Ana Sayfa GÜNDEM - MANŞETLER, KADIN, RÖPORTAJ, TÜM HABERLER 15 Ocak 2017 407 Görüntüleme

Koçyiğit: AKP, OHAL olmadan Türkiye’yi yönetemez

Koçyiğit: AKP, OHAL olmadan Türkiye’yi yönetemez
Tarih: 15 Ocak 2017 - 10:24

Ekonomik ve siyasi krizin derinleştiği şu günlerde ülkenin geleceğine dair kaygılar da derinleşiyor. Mevcut kaotik durumu Ülke sorunlarına Halkların Demokratik Birlikteliği temelinde çözüm üretme çabasında olan Halkların Demokratik Kongresi Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit ile konuştuk.

“Bugün itibariyle herkes şunu söylüyor, bizde birçok kez ifade ettik; AKP gerçekten fireni patlamış bir kamyon gibi bu ülkeyi ne yazık ki baş aşağı uçuruma doğru sürüklüyor. Çünkü kendisinin ülkeyi içine soktuğu siyasal ve toplumsal atmosfer şöyle; kamplaştırılmış, kutuplaştırılmış, birbirinden koparılmış, birbirinin karşısına konumlandırılmış bir Türkiye ikliminden bahsediyoruz.” diyen Koçyiğit “AKP kendince şöyle düşünüyor: “Benim OHAL’i kaldırdığım gün aslında yönetememe krizinin derinleştiği ve sonumun geldiği gündür.” Çünkü aklı demokrasiden, barıştan, eşitlikten, özgürlükten yana bir akıl değildir.” vurgusunu yaptı.

Muhabirimiz Semra Acar’ın sorularına Koçyiğit’in verdiği cevaplar şöyle:

S. Acar: 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL ile birlikte Eş başkanlar, milletvekilleri, aydınlar, gazeteciler tutuklandı. Siz OHAL’i nasıl değerlendiriyorsunuz?

G. Koçyiğit: 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL’le aslında AKP’nin ülkeyi demokratikleştirme yerine mevcut darbe girişimini kendi lehine çevirmek istediğini açık bir şekilde göstermiş oldu. Bu ülkedeki bütün toplumsal kesimlerin, darbe girişimine karşı bir tutumu vardı. Bütün demokrasi kesimlerinin bu darbe girişiminin yanında AKP’nin 14 yıl boyunca uyguladıkları bütün baskı ve zor yöntemlerine karşı, özellikle son bir buçuk yıldır Kürdistan’da uyguladıkları savaşa karşıda bir tutumları vardı. Yani hem darbeye hem de diktaya karşı bütün bunları reddeden, bütün bunların karşısında gerçekten Türkiye’de demokratik sistemin gelişmesi gerektiğini, demokratik bir cumhuriyetin gelişmesini isteyen bir tutumları vardı; ama ne yazık ki 15 Temmuz darbe girişiminden sonra sanki hiç ifade edilmemiş gibi, sanki mecliste üç diğer parti de kendi ifade ettikleri şeylerde, darbeye karşı tutumlarında, bu ülkenin demokratikleşmesi meselesinde, özellikle HDP’nin tutumunda bu ülkenin demokratikleşmesindeki tutumu, halklardan, ezilenlerden yana koymamış  gibi bir OHAL  ilan ettiler.

“KESK, DİSK GİBİ SENDİKALAR HEDEF HALİNE GETİRİLDİ”

AKP’nin neden OHAL’i ilan ettiğine bakmamız gerekiyor kendileri kamuoyu önünde şunu sürekli ifade ediyorlar biz bir darbe girişimine maruz kaldık, ülke olarak, seçilmiş bir hükümet olarak bize bir darbe girişiminde bulunuldu bunun içinde tedbirlerimizi almamız, mevcut sistemi korumamız ve bir şekilde sürdürmemiz gerekir diye argümanlara sığınıyor. Oysa OHAL’in uygulamalarına baktığımız zaman aslında bununla bağdaşmayan bütün uygulamalara da imza attıklarını görüyoruz. Örneğin OHAL’de çıkarılan KHK’lere baktığımız zaman sadece darbe girişimiyle ilintili olan ya da darbe girişimi içerisinde yer alan insanların değil aslında bunların dışındaki birçok insanında KHK’lerle işten çıkarıldığını, mağdur edildiğini görüyoruz. Bu ülkede demokrasi, özgürlük ve barış için mücadele eden KESK, DİSK gibi sendikaların, işçilerin, emekçilerin hedefe konulduğunu ve aslında açlıkla terbiye edilme noktasına çok ciddi bir sınavdan geçirilmeye çalışıldığını görüyoruz ve bu alanın aslına demokratik alanın emek alanının tırpanlandığını görüyoruz.

