CANLI YAYIN
Ana Sayfa GÜNDEM - MANŞETLER, TÜM HABERLER 21 Aralık 2018 642 Görüntüleme

Mahkeme yoluyla kızını din dersinden muaf tuttu

Mahkeme yoluyla kızını din dersinden muaf tuttu
Tarih: 21 Aralık 2018 - 16:48

Çocuğunun zorunlu din dersinden muaf tutulması talebiyle açtığı davayı kazanan Selnur Aysever, “Hayatımızı düzenleyecek olan din adamları değil” diyerek, çocuklar için mücadele etmek gerektiğini söyledi. 

Üsküdar’daki İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Geliştirme Vakfı Beylerbeyi İlkokulu 4’üncü sınıfta okuyan öğrencinin velisi Selnur Aysever, çocuğunun zorunlu din dersinden muaf tutulması talebiyle İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne 5 Ekim 2017’de bir dilekçe verdi. Müdürlük, başvuruyu “Hristiyan ya da Musevi dinlerinden birine mensup olduğunuzu belgelendirin” diyerek 10 Kasım 2017’de talebi reddetti. Ret kararının ardından Aysever, İstanbul 4’üncü İdare Mahkemesi’ne başvurdu.
İstanbul 4’üncü İdare Mahkemesi yaklaşık bir yıllık değerlendirme sürecinin ardından, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün ret işlemini hukuka aykırı bularak iptal etti. Mahkemenin kararına herhangi bir itiraz gelmedi ve konu Danıştay’a taşınmadı. İstanbul 4’üncü İdare Mahkemesi yaptığı bildirimde kararın kesinleştiğini duyurdu. Aysever, kararın kesinleşmesini sosyal medya hesabından paylaştı.
Selnur Aysever, başvurduğu yasal süreci ve kararı Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirdi.
Kızının 4’ncü sınıfa geçtiği zaman laik ve bilimsel eğitim alması gerektiğine olan inancından dolayı zorunlu din dersine karşı olduğunu söyleyen Aysever, bu yüzden İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bir dilekçe yazdığını belirtti. Aysever, “Bu dilekçede kızımın derse girmek istemediğini talep ettim. Okul vasıtasıyla bu dilekçe, Milli Eğitim’e gönderildi. Yasal süre içerisinde bana olumsuz cevap geldi ve ‘çocuğun dersten muaf olabilmesi için Hristiyan ya da Musevi olduğunuzu belgelendirin, ancak bu şekilde muaf olabilir’ yanıtı verildi. Bunun üzerine avukatımla birlikte dava açmaya karar verdim” dedi.
“KIZIM HUKUKİ OLARAK DERSLERDEN MUAF”
Davanın uzun süreceğini ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) kadar gidebileceğini göze aldığını da kaydeden Aysever, şunları belirtti:
“Biz davamızı Anayasa’nın 24’üncü maddesindeki ‘din ve vicdan hürriyeti’ ibaresine aykırı ve bu gerekçe üzerinden sadece bir din ve mezhebinin öğretiliyor olmasından dolayı gerekçelerimizi belirterek açtık. Ardından yasal süreç başladı ve kazandık. Aslında AİHM’e kadar gitmesini göze almıştım. İdare Mahkemesi’nde muafiyet kararı çıkmasını beklemiyordum, çünkü tek başıma dava açmadım. Benim tanıdığım pek çok veli dava açtı; ama hepsi reddedildi. Nihayetinde kazandım ve bu beni çok mutlu etti. Hemen okula bunu bildirdim ve artık kızımı derslere sokmadım. 30 gün içerisinde bu kararı bir üst mahkemeye taşıyabilirlerdi. Her gün dilekçe verildi mi, itiraz edildi mi diye avukatımı arıyordum. Biz bir yanlışlık olmuş olabilir diye de bekledik. İtiraz olmayınca ‘bu kararın kesinleşmesini istiyoruz’ deyip kararı bize göndermelerini istedik. Birkaç gün önce hesabımdan paylaştım. Artık kızım hukuki olarak din derslerinden muaf oldu.”
“DAVA AÇMAYA KARAR VERDİĞİMDE KIZIMLA KONUŞTUM”
Dava açmaya karar vermeden önce kızına neden din dersinden muaf olması gerektiğini anlattığını belirten Aysever,  şöyle devam etti:
