CANLI YAYIN
Ana Sayfa ALEVİ HABER, GÜNDEM - MANŞETLER, TÜM HABERLER 7 Ocak 2018 - 11:38 492 Görüntüleme

KHK mağduru Öğretmen Suat Özcan: Laikliğe verilen tahribat en üst seviyede-VİDEO

KHK mağduru Öğretmen Suat Özcan: Laikliğe verilen tahribat en üst seviyede-VİDEO

PİRHA- Görev yaptığı devlet okulunda yürütülen bir soruşturmada öğretmenlere mezheplerinin sorulmasını Anayasa Mahkemesi’ne taşıyan felsefe öğretmeni Suat Özcan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar gideceğini belirtti. Tahrip edilen laiklik için herkesin mücadele etmesi gerektiğini belirten Özcan, KHK’ların ülkenin tepesine inmiş bir balyoz olduğunu kaydetti. 

Haberin videosu

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından Ankara’da bir devlet okulunda yürütülen soruşturmada müfettişlerin öğretmenlere mezhepleriyle ilgili sorular sormasını Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşıyan Felsefe Öğretmeni Suat Özcan, PİRHA’ya konuştu.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara Mamak Şube Üyesi de olan Felsefe Öğretmeni Suat Özcan, görev yaptığı okulda 2012’de öğretmenlerin yaşadığı sıkıntılarla ilgili bir soruşturma başlatıldığını ancan okul idaresi tarafından soruşturmanın farklı noktalara, Alevilikle ilgili bir sürece taşındığını söyledi.

Okula daha sonra müfettiş gönderildiğini belirten Özcan, 2013’te dava sürecinin sonuçlandığını ve kendisine mezhepsel soru sorulmasını yargıya taşıdığını kaydetti. Milli Eğitim Bakanlığı’na idari ve tazminat davası açtığını söyleyen Öğretmen Suat Özcan, bu davanın İdare Mahkemesi ve İstinaf mahkemesi tarafından reddedildiğini ve AİHM’ye gittiğini anlattı.

Suat Özcan Bakanlık ve müfettişler hakkında da dava açmak istemiş ancak Bakanlık savcılığa soruşturma yetkisi vermemiş. Özcan bu durumu Anayasa Mahkemesi’ne taşımış.

İdari Mahkeme’ye yaptığı başvurunun reddedilmesi üzerine AYM’ye gittiğini dile getiren Özcan, AYM’nin soruşturmayla ilgisi olmayan mezhep sorularını “olağan” bulmasının kabul edilemez olduğunu söyledi. Özcan bundan sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gideceğini belirtiyor.

Konuya ilişkin Öğretmen Suat Özcan sorularımızı yanıtladı.

Müfettişler okulda öğretmenlere mezhep soruları yöneltmiş. Bu sorular nasıl sorulardı? Soruşturmanın kapsamı neydi anlatabilir misiniz?

Suat Özcan: Soruşturma genel olarak okulda bir usulsüzlük, var olan bir mobing süreç, öğretmenlerin yaşadığı genel sıkıntılarla ilgiliydi. Ama ben Eğitim -Sen işyeri temsilcisiyim. Soruna müdahil olduğum için bu konuyla ilgili dilekçe de vermiştim. daha çok komenyus projesiyle ilgili bir soruşturma için gelmişlerdi. Müfettişler müdür yardımcısının komenyus projesini yürüyen ve yurt dışına öğrenci getirip götüren öğretmenle ilgili bir süreçti. Fakat bunlar kendi yaptıkları usulsüzlükleri gizlemek adına ya da kendilerine yöneltilen bu soruşturmayı sümenaltı edip, daha saldırgan bir hale getirip, işin boyutunu farklı noktalara taşıdılar. Alevi olduğumu, varolan soruşturma sürecinde gelen müfettişin de Alevi olduğundan, aslında bunu Alevilikle ilgili bir sürece taşıdılar. Alevi olmanın bir suç olduğunu, bölücülük olduğu ile ilgili bir şikâyette bulundular. İlginç olan Bakanlık (MEB) bu konuda bir soruşturma açtı ve müfettişini okula gönderdi.

