Pir Haber Ajansi – PİRHA

‘Kadın, hem Yol’un sonu hem de başıdır’-VİDEO

26 Ağustos 2019 - 9:00 pirha.net
‘Kadın, hem Yol’un sonu hem de başıdır’-VİDEO
1.147 views
26 Ağustos 2019 - 9:00

PİRHA – Alevi kadınlarına tarihsel olarak inancımızda kadına biçilen rol nedir ve bu rol bugün yerine getirilemiyorsa nedenleri nelerdir? Nasıl aşılabilir, gibi sorular sorduk. Dizi yazımızın bu bölümünde sorularımızı Araştırmacı yazar Kelime Ata’ya sorduk. Alevilikte kadının yerinin çok önemli olduğunu belirten Ata, “Ötekileştirmeye, nefret diline rağmen Aleviler kadın ve erkeğin bir arada ibadet etmesinden hiçbir zaman vazgeçmemişlerdir” dedi. 

Cemlerde, sohbetlerde “Yol kadındır, kadın mürşidi kamilullahtır” sözünü çokça duyarız. Yine “Alevilerde kadın erkek eşittir” sözü neredeyse her ortamda övünülerek dile getirilir. “Bizde kadın erkek yoktur herkes candır” sözlerini de çokça duyarız. Çoğunlukla da bu sözleri erkeklerin ağzından duyarız.

Pratik gerçekten öyle midir? Öyleyse Alevi kadınları neden Alevi örgütlenmeleri içinde belirgin bir noktada değiller? Neden söz ve yetki kademelerinde yer alamıyorlar? Neden renkleri, karakterleri sahaya yansımıyor? Gerçeğe biraz daha yakından bakmak için bu kez mikrofonu Alevi kadınlarına bıraktık.

Başlattığımız bu yazı dizisindeki muradımız; konunun esas sahipleri kendi sözünü söylerken aynı zamanda tıkanan kanalların açılmasında yol almalarına hizmet etmektir.

Bu nedenle Türkiye ve Avrupa’da Yol’a çeşitli düzeylerde hizmette bulunmuş kadınların görüşlerine başvurduk. Bu konuda elbette sözü olup da ulaşamadığımız isimler vardır ve bize ulaşmalarını dileriz.

Bu yazı dizisi uzun bir süre önce planlandığı için bir kısım değerlendirmeyi oldukça gecikerek veriyoruz. İlgililerin bizi anlayışla karşılayacağını umut ediyoruz.

Yazı dizimizin bu bölümünde sorularımızı Araştırmacı Yazar Kelime Ata yanıtladı.

“ÖNCELİKLE BİR METOT KOYMAMIZ LAZIM”

Tarihsel ve toplumsal olarak Alevilikte kadının yeri nedir, Nasıl bir seyir izledi?

Kelime Ata: Aleviler ve kadın konusu son zamanlarda çok tartışma alanı içerisine girdi. Şimdi bizim burada öncelikli olarak bir metot koymamız lazım Alevilik ve kadın konularını ayırmamız gerekir. Bir de Aleviler kadın konusunu bir tartışma başlığı olarak ele almak gerekir. Çünkü zaman zaman bu iki kavramın birbirine karıştırıldığına dair ben çok tanıklık ediyorum. Bizim bu noktada şunu tartışmamız lazım.

Alevilikte kadın nasıl bir yere sahiptir? Alevilik kadını nasıl değerlendirir, onu Tanrı karşısında hangi konumda tutar, ikincil bir değeri var mıdır? Yani pek çok soru üstünden bu tartışmayı başlatabiliriz.

Öncelikle Yaratılış Mit’ini ele alırsak belki bu noktadaki kafa karışıklıkları büyük ölçüde gider diye düşünüyorum.

