CANLI YAYIN
Ana Sayfa GÜNDEM - MANŞETLER, KÜLTÜR, RÖPORTAJ, TÜM HABERLER 15 Kasım 2018 211 Görüntüleme

Hüseyin Güneş: Hiçbir popüler kaygı gütmeden Zazaca söyledim

Hüseyin Güneş: Hiçbir popüler kaygı gütmeden Zazaca söyledim
Tarih: 15 Kasım 2018 - 12:53

PİRHA- Sanatçı Hüseyin Güneş, müziğin en derinden gelen ezgilerle yapılması gerektiğini, o ezgilerin de halkın dili olması gerektiğini savunuyor. Güneş, halktan aldığını halka geri veren bir sanatın içerisinde. “Müzik, benim yaşam çizgimdir” diyerek müziğe olan bu tutkusunu anlatıyor. 

Müziği ruhunda ve bedeninde hissetmek, onu notalarla dışa vurabilmek, söylemek istediklerini halka aktarabilmek her sanatçının ulaşabileceği bir mertebe değildir. Yazdıklarımızı Hüseyin Güneş 9 albümünde başarıyla ulaştırdı. Şimdi 10’uncu albümü İkrar ile yeniden bu toprakların sesi, soluğu olacak.

Uzun yıllar Almanya’da yaşamış Hüseyin Güneş, eğitimini yarım bırakıp önce asker ocağına oradan da yurt dışına gidip 30 yıla yakın Avrupa’da yaşamış, oradaki Alevi halk ile iç içe geçmiş ve bu toprakların kültürünü o gri topraklarda yaşamış. Henüz ülkemizde kabul görmeyen bir inanış olan Aleviliğin, Almanya’da ders olarak okutulduğunu ve isteyen herkesin rahatça ibadet edebildiğini söylüyor Güneş. Yozlaşmanın ve çıkarcılığın dinlere de sirayet etmesinden şikayet ederken, çocukluğundaki o ibadet zamanlarını özlediğini gizleyemiyor. Hatta albümlerinde bu yozlaşmaya dem vuruyor ve kültürünün, dilinin, dininin bu yozluk içerisinde kaybolmasını istemiyor.

Zaman içerisinde toplumun kendi öz benliği ve kimliği olan dili bile kaybettiğini görmek onu derinden yaralıyor. Gelecek kuşaklar geçmişten bir birikim görmeyince kendi özünü unutacağını ve dilin tamamen silinip gideceği korkusu başlamış. Dil giderse tarih, kültür, sosyal yaşantı, örf ve adet gider.

Müziğin en derinden gelen ezgilerle yapılması gerektiğini, o ezgilerin de halkın dili olması gerektiğini savunuyor Hüseyin Güneş. Halktan aldığını halka geri veren bir sanatın içerisinde. “Müzik, benim yaşam çizgimdir” diyerek müziğe olan bu tutkusunu aktarıyor.

“KÜLTÜRÜM İÇERİSİNDE DAHA GÜZEL ÇALIŞMALARA İMZA ATMAK İSTİYORUM”

Kimdir Hüseyin Güneş?

Ben Dersim’de dünyaya geldim. İlk, orta ve lise tahsilimi orada yaptıktan sonra Diyarbakır Dicle Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği bölümüne girdim. Bir yıl okuduktan sonra bıraktım. Askerliğimi yaptım. Askerlikten sonra yurtdışına çıktım. Yurtdışında 27-28 yıl kaldıktan sonra şimdi kısmen bir Türkiye’ye dönüş söz konusu ve bir yıldır da burada yaşıyorum. Bir yıl daha bekleyeceğim. Ülkemizin içerisinde olduğu sosyal ve siyasal durumlar neyi gösterir? Yaşar mıyız yaşamaz mıyız? Oradan sonra karar vereceğiz. Ama insanlar bu ülkede nasıl yaşıyorsa biz de öyle yaşayacağız. Kanımız bunlardan kırmızı değil çünkü ülkemizi, toprağımızı, insanımızı, havasını, suyunu, güneşini seviyoruz. Benim için ömrümün en güzel yıllarında tekrar o gri ve soğuk ülke havalarından kurtulup gelmek benim için bundan sonraki ömrümü daha umut vericidir. Daha güzel, ülke içerisinde yani Anadolu’da gezerek derlemeler, halk müziği yolunda daha önemli çalışmalar yapmak, daha kendi dilinde inancım, kültürüm içerisinde daha güzel çalışmalara imza atmak için bu ülke topraklarında olmak gerektiğine inanıyorum.

