İbrahim Kızıler, Tahtacı Alevilerinin ‘Kurban ve Kurban Bayramı’ geleneğini anlattı

PİRHA-Önceki dönem Burhaniye Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı Şube Başkanı İbrahim Kızıler, Alevilerde ve Tahtacı Türkmenlerde kurban ve Kurban Bayramı’nın nasıl karşılık bulduğunu anlattı. Kızıler, Alevi toplumunda kurban geleneğinin İslamiyet’ten çok daha öncesine dayandığını belirterek “Kurban Bayramı ritüelinin ise XIII. yüzyılda Anadolu’da İslamiyet’in hakimiyet göstermeye başlaması ile Aleviliğin içine girmiştir” dedi.

İslami bir ritüel olarak kutlanan Kurban Bayramı, Alevi toplumunun bir kesiminde de karşılık bulmakta. Yol önderleri, her ne kadar “Alevilikte kurban kesmek, bayram kutlamak yok” dese de bu görüşe karşı çıkanlarda var.

‘Kurban Bayramının, kurban kesmenin Tahtacı Türkmenlerde nasıl bir karşılığı var?’ sorusunu, Burhaniye Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı önceki dönem şube başkanı İbrahim Kızıler ile konuştuk. Kızıler, ‘Kurban’ kelimesinin Türkçe’ye Farsça’ dan, Farsça’ya ise Arapça’dan geçmiş bir sözcük olduğunu, sözlükte ise ‘yaklaşmak’ anlamına geldiğini belirtti. Kızıler ayrıca “Dini bir terim olarak kurbanlık, Hakk’a yaklaşmak niyetiyle belli günlerde kesilen hayvana verilen addır” ifadesini kullandı.

KURBANSIZ BİR ALEVİ TOPLULUĞU GÖREMEYİZ”

İbrahim Kızıler, ‘Kurban’ ve ‘Kurban Bayramı’ kavramlarının farklılıklarına dikkat çekerek şunları söyledi:

“Günümüzde her insan, kendi yaşam biçimi, hayat tarzı ve ideolojik şekillenmişliği doğrultusunda her konuya baktığı ve yorumladığı için Kurban ve Kurban Bayramı konusunda da kabullenme bu bakış açısı doğrultusunda olacaktır.

Konuyu iki açıdan değerlendirmek gerekiyor. Birincisi ‘Kurban’, ikincisi, ‘Kurban Bayramı’. Bu iki konu asla birbiriyle karıştırılmamalıdır. Kurban en eski çağlardan hatta ilk ilkel toplumlardan buyana vardır. Bunun inanç birlikteliği sağlamış toplumlarla ilgisi yoktur. İlkel toplumlardan bu yana insanlar, korkularından veya başına gelen veya gelebilecek olaylardan dolayı kurban ritüeline başvurmuştur. Bu etnik köken veya dini inanışlarla değil, kendi iç dünyalarında var ettikleri geleneklerden bir tanesidir.

Tevrat’ta ve Kur’an tefsirlerin de anlatıldığına göre, İbrahim Peygamberin Hakk’a ‘Eğer bir oğlum olursa onu senin yoluna kurban ederim’ diye yakarışının arından dünyaya gelen oğlu İsmail’i verdiği sözde durarak, Hakk yoluna kurban etmek ister. Bunun üzerine Cebrail tarafından bir kara gözlü koç indirilir ve İsmail, kurban olmaktan kurtulur. O günden bu yana, kurban geleneği bütün İbrahim’i inançlarda yerini almıştır. Bu anlatıdan ve inançtan sonra da Hakk’a insan kurban etmek son bulmuştur.

Alevilerde Kurban ve Kurban bayramı kavramlarına baktığımızda, kurbansız bir Alevi topluluğu göremeyiz. Çünkü Alevilerde kurban ikiye ayrılır;

1-Kansız Kurbanlar

2-Kanlı  kurbanlar

Kansız kurbanlar genelde yiyecek (Çerez-meyve, giyim, kuşam, içki ve nefis kurbanı vs. sayılabilir) türleri ile olabilmektedir.