Bizim bildiğimiz ve pek çok insanın da inandığı üzere Adem’le Havva hikayesi vardır. Adem ve Havva cennetten kovulan iki varlık olarak anlatılır ama daha çok bunun nedeni Havva olarak gösterilir ve Tanrı her ikisini de cezalandırır. Birini başka bir toprağa savurur, kadını, Havva’yı da başka bir toprağa savurur.

Yani kadın burada şöyle değerlendirilir: Günahkar bir varlıktır, şeytani bir varlıktır. Erkeğin kanına girerek ona günah işletmiş ve hem kendisinin, hem de Adem’in cennetten kovulmasına neden olmuştur. Bu başlangıç noktası itibariyle bir nirengi noktasıdır. Yani buradan baktığınız zaman kadın erkekten sonra gelen, ikincil bir varlık olarak sonra gelen, dolayısıyla çokta değerli olmayan, erkeğe tabii olan bir varlık olarak göze çarpar.

“FATIMA HEM YOLUN SONU, HEM YOLUN BAŞI OLARAK İFADE EDİLİR”

Havva Adem’in kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Bu Yaratılış Mit’ini biz Aleviliğe uyarladığımız zaman bambaşka bir tablo ortaya çıkar. Kudret kandilinde yanan bir nurdur o nurun içerisinde kadın vardır. Fatıma vardır ve Tanrı kendi özünden var etmiştir. Yani kadın yaratılmamıştır, genel olarak Alevilikte nasıl ki insan vardan var olmuşsa yoktan yaratılmamış vardan var olmuşsa kadın da vardan var olmuştur. Dolayısıyla o Tanrısal özün bir parçasıdır.

Bu iki yaklaşım farklılığı aslında Aleviliğin kadına bakış açısını da ortaya koyan çok önemli ve referans almamız gereken bir noktadır, diye düşünüyorum.

Biz buradan hareket ettiğimizde şu türlü varsayımları çok güçlü bir şekilde savunabiliyoruz. Alevilikte cinsiyetçilik yoktur, kadın erkek diye bir ayrım yoktur. Kadın ve erkek sadece bir can olarak vardır ve dolayısıyla Tanrı karşısında eşit konumdadır. Yani buradaki eşitlik kavramı tabii ki önemli bir nedendir. Bunun üstünden yaratılan bir kadına verilen bir değer vardır. Bu noktada da bazı kalkerlerde çok ön plana çıkar. Örneğin Fatıma hem yolun sonu, hem yolun başı olarak ifade edilir. Fatıma vahdeti temsil eder, birliği temsil eder. Çünkü başındaki taç Muhammet’tir, belindeki kemer Ali’dir. Hasan ve Hüseyin’i temsil eder. Dolaysıyla Fatıma hem Ali’dir, hem Muhammet’tir, hem Hasan’dır, hem de Hüseyin’dir Fatıma bunların hepsidir.

Dolayıyla oradaki vahdet anlayıştan yola çıkarak Fatıma’nın Alevi dünyasında da temsil ettiği pek çok değerden hareket ettiğimizde böyle sembolleşmiş önemli bir karakteri de vardır.

Dolayısıyla Alevilikteki kadın olgusunu biz değerlendirdiğimizde yani cinsiyetçi bir yaklaşımın ret edildiğini daha eşitlikçi bakış açısının var olduğunu söyleyebiliriz.

Ancak Aleviler ve kadın konusu gündeme geldiğinde öğretiye uygun yani referans alınan olaylar, kişiler ya da bazı  inanç içerisinde anlam taşıyan olaylardan hareket edildiğinde bu eşitliği görebiliriz. Örneğin Kırklar Ceminde bazı kaynaklarda 13, bazı kaynaklarda 17 diye geçer kadın olduğu vardır. Kadınların bazı yerlerde cemleri yürüttüğüne dair çok yaygın olmasa bile pratikler vardır. Ama Aleviler içerisinde tarihsel süreç ve sosyo-ekonomik yapıların belirleyici, olmasından dolayı geleneksel Sünni toplum olmasa bile, kadının da bir ikincil role büründüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz.

