Ana Sayfa GÜNDEM - MANŞETLER, TÜM HABERLER 25 Haziran 2019 324 Görüntüleme

İHD: Halk demokraside ve barışta ısrarcı olduğunu ortaya koydu

İHD: Halk demokraside ve barışta ısrarcı olduğunu ortaya koydu
Tarih: 25 Haziran 2019 - 17:33

PİRHA- İHD Genel Merkezi yazılı bir açıklama yaparak seçim sonucunu değerlendirdi. Açıklamada, “Türkiye seçmeni tıpkı 7 Haziran 2015’de olduğu gibi demokrasi ve barışta ısrarcı olduğunu ortaya koymuştur” denildi.

İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi, yerel seçim sonuçlarını tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimiyle birlikte değerlendirdi.

“İSTANBUL SEÇMENİ İKTİDARA KARŞI SİYASİ TUTUMUNU ORTAYA KOYMUŞTUR”

Bir açıklama yapan İHD, şunları dile getirdi:

“Türkiye’de, 31 Mart 2019 günü gerçekleştirilen yerel seçimlerle ilgili olarak İHD’nin hazırladığı seçim süreci ile ilgili raporda çeşitli tespit ve öneriler yer almıştır. Buna göre, AGİT kriterlerine göre antidemokratik bir seçim süreci yaşanmış, 31 Mart seçim sonuçları siyasi iktidar lehine değiştirilmek istenmiş, bu kapsamda İstanbul BBB seçimleri yenilenmiş HDP’nin kazandığı 5 ilçe belediyesine KHK ile ihraç edilen kişilerin seçildiği bahane edilerek bu kişilerin mazbataları iptal edilip adeta Belediyeye el konulmuş, seçimi ikinci sırada tamamlayan AKP’li adaylara mazbata verilerek seçim hediye edilmiş, KHK ile ihraç edilmiş belediye meclis ve il genel meclis üyelerinin mazbatalarına el konularak sonra gelen kişilerin seçildiği belirtilmiştir. Bir nevi OHAL dönemindeki kayyım uygulaması YSK eli ile sürdürülmüştür. Bütün bu antidemokratik uygulamalara karşı başta HDP olmak üzere muhalefetin yaptığı itirazlar kabul edilmemiş, ancak siyasi iktidarda bulunan Cumhur İttifakı partilerinin itirazları kabul edilmiştir.

Bütün bunlara rağmen 23 Haziran 2019’da tekrarlanan İstanbul BBB seçim sonuçları siyasi iktidara oldukça önemli uyarılar içermekte, Türkiye seçmeninin adeta bir profili olan İstanbul seçmeni iktidara karşı siyasi tutumunu ortaya koymuştur.

Türkiye’de, bastırılmış darbe girişimine rağmen, anayasal olarak koşulları oluşmadığı halde 20 Temmuz 2016’da OHAL ilan edilmiş ve 19 Temmuz 2018’de sona erdirilmiştir. OHAL dönemi içerisinde 32 adet OHAL KHK’sı ile yüzlerce kanunda binlerce kalıcı değişiklik yapılmış, 16 Nisan 2017 de Anayasa değişikliği yapılmış, YSK’nın kanuna aykırı kararı ile Anayasa referandumunun kabul edildiği açıklanarak referandum manipüle edilmiş ve 82 Anayasasından daha kötüye giden, tamamen anti demokratik tek kişi yönetimine dayanan otoriter başkanlık modeline geçilmiştir. OHAL koşullarında 24 Haziran 2018’de milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimi yapılarak otoriter başkanlık modeli hayata geçirilmiştir. OHAL sona erdikten sonra da 31 Temmuz 2018’de yürürlüğe giren 7145 sayılı kanunla OHAL adeta 3 yıllığına uzatılmış ve halen bu kanunun OHAL’i aratmayan uygulamaları yoğun bir şekilde sürdürülmektedir. Böylesi bir siyasi ortamda 31 Mart 2019’da yerel seçimler gerçekleştirilmiştir. İstanbul BBB seçimleri kanuna aykırı olarak iptal edilerek seçim süreci uzatılmış ve nihayet 23 Haziran 2019 günü seçim süreci sona ermiştir.

“HDP SEÇİMİN BELİRLEYENİ OLDU”

Cumhur İttifakını oluşturan AKP ve MHP’nin başta liderleri olmak üzere tüm kadroları ile birlikte İstanbul’da seçim kampanyası yaptıkları ve bu seçim sonucunu adeta bir referandum niteliği taşıdığını ifade etmelerini unutmamak gerekir. Buna karşın Millet İttifakını oluşturan CHP ve İYİ partinin tüm kadroları ile seçim çalışması yaptığı gözlemlenmiştir. Saadet Partisi kendi bağımsız çizgisini devam ettirmiştir. HDP ise tıpkı 31 Martta olduğu gibi Cumhur İttifakı karşıtı tutumunu sürdürmüş, bu ittifaka karşı “kaybettirme” politikasında ısrar etmiş, millet ittifakına yönelik demokrasi ittifakında buluşma adına açık destek vermiştir. Seçimden önceki çeşitli spekülasyonları başarı ile önlemiş ve kendi tabanını bir bütün olarak aynı yönde oy kullanmasını sağlayarak seçimin adeta belirleyeni olmuştur.

31 Mart yerel seçimlerini 23 Haziran seçim sonuçları ile birlikte değerlendirmek gerekmektedir. Buna göre;

Türkiye halkı 31 Mart’ta ve akabinde İstanbul halkı 23 Haziran’da Türkiye halkının büyük bir profili gibi davranarak (İstanbul BBB seçim kampanyası aynı zamanda Türkiye sathında da yapılmıştır) seçmen eğiliminin siyasi iktidarı oluşturan Cumhur İttifakından hızla uzaklaştığını göstermiştir.

