Hak aşıklarının nefesleri ile büyüyen bir aşık-ı sadık-VİDEO

PİRHA- Küçük yaşlarda babası ile girdiği dem muhabbetlerinde duyduğu hak aşıklarının nefesleri ile büyüyen Süleyman Demir, hak aşıklığı geleneğini sürdürmeye çalışıyor. Yola dair bir çok hakikatın hak nefeslerinde sırlandığına vurgu yapan Demir, “Ulu ozanlarımızın söyledikleri aslında bize önder olacak nefeslerdir. Manayı bulmak, anlamlandırmak gerekiyor. Ama bizler bu nefesleri kalıba sokuyor, hakikati boğuyoruz” dedi. 

Süleyman Demir’in babası geçirdiği çiçek hastalığı sonra gözlerini kaybeder. Ama yürekte varsa Hak sevgisi; gönül demden, muhabbetten uzak duramaz.

“Sivas’tan, Dersim’den dedeler bizim oraya (Çorum) gelirlerdi. Babam o muhabbetlere gitmek için beni götürürdü. Gözü, kulağı olacaktık” diyen Demir, sabahlara kadar o muhabbetlerde hak nefesleri dinler.

‘Aşk bende öyle başladı’ diyen Demir, köyden şehre göç ile biriktirdiği parası ile kırık bir saz alır. İşte yola girme macerası başlamak üzeredir.

Abdal Musa Derneği’nde hizmet vermeye başlayan Demir, ikrar vererek hizmetleri sonucu Hacı Bektaş Dergahı’ndan babalık görevi alır. Ayrıca zakirlik hizmetine de devam eder.

Zakirliğin belli kalıplara sığdırıldığını söyleyen Demir, cemlerde sürekli aynı nefeslerin, deyişlerin söylendiğine dikkat çekiyor. Hakka yürüme erkanı da yürüten Demir, büyük şehirlere göç ile pir-talip ilişkisinin işlevsiz hale geldiğini ve bu hal ile Alevi toplumunun farklı inançların cenaze erkanlarına tabi olduğunu ifade ediyor. Hakka yürüme erkanlarında sıkıntılar yaşadıklarını sözlerine ekleyen Demir, “Kendi kardeşlerimiz, dostlarımız kültüründen uzaklaşarak bizi yaralıyorlar” diye vurguluyor.

“MUHABBETLERDE BABAMIN GÖZLERİ OLDUM “

Siz Çorum’da doğdunuz. O dönemki dem muhabbetlerinden bahsetmiştiniz. Cemlere girip, hak aşıklarını dinlemişsiniz. Doğal olarak o muhabbette en küçük olan sizdiniz. Nasıl bir ortamdı? Nasıl katıldınız ve sizi etkileyen özel bir şey var mıydı?

Çorum’un Alaca ilçesine bağlı Kargım köyünde doğdum. Çocukluğa gidince biraz babamdan bahsetmek gerekiyor. Babam Aşık Veysel il aynı dönemde yaşayıp çiçek hastalığına yakalanıyor. İki gözünü kaybediyor. Siması Aşık Veysel ile aynıydı neredeyse. Ben görmedim ama babam kemane çalarmış. Bir kardeşini öldürüyorlar. Kahrediyor ve kemaneyi bırakıyor. Cemlerde aşıklık yapardı. Sivas’tan, Dersim’den dedeler bizim oraya gelirlerdi. Babam o muhabbetlere gitmek için beni götürürdü. Gözü, kulağı olacaktık. Muhabbetler sabaha kadar devam ederdi. Ben de oturur hiç konuşmazdım. Ama kulaktan doğmuşuz. Saz aşkı öyle başladı. Köyümüzde cemler  hiç eksik olmuyordu. Görgü cemleri yapılmıyordu, en büyük eksikliğimiz de o idi. Abdal Musa cemleri her sene yapılır.

1980 yılında Antalya’ya geldik. İlyas diye bir arkadaşım ile biriktirdiğim harçlıkla saz aldık. Param saz satan ustanın en kötü sazına denk geliyordu. Kötü dedim ise benim için çok güzeldi. Kırık, çatlak bir saz ile sevinerek eve geldim. Haber harici 2 yıl haberlere bakmadım. Kendimi 2 yıl odaya kapattım ve öyle öğrendim. Daha sonra dernekler açıldı. Şehir toplumunda hizmetimiz ise kurumların gençliğe gidip yetişerek başladı. Daha sonra Abdal Musa Derneği’ni kurduk. Orada ikrar, görgü cemlerine başladık. İkrar ve görgü cemlerinin yapılmadığı yerlerde gördük ki yozlaşma başlıyor. Cemevlerimiz camiye dönüyor. Gönül birliği olması için ikrar görgülerinin yapılması gerekiyordu. Bunun eksikliğini gördük. Hacı Bektaş Dergahı’ndan bir dede istedik ve Divani Baba geldi. 35 kişiye yakın kişi ikrar verip yola girdik. Hizmetlerimiz devam etti ve kendimizi yetiştirdikten sonra babalık görevi verildi. Şimdi ise Abdal Musa Derneği’nin hem babalık görevini, hem Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın aşıklığını, zakirliğini yaparak devam ediyorum.

