Öker’den 30 Kasım mesajı: Alevi kurumları ses çıkarmalı, elleri kolları bağlı olamazlar!-VİDEO

PİRHA- Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 30 Kasım’da AİHM’in, Alevilerin uğradığı hak ihlallerine ilişkin verdiği kararların akıbeti hakkında toplantı yapacak. Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Turgut Öker, “Avrupa’da bu konu konuşulurken milyonları bulan Alevilerden ses çıkmaması garip karşılanır” diyerek Alevi örgütlerinin, bu konuda duyarlı olması gerektiğine vurgu yaptı.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 30 Kasım’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’deki Alevilerin yaşadığı hak ihlalleriyle ilgili verilen kararları masaya yatıracak. AİHM kararlarının akıbeti ile ilgili yapılacak toplantıda, mahkemenin Alevilerin sorunları hakkında karara bağladığı, ancak Türkiye’nin uygulamadığı dosyalar tek tek sorgulanacak.

Gündeme gelmesi beklenen ilk dosyanın “Hasan ve Eylem Zengin Türkiye/Davası” olması beklenirken, “Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı/Türkiye Davası” da muhtemel bir diğer dosya olarak irdelenecek. Bakanlar Komitesi, 2019 yılında yapılan toplantıda her iki dosya için yapılması gerekenlere işaret etmişti. 30 Kasım’da yapılacak toplantıda ise geçen zaman dilimi göz önünde tutularak Türkiye’nin ne gibi adımlar attığı irdelenecek.

“AVRUPA’DA İNANDIRICILIĞIMIZ SORGULANIYORDU”

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker, 30 Kasım’da yapılacak toplantıya ilişkin görüş verdi. Öker, Hasan ve Eylem Zengin davasını işaret ederekTürkiye’de Alevilere yönelik bunca eşitsizlik, ayrımcılık uygulanmış olmasına rağmen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde hiç bir tane Alevilerle ilgili dosya söz konusu değildi” dedi.

Turgut Öker, Hasan ve Eylem Zengin davasının, Alevi toplumu için neden önem arz ettiğini şu sözlerle anlattı:

“Bir bütün olarak devletin Alevilere yönelik sistematik baskıları, katliamları, hak ihlalleri le ilgili bir dosya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde yoktu. 1993 yılı sonrası bizler, Avrupa’da kitlesel şekilde örgütlendikten sonra Türkiye’de 15-20 milyon Alevi olduğunu söylediğimizde gülüyorlardı. ‘Almancaya çok hakim olmadığınız için milyon ile bini mi karıştırıyorsunuz?’ diyorlardı. Sonra biz, ısrarla Türkiye’de toplam nüfusun üçte birinin Alevi olduğunu iddia ettiğimizde ‘böyle anormal bir durum olamaz’ diyorlardı. ‘Bu bir gerçeklikse nasıl bu kadar saydığınız hak ihlallerine rağmen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bugüne kadar bir şikayetiniz gelmedi?’ diyorlardı.

2000’li yıllardan itibaren Türkiye’deki arkadaşlarla bir araya geldiğimizde bunu çok paylaştık. ‘bizi bu mahcubiyetten kurtarın, Avrupa’da inandırıcılığımız sorgulanıyor’ derdik. Ve o süreç içerisinde 2003 yılında Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Kazım Genç idi. Hukukçu kimliğiyle Avrupa’da bir panelde ilk defa ‘Sizi, sıkıntılı bir durumdan kurtaracak haberim var’ dedi. Türkiye’de Hasan Zengin isimli bir veli, kızı Eylem Zengin için zorunlu din derslerinden muaf olması sebebiyle dava açtığını söyledi.

Avukat Kazım genç ‘Konfederasyon olarak bu konuya destek olursanız ben bu davayı takip edip Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gelmesi için katkı sunacağım’ dedi. Bu bizler için çok önemliydi. Türkiye’de Alevilere yönelik eğitim alanındaki ayrımcı uygulamaları belgeleri ile birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne getirmek önemliydi.

2004 yılı 2 Ocak tarihinde Kazım Genç ile birlikte dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürüp elimizle verdik. Bizler, bunu sadece Eylem Zengin’le sınırlı bir dava olmanın ötesine taşımak istedik. 2006 tarihinde duruşma günü verildi. Avrupa’dan bilim insanlarının yanı sıra Türkiye’den hukukçular da dahil oldular. O tarihten sonra başka oldu mu bilmiyorum ama salon ve dışarısı tıklım tıklım dolmuştu. Kitlesel bir duruşma oldu.”

