Pir Haber Ajansi – PİRHA

Menşure Doğan Ana: Kadın itikadı sürdürendir-VİDEO

19 Ağustos 2019 - 9:00 pirha.net
Menşure Doğan Ana: Kadın itikadı sürdürendir-VİDEO
1.721 views
19 Ağustos 2019 - 9:00

PİRHA – Alevi kadınlarına tarihsel olarak “Yolda kadına biçilen rol nedir?” ve “bu rol bugün yerine getirilemiyorsa nedenleri nelerdir? Nasıl aşılabilir?” şeklinde sorular sorduk. Dizi yazımızın ilk bölümünde sorularımızı Derweş Cemal Ocağı Anası Menşure Doğan yanıtladı.

Haberin videosu

Cemlerde, sohbetlerde “Yol kadındır, kadın mürşidi kamilullahtır” sözünü çokça duyarız. Yine “Alevilerde kadın erkek eşittir” sözü neredeyse her ortamda övünülerek dile getirilir. “Bizde kadın erkek yoktur herkes candır” sözlerini de çokça duyarız. Çoğunlukla da bu sözleri erkeklerin ağzından duyarız.

Pratik gerçekten öyle midir? Öyleyse Alevi kadınları neden Alevi örgütlenmeleri içinde belirgin bir noktada değiller? Neden söz ve yetki kademelerinde yer alamıyorlar? Neden renkleri, karakterleri sahaya yansımıyor? Gerçeğe biraz daha yakından bakmak için bu kez mikrofonu Alevi kadınlara bıraktık.

Başlattığımız bu yazı dizisindeki muradımız; konunun esas sahipleri kendi sözünü söylerken aynı zamanda tıkanan kanalların açılmasında yol almalarına hizmet etmektir.

Bu nedenle Türkiye ve Avrupa’da Yol’a çeşitli düzeylerde hizmette bulunmuş kadınların görüşlerine başvurduk. Bu konuda elbette sözü olup da ulaşamadığımız isimler vardır ve bize ulaşmalarını dileriz.

Bu yazı dizisi uzun bir süre önce planlandığı için bir kısım değerlendirmeyi oldukça gecikerek veriyoruz. İlgililerin bizi anlayışla karşılayacağını umut ediyoruz.

Yazı dizimizin bu bölümünde sorularımızı Derweş Cemal Ocağı Anası Menşure Doğan’a sorduk.

Doğan: Sahne deyince tabi özellikle okumuşların aklına bir mekan, bir boy gösterme ve çekilme gelir. Tiyatro sanatçıları gibi. Lokma sahibiyse eğer bir kadın, lokmayı pişiren, dağıtan, meydana getiren demek ki söz sahibidir. Aynı zamanda, itikadını yürütendir.

PİRHA: Sayın Doğan tarihsel ve toplumsal olarak Alevilikte kadının yeri nedir? Nasıl bir seyir izledi bizim için biraz değerlendirebilir misiniz?

Menşure Doğan Ana: Baştan açıklayayım; benim ezbere bildiğim ya da hafızamda olan sıralama şeklinde tarihsel diyebileceğim bir düzen yok. Pratikten, yaşamdan, köyümden, büyüklerimden öğrendiklerimi anlatabilirim. -Çünkü okullar vermiyor, ömrümüz okullarda geçmesine rağmen.- Onlardan aldıklarımdan şunları söyleyebilirim: Toplumsal diyebilmek için kendimce bireylerin haklarının bilincinde olarak bir araya gelmiş bireylerin tümüne toplumsal diyelim. Maalesef ki hakikaten sağını solunu tanımıyor. Kimseyi küçümseme anlamında değil ama; masum, saf, temiz fakat çağın gidişatına, teknolojisine ayak uyduracak bir bilgiden bilinçten mahrum. Nasıl yönlendirirsen öyle giden bir durumda. Toplumsallığın farkında olan bilinçli bireyler bir araya gelebilmeli ve bazı soruların cevabını aramalı.

