‘Maraş Katliamı ne ilk ne de son, örgütlenelim’-VİDEO

PİRHA-Maraş Katliamı’nın 40. yılı nedeniyle Ardahan Damal Burmadere Köy Derneği Gençlik Komisyonu’nun düzenlediği panelde Maraş Katliamı’nın bu ülkede gerçekleşen ne ilk ne de son katliam olmadığı vurgulandı. 

Ardahan Damal Burmadere Köy Derneği Gençlik Komisyonu Maraş Katliamı’nın 40. yılı vesilesiyle bir panel düzenledi. Esenyurt’ta bulunan dernek binasında gerçekleşen panele HDP Bahçelievler Belediye Başkan Aday Adayı Maraş Elbistanlı Ahmet Güden ile Yaşam Ağacı Derneği Üyesi Ali Şahmo konuşmacı olarak katıldı. Çeşitli dernek ve siyasi partilerin katıldığı panele gençlerin ilgisi büyüktü.

Etkinliğin amacına dair kısa bir konuşma yapan Gençlik Komisyonu üyeleri “Maraş’ta yaşanan katliam sırasında kendisini savunabilen tek Mahalle Yörükselim Mahallesi oldu. Çünkü bu mahalle örgütlüydü, böylelikle kendisini savunabildi. Biz de istiyoruz ki, mahallelerimizde örgütlü olalım, örgütlü duralım. Maraş, katliamlar konusunda ne ilk ne de sondur. Bu etkinlikle amacımız birilerini hedef göstermek değil, amacımız gençliğimizin hafızasını tazelemektir” dediler.

“BU KATLİAM HEM KIZILBAŞLARA HEM KÜRTLERE HEM DE SOLCULARA BİR MESAJDI”

Panelde ilk olarak konuşan Ahmet Güden, bu ülkede en büyük acıları yaşayanlardan birinin Kızılbaş Aleviler olduğunu ve bunun ne ilk ne son olmadığını söyledi. “Sınıf ve gençlik hareketinin önüne geçmek istiyorlardı. O günkü yönetim toplumsal muhalefeti susturmak istiyordu. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan idam edildi ama gençlik hareketinin önüne geçilemedi. Türkiye’yi o günkü yöneten hükümetleri zora sokan gelişmeler, işçi eylemleri gerçekleştirildi. Onları bu zordan kurtarmak için bir darbe ortamının yaratılması lazımdı. Bu ortam bir katliam ile yaratılmak istendi. Dersim’de yapılamazdı, bunun altyapısı yoktu. Diyarbakır’da da yapılamazdı. Ama Malatya, Maraş, Sivas, Elazığ gibi bölgelerde bunu yapabilirlerdi. Çünkü dinci gerici çevrelerle ilericileri ablukaya alabiliyorlardı” şeklinde konuşan Güden, Maraş Katliamı’yla hem 12 Eylül’ün altyapısının oluşturulduğunu hem de bölgenin demografik olarak yapısının değiştirilmeye çalışıldığını vurguladı.

Maraş Katliamı’nın aynı zamanda buradaki Alevilerin Kürt olması sebebiyle yapıldığını söyleyen Güden “Bu katliam hem Kızılbaşlara hem Kürtlere hem solculara bir mesajdı” dedi.

“ERMENİ VE SÜRYANİLERDEN SONRA BÖLGE KIZILBAŞLARDAN ARINDIRILMAK İSTENİYOR”

Maraş’ın geçmişine bakıldığında bu şehrin Ermeni ve Süryani şehri olduğunu ama bugün orada ne Ermeni ne de Süryani varlığından bahsedilemediğini hatırlatan Güden, “Pazarcık, biz Kızılbaşlar açısından kutsallarımızın olduğu bir yerdir. Sistem o gün orayı arındırmak istedi. İleride de ne yazık ki bölge açısından orada ne Kürt ne de Kızılbaş varlığından söz edemeyeceğiz. Katliam sonrası Söğütlü Belediye Başkanı bir konuşmasında ‘Kızılbaşların yüzde 85’i göç etti’ demişti” şeklide konuştu.

Yalnızca katliam değil 12 Eylül sonrası da bölgeden Kızılbaş göçünün devam ettiğine ve bölgenin insansızlaştırıldığına değinen Güden, “İnsanlar o günlerle ilgili konuşmak istemiyor, ‘yaralarımızın deşilmesini istemiyoruz’ diyorlar. Tanıdıklarım var, biz istiyoruz ki gelip konuşsunlar buralarda. Ama gelmiyor, gelmek ve konuşmak istemiyorlar” diyerek bu dönemin Aleviler nezdinde nasıl derin bir yara olduğuna dikkat çekti.