“KADIN VE ERKEĞİN BİRLİKTE İBADET ETMESİ ÇOK ÖNEMLİ GÖSTERGE”

Ama buradan söyle bir sonuç çıkmaması lazım. Aleviliğin bakış açısının olumsuz olduğunu düşünmemek gerekiyor. Yani öğretinin içerisinde kadın her zaman çok önemli bir yerdedir. Nitekim bugün bile cemlerde kadın ve erkeğin birlikte ibadet ediyor olması çok önemli bir göstergedir. O kadar önemli bir göstergedir ki; geleneksel Sünni anlayışta, İslami anlayışta kadın ve erkeğin bir araya gelmesi bir defa mümkün gözükmemektedir. Çok büyük günahlar içerisinde geçer ve Sünni dünyada Alevileri aslında ötekileştirirken hep kadın üzerinden ötekileştirmiştir.

İşte bu ‘mum söndü’ olayı, kadın ve erkek ilişkilerindeki daha liberal, daha özgürlükçü yaklaşımlarından dolayı onları biraz sapkın temel inanç öğretilerine uygun davranmayan bir topluluk olarak algılamış, öyle değerlendirmiş, öyle sunmuştur. Ve öyle bir tarih yazımı vardır. Ne yazık ki buna rağmen bu ötekileştirmeye nefret diline rağmen çok ilginçtir. Aleviler kadın ve erkeğin bir arada ibadet etmesinden hiçbir zaman vazgeçmemişler.

Bunu ben kendi adıma çok saygı değer çok takdir edilesi bir durum olarak görüyorum. Çünkü bu çok kolay bir şey değildir. Bu öyle bir baskıdır ki namus kavramı üzerinden üretilen gerçeklik vardır ve o gerçeklik bazen bir toplumu esir alabilir, onun prangasına dönüşebilir.

Fakat Aleviler bu konuda hiç taviz vermemişler, hiç uygulamadan vazgeçmemişler. Tıpkı eskide olduğu gibi bugün de kadın ve erkek yan yana bir arada  ibadet edebiliyor ki bunu bazı insanlar küçümseyebilirler. Ama bence çok çok takdir edilesi bir durumdur diye düşünüyorum.

KADININ SOKAKTAN ÇEKİLDİĞİ  SÜREÇ 16. YÜZYIL İLE BAŞLIYOR” 

Geldiğimiz noktada bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ne oldu da Alevi kadınlar sahneden çekildi. Aleviler her konuşmalarında bizde kadın erkek eşittir denir. Gerçekten eşit midir?

Kelime Ata: Alevilikte kadın ve erkek evet eşittir. Orada cinsiyet yok, ortada bir erillik, dişilik yoktur. Ancak reel durumda buna çok uygun düşmeyen paralel olmayan durumlar var. Bunu tabii şöyle değerlendirmek lazım. Kadın Alevi toplumunun bir çoğunluğu Sünni olan bir ülkede yaşıyor. Dolaysıyla bu ülkede yaşanılan her gerçeklik onlara bir şekilde değiyor. Aslında bu noktada kadınlarla ilgili genel bakış açısının ülkede nasıl bir seyir izlediğine de bakmak lazım. Bugün bizim devraldığımız miras büyük ölçüde 15 ve 16. yüzyılda Osmanlı imparatorluğu içerisinde ortaya çıkan durumlarla yakından ilgili.

Çünkü kadın aslında sosyo-ekonomik olarak yani üretimin içerisinde olmak durumunda. Kırsal bir toplum içinde kadın, erkek elbetteki bir arada çalışmak durumunda. Bu noktada söyle bir gelişme oluyor: 16. yüzyılda Yavuz Sultan Selim, daha çok Kanuni Sultan Süleyman devrinde bir haremlik selamlık uygulaması başlıyor. Kadının sokağa çıkması bir şehir hayatı itibariyle düşünmemiz gerekiyor. Köylerde durumlar elbetteki farklıdır.