“HÜKÜMET İŞİNE GELMEYENİ DAMGALIYOR”

FETÖ ile mücadele ettiğini söyleyen AKP hükümetinin kendi içerisindeki FETÖ’cülerle yani darbe girişiminin siyasi ayağına hiçbir şekilde dokunmadığını bunun işte Başbakanın kim olacağı, bakanların kim olacağı meselesine, FETÖ’cü milletvekillerine hiç dokunulmadığını en sıradan öğretmeni, hemşireyi, esnafı  FÖTÜ’cu diye aldığı yaftaladığı yada bir şekilde cezaevine koyduğu soruşturmaya ve kavuşturmaya uğrattığı ve aslında oluşturduğu torbanın içine işine gelmediği herkesi bir şekilde FETO’cü, işine gelmeyen diğer kesimi de bir şekilde PKK’li yada kendince tırnak içinde söylüyorum terörist  diye yaftaladığı bir sürecin içindeyiz.

S. Acar: Peki bunları neden yapıyor?

G. KoçyiğitBunları neden yapıyorlar çünkü AKP’nin mevcut haliyle gerçekten ülkeyi yönetemediği açık ve net. 15 Temmuz’dan öncesine dönersek niye bu ülkede darbe oldu sorusunu aslında Türkiye’de yaşayan herkesin sorması gerekiyor. Biz 15 Temmuz’dan önce de mevcut siyasal iklimin aslında ülkeyi darbeye götürdüğünü, bu kadar güvenlikçi politikalarla Kürdistan’da savaş Türkiye’de savaş, bölgede savaş politikalarıyla aslında güçlenen askeriyenin bir şekilde aslında başka yönelimler içerisine girebileceği meselesini sürekli dikkat çekmiştik; ama bütün bunları görmezden gelen AKP iktidarı bunlara aslında çanak tutu çok açık ve net bugün darbe nereden kaynağını aldı diye sormamız gerekiyor?

S. Acar: Nereden aldı sizce?

G. KoçyiğitBirincisi Fethullah Gülen’i bütün iktidarı boyunca siyasi, maddi ve manevi şekilde destekleyen palazlandıran ve bütün iktidarı boyunca oraya taşıyan AKP iktidarı sayesinde oldu.

İkincisi son bir buçuk yıl içerisindeki darbe sürecine gelinceye kadar Kürdistan’da ve bölgede uyguladıkları savaş politikaları sayesinde güçlenen askerin tekrardan ben bu ülkede hegomonyamı kurarım. İşte burada askeri darbe yaparak aslında gücü tekrardan elime alırım dedi. Bütün bunları görmeyerek hani “Zülfü yare dokunmadan” bu ülkede bir darbe gerçekliğini aşmak, bir daha darbe olmayacak koşulları yaratmak mümkün değil. Onun için bugün itibariyle herkes şunu söylüyor, bizde birçok kez ifade ettik; AKP gerçekten fireni patlamış bir kamyon gibi bu ülkeyi ne yazık ki baş aşağı uçuruma doğru sürüklüyor. Çünkü kendisinin ülkeyi içine soktuğu siyasal ve toplumsal atmosfer şöyle; kamplaştırılmış, kutuplaştırılmış, birbirinden koparılmış, birbirinin karşısına konumlandırılmış bir Türkiye ikliminden bahsediyoruz. Herkesin birbirini kolladığı, herkesin birbirine karşı kendi siyasal ve toplumsal görüşünü tahkim etmeye çalıştığı bir Türkiye’de artık farklı bir süreçten bahsediyoruz. Onun için AKP kendince şöyle düşünüyor: “Benim OHAL’i kaldırdığım gün aslında yönetememe krizinin derinleştiği ve sonumun geldiği gündür.” Çünkü aklı demokrasiden, barıştan, eşitlikten, özgürlükten yana bir akıl değildir. Bunları getirdiği an kendisinin de gideceğini, kendisinin de biteceğini çok iyi bir şekilde görüyorlar. Eğer gerçekten böyle bir akıl kendileri için geçerli olmuş olsaydı Haziran seçimleri bunun için çok iyi koşulu sağlıyordu.

“DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE’DE AKP YER BULAMAZ”

7 Haziran seçimlerinde bu ülke toplumsal olarak koalisyona çoğulculuğa eşitliğe barışa kapı aralamıştı. O iklim iyi değerlendirilmiş olsaydı o iklim, o politik atmosfer gerçekten iyi değerlendirilmiş olsaydı bugün biz bölgede parlayan bir Türkiye’den yükselen bir Türkiye‘den, çok daha çoğulcu çok daha eşitlikçi, özgürlükçü, çok daha demokratik bir Türkiye’den bahsediyor olacaktık. Bütün bu Türkiye resminin içerisinde de AKP’nin kendine yer bulamadığı bir Türkiye’den de bahsediyor olacaktık. Çünkü böyle bir Türkiye’de AKP ve AKP’nin politikaları hiçbir zaman tutunamaz yani eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir Türkiye’de AKP’nin tekçi, militarist, erkek politikalarına yer yoktur. AKP’nin savaş çığırtkanlığına, kandan, gözyaşından beslenen politikalarına yer yoktur. Bunu gördükleri içinde zaten 7 Haziran’dan sonra gizli bir ittifakla MHP’yle ittifak yaparak direk 1 kasım seçiminin startını verdiler. Hatırlarsınız Devlet Bahçeli 8 Haziran sabahı yeni seçiminiz hayırlı olsun demişti bu gizli ittifakı da ifade eden bir pozisyondu.

S.Acar: OHAL’in üç ay daha uzatılması  ne anlama geliyor, yani tahtını sağlamlaştırmak için OHAL’i uzattığını söyleyebilir miyiz?

Bugünden itibaren de üç ay daha uzattılar. AKP ve sarayın mevcut durumda tek bir kurtuluşu var bakın 14 yıldır bu ülkeyi yönetim şekillerine bakalım 14 yıl içerisinde bu ülkede vaat ettikleri her şeyin tersini yapan bir AKP iktidarıyla karşı karşıyayız. İlk geldikleri yıllarda eşitlikten, özgürlükten Avrupa birliği değerlerinden, Avrupa Birliğine girmekten bu ülkenin bütün seslerine kulak vermekten vs bahseden AKP bugün her gittiği yerde tek dil, tek millet tek bayrak, tek vatan vurgusuyla tekçi anlayışı bir şekilde dayatıyor.  Sadece teklik üzerinden değil aynı zamanda yaşam tarzı üzerinden çok ciddi bir şekilde insanlara bir tahakkümü var. İkincisi 15 Temmuz bu ülkede bir rejim değişikliğinin kırılma hattıdır yani 15 Temmuzdan sonra bu ülkede resmi olarak yeni rejim AKP tarafından kurulmaya başlanmıştır ve bunun hani yedek ayağı da MHP’dir.

“YENİ BİR REJİM İNŞA EDİLİYOR”

15 Temmuz’dan sonra bu ülkede yeni bir rejim inşa edilmeye başlandı ve bu rejimin taçlandırıldığı yer bu rejimin anayasal düzene kavuşturulduğu yer neresidir diye sorduğumuzda işte bu anayasa referandumudur. Başkanlık sisteminin kendisidir. Onun için onlar açısından AKP ve saray açısından Başkanlık referandumu olmasa olmazdır.

Onun için oraya gidene kadar yani başkanlık sistemini kurtarıncaya kadar OHAL’e ihtiyaçları var. OHAL’siz Türkiye’yi yönetemezler bu saatten sonra OHAL AKP’nin mevcut düzeni haline geldi. Topluma vaat edeceği hiçbir şeyi yok. Türkiye’ye vaat edeceği hiçbir şey yok artık AKP’nin. Ne bir eşitlikten söz edebilir ne bir demokrasiden, ne de bu ülkenin insanları için yeni ne bir gelecekten söz edebilir.

Şunu çok açık bir biçimde söylemek gerekir şu anda meşru olmayan bir AKP iktidarıyla karşı karşıyayız, çünkü bir darbe girişimiyle karşı karşıya kaldı bu hükümet niye darbe oldu meselesinde hiç kendisi özeleştiri vermedi hiçbir şekilde kendisine dokunulmadı.

S.Acar: HDK olarak bunun karşısında nasıl bir tutum alacaksınız? Bunu Türkiye toplumuna nasıl anlatacaksınız?

