Maraş Katliamı tanığı İpek: Amaçlarına ulaşamadılar çünkü Aleviler bugün daha güçlü!

PİRHA-Maraş Katliamı tanıklarından Sabiha İpek, saldırıların aylar öncesinden planlandığını belirterek, “Aleviler aydın ve ilericiydi. Maraş’ta ekonomik güç kazanıyorlardı. Yolumuzu kesmek için katliam yapıldı. Buna rağmen amaçlarına ulaşamadılar. Daha çok örgütlendik şimdi. Artık ağız dolusu ‘Aleviyiz’ diyebiliyoruz” yorumunu yaptı.

Maraş’ta 19 Aralık 1978’de başlayan saldırılar tam bir hafta sürmüş 120’den fazla kişi hayatını kaybetmişti. Yaşananlar üzerinden 42 yıl geçmesine rağmen etkin bir soruşturma ise yapılmadı.

Alevilerin hedef alındığı katliam sonrası binlerce Maraşlı, yaşadıkları toprakları terk etmek durumunda kaldı. Maruz kaldıkları katliama rağmen Maraş’ta yaşamaya devam edenler ise artık doğup büyüdüğü şehrin birer yabancısı haline geldi. ‘Maraşlıyım’ demeye dilleri varmayan ailelerin bir üyesi de Sabiha İpek oldu.

Katliamın yaşandığı dönemde 17 yaşında, lise son sınıf öğrencisi olan Sabiha İpek, o günlere olan tanıklıklığını anlattı.

1978 yılında Maraş’ın Yukarı Bayır Mahallesi’nde yaşadıklarını belirten İpek, evlerinin ise ilk saldırının yapıldığı yer olan kıraathanenin hemen bitişiğinde olduğunu söyledi. O saldırı sonucu bölge halkı tarafından çok değer verilen bir dedenin de yaşamını yitirdiğini aktaran Sabiha İpek, “Yörük Selim denilen bu bölge ülkücülerin ilk yöneldiği adreslerden biriydi. Saldırı anında kardeşimle birlikte sadece korku içinde evde bekliyorduk” dedi.

Sabiha İpek, Maraş Katliamı’nın aylar öncesinden planlandığını ifade ederek, yaşadığı mahallede Erzurum’dan göç eden muhacir ve Elbistan’dan gelen Kirişan aşiretine bağlı ailelerin olduğu bilgisini verdi.

İpek, kiracı olarak Muhacir bir ailenin evinde yaşadıklarını söylerken, “Oturduğumuz ev de işaretlenmişti. Acaba bizim için mi yoksa ev sahipleri için miydi bilemiyordum. Ama sonradan gördük ki yapılanlar Alevilere dönüktü” dedi.

“ALLAH ALLAH NİDALARIYLA EVLERİMİZİ YAKTILAR”

Kahvehane saldırısının ardından iki solcu öğretmenin öldürülmesiyle birlikte olayların büyüdüğünü anlatan Sabiha İpek, o günlere dair şu bilgileri verdi:

“O zamanlar Kürtlük çok ön planda değildi. İki öğretmenin vurulması ardından solcular, hiç bir organize yapmadan, plansız bir şekilde harekete geçti. Ben de o günün sabahı okula gitmek için evden çıkmıştım. Yaşananlar sebebiyle ‘bugün okul yok, yürüyüşe katılmak isteyen varsa gelsin’ diye duyuru yaptılar. Bütün sol kesim bir araya gelmişti. Ben de o gün yürüyüşe dahil oldum.

Yokuş aşağı yürürken Ulu Cami’nin önüne geldiğimizde, insanlar nereden çıktı bilmiyorum, bizi taşladılar. Adeta taş yağmuruna tuttular. Bu insanların hepsi şalvarlı kişilerdi. Bence bunlar Maraş’ın yerlileri değildi. Civar köylerden getirilmiş olduklarını düşünüyorum. İkinci günde bu faşistler, ‘Allah, Allah’ nidalarıyla evlerimizin pencerelerini kırıp içerisini ateşe vererek gittiler.”