İmparatorluğun yönetim merkezi içerisinde kadının hapsedilmesi haremlik selamlık uygulamasının çok net bir şekilde uygulanmaya başlamasıyla birlikte kadının sokaktan çekildiğine dair değerlendirmeler, görüşler ve kayıtlar var. 16 yüzyılda aslında Türkiye insanlarının hayatını belirlemiş bir dönem. Bugün bile o dönemden kalan sorunlarla boğuşuyoruz.

Çünkü artık devletin yönetimi halifeliğinde devir alınması ve Osmanlıya geçmesinden sonra artık Sünnilik resmi bir mezhep olarak kabul ediliyor. Dolaysıyla ulemanın, imparatorluğun idari sistem içerisinde de etkisi artıyor ve dolayısıyla yani bu ulemanın bakış açısının topluma sirayet etmesi ile birlikte orada kadın ve erkek arasındaki ilişkiler daha keskin bir şekilde ayrıma uğruyor.

Yakın zamanlara kadar bu gerçeklik böyle devam ediyor. Zaten Osmanlı imparatorluğunda ilk nüfus sayımlarında kadınlar sayımlara dahil edilmemişti, edilmiyordu. Ancak yüzyılın başında bazı haklarını devraldılar. Medeni hukukta boşanmadır, miras hakkıdır filan. Bunlar çok yakın zamanların süreci.

“SİVAS’TA ALEVİ KADINLAR ÇARŞIYA İNİNCE ÇARŞAFA BENZER BİR ŞEY GİYERLERDİ”

Dolaysıyla Alevilerin içinde yaşadığı ülke böyle bir süreci yaşarken alevi kadınlarında bunlardan bağımsız olması düşünülemez. Onlarda bu ayrım süreçlerini mutlaka yaşamış olmalıdır. Tabii burada özgün durumlar var. Alevilerle ilgili özgün durumlar var. Bir defa Alevilerin yasaklı bir inanç olması, dışlanan bir inanç olması nedeni ile Alevi kadınlar ister istemez kendini gizlemek durumunda hissetmişlerdir.

Ben çocukluğumdan hatırlıyorum. Sivas’ta Alevi kadınlar çarşıya indikleri zaman bürük diye tabir edilen çarşafa benzeyen bir kıyafet takınırlardı. Ben çok merak ederdim. Alevi kadınlar bunu niye böyle giyiniyorlar diye sonradan öğrendiğimde çok önemli bir gerçeği fark ettim. Orada Alevi kadınlar kendi giyindikleri kıyafetlerinden Alevi olduğunun anlaşılacağı, ne olduklarının anlaşılacağını düşünerek diğer kadınların giydiği siyah bürüğü takarak bir nevi görünmez hale geliyorlardı.

Dolayısıyla toplum içerisinde negatif bakışların daha ilk aşamada da kendilerine yönelmesinde belki bu yönle önlemiş oluyorlardı. Dolayısıyla Alevi kadınların geçirdiği tarihsel süreç diğer kadınların başka toplum kesimlerinde yaşayan kadınların geçirdikleri süreçle hemen hemen aynı olmakla birlikte yine de Aleviliklerinden kaynaklanan bir takım zorlukları var. Kadın bir defa Alevi olan kadın ve erkek zaten sokakta kendisini bu kimliği ile çok ifade edemezken kadının daha fazla geriye çekilmesi elbette ki şaşırtıcı bir durum değil.

“KURUMLARDAKİ GÖRÜNÜRLÜK TOPLUMDAKİ GÖRÜNÜRLÜKLE PARALEL”

Alevi kurum ve örgütlerinde kadının yerini biraz açar mısınız? Bu kurum ve örgütlerde kadının yer alması neden önemli?

