Ana Sayfa KADIN 9 Ekim 2016 1144 Görüntüleme

Kadın’ın Dirilişi ve Tarihi

Kadın’ın Dirilişi ve Tarihi
Tarih: 9 Ekim 2016 - 4:41

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün tarihçesi çok hazindir. 18. yüzyılda doğan, bir yüzyıl içinde dünyanın tüm köşelerine yayılan ve pervasızca daha fazla sömüren vahşi kapitalizmin insanlık dışı bir uygulamasına tepkidir Emekçi Kadınlar Günü. 8 Mart 1857’de ABD’de Cotton tekstil fabrikasında çalışan kadın dokuma işçileri ağır çalışma koşullarını protesto etmek için greve başlarlar.Grevi kırmak ve başka alanlara da yayılmasını engellemek için acımasızca müdahale edilir ve dokuma işçileri Fabrikaya kilitlenir. Bu sırada gözü para kazanma hırsından başka bir şey görmeyen kapitalistlerin neler yapabileceğini gösteren bir olay yaşanır:

Fabrika yanmaya başlar. Fabrikada bulunan kadın işçilerden çok azı yangından kurtulmayı başarır. Yanan fabrikadan çıkamayan veya fabrikanın çevresine kurulmuş olan barikatları aşamayan 129 kadın işçi yanarak can verir.

Bu olay Avrupa’da ve Amerika’da daha önceki yüzyıllarda yaşanan “Cadı Avcılığı”nın modern bir tekrarıdır; dahası Batı’nın (ve kapitalizminin) kendini tehlikede hissettiğinde neler yapabileceğini gösterir.

Takip eden yıllarda kadınlar sömürüye karşı örgütlenmeye başlar. 26-27 Ağustos 1910’da Kopenhag’da düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında Kadınlar Günü gündeme alınır ve kabul edilir. Emekçi Kadınlar Günü bir çok ülkede her yıl kutlanmaya başlar. İlk yıllarda belirli bir tarih saptanmamış olmasına karşın, her yıl ilkbaharda kutlanır. Emekçi Kadınlar Gününün 8 Mart olarak saptanması 1921’de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Emekçi Kadınlar Konferansında kararlaştırılır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ise 1977 yılında 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kabul eder.

Kadınlar dün olduğu gibi bugün de ikinci sınıf insanlar olarak görülmekte, dövülmekte, işkenceye tabi tutulmakta, tecavüze uğramakta, sömürülmekte, cinsel birer obje olarak kullanılmakta ve metalaştırılmaktadırlar. Bu insanlık dışı durumun baş sorumlusu tüm varlığı metalaştıran, insanlar arasındaki her türlü ahlaksal, toplumsal, insancıl ilişkiyi yok eden ve ekonomik ilişkiye dönüştürerek değersizleştiren mevcut ekonomik sistemdir.

Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, hakim anlayış tüm dünyada kadınlarla ilgili gündemi çarpıtıyor, 8 Mart’ın içini boşaltıyor ve hatta bugün de bile kadınlığı kullanarak sömürüsünü sürdürüyor.

Bugün yani 8 Mart gününde, Cotton tekstil fabrikasında canlarına kıyılan kadınlar hatırlanmıyor, anılmıyor ve kasıtlı olarak gözlerden uzak tutuluyor; savaşlar, işkenceler ve sömürüler konuşulmuyor; emperyalizmin yüzyıllar boyunca süren ve günümüzde şiddetlen saldırıları kınanmıyor; kadınları aşağılayan ve sömüren hakim yapıların üstü örtülüyor ve korunuyor. Tüm bunları yapanlar ne yazık ki, dil ucuyla 8 Mart’ta kadın haklarından söz ediyor. Kimi çevreler de, kadın sorunu ya da kadın hakları denince hemen konuyu genel insan haklarına ve insanlık sorununa çekmeye çalışıyor. Bu tür bir çaba ve telaş, söz konusu kişilerin kadınların karşı karşıya bulundukları sorunların üstünü örtmek ve geçiştirmek amacını güttüklerini gösteriyor. Kısacası ikiyüzlülük hakimiyetini sürdürüyor.

Savaşların, sömürü mekanizmalarının, emperyalizmin, hiyerarşik yapıların, her türlü antidemokratik tutum ve yapının, ayrımcılığın, ırkçılığın, yabancılaşmanın, eşitsizliğin gündeme alınmadığı bir ortamda kadın hakları da, kadınlar günü de, sömürüsüz bir dünya da ancak söylem düzeyinde kalacaktır.