“TEROLAR, KATLİAMIN EKSİK KALAN PARÇASIYDI”

Terolar’a 27 bin Suriyeli mültecinin yerleştirildiğini hatırlatan Güden, savaştan kaçıp ülkeye gelmek zorunda olan insanlara elbette kucak açmanın gerekli olduğunu söyledi. “Terolar, Maraş Katliamı’nın eksik kalan parçasıydı. Sistem 27 bin Sünni Suriyeli’yi buraya yerleştirerek eksik bıraktığı ayağı tamamlamaya ve bölgenin yapısını demografik olarak değiştirmeye çalışıyor.” dedi. Maraş’ta, İstanbul’da birçok tabelada artık Arapça’nın kullanıldığını söyleyen Güden, Kürtlerin ülkenin kurucu halklarından birisi olmasına karşın hala bir tabelada Kürtçe’nin kullanılamadığını vurguladı.

“YÖNETİMLER KENDİNDEN OLMAYANLARI ÖTEKİLEŞTİREREK VARLIKLARINI SÜRDÜREBİLDİLER”

Güden’in arkasından söz alan Yaşam Ağacı Derneği Üyesi Ali Şahmo, Türkiye tarihinin katliamlarla anılan bir tarih olduğuna vurgu yaptı. Şahmo, bunun ilk sebebinin ülkenin yönetiminin demokratik olmaması olduğunu belirtti. Bugüne kadar gelen tüm yönetimlerin kendinden olmayanı ötekileştirerek varlıklarını sürdürdüklerini ifade eden Şahmo, “İnsan hafızasının alamayacağı, vicdanının kabul edemeyeceği şekilde katlettiler insanları. Toplumu ayrıştırarak, muhalefeti çeşitli şekilde etkisizleştirerek kendilerini devam ettirebildiler. Toplumsal gelişim ekonomik gelişimin önüne geçtiğinde 12 Mart’ta da böyle yaptılar. Denizleri, Mahirleri, İbo’yu bu amaçla katlettiler. Sivil faşist hareketleri geliştirerek toplumsal muhalefetin öne çıkan isimlerini katlettiler” dedi.

“KATLİAMCILAR ÖDÜLLENDİRİLDİ”

Maraş ve Malatya’da Kızılbaşlara dönük katliamların bir nedeninin de Kızılbaşların ekonomik gücüne el koymak olduğuna dikkat çeken Şahmo, katliam sonrası uyduruk savalar açıldığını ve bu davalarda katliamın ilericilerin üzerine yıkılmaya, katliamcıların aklanmaya çalışıldığını vurguladı.

Aralık ayının katliamlarla anılan bir ay olduğuna değinen Şahmo, Şırnak-Roboski’de 2011 yılında yaşanan ve 35 Kürt köylüsünün katledildiği Roboski Katliamı ve 19 Aralık 2000 yılında yaşanan onlarca devrimcinin katledildiği Hapishaneler Katliamı’nı hatırlatarak kendisinin de 19 Aralık Katliamı mağdurlarından olduğunu söyledi.

Devletin kendinden olmayanları katlettiğini ve bu katliamlarda rol alanların devlet tarafından çeşitli konumlara getirilerek ödüllendirildiğini söyleyen Şahmo, 1970’lerde üniversitede devrimci gençlere dönük bombalı saldırıda sivil faşistlere bombayı veren dönemin İstanbul emniyet görevlisi Reşat Altay’ın, 2007’de AGOS önünde katledilen gazeteci Hrant Dink katliamında da Trabzon’daki gençleri organize ettiğini örek olarak gösterdi.

“BUNUNLA NASIL BAŞ EDEBİLECEĞİMİZİ KONUŞMAMIZ GEREK”

“Bununla nasıl baş edebileceğimizi konuşmamız gerek. Bunun için hafızalarımızı canlı tutmamız lazım. Egemen sınıflara karşı mücadelede yaşanmışlıklardan ders çıkarmak, böl-parçala-yönet politikasına karşı durarak, demokratik bir yönetim için mücadele etmek, sürekli araştırmak, incelemek gerekiyor” diyen Şahmo, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: “Sistem varlığını sürdürdüğü sürece benzer katliamları yaşamamız kaçınılmaz. Bu sistemle birilerinin bekası devletin bekası haline getirilmiş durumda. Buna karşı mücadele etmemiz, birlik olmamız, bu tür kurumlara önemli görevler düşüyor. Bunların kalıcı olması, geliştirilmesi ve örnek hale getirilmesi gerekiyor.”

Panel gençlik komisyonunun müzik dinletisi ve şiirlerle son buldu.

PİRHA/İSTANBUL

pirha.net © 2018