CANLI YAYIN

Naciye Çokbilir: Asiliğim beni Barak türkülerini kayıt altına almaya götürdü-VİDEO

PİRHA- Barak kültürü ile çocukluğundan beri türkülerle, deyişlerle büyüyen ve kısıtlı imkanlarla radyodan dinlediği türküleri hafızasına kaydeden Naciye Çokbilir, bölgeden topladığı eserleri ‘Barak ve Çepni Türküleri’ adlı albümünde buluşturdu.

Çocukluğundan bu yana Barak türküleri, ağıtları içinde büyüyen Naciye Çokbilir radyo hasreti ile büyümüş. Hep bir radyosu olma hayali ile avunmuş. İlk radyosuna kavuşan Çokbilir çevrenin tüm kısıtlamalarına rağmen çalışırken dinlediği türküleri yazarak kayıt altına almış. Kayıt altına aldığı ve bölgeden topladığı türküleri albümünde buluşturan Çokbilir, “En çok eziyeti çeken, baskıyı tarlada, evde yaşayan kadınlar ve bu türküleri yakanlar da kadınlar neden çok az söylüyor diye düşünüyorum” diye konuştu.

“BARAK TÜRKÜLERİ SÖYLEMEYEN KADIN YOKTUR”

“Barak hep kafamdaydı” diye konuşan Çokbilir şöyle konuştu:

“Benim kökenim zaten Barak. Nene tarafım Çepni, dede tarafım Barak. Biz 1600’lü yıllarda zaten Baraklar Horasan’dan Anadolu’ya gelmişler. 1500-1600-1700. Zaman zaman, hepsi pat diye gelmemiş, dönem dönem. Biz 84 bin haneyle birlikte gelmişiz Baraklara. Önce Yozgat, Sivas dolaylarına yerleşilmiş sonra Culap denilen bir yer var Suriye bölgesinde, Suriye sınırında. Rakka Culap bölgesi, oraya yerleşilmiş sonra Barak bölgesi denilen bölge var. Gaziantep’in güneyi, Hatay ile Suriye ve Fırat sınırları. Gaziantep’in bazı ilçeleri zaten Barak kökenli. Barak sülalesi diyeyim. Oradan 1800’lü yıllarda Yavuzeli’nin Kuzuyatağı Köyü’ne taşınmışız. Dedemin bir sorunu olmuş dönemin yönetimiyle. Dedeme Davulcu Cumo derlermiş. Davulunu çağıla gömmüş, taş yığınına. Çağıla gömüp Kuzuyatağı köyüne gitmiş. Ben orada doğmuşum. Doğduktan sonra Küçükhalilbaş Köyü’ne taşındık. 1968-69’larda. Ama o arada Barak’ı sürekli dinliyorduk çocukluğumuzda. Kafama yerleşmiş dedelerim, nenelerim, babam, amcam söylüyordu. Mahallede duyuyordum. Sokaklarda yürürken duyuyorduk. Müzik ortamında büyüdük. Barak hep kafamdaydı. Uzun havalarda çok severim. Bozlaklardan çok severdim. Barak kadınları zaten söylemiyor desek yeridir. Mutfakta ve tarladadır sadece. ”

“ASİYDİM, RADYODA ÇIKAN TÜRKÜLERİ KAĞIDA YAZIP EZBERLEDİM”

“O arada radyo programları çıkardı, kalem kağıt alıp yazardım, ezberlerdim ve kaç zaman sonra tekrardan çıkacağını bilmezdim” diye vurgulayan Çokbilir şunları kaydetti:

“Belki de genlerimde var. Dedim ya dedeme Davulcu Cumo derler. Babam çalarmış, dayılarım da çalardı, abilerim çalar. Çocukluğumda zaten türkü duyduğumda veya şarkı duyduğumda tüylerim diken diken olurdu. Köyde elektrik yoktu. Aldığımız pillerle radyo dinlerdik. Köyden Yavuzeli’ne giderdik, pili alırdık ve bir hafta sürmez pil biterdi. Bana kızardı abilerim. Dinleyip pili bitiriyorsun diye. Sazı çalar tıngırdatır köşeye asardım. Radyoyu da köyde, pamuğa, çapaya giderdik öyle dinlerdim. Ceketimi kapatırdım pil erimesin güneşin sıcağından diye. Amcamın çocukları tarlaya çalışmaya giderken omuzlarında radyo ile çalışmaya giderlerdi. Arkalarında gözüm, kulağım kalırdı. O arada radyo programları çıkardı. Kalem kağıt alıp yazardım ve ezberlerdim. Kaç zaman sonra tekrardan çıkacağını bilmezdim. Zaten bizim köyde en asi deli kız dağ keçisi derlerdi bana. İlk başı çekerdim her anlamda. Giyim anlamında, müzik anlamında, davranış anlamında. Çevre köyler de tutucu insanlardı. Mümkün mü kızlar türkü söylesin. Belki yokluktan, imkansızlıktan mı acaba bu kadar meraklı oldum bilmiyorum.”