ALEVİLİKTE KADIN -ERKEK AYRIMCILIĞI YOKTUR  

Son albümü İkrar ile yine sevenlerinin karşısına çıkan Hüseyin Güneş, neden bu ismi verdiğine gelince Kızılbaş Alevilikte kalben bağlanmak, söz vermek anlamları olduğu için bu isimde karar kıldığını dile getirdi.

Alevilikte kadın-erkek ayrımcılığı kesinlikle yoktur. Alevi meclisinde kadın-erkek değil ‘Can’ vardır. Güncel yaşamın yanısıra her türlü dini ritüele kadın hiçbir sınırlamaya tabi tutulmaksızın katılır. Bu albümde de eşi Songül hanımdan en büyük desteği görmüş. Ancak bu albümde diğerlerinden özel kılan bir türküde beraber düet yapmaları.

Çocukken, zulüm ve sürgün olaylarını yaşayan büyüklerinden dinlerken ağladıklarını söyleyen Hüseyin Güneş, artık acıların da baskının da zulmün de son bulmasını istiyor. Artık bu topraklarda kardeşçe yaşamak, bir ve birlik olmak istiyor. Bu ülkenin ve Anadolu coğrafyasının hepimize ait olduğunu, artık bizlerin kardeşçe yaşaması gerektiğini belirtiyor.

Son albüm İkrar’dan bahsedebilir misiniz? Neden bu ismi verdiniz?

Müzik hayatım, benim yaşam biçimim ve yaşam çizgimin yarısıdır. Dersim’in kültürüne, doğasına, inancına, gelenek ve göreneklerine sımsıkı bağlılığım ve Dersim’e olan sevdam başka. Bunu anlatmaya kelimeler sığmaz. O yüzdendir ki bu 10’uncu albümümde hiçbir popüler kaygı gütmeden Zazaca söyledim. Bu toplumun diline, kültürüne, geleneklerine, inancına sımsıkı bağlılığımı ifade eder yaptığım iş. İkrar albümünde eserler ağırlıkta yine o öz kültürümüzün, inancımızın; sesi, gözü ve kulağı olan kılamlarla, ağıtlarla ve semahlarla dolu olan bir repertuar. Çünkü böyle olması gerekir. Çocukluğumuzdan beri geçmişte uğradığımız bölgemizde ve coğrafyamızda yaşanan zulüm ve sürgün olayları bize anlatılırken, anlatanlarımız, büyüklerimiz, dedelerimiz ya da amcalarımız anlattıkları o sohbetler içerisinde hüngür hüngür ağlarlardı ve biz de duygulanır ağlardık, biz o acılarla büyüdük. Kızılbaşlar katliamlara, sürgün ve asimilasyonlara yüzyıllardır ibadetlerini yaşamış ve ibadetlerini sürdüre gelmişlerdir. İbadetleri içerisinde cem olmazsa olmazdır. Ben şahsen bu cem içerisinde 11 yaşından sonra bulundum. O sebeple de son albümümün adını İkrar koydum. İkrar, Kızılbaş Alevilerde çok önemli olduğunu, söz vermek, kalben ve ruhen bağlanmak olduğunu, insan olmayı amaç edinen kızılbaşlıkta inancımızda yola girmek anlamını taşıdığını ve tüm yüreğimizle canı pahasına bu yola talip olmak olduğunu ve bu yola hizmet etmek olduğunu bildiğim için İkrar verdim.

Aleviler 90’lardan itibaren kurumsallaşma sürecine giriyor. O kurumlardan bahseder misiniz?

