‘İktidarıyla, mafyasıyla Türkiye’yi kuşatan bu karanlık sistemi yıkacağız’-VİDEO

PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, kapatma davasının sonuçlarını HDP’nin değil iktidarın düşünmesi gerektiğini söyledi. Buldan, “Aranan yargı nerede ortaya çıktı? HDP’yi kapatma davasında. Suç örgütlerinin üzerine gitmeyen yargı HDP hakkında yeniden kapatma davası açarak, mafyatik düzene kalkan olmuştur. Bu iktidarın anayasayı ve hukuku rafa kaldırması işte tam da bugünler içinmiş. Mafyaya sıfır soruşturma, HDP’ye kapatma” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin grup toplantısında konuştu. Buldan’ın gündeminde, HDP’ye dönük kapatma davası, devlet-mafya-siyaset ilişkisi, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit ve diğer gelişmeler vardı.

Buldan, suç örgütü başı Sedat Peker’in ifşaları ve itiraflarıyla yeniden gündeme gelen devlet-mafya-siyaset ilişkisine dair, “Demokrasinin, hukukun üstünlüğünün, gerçek bir adaletin ve şeffaf denetlenebilir bir yönetimin olmadığı bir sistem çete-mafya düzeninden başka bir şey değildir. Türkiye bugün çürüyen ve çürüten bir sistemle yüzleşme sürecini yaşamaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

16 Nisan 2017 yılında gerçekleşen referandumu sonucunda ‘Tek Adam’lığın tesis edildiğini vurgulayan Buldan, şunları ifade etti:

“Birbirlerine sokakta dahi söylenmeyecek ağır sözler sarf edenler, savaş, rant, talan ve Kürt düşmanlığında birleşerek, her gün hukuksuzluk ve gasp üreten, yolsuzluk ve yoksulluk üreten, çatışmayı körükleyen, demokratik değerleri tüketen bir talan düzeni kurdular. Sınırsız iktidar, sınırsız talan, sınırsız zenginleşme düzeni. Hukuk dışına çıkma özgürlüğü. Organize suç örgütlerini, mafyayı, Susurlukçuları, darbecileri, tetikçileri, ırkçıları, paramiliter yapıları, satılmış medyayı, kadın katillerini, Kürt düşmanlarını, savaş rantçılarını bu düzenin ortağı yaptılar. Türkiye’yle sınırlı kalmadılar. Suriye’de El Nusra/IŞİD, ÖSO çetelerini bu düzenin dış ayağı yaptılar. Devletin güvenlik kurumlarını, yargı kurumunu, bürokrasisini kurdukları talan düzeninin aparatı haline getirdiler.

Erdoğan 2007’de ‘Derin devleti minimize etmek, mümkünse yok etmek, bunu başarmak gerekir’ diyordu ya, dediğinin tam tersini yaptı. Mafyanın itirafında olduğu gibi, ‘Her suçta beraber oldukları büyük ve geniş bir aile’ kurdular. Bunun adı yerli ve milli suçlular ittifakıdır. Mafya ve çeteleri öyle güçlendirdiler ki suç örgütlerini ve Susurluk takımını devletin başına adeta kayyım yaptılar. Yönettikleri suç örgütlerinin hukuk dışı her faaliyetinden siyasal olarak beslendiler, güç devşirdiler, kara para ekonomisiyle siyasetlerini alttan finanse ettiler.

İcraatları nelerdir? Tek tek sıralansa, Ankara’dan Susurluk’a duble yol olur. Suç ve suçluyu koruma, kara para trafiğini yönetme, yolsuzluk, kamu kaynaklarına çökme, adrese teslim ihale, rant ve rüşvet dağıtma, nitelikli dolandırıcılık, silah ticareti, yasadışı petrol ticareti, arazi yağması, işkence, yargısız infaz, tecavüz, kumpas, yalan, talan, kayyım gaspı, yandaş kadrolaşması, çifter maaşlar, haksız zenginleşme, torpil, tehdit, linç, gazetecilere ve siyasetçilere saldırı. Say say bitmez. Bütün bunları yaparken, kullandıkları söylemler nelerdir? Tek devlet, tek millet, ezan, beka, ‘terörle mücadele’, milli güvenlik… Hep söylüyoruz, bunlar ne zaman vatan millet derse gözünüz, mutlaka başka yerlerde olsun, bunların çevirdiği filmlerde, götürdükleri milyon dolarlarda olsun.