Gerçeklerin tüm yalınlığıyla konuşulabildiği, insanların maskelerin arkasına saklanmadığı, tüm insanlığın sömürüye, tahakküme, emperyalizme, savaşa direndiği bir dünya özlemiyle, sömürünün yanında yer almayan tüm kadınların dünya kadınlar gününü kutluyoruz.

8 Mart günü Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanır. Bu gün kadınlar tarafından ve / ya da kadınlar için konferans, gösteri ve eğlence gibi çeşitli etkinlikler düzenlenir. Kadınlar arası dayanışma ve kadınların toplumdan beklentileri vurgulanır.

Kadınlar Günü`nün anası Clara Zetkin
Tarihte belgelenen ilk kadın hareketi 1909`da New York`ta gerçekleşti. Bu günü dünyaya kabul ettiren kişi ise Clara Zetkin`di. 98 yıl önce 20 bin kadın işçi, çalışma koşullarını ve adaletsiz ücretleri kınamak için grev yaptılar. Şubat 1910`a kadar süren grev sırasında polis 700 kadar kadını tutukladı.Dünya Kadınlar Günü`nün asıl mimarı kuşkusuz 1907`de Uluslararası Sosyalist Kadınlar gününü organize eden Clara Zetkin.Zetkin tüm sosyalist partileri kadınların oy hakkı için mücadele etmeye çağırmış, kadın haklarının korunması için mücadele vermişti. 1908 yılında New York Sosyal Demokrat Kadınlar Birliği bu çağrıya uyarak büyük bir gösteri gerçekleştirdi. 1910 yılında Kopenhag`daki Sosyalist Kadınlar 2.Enternasyonal Konferansı`nda Zetkin, uluslararası bir kadınlar günü olmasının gereğini savundu ve katılımcıları ikna etti.19 Mart 1911`de de Avrupalı sosyalistler ilk kez bir uluslararası kadınlar gününü kutlayarak, İsviçre, Avusturya, Danimarka ve Almanya `da yaşayan bir milyondan fazla kadına eşit haklar sağlanması için seslerini yükseltti.

İlk Dünya Emekçi Kadınlar Günü protestolarından… Kadınlar ve hatta erkekler bu günü `Kadınlar gökyüzünün yarısını elinde tutuyor` pankartlarıyla kutlamıştı. Rus sosyalist kadınlar 23 Şubat 1917`de Petrograd`da yapılan bir kadın hakları protestosunda `ekmek ve barış” sloganlarıyla polisle çatıştı. Eski Rus takviminin 23 Şubat günü, Sovyet Devrimi`nden sonra kabul edilen Bati takvimindeki 8 Mart`a rastladığından, 1918`den itibaren Kadınlar Günü8 Mart`ta kutlanmaya başlandı. Vladimir Lenin 1922`de Uluslararası Kadınlar Günü`nü bir komünist bayramı olarak ilan etti.

2. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş yıllarında adeta yok olmaya yüz tutan kadın hareketi, 1960`ların sonunda tekrar canlandı. BM`nin 1975 yılını kadın yılı olarak ilan etmesi ve bunu takiben 1975-1985 arasının kadınların on yılı olarak açıklanması harekete gönül verenleri yüreklendirdi. 1977`de UNESCO`nun 8 Mart`ı Dünya Kadınlar Günü olarak açıklamasından bu yana bu gün dünyanın her yerinde Kadınlar Günü olarak kutlanıyor. 8 Mart sadece kadınları hatırlamaya değil, kadın hakları, kadın-erkek eşitsizliği, ve kadına karşı şiddet gibi sorunlarında tartışılmasına vesile oluyor.

Kürd Kadını’nın Uyanışı

Kürd ulusal kurtuluş savaşı yıllarında ulusal uyanış, devrim ilerledikçe kadın kitleleri arasında da kök saldı. Başlangıçta kadın, savaşın kıyısında ana, eş ya da başka bir yakın olarak yer alıyordu. Çok geçmeden bu durum değişti, genç kuşaklar başta olmak üzere Kürt kadınlar savaşın bütün cephelerinde yer almaya başladılar. Kuşkusuz bu öyle kolay olmadı. Hatta savaşın silahlı alanı, gerilla safları, kadınların katılımına uzunca süre direndi bile. Ama sömürge ulusun nüfusunun yarısı olan kadınlar yaşamın ortaya çıkardığı gereksinime uygun olarak ve bileklerinin hakkıyla savaşın bütün cephelerinde olmayı başardılar. Kadınların savaşın her cephesine girişi, başkaldırının toplumsal karakterini belirginleştirdi ve toplumsal tabanının olağanüstü boyutlarda genişlemesini getirdi.Yanı sıra başka önemli sonuçlara da yol açtı: Kürdistan toprağındaki kadın sorunu, özel bir biçimde de olsa ulusal savaş güçleri arasına taşındı. Ulusal savaşa katılmak kadınlar için özgürlük arayışında birinci adım oldu.