Bu durum ne zaman gerçekleşti?

Soruşturma 2012 yılında başlamıştı. Bu zat soruşturma ile ilgili ceza almış ve okuldan uzaklaştırılmıştı. Ayrıca ben de bu konuda bir dava açmıştım. Öğrencileri bana karşı kışkırttıkları için. Tazminat davalarını kazanmıştım. 2013’te bu süreç sonuçlandı ve tabi bana mezhepsel soru sorulmasıyla ilgili bir şey gündeme geldi. Ben de bu süreçle ilgili konuyu yargıya taşımıştım.

Diğer öğretmenlere de mezheple ilgili sorular yöneltildi mi peki?

Soruşturma esnasında ilginç olan zaten bana, diğer öğretmenlere, Alevi olup olmadığımı sordular. Bir ön yargı ile yaklaştılar. Oysa ki basit, okulun işleyişi ile ilgili ya da idari işleyişi ile ilgili bir soruşturma idi. Öğretmen arkadaşlarım ve birlikte görev yaptığım öğretmen arkadaşlarım hemen hemen hepsi bana sorulan soru hakkında rahatsız olmuşlardı. İfadelerimde de vardı, soruşturma tutanaklarında da. İlginç olan bu ifadeyi yazdılar. Ben de bilgi edinme kanununa göre soruşturma tutanaklarını talep edip daha sonra savcılık sürecini başlattım.

Açtığınız dava sürecini biraz anlattınız. Peki Anayasa Mahkemesi’ne gittikten sonraki süreç nasıl oldu ve siz bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu süreci Eğitim -Sen avukatlarıyla ve kendi avukatımla görüştüğümde iki dava açıldı. Biri idari dava, bir tanesi de soruşturma ile ilgili. Müfettişler ve Milli Eğitim Bakanlığı teftiş kurulu hakkında bir suç duyurusunda bulunduk. Milli Eğitim Bakanlığı’na idari ve tazminat davası açtım. Bu dava İdare Mahkemesi tarafından ret edildi. İstinaf mahkemesi de bu talebimi ret etti. O da AHİM de. Bakanlık ve müfettişler hakkında şikâyette bulunduğum dava ise yeni sonuçlandı. Buradaki süreç şuydu: Ben bu haksızlıkları, ayrımcılıkları daha sonra hiç kimse yaşamasın diye yargıya taşıdım. Fakat ilginç olan şu ki: Adliyeye suç duyurusunda bulunmaya gittiğimde Bakanlık zaten savcılığa soruşturma yetkisi vermedi. Biz bunu avukatımla Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşıdık. AYM de 3/2 muhalif kararla 2’si benim lehime, 3 kişi benim aleyhime verdiği kararla resmen bu ayrımcılığı onaylamış oldu.

Peki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidecek misiniz?

Benim bu süreçteki temel hedefim genel olarak Türkiye’de ayrımcılığın yok olması, daha sonraki kuşakların bu ayrımcılığa bu tür saçma sapan mezhepsel, ırksal, sınıfsal cinsiyetçi hiçbir ayrımın olamaması adına bu davayı açmamdı. Ve tabii ki sonuna kadar bu davanın takipçisiyim. AHİM’e de, avukatımla görüştüm başvuruyu yapacağız.

“29 ARALIK GREVİNE KATILDIĞIM İÇİN İHRAÇ EDİLDİM”

Siz de KHK ile ihraç edildiniz. Ne zaman ne gerekçeyle ihraç edildiniz ve bu süreçte neler yaşadınız?

