor. Hiçbir zaman kolay olmadı zaten. Türkiye’nin son bir kaç yılına baktığımızda çok şey yaşandı. Şehirde savaşlar yaşandı, insanların cenazeleri dışarıda bekletildi. Basın kuruluşları bunları maalesef vermedi. Belgeselin görevi tam da bu aslında. İnsanların yaşadıklarını başka insanlara aktarmak. Türkiye öyle bir yer ki, bir kıyısında yaşananları, öbür kıyısında bilmiyorlar.”

GÖNDEREN: İLHAN SAMİ ÇOMAK

Mazlum ve Yıldız’ın son çalışmaları Gönderen: İlhan Sami Çomak. Çomak’ın hikayesini artık bilmeyen yok. 1994 yılında, 21 yaşında İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü öğrencisiyken polis tarafından gözaltına alındı. “Bölücü faaliyette bulunma” gerekçeleriyle çıkarıldığı mahkemede ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. İtirazlarında iç hukuk yollarını tüketen Çomak AİHM’e başvurdu. AİHM adaletli yargılanmadığına karar verdi. AİHM’in hak ihlali kararı sonrasında yeniden yargılanan İlhan Çomak’ın davası karara bağlandı. Mahkeme, 22 yıldır tutuklu bulunan Çomak hakkında eski hükmü olan müebbet hapis cezasını onayladı. Çomak’ın olmadığı/olamadığı ama hikayenin merkezinde yer alan Gönderen: İlhan Sami Çomak belgeselinin gösterimleri devam ediyor.

“FİLME GELEN SEYİRCİLER, DURUŞMAYA DA GELDİLER”

Mazlum, kahramanlarına ulaşamadıkları belgesel çekimlerinde yaşadıkları zorlukları şöyle anlatıyor:

“Bu belgesele başlarken çok sıkıntılar yaşadık. Cezaevinde biriyle film yapmanız gerekiyor. Onun sadece mektupları ile katılacağı bir filmdi. Nasıl yapacağımıza dair epey fikir tartışmaları yürüttük. Mektuplaşma sürecinde İlhan’ın kendini bize tamamen açacağı imkanlar yoktu. Eksik gelen mektuplar oluyordu. Geç gelen mektuplar oluyordu. Belgeseli tamamlama aşamasında İlhan’ın doğduğu topraklarda, Bingöl’de çekim yaptık. Bu onun için önemliydi. Köye gitmek istediğimiz süreçte, koşulların sertleştiği bir dönemdi. İlhan’ın köyü de bunlardan biriydi. Ailesi de gidemedi, biz de gidemedik. Oradaki arkadaşlardan rica ederek çektiğimiz görüntüleri filme koymak zorunda kaldık. Sonrasında İlhan’ı görmek için koşulları zorladık. Adalet Bakanlığı’na başvurduk. Normalde çıkabilecek bir izin. O dönem bunu da alamadık. Onun bizi görmesini istedik. Onun bize inanması gerekiyordu. Hikayesini tüm samimiyetimizle anlatmak istediğimizi.”

Filmin gösteriminin İlhan Çomak’ın dava sürecine rastladığını belirten Mazlum, belgesel gösterim sonrası tartışmaların foruma dönüştüğünü söylüyor. Filme gösterilen ilgiyi ise şöyle anlatıyor:

“Festival’de belgeselcilere filmlerinin ne zaman gösterileceği şansı vermezler. İlhan ile ilgili belgeselde ise,  “İlhan’ın duruşmasına yakın bir zamanda koyalım” dediler. Filme gelen seyirciler duruşmaya da geldiler.”

“ALEVİLİĞİ ÖĞRENMEK İSTİYORSANIZ COĞRAFYASINA GİDECEKSİNİZ”

Mazlum ve Yıldız aynı zamanda kapatılan Alevi televizyonu TV10 çalışanlarından. Haliyle TV10’un kendileri için ne anlama geldiğini soruyoruz. Yıldız söze giriyor, “Alevi televizyonculuğu TV10’dan daha eski bir süreç. TV10 ise bunun en güçlü halkası idi. TV10’da çalışmanın şöyle bir etkisi vardı: Alevilik üzerine ahkam kesmek değil, Aleviler ne yaşıyorlarsa onu göstermek. Adıyaman, Ege, Dersim’deki bir insanın gözü ile aktarıyorduk. Herkes kendini görüyordu. İnsanlara “siz nasılsanız biz sizi öyle kabul ediyoruz” dediği için yayını kesildi. Gerçek Aleviliğe ulaşmak istiyorsanız, coğrafyasına gideceksiniz. Siz Aleviliğin tarihi hakkında çok şey bilebilirsiniz ama taşa niyaz eden bir kadını hissetmediğiniz sürece eksik kalıyor. TV10 bana bunu öğretti.”

“BELLEK İÇİN KAYIT ALMA ALIŞKANLIĞI GELİŞTİRİLMELİDİR”   

Sertaç Yıldız, geçmişte çekilen görüntülerin arşiv açısından çok önemli olduğuna vurgu yaparak, “30 yıl önce yapılmış bir cem, turistik gezi sırasında yapılan çekimler o dönem hakkında bizi bilgi veriyor” diyor. Önemli olarak gördüğü bir çekimi ise şöyle anlatıyor:

“Bir video görmüştüm 80’lerin başlarından çekilmiş. Muhtemelen köyüne dönen birisinin anı olsun diye çektiği bir video. Cemde önce koç getiriliyor, herkes koça niyaz ediyor. Sonra cem başlıyor ve dil tamamen Kürtçe. Ritüeller çok farklı. Biz 30 yıl sonra baktığımızda çok şey alıyoruz. O dönemde bütün cemlerin Kürtçe yapıldığını, bugün bizim cem diye gördüğümüzün, aslında o zamankine hiç benzemediğini görüyoruz.”

Yıldız, özellikle kültürleri yok edilmeye çalışılan coğrafyada kayıt alma alışkanlığının gelişmesi gerektiğini dile getiriyor.

İleriye yönelik ise Maraş Katliamı’ndan sonra insanların yaşadığı travmaları anlatmayı düşündüklerini kaydeden Yıldız, “Maraş çok kültürlü bir kentten, tek sesli bir kente dönüştü” diyor. Maraş’ı terk edenlerin izlerini sürmek istediklerini belirtiyor.

Elif SONZAMANCI/KÖLN

 

 

 

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

pirha.net © 2018