Özgürlüğüne kavuşan Kemal Demir: Oğlumla 15 ayın eksikliğini gidereceğim-VİDEO

PİRHA-Yaklaşık bir buçuk yıldır Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan KHK ile kapatılan TV10 kameramanı Kemal Demir, özgürlüğüne kavuştu. Geçtiğimiz günlerde tahliye olan Demir, cezaevinde yaşadığı hukuksuzlukları ve ailesinden ayrı geçirdiği günlerin zorluğunu anlattı. Demir,”Cezaevi içinde cezaevi yaşatıyorlar” dedi. 

25 Kasım 2017’de gözaltına alınıp 1 Aralık 2017’de tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne gönderilen ve yaklaşık 15 aydır tutuklu bulunan Tv10 kameramanı Kemal Demir geçtiğimiz günlerde tahliye edildi. Demir, cezaevinde yaşadığı olumsuz koşulları, ailesinden ayrı geçirdiği günlerin zorluklarını anlattı.

Demir, gözaltına alındığı gece oğlu Roni, 5 aylıktı, şimdi ise bir buçuk yaşında olan Roni gülüyor, koşuyor. Oğlunun ilk kelimelerine, dişinin çıktığına ve koşuşuna şahit olamamanın hüznü içinde olan Demir, bunları görememenin bir baba için büyük bir eksiklik olduğunu söyledi. 15 ay sonra oğlunu tekrardan özgürce kucağına alabilmenin kendisinde büyük bir mutluluk ve sevinç yarattığını dile getiren Demir, bundan sonra ailesinden ayrı kaldığı 15 aylık eksikliği tamamlamayı, oğluyla ve ailesiyle bol bol zaman geçirmeyi planlıyor.

Cezaevinde kalmanın hem olumsuz hem de olumlu yanları olduğunu ifade eden Demir, cezaevinde kaldığı bu 15 aylık zaman diliminde dışarıya dair pek çok şeyi düşünme fırsatı bulduğunu ve her dakikayı dolu geçirdiğini belirtti. Demir, “İçeride günlerimiz boş geçmiyordu. Her dakikayı dolu ve bilinçli bir şekilde geçiriyorduk. Araştırma kitapları falan okuyup yoğunlaşıyorduk. Günümüzü planlı bir şekilde bölmüştük. Sabah kahvaltıdan öğle yemeğine kadar her şeyimizi planlamıştık, spor saatimiz vardı, uyuma saatimiz vardı. Çok fazla sıkılmaya zaman olmuyordu aslında” dedi.

Demir, cezaevinde yaşadığı koşulları, kapalı görüşlerde kullanılan telefonlardan, koğuşlarına, yemeklerden su sorununa kadar birçok hak ihlalini şöyle anlattı:

“CEZAEVİ İÇİNDE CEZAEVİ YAŞIYORSUNUZ”

Telefonlar başlı başına bir kaos. Ses gelmiyor, çoğu bozuk. Birinden az geliyor birinden çok geliyor. Yan tarafınızdaki arkadaşınız konuşunca karşı tarafın sesini duymuyorsunuz. Enteresan bir durum var yani. Cezaevi içinde cezaevi yaşıyorsunuz. Görüşe çıkarken aranıyorsunuz, girerken geri aranıyorsunuz. Aileler 4, 5 ayrı arama noktasından tek tek geçirilip ondan sonra içeriye alınıyorlar, orada da zaten camların arkasındasınız. Herhangi bir temas yok. Buradaki amaç insanları psikolojik olarak yıldırmak, cezaevlerinin amacı bu. İçeriye attıkları kişiyle birlikte ailesini de çökertmek. Onların düşüncesinde insanları terbiye edebilmek, terbiye alanı olarak görüyorlar cezaevlerini. Ama farkında değiller insanlar daha fazla kızgın, daha bilgili olarak çıkıyorlar dışarıya.

“ZİNDAN İÇİNDE İKİNCİ BİR ZİNDAN”

Kaldığımız koğuşlar toplamda 7 kişilik, 2 katlı. Alt katta mutfak ve 2 oda var. Bu 2 odanın her biri teker kişiliktir. Tuvalet banyo alt katta yine, mutfak yemek yediğimiz televizyon izlediğimiz ortak alan alt katta. Yukarıda da 5 tane oda daha var. Bu 5 odanın da her biri yine teker kişiliktir. Toplamda 7 kişi oluyor. Toplam 300 metrekare bir alan. Ama biz orada 40 kişiyi bulduk. O tek kişilik dediğimiz odalarda 6 kişi yatıldığı oldu. Üst üste ranzalar, daracık bir alan, hareket alanı sıfır. Zindan içinde ikinci bir zindanı daha yaşamış oluyorsunuz orada. Yemekler aynı şekilde çok kötü. Bir akşam yemeği getiriyorlar saat 14.00’te geliyor, akşam yemeğini 19.00’da yiyorsunuz. Yemekler buz gibi oluyor. Isıtma imkanın yok. Sıcak su, soğuk su meselesi var. Arıtma suyunu kullanıyoruz geri dönüşüm. Bizden giden su geri bize geliyor. O da rezalet bir şekilde geliyor. Sıcak su bildiğiniz turuncu akıyor, gözle görebildiğimiz demir parçacıkları var içinde bir de gözle göremediğimiz mikro parçacıklar var. Onlarla banyo ediyorduk, onlarla çay yapıyorduk. Yani imkanlar inanılmaz derecede zorluyor insanı orada. Ama ona rağmen orada insanlar bir şekilde yaşamaya, hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar, dayanıyorlar.