Türkiye halkı bozulan ekonomik dengeler ve hızla artan işsizlik ve yoksullaşmaya tepki vermiş, Cumhur ittifakının beka söylemini inandırıcı bulmamıştır.

Türkiye halkı 31 Mart’ta ve akabinde İstanbul seçmeni 23 Haziran’da sandığa sahip çıkmış, demokratik tercihini kullanmak yüksek bir katılım oranı göstermiş ve demokratik tercihini ısrarlı bir şekilde sandığa yansıtmıştır.

İstanbul seçmeni tekrarlanan İstanbul BBB seçimi ile ilgili siyasi iktidarı cezalandırmış, iktidarın yarı yargı organı niteliğindeki YSK’ya olan müdahalesini adeta cezalandırmış, seçim iptal kararının hukuka aykırı olduğunu tescil etmiştir.

Türkiye halkı 31 Mart’ta ve akabinde İstanbul seçmeni ötekileştirici, ayrıştırıcı, aşağılayıcı ve nefret içeren söylemi cezalandırmış tam tersine birleştirici, barıştan yana, demokratik söylemi sahiplenmiştir.

Türkiye halkı 31 Mart’ta ve akabinde İstanbul seçmeni sandıkta demokrasiden yana olan tüm kesimlerin bir araya gelerek demokrasi ittifakı kurulabileceğini göstermiştir. Cumhur İttifakı ve Millet ittifakı bu sonuçlardan ders çıkarmalı ve Demokrasi ihtiyacını görmelidir. Sandıkta gerçekleşen bu ittifakın anlamı şudur, Türkiye halkı ittifaka hazırdır, yeter ki siyasi partilerin bu ittifakı somut olarak gerçekleştirmesi sağlanmalıdır.

Türkiye halkı, Cumhur İttifakının barış karşıtı savaştan ve çatışmadan yana siyasetini 31 Mart seçimlerinde cezalandırmış, 23 Haziran seçimleri öncesindeki samimi olmayan söylemine inanmamıştır. Yerel seçim sonuçları, siyasi partilerin savaş karşıtı barış politikaları geliştirmesinin halk tabanında çok ciddi bir karşılığı olduğunu ortaya koymuştur.

“HALK, PARTİLİ CUMHURBAŞKANLIĞI MODELİNE ONAY VERMEDİ”

Türkiye halkı öncelikle partili cumhurbaşkanı modeline kesinlikle onay vermemiştir. Bir kişinin hem partiyi, hem devleti, hem hükümeti kısacası herşeyi yönetme modeline itiraz etmiştir. Dolayısıyla en acil olan konuların başında partili cumhurbaşkanı modeline derhal son vermek gerekmektedir.

Yerel seçim sonuçları, 2017’de OHAL koşullarında gerçekleştirilen Anayasa referandumu ile Türkiye’ye dayatılan tek kişi yönetimine dayalı otoriter başkanlık modelini kesinlikle kabul edilmediğini göstermiştir. Bu durumda TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerin en öncelikli görevinin Anayasa değişikliği konusunda harekete geçmek olmalıdır. Özellikle Venedik Komisyonunun 13 Mart 2017 tarihli 875/2017 görüş nolu görüşü de dikkate alınarak kuvvetler ayrılığı ilkesini hayata geçirecek Anayasa değişikliğinin yapılmasının gerekli olduğu ortaya çıkmıştır.

Yerel seçimler Kürt sorununda devam eden çatışma ve savaşın halk tarafından kabul edilmediğini ortaya koymuştur. Hapishanelerdeki süresiz ve dönüşümsüz açlık grevleri ve 31 Mart seçim sonuçlarının da etkisi ile İmralı Hapishanesi üzerindeki tecritin sona erdirilmesi ve Abdullah Öcalan’ın avukatları ve ailesiyle görüşmesinin sağlanarak yasal haklarını kullanması yeniden diyalog sürecinin başlayabileceğini ortaya koymuştur. Özellikle 23 Haziran seçim sonucu Kürt sorununun ancak demokratik zeminde diyalog ve müzakere ile çözülebileceğini bir kez daha ortaya koymuştur.

Seçim sonuçları halkın her türlü antidemokratik uygulamaya karşı olan tepkisini ortaya koymuştur. Bu durumda, hükümet tarafından açıklanan yargı reform stratejisinin anayasa değişikliğini de kapsayacak şekilde sahici bir biçimde güncellenerek, biran önce hayata geçirilmesi, başta ifade özgürlüğü olmak üzere örgütlenme özgürlüğü, toplanma ve gösteri hakkı, siyaset yapma hakkı, kamu hizmetlerine eşit katılım hakkı hakların cezalandırılmasından vazgeçilmesi, şiddete başvurulmayan yöntemlerle iktidara karşı yürütülen mücadelenin TMK kapsamında ele alınarak cezalandırılması uygulamalarına son verecek sahici ve kalıcı reformlar yapılmalıdır. Bunun için de başta TBMM’de grubu bulunan siyasi partiler olmak üzere iktidarın baskı politikasından nasibini alan geniş toplumsal kesimlerin görüş ve önerilerinin alınmasının zorunlu olduğu seçim sonuçları ile ortaya çıkmıştır.

Kısacası Türkiye seçmeni tıpkı 7 Haziran 2015’de olduğu gibi demokrasi ve barışta ısrarcı olduğunu ortaya koymuştur. Yeter ki Türkiye’deki siyasi partilerin ve toplumsal muhalefetin halkın bu beklentisine cevap verecek örgütlenmelere (Demokrasi ittifakı gibi) kavuşması ve bunu politikalarıyla hayata geçirmesi gerekmektedir.

Etiketler:
pirha.net © 2018