Kelime Ata: Alevi örgütlerine baktığımızda genel toplumun bu yapılara da yansıdığını görüyoruz. Alevi kadını genel toplum yapısı içerisinde ne kadar temsil ediliyor ise ne kadar görünür ise Alevi örgütlerinde de o derece. Belki alevi örgütlerinde daha az görünür durumundalar. Tarihsel olarak baktığımızda 60’lı yıllarda ilk modern örgütlenmeler başlıyor. 80’li yıllarda ikinci bir dalga var. Ve bu mevcut örgütlenmelerin kurucu kadroları içerisinde hiç kadın yok.

Bu çok manidar bir durum. Elbette ki bunun açıklayıcı olan bir dolu gerekçesi var. Sosyo-ekonomik nedenleri var. Bir defa bu tür örgütlenmeler içerisinde yer alabilmek için en azından belli bir gelişmişlik seviyesini filan yakalamak gerekiyor onu yakalayamadığımız zaman o mücadelenin içerisinde yer almak mümkün değil. Ki bu Alevi erkekler içinde geçerli bir durum.

80’li yıllarda örgütlenmelerde de o kurucu unsurlar arasında kadınlardan benim bildiğim kadarıyla bu konuda okumuşluğum var. Ne yazık ki kadın bir figüre rastlayamıyoruz. Bu acıklı bir durum; yani bu Alevilerin elbette ki genel eşitlik söylemine çokta uygun düşmüyor. Aykırı söylemi tahsis eden bir reel durum olarak ortaya çıkıyor. Bugün bile bizim Alevi kurumları içerisinde yönetici konumunda ne yazık ki çok az sayıda kadın var.

“LAİKLİK, ÇAĞDAŞLIK, MODERNLİK ÜZERİNDEN ÜRETİLEN BİR BASKI VAR”

Bazı derneklerde 1-2 tane daha fazla görülebilir, ama genel olarak baktığımızda ne yazık ki kadınlar bu örgütlülük içerisinde özellikle yönetim kademlerinde çok fazla görünür olamıyorlar. Bunun tabii ekonomik, kültürel nedenleri var. Ama daha çok sanki aidiyetle ilgili bir problem de varmış gibi görünüyor.

Çünkü Alevi kadınlarda bazı araştırmalarda ortaya çıktı. Mesela Alevilerin daha düşük eğitimli kadınları bu kurumların etkinliklerine daha yoğun katılırken, eğitimli kadınlar genellikle Alevi kurumları içerisinde ne yazık ki bulunmuyorlar. Benim örgütlülük içerisinde görev yaptığım süreler içerisinde gördüğüm eksikliklerden bir tanesi buydu.

Çünkü eğitimli kadınlar kendi açılarından sanıyorum bazı handikaplar yaşıyorlardı. Onlar bir takım söylemlerin baskısı altında gibi davranıyorlar bana göre. Açmak gerekirse bir Alevi kurumunda çalışmak bazen mezhepçilik olarak algılanabiliyor. Bazen Alevilikte daha çok kadınlar üstünden modernite ile kurulan bir ilişki vardır. Ama buna tam tezat olacak bir şekilde bir Alevi kurumunda olmak sanki o moderniteye aykırı bir durummuş gibi de değerlendiriliyor.

Yani laiklik çağdaşlık, modernlik gibi böyle kimsenin kolay kolay itiraz edemeyeceği kavramlar üstünden bir baskı üretiliyor. Dolayısıyla eğitimli kadınlar bu baskıyı bence hissediyorlar ve bu kurumlara çok fazla gelmiyorlar. Aidiyetle ilgili zaten hem kadınlar hem de erkekler için genel bir problem var. Böyle olunca hareketin kendini derinleştirmesi mücadele pratiğinde yol ve yöntemleri denemesi bakımından da bir çoraklaşma yaşanıyor.

Yani eğitim seviyesi düşük olanlar genellikle katılımcı olarak varlar. Çünkü onlarda özgüven eksikliği nedeniyle yönetim kadrolarına çok fazla talip olmuyorlar ki olmaları gerekir gelişim açısından ama yüksek eğitim almış kadınlarda kendilerini buraya uzak görüyorlar.