“BÜTÜN ZORLUKLARDAN SÜZÜLEREK BUGÜNE GELMİŞ”

Kendi inançlarından, deyişlerinden, dile getirdiklerinden yola çıkarak diyebiliriz ki; insanlığın var oluşuyla, doğanın var oluşuyla bu inanç vardır. Çünkü zaten doğadan kopmayan bir inanç, doğayı kutsayan bir inanç, insana değer veren, insanı kutsayan, onun düşüncelerini, tabii ki insani değerleriyle, kamil, olgun, bilinçli haliyle insan kutsaldır inancımızda. Çünkü inancımız kendisini çevreden ayrı tutmaz, doğayla iç içedir, farklı ve renkli olana açıktır diye düşünüyoruz. Böyle olunca her dönemde yaşanan bütün zorluklardan süzülerek bugüne gelmiş.

Toplumumuz bu farklılığa açık olan yanından dolayı itilmiş, ötekileştirilmiş, zulme uğramış, yok edilmek istenmiş ama filizlenmiş yeniden yeniden, küllerinden doğma gibi desek doğrudur.

En yakın aile büyüklerimden anılarını dinleyerek, ağlayarak büyüdüm 38’i. Tümden silindi zannedildi. Ufacık bir çocuğun anasının ölüsünün altından sağ kurtuluşu bile; onun daha sonra bunu canlı tutup unutturmaması da bir ibadet şeklidir. Böyle olduğu için o kulağında küpedir. Büyüklerinin son nefesi o. Bu zulmü unutmayın. Unutmayın, zalimi tanıyın ki; biz gördük siz görmeyesiniz. Bu inançla bugüne gelmişiz. Sonradan öğrendiğim bir şey değil. Başka birinin etkisinde kalarak öğrendiğim bir şey olmadığı için yaratılışımdan var olan yaşamın akışı içerisinde bugüne kadar zorbalığa rağmen ayaktayız.

“KİN BAĞLAMAYIN, KİN ELMASINI YİYEN KURT GİBİDİR”

Menşure Doğan Ana, yolun sürüp gelmesinde kadının rolünü anlatırken hayatında derin izler bırakan ninesinden örnekler vererek devam ediyor.

Kadın rolünün en yakın şeklini nenemden anlatabilirim. Uzun yıllar yaşadı. Bütün çoluk çocuğunu, ailede erkek bırakmadılar. Nenem kalan çocuklarla birlikte sürgüne gönderiliyor. Sürgün hayatında kendisine zulmeden sistemin ‘bir lokmasını dahi kabul etmedim’ derdi. ‘Emeğimle birinin kapısında çalışırım, ekmek verdiğim kişiden aldığım lokmayla geçinirim’ derdi. Öyle de yapmış gerçekten.

Nenem hümanist bir insandı. Bütün canlara saygılıydı. Yaratılmış her şeye karşı bir saygısı vardı. Irkçı ya da kinci yaklaşmamış. Bir nasihati vardır; ‘kin bağlamayın, kin elmasını yiyen kurt gibidir’ derdi. Ve yine,  ‘tesadüfen birkaç kişi kurtulduk, kurtulmuşsak bizim bir görevimiz var; bu yaşatılanları unutmama. Onların inadına tekrar yaşama, inancımızı, dilimizi yaşatmak gibi bir görevimiz var.’ Tünellerde, ormanlarda saklandılar. Ölülerin altında kurtulan çocukları alarak sürgüne gidiyor. 7 yıl boyunca sürgünde kalıyor. ‘Diline lanet okudum’ diyor, ‘bir tek kelime Türkçe bu dilimle telaffuz edersem bu dilime lanet olsun’ derdi ve ölümüne kadar kullanmadı.

Biz çocukken çok fark etmezdik. Okullarda Türkçe öğrendik. Kitap okuyoruz, şiir okuyoruz derken nenemi önce anlayamamıştık. Fakat onun bir bakışı, insanlara davranışı, insanların ona olan sevgisi bizi ona ilgi duymaya çekti. Derdi ki; ‘bana bu zulmü yapan dilimi ve inancımı önce yok etti.’ Çünkü dil bilmeden başka bir kültüre gidiyorsun, kendi kültürünü orada yaşatma imkanın yok.

‘Dilimi ve inancımı yok eden bir zihniyetin dilini lanetledim’ derdi. Bu kinden değil onu anlamamız lazım. Sana özgürlük tanımayan bir zihniyetle mücadele ediyor. Bu karakterde bir insan, 7 yıl tek kelime Türkçe konuşmadan, lokmasını kabul etmeden yaşıyor.