“YOLUN TAŞIYICI OLMAK GEREKİYOR”

Bizlerin bildiği zakir kaba anlamıyla 12 hizmetten birini yürüten oluyor. Ama burada belli kalıplara sıkışıp kalıyor. Birçok cemevi geziyoruz. Dikkatimizi çeken ise aynı nefesler, deyişlerin okunması. Hatta kurum veya cemevi zakirin önünde 3-5 deyiş koyup bunu oku diyor. Yani ezberciliğe kaçılıyor görüntüsü ortaya çıkıyor. Tekleştiriliyor deyim yerinde ise. O hak nefeslerine dair bir yoğunlaşma, onu anlamlandırma yok. Bu büyük bir eksiklik. Sizde zakirlik hissiyatı nasıldı? Bu durumu nasıl görüyorsunuz?

Ben gençliğimde yetişip gelirken Pir Sultan’ı, Nesimi’yi, Hatayi’yi araştırıyordum. Ulu ozanlarımızın söyledikleri aslında bize önder olacak nefeslerdir. Aslında Pir Sultan’ın dili olmak istedik. Bu deyişler, hak kelamları bize geldi. Mesela çerağ gülbenklerinin hepsi aynı okunuyor. Ama bir çok çerağ gülbengi var. Bu kalıplaştırma yerine nefesleri okuyarak, manalarını açarak muhabbet edilmesi lazım. Birkaç nefes ile bunları sınırlandırırsak yola ihanet etmiş oluruz. Zakirlik sadece 12 hizmetten biri veya saz çalmak değil. Yolu, kültürü araştırarak taşıyıcı olmak gerekiyor.

“DEDE VE ZAKİRLER KALIPLARDAN KURTULMALI”

Çok fazla yazılı kaynaklarımızın olmadığı biliniyor. Var olanlar ise nefeslerde sırlanmış. Mesele bunu anlamlandırabilmek diye düşünüyorum. Konserlerde, etkinliklerde kuru kaba olarak okunup geçiliyor. Çok manasız kalıyor. Kendi elimizle kıymetsizleştiriyoruz belki de. Biraz da bu yaşanıyor.

Ne diyor Edip Harabi:

Daha Allah ile cihan yok iken
Biz ani var edip ilan eyledik
Hakk’a hiçbir layık mekân yok iken
Hanemize aldık mihman eyledik

Kendisinin ismi henüz yok idi
İsmi şöyle dursun cismi yok idi
Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
Şekil verip tıpkı insan eyledik

Allah ile burda birleştik
Nokta-i âmâya girdik birleştik
Sirr-i Küntü kenzi orda söyleştik
İsmi şerifini Rahman eyledik…

Edip Harabi bu dizeleri yazıp getirmiş. İnsanın ne kadar değerli, kıymetli olduğu söylüyor. Zakirim diyen bunu araştırıp, bu ilmin yolunda gitmiyor ise bir manası yoktur. Hünkar Hacı Bektaş Veli ‘ara bul’ diyor. Neyi arayacaksın burada? Hakk’ı. Nerede arayacaksın? İşte bilinen o dörtlük sana yol gösteriyor.;

Hararet nardadır, sacda değildir,
Keramet baştadır, tac’da değildir
Her ne arar isen kendinde ara,
Kudüs’t,  Mekke’de, hac’da değildir

İşte anlamlandırılan bu nefeslerin muhabbetine doyulmuyor. Ne güzel cem yaptık, ağladık diyoruz. İmam Hüseyin ağlama duvarı değildir. Onun bir duruşu ve mücadelesi var. Önemli olan onu almak. Ne yazık ki birçok dede veya zakir bu kalıp içerisinde. Arap Şiasının etkisinde kalarak bizleri aslında devletten daha çok asimile etme yönünde görüyorum. Dedeler, zakirler o kalıptan kurtularak bu nefeslere, o söylediğe sırlara doğru muhabbet edersek Anadolu Aleviliğinin ilmine çabuk gideriz.

“HAKKA YÜRÜME ERKANLARINDA AĞITÇILARIMIZ VARDI”

Siz hakka yürüme erkanlarını da yürütüyorsunuz. Büyük sıkıntıların yaşandığı bir konu. Bütün etkilenmeler ve müdahalelere rağmen bu toplumun bir hakka yürüme erkanı var. Gittiğimiz bir çok yerde sorun, sıkıntı ile karşılanıyor. Bir ömür Alevi olarak yaşayan kişi ömrünün son deminde farklı bir inancın ritüellerine göre defin ediliyor veya toprağa sırlanıyor. Bu girişim nasıl başladı? Sonrasında uygulamada sıkıntılar yaşandı mı? Belki de sorulması gereken en önemli şey, ‘Neden Hakka Yürüme Erkanı’?