“ALEVİ KURUMLARI DA TEŞVİK EDİCİ OLAMIYOR”

Dolayısıyla bu iki nokta arasında kalan kadınlar orta sınıf diyebiliriz. Bunların da çok çok azı bizim Alevi kurumlarının içerisinde yer alıyor. Burada tabii genel sorunlar olmakla birlikte Alevi hareketinin de kadınların burada olması konusunda onları teşvik edici belki bazı mekanizmaları harekete geçirememesi genel olarak hareketin içerisinde bulunan çoraklık bu eğitimli kadınları derneklerden uzak tutuyor, diye düşünüyorum. Ancak son zamanlarda söyle bir gözlemim de var tabii. Özellikle akademisyen olan Alevi kadınların Alevi hareketiyle daha yakından ilgilendiklerini, en azından anlamaya çalıştıklarını, Aleviliği tartıştıklarını, Aleviliği keşfettiklerini gözlemliyorum. Bunun bir nedeni de Türkiye’deki siyasal gelişmelerle ilgili olsa gerek. Çünkü siyasal İslam bizim toplum içerisindeki hem zaten devlet gücünü ele geçirmiş vaziyette toplum içinde de bu nüfusunu artırdıkça Alevi kadınlar belki bir refleks halinde bir can havliyle hem kendi Aleviliklerini hatırlıyorlar hem de bu mücadelenin içerisinde nasıl bir mevzi tutacaklarını, nerelerde bulunabilecekleri konusunda kendi iç dünyalarında bir tartışma yürütüyorlar. Buna dair pek çok örneği ben yakın çevremde gözlemleyebiliyorum.

“KADIN ERKEK EŞİTTİR KABULÜNÜN YARATTIĞI BİR BASKI VAR”

İçerisinde bulunduğumuz açmaz nasıl bir Alevi örgütlenmesi ile aşılabilir?

Kelime Ata: Bu konuda farklı tartışmalar yürüyor. Şöyle bir baskı var Alevi kurumları içerisinde daha doğrusu Alevi dünyasında. Genel olarak kadın ve erkeğin eşit olduğu, kadınların Alevi toplumu içerisinde daha iyi konumda bulunduğuna dair bir kabul var. Aynı zamanda bu kabulün yarattığı bir baskı var.

Alevi kurumları üstünde bu tartışmaya dönmüş durumda. Bazı insanlar kota konusunu gündeme getiriyorlar. Eş başkanlık bir mekanizma olarak öneriliyor. Kadın kolları bir model olarak gündeme getirilebiliyor. Bunların çok yaygın olmamakla birlikte bazı denemeleri var. Pir Sultan’da yok ama Alevi Kültür Dernekleri bir kadın kolları kurdu. Cem Vakfı’nın yine bir kadın kolları var. Fakat bu kadın kolları sanki kuruluş amaçlarına uygun bir gelişmeyi de sağlayamamış görünüyor.

Ben onların faaliyetlerine baktım. Yani ne tür faaliyetler yapmışlar. Daha çok sosyal faaliyetler. Bu tabii Alevi kadın örgütleri içerisindeki konumunu güçlendiren bir şey midir? Gelişmesine mutlaka katkısı oluyordur reddetmiyorum. Ancak bizim arzu ettiğimiz noktalarda olduğunu sanmıyorum. Bu yöntemleri uygulayan kurumların acaba bu kadın kollarının, kadın meclislerinin bunların başarıları veya başarısızlıkları ile ilgili bir ölçme değerlendirme yapıp yapmadıklarını ben şahsen bilmiyorum. Yapmadıklarını sanıyorum. Mesela kadın kolları kurulduktan sonra o derneğin kadın üyesi artmış mıdır, gelenlerin profili nasıl bir profildir, kimler daha çok bu kadın kollarında çalışmaya başladıktan sonra derneklere yönelmiştir. Kadın kolları hangi kadınlarla ilişkiler geliştirebilmiştir. İşçi kadınlar mı, akademisyen kadınlar mı, sanatçılar mı, mühendis olanlar mı, avukatlar mı, ev kadını olanlar mı hangisi ile bir diyalog geliştirmiştir. Bu diyaloğu geliştirirken Alevilik hangi ölçülerde ön plana alınmıştır veya alınmamıştır. Şimdi bunlarla ilgili bence bir değerlendirme yapmak gerekiyor. Ancak bir takım bilgiler üzerinden bunu  yapabiliriz. Bence bu veriler bizim elimizde yok. Kurumların en büyük eksikliği de bu noktada başlıyor.