Hacı Bektaş Veli’nin 7 göbekten torunu olan Ulusoyların tekkesinde çalışıp getirir çocuklarıyla paylaşır. Çocukları dışarı bırakmaz. Kimsenin gözü değmesin, evlilik gibi bir şey olmasın diye o zihniyetle. Dedim ki ‘Nene sen taş mısın, bu kadar acı yaşamışsın?’ Son kurtulan annemdi çocuklarından. Diyordu ki ‘ben öyle bir direnişle ayaktayım ki, ailemden, köyümden kurtulan, -Seyit Rıza’nın yeğenidir çünkü- bir kedi bile kurtulduysa onu korumak benim görevimdir. Bu benim dileğimdir, bana verilen bir görev onu yerine getirmek için kendi canımın doktoru oluyorum. -Size de yük etmesin diyerek nasihatlerde bulunurdu. Onun için ayaktayım.’ 366 evliyayı çağırırdı. Her sabah her güneş doğumunda dileklerde bulunurdu.

“LOKMAYI PİŞİREN KİMSE İTİKADI YÜRÜTEN DE ODUR”

Peki ne oldu da Alevi kadınlar sahneden çekildi?

Menşure Doğan Ana: Sahne deyince tabi özellikle okumuşların aklına bir mekan, bir boy gösterme ve çekilme gelir, tiyatro sanatçıları gibi. Lokma sahibiyse eğer bir kadın, lokmayı pişiren, dağıtan, meydana getiren demek ki söz sahibidir. Aynı zamanda, itikadını yürütendir. Erkekler ona bağlıdır. Onun lokmasına el uzatıyor. Demek ki hakikaten söz sahibiymiş, itikadı, sorumluluğu yüklenmiş.

Fakat inancımızda bir gerileme olduğundan değil, inancımız insanlığın varoluşuyla ilgili varsa yeni bir şeyler ekleyebilirsin. Ama kendi inancı değiştiğinden değil teknolojiyi getirmiş, televizyonlar vs, öyle olunca kadını etkileyen, gerileten sadece erkek baskısı değil. Televizyonda farklı görüyor veya büyük betonlaşma, şehirler, köyden şehre geliyor. Bunları görünce kendini geri çekiyor. ‘Binalar çok yüksek’ diye kızardı nenem. Ama çaresiz, küçük kalıyor. Gelişen her şey, yeni olan her şey kadını kendine zamanında görmediği şeyler etkiliyor geri kalmada. Yetmiyor tabii ki erkekler biraz daha imkanları olmuş okumuşsa -bilinç anlamında demiyorum. Bilinçli bir insan asla şiddet uygulamaz.- Ama kabalaşabiliyorsa demek ki biraz özentidir, bir şeye sahip olamamamın telaşıdır. İnancımızın etkisi değildir. Toplumda yaşananlardan kaptıklarıdır. Ailesine de taşıyabilmiştir. Cinayetler, şiddettir, telaffuz etmek bile istemiyorum. Hep dua ederim, memleketimden uzak olsun, bütün masumlardan uzak olsun ama son dönemin çocuk ölümleri, katliamları, ölüm demeyeyim katliam ve cinayetleri zihniyetleri, uygulanan şeyler kadını uzak durmaya zorlamış. Elinden gelse çocukları da alıp yanına erkeğin sahnesinden geri duracaklar. Bu kadar korkunç şeyler bunlar.

İnancımızda kadın erkek diye bir deyim yoktur. Can vardır. İbadet anında can diye tarif ediliyor. Ama oradaki uygulama kişilerin bilincine bağlı olarak geri çekme baskısı olmuş, olabilir, her şeyde etkiliyor.

“BİZ GÖREREK İNANDIK, ÖĞRENDİK”

Bütün bunlardan hareketle şunu soralım: Sizce Alevi kurumlarında kadının yer alması neden önemli?