“TÜRKİYE’Yİ SAVUNAN AVUKATLAR KOMİK POZİSYONA DÜŞMÜŞLERDİ”

Turgut Öker, 2006 yılında  görülen ilgili davaya ilişkin önemli gelişmeleri hatırlatarak, Türkiye’yi temsilen katılan 5 avukatın, o duruşmada yalan savunma yaptığını söyledi. Öker, AİHM tarafınca zorunlu din derslerinin neden hak ihlali olarak görüldüğünü şu sözlerle anlattı:

“Duruşmada bir devletin nasıl bu kadar gülünç pozisyona düştüğüne şahit olduk. Türkiye’yi temsil eden avukatlar, hepimizin gözü önünde yalan söylediler. Türkiye’de güya zorunlu din dersleri yokmuş ve mevcut din dersleri bütün inançları anlatıyormuş! Hatta Aleviliği de anlatıyormuş! Kazım Genç, avukat olarak hazırlıklı gelmişti ve tek tek bütün sınıflarda okutulan ders kitaplarının örneklerini sunmuştu. Orada bir devletin hukuk anlamında bile bu kadar yalan söyleyebildiğini görebilmiştik. Gerçeklerden uzak, davayı kazanma uğruna komik pozisyona düşmüşlerdi.

Sonrasında 9 Ekim 2007’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını kamuoyuna açıkladı. O kararda zorunlu din derslerinin hak ihlali olduğuna karar verildi. Bu kapsamda ‘zorunlu din dersleri kalkmalı, olacaksa da tercihli olmalı’ denildi. İkinci olarak mahkeme, ‘eğer din dersi veriyorsanız Aleviliği de dahil edeceksiniz’ dedi.”

“DİKKAT ÇEKEN BİR ŞEY YAPMAMIZ LAZIM”

Turgut Öker, hem Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun hem de Türkiye’deki örgütlerin zorunlu din derslerinin kalkması için büyük çaba sarf ettiğine vurgu yaptı. Öker, Türkiye’de Alevilere dönük ayrımcılığın bilinmesi açısından 30 Kasım’daki toplantının önemli olduğunu belirterek “Bu kapsamda Avrupa’daki Aleviler 30 Kasım’da konseyin önünde kitlesel bir basın açıklaması yapacaklar. Türkiye’deki Alevi kurumları olarak da mutlaka dikkat çeken bir şey yapmamız lazım” dedi.

Turgut Öker, 30 Kasım’da Eylem Zengin davasının haricinde iki önemli dosyanın daha görüşülmeye alınacağına işaret ederek şöyle devam etti:

“Cemevlerinin elektrik ve su parasından muaf tutulması ile ilgili Cem Vakfı’nın açmış olduğu ve kazandığı bir dava da ele alınacak. Üçüncü dava dosyası ise İzzettin Doğan’ın açmış olduğu ‘Türkiye’de hukuksal alanda devletin, Alevilere ayrımcı yaklaşımı ile ilgili’ dava olacak.”

“KURUMLAR, ELLERİ KOLLARI BAĞLI OLAMAZLAR”

AABK Kurucu Başkanı Turgut Öker, söz konusu toplantı öncesinde Alevi kurumlarının ses çıkarması gerektiğine vurgu yaparak şunları söyledi:

“Oradaki komite üyeleri, bu konuyu konuşurken milyonları bulan Alevilerden ses çıkmaması garip karşılanır. O nedenle Alevi hareketinin bir adım öne çıkması lazım. Bu konuda bir şeyler yapılması lazım.

Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni hem umursamıyor hem de kendi karanlık emelini eğitim alanında da bağırta bağırta hayata geçiriyor. 2004’lü yıllarda sadece zorunlu din dersleri vardı ancak bugün bütün eğitim dinselleşti.

Şimdiden tüm Avrupa’daki federasyonlarımız, ülkelerindeki Avrupa parlamenterlerine mektup yollamalılar. ‘Kendi iradenizle oluşturduğunuz bir mahkeme kararı var. 2004’ten bu yana Türkiye kılını kıpırdatmıyor. Ya bir karar vermeyin ya da kararınızı takip edin, arkasında durun’ denilmesi lazım.

Böylesi bir süreçte uluslararası alanda Alevilerin mağduriyetleri gündeme getirilirken kurumlar, elleri kolları bağlı olamazlar. Bundan sonra götürülecek davalar açısından da gayri ciddi bir durum olur. Kazanılmış davaları bile takip edemeyen Alevi kurumları başka neyi takip edecek ve neyin kazanımını halka sunacak? O nedenle de çatı kuruluşları bir araya gelmeli, kamuoyuna, siyaset dünyasına, Alevi toplumunun kitlesel duyarlılığına denk düşecek adımlar neler olabilirse bu noktada adım atılmalı.”

Eren GÜVEN/ANKARA