Çünkü eğer bir yerde olumlu bir sonuç alındığını görsek bu belki bu model yaygınlaşmasını sağlayabilir. Kadın kolları kurulduğu için kadın hareketinin de Alevi dünyası içerisinde geliştiğine pek tanık olmadım ben. O, bir anlamda söyle tartışmalara da neden oluyor. Teolojik anlamda tartışmalara neden oluyor ki, ben de bu tartışmalar içerisinde kendimi taraf olarak görmüşümdür. Bir defa kadın kolu, erkek kolu diye ayırdığın zaman bunu Alevilik öğretisine aykırı bir durum olarak ifade eden epeyce bir insan var ki ben de bu görüşteyim. Ama bunun karşısında kadınların daha özel, özgün sorunları olduğu dolayısıyla ayrı bağımsız bir örgütlenmeye gidilmesi gerektiği konusunda da görüşler var.

“KADININ MEYDANA ÇIKMASI, POSTA OTURMASI LAZIM”

Ben kadın ve erkek diye ayrılmasından ziyade o bizim Alevilik öğretisinden temel referans değerler olan kavramlar üstünden hareket edilmesi halinde hem kadınların daha güçlü bir pozisyon elde edeceğini, daha talepkar olabileceklerini düşünüyorum. Çünkü Aleviliğin kendisinde olan bir şeyi istemesi gerekiyor kadının.

Yani Sünni bir kadın gibi değil Alevi kadın. Alevi kadın diyecek ki Alevilikte eşitlik var, can kavramı ile mademki her şeyi  ifade ediyoruz o zaman ben bu haklarımı kullanabilirim. Örneğin cemde cemi yürütebilirim, analık yapabilirim deyip meydana çıkması posta oturması gerekiyor.

Çünkü bu  kendisine sunulan böyle bir fırsat var. Yani o kapı var. O kapının kolunu çevirip oradan girebilir. Sünni bir dünyada böyle bir imkan yok. Dolaysıyla biz böyle bir yaklaşımı benimsersek bu hat üzerinden hareket edersek hem öğretiye uygun davranmış oluruz.

Alevilikte böyle bir imkân var. Bu az buz önemsenmeyecek bir durum değil, bu çok temel bir nokta. Yani Alevilikle diğer inançlar arasında çok temel bir ayrım. Dolaysıyla kadınlar bu kapının kolunu çevirerek içeriye girebilirler ve kendilerine gerçekten hem bir gelişim sağlayabilirler hem de görünür olurlar.

Öbür türlüsü mevcut anlayışlara teslim olmak demektir. Kadın ve erkek diye ayırdığın zaman zaten o candaki cinsiyeti sen kendin tayin etmiş oluyorsun ve kabul etmiş oluyorsun. Yani senin dünyanın dışında olan kavramlar üstünden o zeminden hareket ediyorsun. Bunu ben çok doğru bulmuyorum. Örgütlü mücadele verdiğim dönem içerisinde de bu yaklaşımı benimsedim çok eleştiriler de aldım. Ama bu şöyle değil: Alevilikte kimse erkek diye veya kadın diye bir konum edinmiyor. Ceme giren insan ancak cemin kurallarına riayet ettiği zaman o meydan içesinde var olabiliyor. O meydana çıkabiliyor. Bu erkek için de böyle, kadın için de böyle. Yani siz eğer hak etmişseniz, belirli vasıflara sahipseniz o meydana çıkma hakkınız var. Erkek içinde var, kadın içinde var. Kadın ben bu özelliklere sahibim ama çıkamıyorum diyemez. Onun kullanabileceği bir anahtar var. Biz neden elimizde hem tarihsel olarak, hem de inanç bakımından bize verilmiş olan bu imkânı değerlendirmiş olmayalım?  Yani modern zamanların dili ile daha çok feminist akımlarla bağlantı kurarak bu durumu düşünelim.