Şimdi ben 2 yıldır Tekirdağ’dayım daha doğrusu 3 yıldır. Görevimin 20. yılını doldurmak üzereyim.  Son 1,5 yıldır Tekirdağ Şarkköy’de görev yapmaktayken, 696 No’lu KHK ile görevimden ihraç edildim. Fakat neden ihraç edildiğimi, niçin ihraç edildiğim hakkında bir açıklama yapılmadı. Bir gece ansızın isimlerimizi yayınlatarak üstelik masumiyet karinesini bozarak ihraç ettiler. Biz tahmini olarak şöyle bir şey diye düşünüyoruz: 29 Aralık grevine katılan, barış eylemine katılan sendikamız Eğitim -Sen’in aldığı karar doğrultusunda greve katılan yaklaşık 31 arkadaşımız içerisinde bir de barış akademisyenleri vardı. Toplam 32 eğitimci arkadaşımız ihraç oldu. Listeler 29 Aralık grevine katılanlarla ilgiliydi.

“KHK’LAR ÜLKENİN TEPESİNE İNMİŞ BALYOZ GİBİ”

Bizim ihracımız niçin, nasıl, niye oldu bilmiyoruz. Ama bu süreçte tabi ki sendikal dayanışma artı ihraç olan arkadaşlarla birlikte bir dayanışma içerisinde bu davayı yürütüyoruz, zor bir süreç. Çünkü KHK’lar ülkenin tepesine inmiş bir balyoz gibi. KHK’ların temel amacının sendikal süreci, insanların demokratik mücadelesini, varolan yaşamla ilgili İdeallerini bir anlamda bastırmakla ilgili olduğunu düşünüyoruz. Biz haklarımızı kazanacağız. Ve genel olarak demokrasi mücadelemizde var olan yerimizi tekrar alacağız diye düşünüyorum.

“LAİKLİĞE VERİLEN TAHRİBAT EN ÜST SEVİYEDE”

Peki okullarda son hızıyla devam eden laiklik karşıtı uygulamalar için ne düşünüyorsunuz?

Bu süreçte, eğitimin yaklaşık son 7-8 yıllık bir süresinde inanılmaz bir çöküş var. Bunun bir tanesi de tabi ki laikliğin, bilimselliğin yok olması,  demokrasi bilincinin yok olması. Okullarda yaşanılan sınıfsal ayırım, genel olarak eğitim emekçilerinin yaşadığı birçok sıkıntı var. Ama tabii ki laiklik hepimiz için olamazsa olmaz bir mihenk taşı. Ne hikmetse son 5-6 yıldır zirve yapmış durumda. Laiklikle ilgili var olan bu tahribatlar en üst seviyeye çıkmış durumda. Ve biz bununla ilgili Eğitim -Sen olarak ya da demokratik mücadele veren eğitimciler olarak sürekli bir mücadele verdik. Okullarımızda gerek ırkçılığa karşı, gerek cinsiyetçiliğe karşı, gerek sınıfsal ayrımcılığa karşı her zaman en ön saflarda yer aldık. Bilimsel eğitimin bir an önce idame ettirilmesi için, barışın olması için, çocuklar arasında ayrımcılığın olmaması için sürekli mücadele ettik. Ama görüyoruz ki bu aşamada tamamen eğitim sistemi belli bir noktada belli güruhların eline geçirilmeye çalışılmış.

“VELİLER, ÖĞRETMENLER LAİKLİK İÇİN MÜCADELE ETMELİ”

Laiklik olmazsa olmazımız ama bu tahribatın önüne geçmenin tek yolu velilerin, öğretmenlerin bilinçli, bir şekilde mücadeledir. Nasıl olacak bu? işte bizim gibi belli haksızlığa, ayrımcılığa uğrayan insanların çocuklarını, kendilerini bir anlamda hukuksal mücadeleye adamalarından geçiyor. En azından bununla birlikte sivil toplum kuruluşlarıyla dayanışmayla bu tür ayrımcılıklar son bulacak. Ama insanlar kabuğuna çekilir ve genel olarak kendilerini yalnız hissedelerse de bu ayrımcılıklar en üst seviyede devam edecektir, diye düşünüyorum.

Cebrail ARSLAN /ANKARA

 

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

pirha.net © 2018