İkincisi; hangi nedenle ve hangi düzeyde olursa olsun kadın cinsin ulusal mücadelede etkinliği arttıkça, ulusal hareketin toplumsal temeli kadın kitlelerce genişletildikçe

kadınların cins olarak uyanışının gelişmesine, kadın cinsinin ikincil konumunun sorgulanmasına ve konumunun değişmesine giden yolu açtı. Kürt kadınlarının cins olarak uyanışının üçüncü koşulunu devletin sömürgeci vahşeti sağladı. Sömürge rejimi, ulusal savaşa karşı mücadele taktiklerinden biri olarak kadına karşı cinsel şiddeti, taciz ve tecavüzü devreye koydu. Kürt kadınlarının hem politik ve hem de cins olarak uyanışı ve mücadelesinin gelişmesi böyle de tetiklenmiş oldu. Böylece Kürt kadının Batıdaki gibi iki değil üçlü baskı altında olduğu görülmeye, bu duruma karşı özel bir mücadele gelişmeye başladı. Sonuç olarak, nereden ve hangi nedenle başlamış olursa olsun, Kürt ulusal savaşı, Kürt kadınlarının cins olarak uyanışını ve demokratik kadın mücadelesinin gelişmesi için elverişli koşulları yaratmış oldu. Tarihsel benzerleri gibi Kürt ulusal mücadelesi yanı başında Kürt kadın kurtuluş mücadelesinin, demokratik kadın hareketinin ve özel bir kadın örgütlenmesinin gelişmesine yol açtı. İçeriği itibariyle esasen ulusal niteliğin damgasını bastığı Kürt kadın mücadelesi ve örgütlenmeleri oldukça özgün biçimler ve farklı eğilimler yaratarak gelişti.

Ulusal savaşın henüz başlangıcında ortaya çıkan değişik eğilimdeki örgütlenmelerin her birine paralel feminist eğilim ve örgütlenmeler ortaya çıktı. Bunların ortaya çıkışını öncelikle Batı’daki feminist akım etkiledi. 80’li yıllar içinde Batı metropollerinde yükselen demokratik kadın hareketinin ve feminist dalganın içinde yer alan Kürt kadınlar, ulusal mücadelenin etkisiyle ayrıştılar. Ulusal mücadele onlara, ulusal ezilmişliği ve köken farkını ifade cesareti verdi. Başlıca olarak Roza, Jujin gibi dergi çevrelerinde toplanan Kürt feminist kadınlar, ulusal hareketin daha çok şiddete dayanan mücadele çizgisinin dışında kaldılar. Mücadeleye bu yaklaşımları, onların aynı zamanda ulusal savaşın sorunlarının dışına düşmelerini beraberinde getirdi. Özellikle bu tür irili ufaklı kadın çevreleri ulusal uyanış süreciyle bir şekilde ilişkilenseler de, Kürt kadının somut sorunları temelinde bir birliktelik ve doğal olarak kitlesellik yakalayamadılar.‘97’den itibaren Batı’da başlayan devrimci düşüş,Batı’da boy veren ve esasen orada yaşayan Kürt feminist hareketinde irtifa kaybını getirdi. Hemen akabinde gelen ulusal devrimci düşüşle birlikte etkinlikleri daha da azaldı, içerik ve yön değişikliğine uğradı. Dergiler kapandı, daha çok sosyal ve kültürel etkinlik yapanlar yola devam etti ve bu amaçla kurumsallaşmalar yarattılar. Ama onlar Batı’daki demokratik kadın hareketinin içinde, etkinlikler ve kampanya örgütlülüklerinde yer almayı sürdürdüler. Özellikle Kürdistan’da tecavüz olaylarına karşı önemli bir duyarlılık yaratmada, gözaltında tecavüz işkencesine karşı Emekçi Kadınlar Birliği’nin öncülük ettiği uzun soluklu mücadelede yer aldılar. Cezaevi direnişlerinin, bütün hak ihlallerini protesto eylemlerinde; toplumsal hareketin birçok alanına örgütlü/örgütsüz katılım sürdürdüler.