Bence sanki öğretiyi esas alsak kadınlar açsından kurtuluş daha kolay olur gibime geliyor. Ben böyle düşünüyorum.

“EŞ BAŞKANLIK OLABİLİR REDDETMİYORUM”

Kurum örgütlenmelerinde eş başkanlık tartışmaları da var. Bununla ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Kelime Ata: Bunlar süreçlerden dolayı tartışılıyor. Yani kadın ve erkek eşitliğinin bunu bu derece öne çıkaran, bunu her fırsatta dile getiren Alevi kurumlarındaki kadın görünürlüğü düşük olunca insanlar ister istemez bu yeni arayışlara kapılıyorlar. Yani bağımsız örgütlenmeler mesela son birkaç yılın ürünü. Yani daha önceden böyle bir düşünce yok. Ben bunları anlayışla karşılıyorum. Bu tartışmalar olabilir, sağlıklıdır, insanları geliştiren boyutları vardır. Ancak eş başkanlık olabilir, çok reddetmiyorum. Buradaki temel şey, yeterlilik konusu.

Bizde er olmak erkek olmak anlamında kullanılmaz. Yani hak etmek ehil olmak anlamlarına da gelir. Ona sahip olan herkes her göreve talip olabilir ve olmalıdır. Kimsede onun bu hakkını zaten kısıtlayamaz. Fakat dediğim gibi bu bir yöntem olarak tartışılıyor. Kategorik olarak reddetmiş olsam bile kendi anlayışım gereği bu tip tartışmaları da doğal karşılıyorum.

Örneklerine bakmak lazım yani bir adım atıldığı zaman ne tür gelişim sağlamış, nerelerde tıkanma olmuş, bunu çıkarmak lazım. Şöyle bir şey var bizim Alevi kadınları mevcut diğer örgütlenmeler içerisinde çok faaller. Örneğin Kürt hareketi içerisinde çok ciddi bir Alevi kadın figürü ve bunların hepsi baskın karakterler olarak toplum tarafından bilinen, tanınan isimler.

Sendikal dünyada çok ciddi bir Alevi kadın figürü var. Çok sembolleşmiş isimler var. Mesela Yaşar Seyman gibi, öbür tarafta Gülten Kışanak, Aysel Tuğluk, Sebahat Tuncel gibi. Fakat bu kadınlar Alevi örgütlülüğü içinde olmuyorlar. Eş başkanlık yapıldığı zaman, bu yöntem kabul edildiği zaman acaba kadınlar gelir mi? Gelmez mi?  veya bu erkekler eş başkanlık bir nevi zorunluluğa dönüştüğü için uygularlar mı? Uygulamazlar mı? Uygulanırsa nasıl olur?  Mesela kağıt üzeninde bir eş başkanlık falan olabilir. Ama fiili olarak kadın yine geride kalabilir.

Bunlar tabii tartışmalı konular. Toplum mevcut yeni durumlara bakarak kendi yolunu bulmaya çalışıyor ve bunun içerisinde de tabii yeni düşünce akımları yeni arayışlar ortaya çıkıyor.   (HABER MERKEZİ)

İlgili haberler:

https://www.pirha.net/mensure-dogan-kadin-itikadi-surdurendir-video-136077.html/19/08/2019/

https://www.pirha.net/pratikte-erkekle-esit-degiliz-video-180369.html/22/08/2019/

 

 

© 2019 pirha