“TAHLİYEMİ BEKLİYORDUM ZATEN”

Demir, tahliyesine yaklaşan günlerini ve tahliye olduğu günü şöyle anlattı:

“Pazartesi günü dosyanın Ankara’dan İstanbul’a gönderildiğini duyduğumda eşimi aradım Sevim’i. Sevim bana dedi ki ‘Dosyan gönderilmiş Ankara’dan İstanbul’a.’ UYAP üzerinden düşmüş fakat fiziki olarak dosyanın gelmesi gerekiyor ki mahkeme inceleyip tensiple tahliye etsin veyahut da mahkeme günü versin. İki seçenek vardı, ikisi birden oldu. Biz Pazartesi’den beri arkadaşlarla esprileşiyorduk ‘Şimdi gelecek beni alacaklar. Hadi yemeği yiyelim, hızlı yiyelim. Hadi şu oyunu hızlı bitirelim. Hadi voleybolu bitirelim’ falan. En son yemeği falan yedik dama oynuyorduk. Oynarken arkadaşa dedim ‘Hadi çabuk bitirelim seni yeneyim de gelip beni alacaklar’ dedim. Aradan iki dakika geçmedi mazgal açıldı, arkadaşlardan birisi baktı ‘Kemal Demir tahliye’ dediler. Bizde de bir beklenti olduğu için bir şok etkisi yaratmadı. Tabi mutlu olduk olmadık değil. Ama dışarıya çıkıp ailemle kucaklaştığımda çok farklı bir duydu oldu. İnsan bir anda şoka giriyor, kilitleniyorsunuz. Güzel bir histi.”

“HIZIR VE MUHARREM’DE GEREKLİ KOŞULLAR SAĞLANMADI”

Cezaevinde kaldığı süreçte Aleviler için kutsal sayılan bir Hızır ayı bir de Muharrem ayı geçiren Demir, TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ve programcı Veli Haydar Güleç ile birlikte oruç tutan Demir, kendilerine gerekli koşulların sağlanmadığını söyledi. Defalarca dilekçe vermelerine rağmen hiçbir girişimde bulunulmadığını belirten Demir, medyada bir hareketlilik olduktan sonra cezaevi yönetiminin kendilerini muhatap almaya başladığını ve kendilerini çağırıp sohbet etmek istediğini ifade etti. Cezaevi yönetiminin kendilerine “Neden böyle yapıyorsunuz, bizden istediniz de biz size vermedik mi? Bize niye söylemiyorsunuz? Siz yanlış yere dilekçe vermişsiniz” gibi şeyler söylediğini ve dilekçeyi ne zaman verdiklerini sorduğunu dile getiren Demir, dilekçelerinin bile cezaevi yönetimi tarafından kaybedildiğini kaydetti. Muharrem orucunda cezaevi yönetiminin telafi amaçlı kendilerin “Ne istiyorsunuz?” diye sorduğunu kendilerinin de bir Alevi dedesiyle görüşme talep ettiklerini ve bunun için kurum ve kişi ismi belirttiklerini söyleyen Demir, “Fakat o anlık durumu kurtarmaya yönelik bir hareketmiş. Herhangi bir girişimde yine bulunulmadı” dedi.

“SES ÇIKARTILMADIĞI MÜDDETÇE ALEVİLERE YÖNELİK BASKILAR DEVAM EDECEK”

Cezaevindeki Aleviler için bir Alevi kamuoyunun oluşması gerektiğinin altını çizen Demir, Alevilerin cezaevinde de yok sayıldığını kaydetti. Kendilerinin Tv10 çalışanları olarak bir girişimde bulunduklarını ancak yetersiz kaldıklarını ifade eden Demir, bunun devam edebilmesi için Alevi kurumlarının, derneklerin, cemevlerinin harekete geçmesi gerektiğini vurguladı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin bu konuda Silivri Cezaevi önünde yaptığı basın açıklamasının önemli bir girişim olduğunu ancak yetersiz kaldığını belirten Demir, “Genel olarak zaten bir etki yapıyor bir anlık ama sonrasında masa başında o masanın üzerinde kalıyor o konu. Bir tık ötesine geçme durumu olmuyor. Bunun ötesine geçilmesi gerekiyor. Bunun ötesine geçilmediği müddetçe biz Aleviler bir hak elde edemeyeceğiz. Televizyonumuz kapandığında bile kimse sesini çıkarmadı. Belli başlı kişi ve kurumlar haricinde kimsenin sesi çıkmadı ve bizim tutuklanmamıza kadar giden bir sürece vardı. Daha sonrasında da dernek yöneticileri alınmaya başlandı Erzincan’da, İstanbul’da. Bunlara ses çıkartılmadığı müddetçe bunlar devam edecek. Alevilere dönük baskılar daha da artmaya başlayacak. Alevilerin bir an önce bu konuda bir hassasiyet gösterip sahiplenmeleri gerekiyor” şeklinde ifade etti.

Suay ABAK/İSTANBUL

pirha.net © 2018