Sabiha İpek, 16 kişilik bir aile olduklarını belirterek, evlerin yakılmaya başladığı anları şu sözlerle anlattı:

“Yağmalar başladığı esnada ev sahibimizin evine çıktık. Maraş’taki ev içlerinde yüklükler vardır. Önüne perde çekerler. Hepimiz onun arkasına saklandık. Karşı tarafımızda bir ev sahipleri beni çok severdi. İçlerinden biri, ‘oda bizdendir, oraya ateş atmayın’ dedi. Sonra bir şeyler daha konuşuldu ama duyamadım. Evimizin camını kırarak içeriyi ateşe vermişlerdi. Sokağın bir başından girip evlere ateş atarak gidiyorlardı.

Ses seda kesilince biz de dışarı çıktık. Bizim bulunduğumuz Yörük Selim Mahallesi şehrin bir ucundaydı. Bir de Kara Maraş vardı. Orası da şehrin girişinde yer alıyordu. Bulunduğumuz yerden Kara Maraş’ın yakıldığını; dumanların yükseldiğini görüyorduk.”

Saldırıların artmasıyla birlikte solcu Alevi gençlerin de savunmaya geçtiklerini anlatan İpek, şöyle devam etti:

“O gece devrimciler bize ‘Ne kadar yemek varsa gönderin’ dediler. Çünkü gençlerin hepsi açtı. O günün sabahı yürüyüşe katılıp taşlananların hepsi Yörük Selim Mahallesi’ne girdiler. Bu mahallenin geneli Aleviydi. Herkes tanıyıp tanımadığı evlere girmişti. O ara annem, ‘gençler açtır’ diye mercimekli köfte yapmıştı. Bunlar olurken birkaç yerdeki kalabalığın da silahla tarandığını duymuştuk.

Ben o ara ‘patpat motor’ denilen araçların içerisinde bir kaç ölmüş insan gördüm. Ölüleri yerde bırakmıyorlardı. Vurulanlardan birini tanıyordum. ‘Simsar’ lakaplı bir Aleviydi. Sevdiğimiz bir insandı. Alevileri sahiplenen biriydi. Öldürüldüğünü görünce çok kötü olmuştum.”

MARAŞ KATLİAMI’NDAN ONRA HİZBULLAH BASKISI…

Sabiha İpek, yıllar sonra evlenip ailesiyle Antep’e taşındı. Fakat bu defa da Hizbullah adlı örgütün baskısıyla karşılaştı. İpek yaşadıklarını şu cümlelerle aktardı:

“Eşimin işi sebebiyle o dönem Antep’te oturuyorduk. O zamanlar Hizbullah denen örgüt ortaya çıkmıştı. Ailemden birisine bir şey olacak korkusuyla Antep’ten ayrılmak istedim. Çocuğum 12 yaşındaydı. Belki bize de bir şey olur düşüncesiyle 1992 yılında Kıbrıs’a taşındık.”

“ÇOCUKLUĞUMUN MARAŞ’INI BULAMADIM”

Sabiha İpek, yıllar sonra Maraş’a, yaşadığı mahalleye gittiğinde ise duygularını şu sözlerle anlattı:

“Yıllar sonra ölen insanların olduğu yere gittim. Gazi okulunda okumuştum. Civarında gezindim. Ama yabancı bir ülke, yabancı bir yermiş gibi gittim. Çocukluğumdaki Maraş’ı bulamadım. İnsanların yüz şekli değişmiş, kadınlar kapanmıştı.

O gün orada yaşadıklarım senelerdir hep aklımda. Aralık ayı geldiğinde hep o günü yaşayacak gibi oluyorum. Fakat bu katliamlar sonrasında Alevilerin sesi daha fazla arttı. Örgütlü bir hale gelindi.

Aleviler aydın ve ilericiydi. Bu sebeple bizim yolumuzu kesmek için yapılan bir katliamdı. Örneğin Aleviler Maraş’ta ekonomik olarak çok ilerleme sağlamıştı. İş yerleri açıyorlar, ekonomik olarak iyiye gidiyorlardı. Bu sebeple Maraş’ta güçlenmemiz istenmiyordu. Buna rağmen yine de amaçlarına ulaşamadılar. Biz daha çok örgütlendik şimdi. Ağız dolusu ‘Aleviyiz’ diyoruz. Kıbrıs’a geldikten sonra ise kimlik olarak Aleviliği daha çok yaşar oldum.”

Cebrail ARSLAN/PİRHA