Karşımızdaki yapının uyguladığı yöntemler nelerdir? Ordu, polis, yargı, istihbarat, medya ve mafya gücüyle halkı korkutmak, sindirmek, demokratik siyaseti, toplumsal muhalefeti tehdit etmek, hedef göstermek, kriminalize etmek, itibarsızlaştırmak, insanları hukuksuzca gözaltına almak, tutuklatmak, işkenceyi karakoldan sokağa her yerde yaygınlaştırmak, medyaları aracılığıyla 24 saat kara propaganda üreterek, psikolojik savaş yürütmektir. İşte, iktidarıyla mafyasıyla, bürokrasisiyle Türkiye’yi kuşatan bu karanlık sistem bu şekilde çalışmaktadır. Bu sistemin koordinasyon merkezi Saray’dır.

Bugünlerde biliyorsunuz, Marmara Denizi’nde ortaya çıkan deniz salyası, ürkütücü boyutlara geldi. Ancak, mafya-bürokrasi-siyaset ittifakının ülkeye ve topluma yaydığı müsilaj inanın ki Marmara’dakinden daha beterdir ve siyasetin ürettiği salya tüm ülkeyi pandemi gibi sarmıştır. Tıpkı 90’lardaki gibi. Bu zihniyet yıllardır bu ülkeyi adeta sümenaltı cumhuriyetine dönüştürmüştür. Bütün pisliklerin, suçların üzerini devlet sırrı söylemiyle kapattılar. Musa Anter, DEP Milletvekili Mehmet Sincar, Muhsin Melik, Vedat Aydın, Abdulsamet Sakık, Avukat Şevket Epözdemir, Medet Serhat, Gazeteciler Hafız Akdemir, Ferhat Tepe, Hüseyin Deniz, Sayfettin Tepe, Metin Göktepe ve daha nice cinayetlerin üzerini devlet sırrıyla kapattılar.

AKP İKTİDARI DÖNEMİNDEKİ FİİLLER DE, FAİLLERİ DE BELLİDİR

Emir verenler bellidir, suçu işleyenler, tetiği çekenler bellidir. Ama ortada sorumlu yoktur. Hepsi sorumluluktan kaçmıştır. Biz de diyoruz ki, devletin hafızası varsa, halkların da hafızası vardır. Kamuoyunun da hafızası vardır. Katliamların yaşandığı bu toprakların da hafızası vardır. Toplu mezarların da hafızası vardır. Bu hakikat hafızası silinmez, unutulmaz, unutturmayız. Bu iktidar da geçmiştekilerle aynı yolu izlemektedir. 1993’te Muş Vartinis’te 9 köylüyü yakarak katledenler ve onları beraat ettirenlerle, Roboski’de 34 köylüyü bombalayıp dosyayı kapatmaya çalışan bu iktidar bugün birlikte ittifak halindedirler. AKP iktidarı dönemindeki fiiller de bellidir, failleri de bellidir. Ama hepsi sorumluluktan kaçmakta, kendisini köşe bucak gizlemektedir.

KEMAL KURKUT’U, UĞUR KAYMAZ’I KATLEDENLER, IRAK POLİSİ MİYDİ?

Roboski’de köylüleri katleden uçaklar, Rus uçağı mıydı? Şemdinli Kitabevi’ni bombalayanlar, Kolombiya’dan mı gelmişti? Kemal Kurkut’u, Uğur Kaymaz’ı katledenler, Irak polisi miydi? Van’da Servet Turgut’a işkence yapılan helikopter İran’a mı aitti? Cizre’de insanları bodrum katında diri diri yakanlar, bu ülkenin güvenlik güçleri değil miydi? Suruç ve Ankara Gar katliamlarını yapanlar açtığınız koridordan giren IŞİD değil miydi? Hakkâri’de, Şemdinli’de sivillere ateş açan, katleden, yaralayanlar, sizin üniformanızı taşımıyor mu? Suriye’ye çetelere sağladığınız silahları bir kargo şirketi mi gönderdi? IŞİD’le petrol ticaretini siz değil, deniz korsanları mı yaptı? Kaçamazsınız. Gerçeklerin ve suçlarınızın üzerini örtemezsiniz.

TECAVÜZCÜLER ORTALIKTA GEZERKEN, EZGİ MOLA HAKKINDA DAVA AÇTILAR

İktidar da ortağı da yargısı da medyası da kurumları da Yüce Divanlık bu suçların üzerini kapatmak ve iktidarlarını sağlamlaştırmak için elbirliği yapmaktadır. Şimdi bütün bu suçlar ifşa olduğu günden buyana yargıya bakıyoruz, kimler hakkında soruşturma açmış, kimleri gözaltına aldırmış? Mafya ortada gezerken, ‘Yaptığınız hukuksuzluklar nedeniyle yargılanacaksınız’ diyen Selahattin Demirtaş’a 2 yıl 6 ay hapis cezası verdiler. Rüşvetçiler, mala mülke çökenler ortada cirit atarken, açıklamalarımız, esnaf ziyaretlerimiz nedeniyle 11 vekilimiz hakkında fezleke düzenlediler. Tecavüzcüler ortalıkta gezerken, tecavüzcü yargılansın diyen Ezgi Mola hakkında dava açtılar. Suruç’ta adalet için aylardır feryat eden Şenyaşar’ları gözaltına aldılar. Mafyaya, çeteye dokunma, itiraz edene, sesini çıkarana dokun.