13 Aralık’ten beri yürüttüğümüz bir OHAL karşıtı kampanyamız var. Neden OHAL karşıtı bir kampanya yürütüyorsunuz diye sorarsanız? Çünkü biz OHAL’le Anayasa ile referandum  arasında ki bağı çok açık ve net bir şekilde görüyoruz ve bunun toplum tarafından görülmesi gerektiğini düşünüyoruz. OHAL’in günlük hayattaki etkileri de daha çok geniş kesimler tarafından ne yazık ki hissedilmiyor. Yani daha politik olanlar daha politik eylem ve etkinliklerle bir şekilde uğraşanlar ya da işinden ekmeğinden bir şekilde OHAL nedeniyle olanlar işte greve çıkanlar, bir şekilde OHAL nedeniyle grevi yasaklananlar yani OHAL nedeniyle mağduriyet yaşayanların hayatlarına daha çok  değiyor. Henüz bu mağduriyeti yaşamayanlar için OHAL bir adım daha ilerisinde duran ve henüz çok daha etkisini hissedemediği bir süreçmiş gibi bir algıda var. Birincisi biz de bu algıyı kırmak istiyoruz. İkincisi AKP’nin OHAL ve OHAL’den sonra götürmek istediği Başkalık meselesi arasında çok derin bir bağ var. OHAL üzerinden toplum zapturapt altına alınmış durumda hiç kimse konuşamaz, hiç kimse kendi fikirsel, düşünsel, duygusal dünyasını ifade edemez durumda. En masum en sıradan cümleler bile tutuklanma cezaevine koyulma gerekçesi olmuş durumda bütün bunların yaratığı toplumsal iklim bir korkuyu sinmeyi bununla beraberin de aslında herkesin itiraz ettiği, herkesin karşısında olduğu o güçlü hayırı söyleyememe duygusunu da beraberinde getiriyor.

“OHAL ÜZERİNDEN BAŞKANLIĞA GEÇİT VERMEYECEĞİZ”

OHAL karşıtı kampanyayı örgütlerken aslında tamda o birlikte olduğumuz duygusunu yani az olmadığımızı bir bütün olarak Türkiye’nin çeşitli yerlerinden milyarlarca insan olarak hem OHAL’e de hayır dediğimizi, OHAL karşısında durduğumuzu, OHAL uygulamalarına karşı daha bir pozisyon aldığımızı, aynı zamanda bu OHAL üzerinden de başkanlığa da geçit vermeyeceğimizi, Başkanlığa da hayır dediğimizi ve başkanlık karşıtı kampanyamızın da startını verdiğimizi belirterek, kampanyayı beraber yürütmek istiyoruz.

Bu noktada tabi ki mevcut KHK’lerle kapatılan dernekler ve basın kuruluşları özgür basının susturulması sesimizin ulaştığı kitle sayısını da çok sınırlandırıyor. Bunun içinde biz yüz yüze temas ev ev çalışma ve insanlarla bire bir temas etme noktasında bir kampanya başlatmış durumdayız.

“OHAL’E KARŞI GENİŞ BİR CEPHE OLUŞTURACAĞIZ”

Gitikçe Pakistanlaşan, Suriyeleşen, Iraklaşan iç savaşın eşiğine gelmiş ve toplumsal yapısı değişen, işte rejimi değişen bir Türkiye’yle karşı karşıyayız. Onun için bizlerin temel sorumluluğu gerçekten itirazını, bedelini ödemek ve itirazını en güçlü şekilde yapmak ve çocuklarımıza geleceğe sağlam bir şekilde taşımak noktasında da bir irade göstermek istiyoruz.

Bunun dışında bileşenlerimiz ve bileşenlerimiz dışındaki şuanda sol yapılarla sol örgütlerle temaslarımız var umarım kısa bir sürede de daha geniş bir cepheden bir hayır kampanyası örgütlemek noktasında da bir çalışma yürütülüyor. Bu noktada da umutluyuz yani biz şundan eminiz ki bu dönemin bütün sosyalist güçler devrimci güçlerin her birisi hem kendi cephelerinden hem başkanlığa geçit vermeme noktasında hem de kendi hassasiyetleri üzerinden birisi laiklik üzerinden mücadeleyi yürütürken birisi kadın hakları, inanç,sosyal haklar, emek mücadelesi üzerinden ama en sonunda biz birleştiğimizde demokrasi hattı oluşturacağız.

“AKP’Lİ, MHP’Lİ SEÇMENLERE SESLENİYORUM”

Tabi sadece bu meselenin kasa vadede bir HDK çalışmasıyla da sınırlı olmadığını görmek gerekiyor. Bu ülkedeki her bir vatandaşın bizim için hedef kitle olduğu, AKP’ye oy veren  yurttaşında bu ülkenin yurttaşı olduğunu, bu ülkenin demokratik bir ülke olması noktasında hassasiyet göstereceğine olan inancımızı da koruyoruz. Yani AKP’ye oy vermiş olması AKP‘nin bütün politikalarına onay vereceği anlamına gelmiyor. MHP’ye oy vermiş olması MHP’nin bütün politikalarına onay vereceği anlamına gelmez. Onun için özellikle AKP’li ve MHP’li seçmenlere özel olarak seslenmek istiyorum partilerinizin bu politikalarına, Türkiye’yi karanlığa gömen, Türkiye’yi bölen, parçalayan ayrıştıran ve kutuplaştıran bu politikalarına karşı durmak öncelikle birinci derecede seçmen olarak sizin sorumluluğunuzdur.

pirha.net © 2018