Menşure Doğan Ana: Kadın lokma sahibidir. Bizim inancımızda illa bir hayvanı keselim daha kutsaldır diye bir şey tanımlanmaz. Önemli olan samimiyetle meydana gelen, dualar ve dileklerle meydana gelen o lokma dediğimiz hem yoğurarak yaptığın var, ayrıca hazır alınır çarşıdan ama emekten yana olduğumuz için genelde evinde hazırlarlar lokmayı. Diyelim ki hazır aldın, o da değerlidir. Uzattığın bir avuç şey kurbanla eş değerdir. Bunun sahibi kadınsa, bu işin sorumluluğunu almışsa o zaman örgütlenmelerde kurumsal mekanlarda mutlaka yer alması onun en doğal hakkıdır.

Zaten bu örgütlenme nereden geliyor, her insan topluluğunda gerekli olan bir durum. Biz görerek inandık, öğrendik. Büyüklerimiz lokmayı nasıl verdiler, omuzdan omuza. İnancımızda Allah’ı birbirimizin vicdanında, gönlünde arıyoruz. Ben senin omzuna eğilerek Allah sendedir, tokalaşma çok resmi ve bize ait olmayan bir şeydi. Kültürümüzde yoktu. Yeni yeni öğrenmişiz. Ama omuzdan omuza, erkek kadın fark etmiyor, yaşlı büyük fark etmiyor. Çok küçüklerin başından öpülür. Yüzden öpme diye bir kültürümüz yok. Çocuğun nurunu kirletmesin diye büyük kendi nefesini çocuğa vermez.

Omuz omuza birbirimizi kutsamamız insana değer katıyor, bir sorumluluk yüklüyor. Bu çok güzel bir şey. Bunu en güzel yine kadın yapıyor; evin, ocağın sahibi olarak. Ateşi söndürmeme gibi bir görevi vardır kadının aynı zamanda. Yanan ateşi külle besleyeceksin o bir görevdir. O ocak külle temizlenmiş olur. Sabah o ateşi yeniden canlandırıyorsun. Kadına biçilen şey çok önemli.

“EŞİTLİK, İNSANA YAKIŞAN NE İSE ODUR”

Hangi dernek olursa olsun önce samimiyet. Özü sözü bir olmalı insanın. Kadınlarımız değerlidir önde olmalıdır diyorsak; yaşamda pratiğiyle gösterelim. Hiç kadın da görünmüyor. Demek ki biz sözümüzü ağızdan söylüyoruz ama yerine getirmede eksik kalıyoruz. O zaman gençlere de örnek gösteremiyoruz.

Eşitlikten insanın ne anladığı önemlidir. Kılık kıyafet aynı olmayacağına göre; kültürümüzde şalvar var. Değiştirdim diye de bir şey olmuyor. Giysi fazla bir şey de katmıyor. Kız kardeşimin işkencede bir sözü vardır; “kolumu incittiniz, kesebilirsiniz, o benim karakterim değil, karakterim benim zihnimdedir. Bedenimi yiyin.” Aynen böyle söylemiş. Eşitlik deyince erkeklerle yarışa gireyim diye yanlışa kapılan gençlerimiz var. Bu anlayışı doğru bulmuyorum. Eşitlik, insana yakışan ne ise odur. Bu yaşamın içinde her konuda haktır. Kadın erkek önce kendini bilmeli. Kendini biliyorsa bilinçlidir. Hakkını da bilinçli olarak bilir. Emeğe saygılı olur.

“ÖRGÜTLENMEDE SAMİMİYET ÖNEMLİDİR”

Peki Alevi kadınları için bir örgütlenme modeli öneriniz var mı?

Menşure Doğan Ana: Kadın yaratıcıdır, beceriklidir, seni yüceltir. Çünkü kendini bilen insan önce kendini yüceltir, yüceltme üstünlük anlamında değil değerleri yüceltmek canlı tutmaktır. Böyle olunca da eksiğin neresinden dönülse kar diyelim.

Kişinin kendi ayağı üzerinde durabilmesi için önce eğitim. Eğitim de dayatmayla olmuyor. Her çeşit örgütlenmeye de bilinç ve samimiyet diyorum. Ne çeşit örgütlülük olursa olsun samimiyet önemlidir. Bir araya gelirsek, bilinçli ve samimi olarak. Zihniyeti, inancı ve kültürüyle, bölge sorunlarıyla nasıl ilgileneceksin, birey olarak bilinçli bir örgütlenme içinde herhalde daha yararlı olunur topluma.   (HABER MERKEZİ)

© 2019 pirha