Kanlı kurbanlar ise bir canlı hayvanın kesilerek yedirilmesi veya dağıtılması şeklinde gerçekleşmektedir.”

“ALEVİLERDE KURBAN GELENEĞİ İSLAMİYET ÖNCESİNE DAYANMAKTA”

İbrahim Kızıler, Alevi toplumunda Kurban geleneğinin İslamiyet’ten çok daha öncesine dayandığını ifade etti. Kızıler, Kurban Bayramı ritüelinin ise XIII. yüzyılda Anadolu’da İslamiyet’in hakimiyet göstermeye başlaması ile Aleviliğin içine girdiğine işaret ederek “XIII. yüzyıl öncesinde Alevilikte bugün anladığımız anlamda bir Kurban Bayramı anlayışı yoktur” dedi.

İbrahim Kızıler, günümüz Alevi toplumunun hangi durumlarda kurban kestiğini de sıraladı. Kızıler, “Alevilik de, Pirin evine gelindiğinde, cem yapıldığında, Hızır ve Muharrem ayı geldiğinde, müsahiplik tutulduğunda, Sultan Nevruz ve Hıdırellez ile herhangi bir dilekte bulunulduğunda adağını yerine getirmek ve Hakk’a yürüyen bir aile bireyinin ardından lokma vermek için kurban kesilir. Bunlar da kanlı kurbanlardır” dedi.

“KANSIZ KURBANLAR VE KURBAN BAYRAMI ORTAKLIĞI VARDIR”

İbrahim Kızıler, Tahtacı Alevilerdeki kurban geleneğini ise şu sözlerle anlattı:

“Tıpkı diğer Alevi topluluklarında olduğu gibi kansız kurbanlar ve  Kurban Bayramı ortaklığı söz konusudur. Fark ise, uygulamalardadır. Tahtacı Türkmenler Kurban Bayramı arifesinde çarşıdan bayram alışverişi yaparlarken çerezlerden oluşan adaklık da alırlar. Her hane bu adaklıklardan hazırladığı bir tepsi ile evinin önüne çıkar ve ‘Gelin adağa, gelin adağa’ diye bağırırlar. Köyün bütün çocukları ellerinde sepetler ile adağa çağırılan evleri ziyaret ederek adaklarını alırlar, Çocukların yanında, yoldan gelen geçenler de alır. Bu bir nevi kansız kurbandır.

Akşam ise dedelerin evlerinde toplanılır ve ‘Bayram Akşamı’ yapılır. Buraya herkes elinde dolu’su ve bir tabak çerez ile gelir. Delil uyarıldıktan sonra herkes eşi ile dedenin huzurunda dara durur ve dededen gülbangını alır. Ellerindeki doluyu ve çerezi yanına bırakır. Dedenin kurbanı tığlanır ve pişirilmek üzere aşçılara teslim edilir.

Dedenin kurbanı pişince sofralar açılır ve kurban yenir. Ertesi sabah yani bayramın birinci günü ise her hane kurbanını keser ve kurbanın sol ön kolunu bayram akşamına katıldığı dedenin evine gönderir. Bunlar bir kazanda pişirilir ve ‘uyluk yemeye’ tabiri ile herkes dedenin evinde toplanır ve pişen etleri yerler. Böylelikle herkes birbirinin kurbanından yemiş olur. Dağıldıktan sonra kurban kesemeyen olmuşsa onlara da kurban eti dağıtılır.

İkinci gün herkes yakınlarını ve sevdiklerini ziyaret ederek bayramlaşır. Üçüncü günde mezarlıklarda atalarının ziyaretlerini yapar, sonra da civardaki yatır ziyaretlerini yaparak mumlar yakarlar.”

Eren GÜVEN/ANKARA