Her inanan kültürüne, inancına göre hakka yürüme erkanını yapar. 1960’lardan sonra köylerden şehirlere göç ettikten sonra çok şey yaşadık. Dede-talip ilişkisi köylerde kaldığı veya koptuğu için hakka yürüyen canlarımızı camiye götürdük. İmama teslim ettik. Bu yıllar boyu böyle devam etti. İş, aş vermeyecekler, diye Alevi kimliğimizi sakladık. Devletin her Alevi köyüne bir cami politikası vardı. Pilot bölge olarak Dersim’de 6 köy ile başladı. Bizlerin kabul etmesi ile bu camiler yapıldı, imam atandı. Bu imamlar köyleri asimile etmeye başladı. Cem hiçbir zaman eksik olmazdı köyümüzde. Şu ana kadar cemevimizin üzerine hoparlör taktılar. Hocalar kendi bildiği erkan ile cenaze kaldırmaya başladı. Dede gülbeng veriyor, hoca peşinden besmele ile başlıyor. Bu kültür köyümüze yerleşti. Böyle olunca da bizler var olan deyişler, nefeslerimiz ile hakka yürüme erkanı yürütmeye başladık.

60-70 yıldır yoldan bir kopuş süreci var. Toplum cami kültürüne alıştırıldığı için bize, ‘Yeni icatlar mı çıkarıyorsunuz, kurandan ayrılıyorsunuz’ diye eleştiriler geliyor. Biz aynıydık ama sizler alıştırıldığınız için ters geliyor. Cemlerde nasıl kendi deyişlerimizi, gülbenglerimizi söylüyor isek kendi erkanlarımızı ağıtlar ile götürürdük. Ağıtçılarımız vardı. Yaşlı ninelerimiz hakka yürüyen canımızın başında ağıt söylerdi. Arapça veya kuran yoktu. Can cananına kavuştu derdik. Toplum Sünni İslam’ın cenaze erkanına alıştığı için biz yanlış yapıyoruz algısı yaratılıyor. Öz olarak fabrika ayarlarına dönmeye çalışıyoruz. Kim ne der ise desin bu erkanları yapma devam edeceğiz. ‘İlla dostun gülü yaralar beni’ diyor ya Pir Sultan Abdal; işte kendi kardeşlerimiz, dostlarımız kültüründen uzaklaşarak bizi yaralıyorlar.

“ALEVİ KURUM YÖNETİCİLERİ BİLE ELEŞTİRİYOR”

Dediğiniz gibi bu asimilasyon süreci hızla yayılmaya devam ediyor. Alevi toplumunu kendi öz değerleri ile buluşturmaya dair çaba sarf eden ve öncü olma rolü üstlenen Alevi kurumları bunun çok dışına çıkamıyor. Hakka yürüme erkanı yürütemiyor. Alevi kurumlarının burada payı nedir sizce?

Elbette vardır. Alevi kurumlarına bakıyorsunuz herkes siyaset düşünüyor. İkrar verip, yıllık sorgu-görgü cemi yapılan kurumlarda, yöneticilerde bunun olmaması gerekiyor, olmamalı. Ama ne yazık ki bu 50-60 yıllık yozlaşma ile şehir hayatına geçişle birlikte yöneticiler kendini yetiştiremedi. Kendi yöneticilerimiz bile bazen eleştiriyor. Demek ki bu onun eksikliğinden kaynaklanıyor. Bunlara bizim sahip çıkmamız lazım. 5-6 yaşındaki çocuklar Arapça seslere alıştırılıyor. Bizim köyde “kurban bayramı namazı” diye bir şey nasıl girmiş ise başlamış. Ben küçük iken dede bayram namazı kıldırırdı ama onu da nasıl yapacaklarını bilmezlerdi. Sonra camiye hoca atanınca oda kendi bildiğini uygulamaya başladı. Bu süreç gelerek bu sefer bayram namazlarına gitmeye başladılar. Köylülerin artık birbirine sen neden gelmedin demeleri başladı. Bu asimilasyon kendini böyle gösteriyor.

“ÖZÜMÜZE DÖNELİM”

Son olarak Alevilere, Alevi kurumlarına bu belirttikleriniz üzerinden bir çağrınız var mı?

Kendi Hak inancını başka inançlarda aramasınlar. Amaç kamil insan, toplum yetiştirmek. Yol belli. Bunu camide, havrada ve de başka bir inançta aramaya gerek yok. Kendi özümüze dönmemiz gerekiyor. Bu öz aşıkların gösterdiği nefeslerde gizlidir.

Ersin ÖZGÜL / ANTALYA

 

pirha.net © 2018