“Normal şartlarda çocuğun bunu bilmesi gerekmiyor. Ben derse hiçbir şekilde girmesini istemediğim için okulunda müdürüyle konuştuğumu ve bu süreci başlattığımı söyledim. Sebep de şu oldu. Okul açılırken veli toplantısı yaptılar ve bütün öğretmenler sınıfa gelip kendilerini tanıttı. Din hocası da geldi. ‘Laik eğitimde zorunlu din dersini uygun bulmadığım için prensip olarak bunun mücadelesini vereceğim ve bu kararı almışım’ dedim. Toplantı esnasında tüm veliler çocuklarına neler öğretilecek diye kaygılıydı. Veliler öğretmene sorular sormaya başlayınca öğretmen ‘herkes bir şeye inanmak zorunda’ dedi. Zaten ben o cümleden sonra tepki gösterdim ve dava açacağımı söyledim. Beni öteki konumuna getiren bir dil kullanması, dışlamasıyla önümüzdeki süreçte neler olabileceğini de kestirebiliyordum. O cümleden sonra müdürle konuşarak ‘kızımın hiçbir şekilde derse girmesini istemiyorum’ dedim. ‘Bu derse girmek zorunda’ dedi. Kızıma ‘derse girmeyeceksin bir süre sonra girebilirsin’ dedim. ‘Ne yapacağım dediğinde’ ise ‘kütüphanede kitap okursun’ dedim. Neden diye hiç sormadı. Kızım etrafında duyduğu için ‘Allah var mı yok mu?’ diye sorduğunda ben ona kendisinin buna karar verecek yaşta olmadığını, büyüdükten sonra neye inanmak istiyorsa inanabileceğini söyledim. Çocuk dini ritüelleri de öğrenecekse doğal akışında öğrendiğinde ne ürküyor ne de bundan kaçıyor. Eğitim kanalıyla çocuğa bir şey dayatıldığında başka bir şey oluyor.”
“ÇOCUKLARA İNTİHAR VİDEOSU İZLETTİRİNCE…”
Din öğretmenin, 4’üncü sınıftaki çocuklara intihar videosu seyrettirdiğini ve o günden bu yana kızının bundan çok etkilendiğini dile getiren Aysever, “Bütün veliler ayaklandı. Öğretmen okuldan gönderildi; ama bu öğretmen şu an hangi çocuklara ne anlatıyor bilmiyoruz. Kızım hala unutmuş değil. Bütün çocuklar o videodan sonra büyük bir travma yaşadı. Tek başlarına uyurken anne babalarını arama ihtiyacı hissettiler. Dolasıyla ben kararımın doğru olduğunu pedagojik olarak da görmüş oldum. Bildiğim şeyi ne yazık ki teyit etmek zorunda kaldım. Biz şimdi başka bir okuldayız. Kısa bir süre önce de muafiyet kararı geldiği için kızım artık derslere girmiyor. Ders zamanlarında kütüphanede ya ödev yapıyor ya da kitap okuyor” diye belirtti.
“ÇOCUKLARIMIZ İÇİN DİRENMELİYİZ”
Böyle bir mücadele sürecine başlarken pek çok ebeveynle konuştuğunu ve büyük çoğunluğunun da ‘etiketlenme’ gibi kaygıları olduğunu söyleyen Aysever, “Karardan sonra pek çok insan ‘nasıl yaptınız, biz de yapalım’ mesajları attı. Bir kere herkes korkuyor. Çünkü herkes baskı altında. Özgür iradeyle seçim yapma şansı olsa ebeveynlerin zorunlu din dersine karşı çıkacağını ve seçmeyeceklerine inanıyorum. Biz şu an ülkede sadece bu noktada sorun yaşamıyoruz. Eğitim müfredatının içi boşaltıldı, tamamen gerici bir müfredat düzenlendi. Ders kitaplarında yazılanlar korkunç. Çocukların bu şekilde öğreneceği şeylerin bizim aslında geleceğimizin karartılması anlamına geldiğini de anne babaların anlaması gerekiyor. Sadece anne baba olmak da gerekmiyor. Bu çocuklar tarikat yurtlarında yanarak öldüler. Taciz edildiler. Sosyal medyada tepki göstermekle olmuyor, mücadele etmek gerekiyor. Ben hukuki yollardan sonuna kadar gitmeyi göze aldım ve yola çıktım. Ben şanslıydım ve kararımda muafiyet çıktı. Ama reddedilen pek çok aile yine de bundan vazgeçmiyor. Korkmamak, baskılara karşı direnmek ve hakkımız olan bir şey için mücadele etmek gerekiyor. Bunu en çok da çocuklarımız için yapmamız gerekiyor” dedi.
“HAYATIMI DÜZENLEYECEK OLANLAR DİN ADAMLARI DEĞİL”
Aysever, korkuyla mücadele ve baş etmek gerektiğinin de altını çizerek şunları ifade etti:
“Bu karanlığı yarmak zorundayız. O yüzden de ebeveynlere çok iş düşüyor. Biz kadınlar çok zorluklar yaşıyoruz. Her gün bir din adamı çıkıyor; kadınlar için ‘şöyle konuşmalı, böyle yapmalı, kocasına ismiyle hitap etmemeli’ gibi cümleler kuruyor. Benim hayatımı düzenleyecek olan insanlar din adamları değil. Biz laik bir ülkede yaşıyoruz ve bu bir anayasal hak. Bunun her alanda geçerli olması gerekiyor. Ben de bu yüzden bu mücadele biçimini seçtim. Bütün ebeveynlere de bundan vazgeçmemeleri ve haklarını aramaları gerektiğini söylemek istiyorum.”
MA / Necla DEMİR

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

pirha.net © 2018