Evet doğru söylüyorsun. 1993 Sivas Katliamı’ndan sonra Türkiye’de özellikle Avrupa’da hızlı bir örgütlenme söz konusuydu. Oradaki örgütlenmenin Türkiye’ye bir yansıması olduğunu da biliyorum. Uzun yıllar Almanya’da yaşadığım için gerek Almanya içerisinde gerek Avrupa’nın diğer ülkelerinde çeşitli kurum ve derneklerde yer aldığım için biliyorum. Gördüğüm Alevilik inancı Almanya’da resmi din olarak kabul edildi. Almanya’da 150’nin üzerinde kültür merkezi ve cemevlerinin olduğunu Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’na bağlı birçok ülkede de 300’e yakın cemevi ve kültür merkezleri var. Almanya’da Alevi inanç dersleri diğer inanç dersleri gibi okullarda okutuluyor. Ne yazık ki 21. Yüzyılda ülkemizde vatandaşı olduğumuz Türkiye’de elde edilmiş değil. Bununla ilgili mücadelenin Türkiye’de nasıl olduğunu burada takip ediyorum. O derneklerde ve kurumlarda daha yakinen çalışmalar içerisinde hem bu albümümle yer almaya çalışıyorum.

ZAZACA SÖYLEDİĞİME TÜRKÇE CEVAP VERİLDİĞİNDE ASİMİLASYONU GÖREBİLİYORUM  

UNESCO’nun 2009 yılından beridir yayımladığı dil raporlarına göre Zazaca, yok olma tehdidi altında olan dillerden biri. Zazaca’nın son zamanlarda eski kuşak tarafından da yeni kuşak tarafından da konuşulmadığını gözlemlemiş Hüseyin Güneş. Yıllarca uygulanan asimilasyon ve yıldırma politikaları insanlar üzerinde etki göstermiş. En çokta bu zoruna gidiyor Güneş’in. Kendisinin Zazaca söylediği bir cümleye Türkçe yanıt verilmesi toplumun uğradığı asimilasyonu gözler önüne seriyor. Dil konusunda hassas olmak kültüre, örfe, âdete ve geleneklere hassas olmak demektir. Bu toprakların rengidir farklı diller ve inanışlar…

Bir insanın boğazına inen bir yumrudur dilin kullanılmaması. Dünya üzerinde nice diller geçip gitmiş. Hüseyin Güneş, Zazaca’nın da bu kader ile karşı karşıya kalmasından korkuyor. İnsanlığın bir birikiminin ellerinin arasından kayıp gitmesi onu derinden yaralıyor. Bu sebeptendir bir önceki albümünün adını Sahipsiz koymuş. Sahipsiz, yalnız ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir dilin çığlığını tüm dünyaya duyurmak ve Zazaca’nın yaşamını bu topraklarda sürdürmesi için savaş vermek istiyor.

Dil konusunda Türkiye’de gözlemlediklerinizi anlatabilir misiniz?

Dersime gittiğimde yaşlı insanlara, “Apo se kenê, rındê? Amca, Ne yapıyorsun, iyi misin?” dediğimde, “Sağ olasın evlat teşekkür ederim” diye sana cevap veriyorlar. Şimdi bu kuşak bile bu dili konuşmuyor ki bizim kuşağımız ya da bizden sonraki kuşağa ne diyelim. Demek ki dil sistemler ya da birileri tarafından yasaklanması veya yok sayılması ile değil ancak o dili bilenler dili konuşmazsa ve günlük yaşamında ilişkilerinde hayatlarında o dili kullanmazsa ancak o zaman o dil yok olmaya başlar. Acı olan da budur. O yüzden ben hep bunu düşündüğüm için yıllardır hep bunu gördüğüm için yıllardır bu dili bilen insanlar arasında konuşulmadığını bildiğim için var ama sahipsizdir diye düşünürüm. Bu sebeple bundan önceki albümümün adını Bewayir“Sahipsiz” koydum. O yüzden Kırmançki, zazaca böyle bir dildir. Bingöl tarafında konuşuluyor ama Dersim bölgesinde günlük yaşamda hemen hemen hiç konuşulmayan dil olduğu için albüme Sahipsiz ismini verdim.

ZAKİRLİK ESKİSİ GİBİ GÖNÜLDEN DEĞİL   

Zakirlik, Kızılbaş Aleviler için son derece önemli bir mertebedir. Bu mertebe herkesin harcı değildir. Ancak zaman içerisinde o da her şeyde olduğu gibi yozlaşmanın esiri oldu. Bu topraklarda dini ayinler yozlaşmanın getirdiği yeni kurallarla tanıştı.