“KENDİ YÖREMİN TÜRKÜLERİNİ TOPLADIM VE ALBÜM OLUŞTU”

Barak bölgesine giderek ozanların türkülerini toplayan ve albüm yapma kararı alan Çokbilir şunları vurguladı:

“Biz Barak bölgesine gittik, birkaç türkü aldık oranın ozanlarından. Albüm yaptım Barak türküler diye, orada velvelet diye bir türkü vardı. Amcam çocukluğumda yarım yamalak çalardı. Mehmet amcam rahmetli oldu, o çalardı. Yarım yamalak söylerdi. Devamını getiremezdi, benim canım giderdi. Albümden önce repertuar toplarken bölgeden olsun, internette Barak siteleri var orada bir duydum Abdül dayı, ozanlardan baktım ki bu türküyü söylüyor. Çok mutlu oldum, sanki altın bulmuş gibi. Sonra bölgeyi aradım; birkaç versiyonu vardı. Hangisi doğru, hangisi eski, hangisi orijinal diye araştırdığımda bunun orijinal olduğunu söylediler. Sonra bunu kayıt altına aldık. Çalıp söylerken iki yıl boyunca repertuarları araştırdım. Hepsi zordu zaten benim için. Ben Antalya’da yaşıyorum. Bölgeye gitmek buradaki işlerimizi aksatıyor. Ben bu müziği seviyorum, sürekli sahneye çıkıyorum. Birileri soruyordu albüm yapmayı düşünüyor musun diye. Çocukluğumdaki hayalimdi müzikle uğraşmak. Bölgeye gittik. Repertuara karar verdik. Baraklara karar verdik. Kendi yörem olsun  dedim. Bir anlamda deyiş mi, karışık mı olsun diye düşündüm. Kendi yöremizin türkülerinden oluşan albüm olsun dedim. Kilimi çebiş kılından türküsünü ilkokuldan arkadaşımdan aldım. Hiç düşünmeden verdi sağolsun. Bir tanesi de babamın arkadaşlarından bir türküydü. Çevreden tanıdıklardan derledik, başladık.”

“HER TÜRKÜNÜN BİR HİKAYESİ VAR”

Bölgede her söylenen türkünün bir hikayesi olduğuna değinen Çokbilir:

“Yalın yapmaya, özüne sadık kalmaya çalıştık. Barak bölgesinde Baraklar kemanla, davulla söylenir. Bağlamayla sonradan söylenmeye başlamış. Zurnayla daha çok düğünlerde söylenirdi. Benim aldığım türküler göç yollarında söylenen eski türkülerden derlemeye çalıştım ben. En az 300 yıllık türküymüş. Hikayesi var. Albüme yazdım. Beni etkileyen; amcamın da söylediği amcamdan kulağıma yerleşen Bey Velet’in hikayesi; Osmanlı dönemindeki paşaların yönetimin uğraştığı bazı öne çıkan Barak beyleri vardı, halktan yana olanlar varmış. Küçük Ali beyin oğullarını asmak için istiyorlar. Küçük Ali bey de çocuklarını teslim etmiyor. Başka bölgeye yerleşmeye çalışıyor. O arada bu türküyü yakıyor. Albümde türkünün tam hikayesi yazıyor. Antalya’da genelde müzikle uğraşıyorum. Bizi biliyorlar. Müzik var, oğlum da sinemacı. Onun iki tane filmi var; Nar Zamanı, Kar zamanı. Onların oyuncusuyum. Oğlum benden fikir de alıyor. Hikaye annemin hikayesiydi. Kliplerimi Cevahir oğlum çekiyor. Bu oda bizim atölyemiz. Bir yandan üretiyoruz. İşte derleyip toplayıp üretmeye çalışıyoruz. Bazen beste yazmaya çalışıyorum” diye konuştu.

“HER YÖRENİN DİLİ İLE YAŞAMASI, KÜLTÜRÜNE SAHİP ÇIKMASI LAZIM”

Her coğrafya ve yörelerin özgünlükleri ile kültürlerine sahip çıkma çağrısında bulunan Çokbilir son olarak şunları vurguladı:

“Öncülük demek iddia olur. Ben sevdiğim için o kültüre sahip çıkılması gerektiğini düşünüyorum. Ozanlar zaten söylüyor. Kadınlar çok az ama erkeklerden söyleyenler, çalışanlar var. Ama kadınların da bu işin içine girmesini istiyorum. Kadınlar da bayrağı alsınlar eline. En çok eziyeti çeken, baskıyı yaşayan, tarlada, evde yaşayan kadınlar, bu türküleri yakanlar da kadınlar neden çok az söylüyor diye düşünüyorum. Kendimi öncü olarak düşünebilirim ama öncü olmak çok iddialıdır. Bunu yaşatsınlar. Çünkü her yörenin kendi rengi, dili, dini, ırkı, yaşam tarzı, kültürü, özgünlüğü, türküleriyle yaşaması ve yaşatılması lazım. Folklorümüzün yaşatılması lazım. Kendi yöremizden ayrıldıysak da gitiğimiz yerde yaşatmamız, taşımamız lazım. Çepni yöresine, Antep yöresine, müziği seven kültürü yaşatan kim varsa selamlarımı gönderiyorum. Kültürlerine sahip çıksınlar.

Ersin ÖZGÜL / ANTALYA

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

pirha.net © 2018