8 Mart etkinliklerinde yer almaya devam eden radikal feminist Kürt gruplar, Irak’ta savaş karşıtı mücadelede de yer aldılar. Kültürel faaliyete eğilim gösteren hareketin Kürt bölümü de halen bu kulvarda, genelde demokratik muhtevalı hareketin içinde yer alıyor. Fakat yukarda dedigimiz gibi kürd kadinin uyanisi ile birlikte kadinin gücünü gerilla saflarina katilip eline silah alip savasmasi ile ispat edildi.

Feminizim

Feminizm sozcugu ‘femina’ Latince kadin anlamina gelen sozcukten turemistir. 19.yy’da baslayip içinde yasadıgımız yuzyılda kadının toplumsal konumunun inanilmayacak kadar hizla degismesi ile ilgilidir. İlk örgütlü kadın hareketi feminizm adıyla tanınmıştır. Venus planeti sembolu ayni zamanda Feminizm hareketinin sembolu dur.
Feminism anlayisi bir çok kisi ve çevre tarafindan yanlis yorumlanip farkli bir prspectiv açisi verilmek istensede (ornegin erkek dusmanligi) feminizm etkinligi sadece beli bir kesim kadinin sistemin olusturdugu esitsizliklere bas kaldiri ve erkek egemenligini kirma, kadin ve erkek esitligini saglamayi amaçlar. Feminizm dusuncesi politik, filozofik ve sosyal yolardan kadin hakrainin, sosyete içinde aranmasidir. Feminizm dusuncesi kadin statusunun toplumda ve geleneklerden dolayi olusan cins esitsizligini ortadan yok etmeyi hedefler. Feminizm yeni sosyal iliskiler gelistirme ve kadin haklarini gelistirmkte yeni aletler olusturur. Feminizm gunluk hayatta kadinin karsilastigi haksizliklari ortadan kaldirmayi amaçliyan bir savas olarakta tabir edilebilir. Feminizm daha çok kadinlar tarafindan savunulan bir etkinlik olsada, bir çok erkeginde destegini almaktadir. Feminizm sadece kadinin sosyal, ekonomik, politik haklarini degil ayni zamanda kadin kisiliginide kadinin kendine bakis açisinida gelistirmeyi hedefler. Feminizm « insanlar politik olmalidir » fikrini savunur ve bu temelde kadini yapilastirmayi, kadin (birey) kendi bedeni ve ruhu uzerinde, tek hak sahibidir ve kendi ayaklari uzerinde durmali, vebunun için gerekli egitimi, alt yapiyi sunar.

Feminizm kadinlara toplum içinde yeni bir konum tanimlamis, kadina ev disinda da yeni çalisma alanlari yarattigi için sosyal bir akim haline glmesine neden olmustur. Unutulmamalidir ki bundan çok kisa bir sure once kadinlara hiç bir hak taninmamaktaydi, kadinin oy kulanma, okuma, esinden bosanma, çalisma vs gibi bir çok hakki yoktu, butun bu hizli degisiklikler, olup bitteni anlama ve daha once kimsenin aklina gelmiyen alanlarda kadinin kendine yer açma amaciyla hem akedemik hem politik bir içerigi olan feminizmin sayesindedir.

Feministlerin tek amaci kadinlarin sosyal hayatta erkeklerle esit haklara sahip olmasini saglamaktir. Esitlik kavramida bir çok kisi ve çevre tarafindan yanlis anlasilmakta, yanlis yorumlanmaktadir. Feminizm de istenen esitlik fiziksel veya biyolojik bir esitlik degildir, toplum içinde erkekler için uygulanan erkeklere verilip kadinlara verilmiyen haklari talep etmektedirler, ornegin ayni isi yapan bir kadinnin ayni isi yapan bir erkekle ayni parayi almasi, tek basina taciz edilmeden ozgurce dolasma haki gibi taleplerdir istedikleri anlasilmasi zor ‘esitlik’ istekleri degildir, bu esitlik kavrami çarpitilmalidir. Feminizm akimi insanligin yani kadin ve erkegin esir yaratilmasindan sonra kadinin elinden alinan tum haklari yeniden taleb eden, asil amaci insanlikta esitligi saglamak olan ve herkes tarafindan desteklenmesi gereken bir akimdir.Kadinin hala bazi haklara sahip olmadigini asagida yapilan bir arastirmanin sonuclarindan anliyabiliriz.

Birleşmiş Milletler tarafından yapılan bir araştırmaya göre;
1- Dünyadaki işlerin %66’sı kadınlar tarafından görülüyor.
2- Buna karşın kadınlar dünyadaki toplam gelirin ancak %10’una sahipler.
3- Dünya’daki mal varlığının ise % 1’ine sahipler.
4- Başka bir değişle dünyadaki işlerin % 34’ü erkekler tarafından

Etiketler:
pirha.net © 2018