MAFYAYA SIFIR SORUŞTURMA, HDP’YE KAPATMA

Aranan yargı nerede ortaya çıktı? HDP’yi kapatma davasında. Yargının içine düştüğü çukuru görebiliyor musunuz? Suç örgütlerinin üzerine gitmeyen yargı HDP hakkında yeniden kapatma davası açarak, mafyatik düzene kalkan olmuştur. Bu iktidarın anayasayı ve hukuku rafa kaldırması işte tam da bugünler içinmiş. Mafyaya sıfır soruşturma, HDP’ye kapatma. Tam da 7 Haziran’ın yıl dönümünde. Aynı Kobani kumpas davasında olduğu gibi, kirli siyasi bir operasyonla karşı karşıyayız. 7 Haziran Türkiye siyasal tarihinin önemli bir dönüm noktasıdır. Bugünkü mafyatik düzenin bir kırılma noktasıdır.

BU DAVA, KÜRT DÜŞMANLIĞI DAVASIDIR 

Bu dava, HDP’nin büyüttüğü barış siyaseti karşısında iktidarın savaş politikalarının kaybetmesi davasıdır. Bu dava, Susurluk tuğlalarının tek tek çekilecek olmasından duyulan korkunun davasıdır. Bu dava, Kobani’yi düşüremeyen IŞİD’in intikamını alma davasıdır. Bu dava, demokratik siyaseti bir türlü engelleyemeyen darbeci iktidarın intikam davasıdır. Bu dava, teşhir olan yolsuzluk, hırsızlık ve çete düzeninin intikam davasıdır. Bu dava, kadın özgürlük mücadelesini durduramayan erkek düzenin intikam davasıdır. Bu dava Kürt sorununda sürdürülen ama sonuç alınamayan yüz yıllık inkâr ve imha politikasının intikam davasıdır. Bu dava, Kürt düşmanlığı davasıdır. Kapatma davası açarak HDP’yi ve Türkiye halklarını susturabileceğinizi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Mafya ve çetelerin yazdığı siyasal tarihiniz değil, halklarımızın yazdığı onurlu tarih kazanacaktır. Suçlular ittifakı değil, halklar ittifakı kazanacaktır.

Sizin HDP’siz Türkiye hayaliniz değil, halklarımızın AKP’siz, MHP’siz, mafyasız, çetesiz, sömürüsüz, talansız Türkiye hayali gerçekleşecektir. Kapatma davasının sonuçlarını biz değil, iktidar düşünsün. Hiç kimse umutsuzluğa ve karamsarlığa kapılmamalıdır. Biz ne yapacağımızı gayet iyi biliriz. Siyasal tarihimiz tecrübelerle doludur.”

Türkiye toplumuna seslenen Buldan, “Kürt sorunu çözülmeden Susurluk benzeri çete ve mafyalar tasfiye olmayacaktır. Herkesin bu gerçeği görmesi, özellikle demokratik siyaset yürütme iddiasında olanların, muhalefetin Kürt sorununun demokratik yollarla çözümü konusunda kalıcı, istikrarlı, adil çözüm politikaları üretmesi gerekmektedir” diye konuştu.

AHMET ŞIK HALKIN VEKİLİDİR, YALNIZ DEĞİLDİR

Buldan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin grup toplantısında TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ı tehdit eden açıklamalarına değinerek, “Ahmet Şık halkın vekilidir, yalnız değildir. Yanındayız. Yine yargıya talimat üstüne talimat verdi. ‘Gözler Anayasa Mahkemesi’nde olacak’ dedi. Biz de diyoruz ki; hayır gözler; sizin ittifak halinde olduğunuz suç örgütlerinde olacaktır. Gözler sizin mafya çete düzeninizde olacaktır. Gözler birlikte işlediğiniz suçlarda olacaktır. Gözler sizin hırsızlık ve yolsuzluklarınızda olacaktır. Ve yaptıklarınızın hesabını halka vereceksiniz. Kaçamayacaksınız” ifadelerine yer verdi.

PİRHA/ANKARA