Zakirlerin eskiden hem çalıp hem de söylediğini ancak şimdilerde çalan kişinin başka söyleyenin başka olduğu, para ilişkisinin ön planda tutulduğu bir kavrama dönüşmüş. Güneş’in itirazı zamanın ilerlemesiyle dejenere olan bu kültüredir. Eskiden olduğu gibi o müthiş bir tat bırakan ibadeti geri kazanmak istiyor.

Zakir kimdir? Kimlere zakir denir?

Başta da demiştim ben küçük yaştan beri cemlerde bulundum. Bizler de büyüklerimizin yanında sabredebildiğimiz kadar bulunduğumuz oldu. Cemde 12 hizmette yer alan ya da telli kuran dediğimiz bağlamayı çalıp söyleyen uluların, pirlerin ve erenlerin sevgisini içinde hissettiren sazıyla ve nefesleriyle o insanın içinde hissettiren hizmet sahibidir. Yani 12 hizmetten biridir. Bu mertebeye de gelirken çekirdekten yetişerek gelenleri biliyoruz. Kuşaktan kuşağa sözlü aktarımla gelen ozanlardır. Yoksa bugün gidip saz çalıp sesi güzel olan herkesin cemde zakirlik yaptığı gibi değildir.

Zakirlerle dedenin ilişkisine gelince, biliyorsun modern çağda birçok şey gibi işin aslının değiştiğini dejenere olduğunu görüyorum ben şahsen. Eskiden cemde çalan dede kendisi çalar söylerdi. Aynı zamanda 12 hizmetten birisi yani zakirliği de yapmış olurdu. Yaparken büyük bir aşk ile çalar ve yürütürdü. Bu bizim bildiğimiz bir aşk değil tabi bu bir ilahi aşk, bir yol aşkı gerçek pirlerin uluların aşkıdır. Bunu hem hissederdi hem de cemdeki canlara hissettirirdi. Cümle canlar aşka gelirdi ve gözyaşı dökerdi. Şimdiki dedelerin çoğunda değil bu ilahi aşk bir para ve çıkar aşkı söz konusu, bunu yol aşkına bir hizmet değil bir meslek olarak görüp bu şekle büründürüp saz çalan herkesi yanına oturtup birlikte yürüttükleri bir görev olarak görüyorlar. Bununla ilgili tabi bu yaptığım son albümde böyle dedelere ve işi böyle görüp bu şekilde yozlaştıran ve karşılığı olarak söylenmiş güzel bir deyişimiz var; “Ne Yazar?” diye. Orada şöyle sözler var, “Bir insanda kibir, gurur çok ise nesli ehlibeyt olsa ne yazar. Yolda nakış, edep, erkan yok ise soyu sopu seyit olsa ne yazar” yani bugün böyle durumlar söz konusudur.

Alevi gençlerin müziğe ilgisi nasıl?

Alevi gençleri özellikle yurtdışında çok yaygındı. Alevi kurumlarında ve gençlik örgütlerinde yer alıyorlar. Daha araştırarak sağlam adımlar atıyorlar ve güzel işlere imza atıyorlar. Öğretilerini öğrenip sahip çıkıyorlar. Özellikle orada gördüğümüz kurumlardaki gençlerin böyle çabaları vardı ve buna şahit oluyorduk. Bir çok hizmeti de bugün araştırarak, bilerek ve severek kurum ve inanç merkezlerinde bunu yerine getiriyorlar. Gençlerimizin oldukça kültürüne, kimliğine sahip çıkmak konusunda müziğe de çok önem verdiklerini görebiliyoruz. Son 20 yıldır özellikle bu da umut vericidir. Böyle bilinçli, araştıran ve hakikaten öğrenerek gelen bir gençlik var. Müziğine de kültürüne de inancına da sahip çıkan gençlerimiz var.

Ozan deyince aklınıza ne gelir?

Ozanlık geleneği halk varoluduğundan beri süregelen ve halkın içerisinde olan halkın dertleriyle sevinçleriyle kederleriyle halleşen ve dile getiren gözü kulağı olandır. Halkın içerisinde olup halktan aldıklarını halka veren onlara ışık, rehber ve yol olan bir gelenektir. İnsanlık yolunda gelişen gelişmiş ve geliştiren bir semboldür. Ozanların söylediklerini tekrar söylemeye çalışıyoruz. Bunu yaparken aşk ile yapıyoruz.

Özgür UTUŞ / PİRHA

 

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

pirha.net © 2018