Alevi Haber Ajansi – PİRHA

‘Polis tam gözbebeğimden nişan almış; faşizm sağ tarafımı karanlığa gömdü’

23 Kasım 2017 - 15:15 pirha.net
‘Polis tam gözbebeğimden nişan almış; faşizm sağ tarafımı karanlığa gömdü’
20 views
23 Kasım 2017 - 15:15

PİRHA- İş mesaisi biter bitmez Taksim’e koşmuştu Erdal Sarıkaya. Haklar için, doğa için, baskılara karşı durmak için katıldığı Haziran direnişinde gece yarısı polis sağ gözünü nişan alarak vurdu. Şu ana kadar büyük tahribat gören sağ gözünden 6 ameliyat oldu, 7’ncisini de yakın zamanda olacak. Amaç sol gözü korumak. “Her şeyinizi kaybedin ama umudunuzu kaybetmeyin” diyor Sarıkaya. 

Haberin Videosu

Erdal Sarıkaya, Gezi direnişi (Haziran direnişi) sırasında İstanbul Taksim’de eylemlere katıldı. Gezi direnişinde polisin vurması sonucu gözlerini kaybeden 41 kişiden biri Sarıkaya. Kendi söylemiyle haksızlıklara, baskıya, doğa katliamına, ayrıştırmaya karşı alana çıktı. Gece saat 01.00 sıralarında polis nişan alarak gaz fişeğiyle Sarıkaya’nın sağ gözünü çok yakın mesafeden vurdu.

Sarıkaya, polisin gözünü bilerek ve kasıtlı olarak vurduğunu belirtiyor. “Şu an sağ gözümde protez takılı. Faşizm, tek adamlık, sağ tarafımı komple karanlığa gömdü” diyor Sarıkaya.

Evli, iki de çocuğu var. Çocuklarına, gözünü polisin yok ettiğini söylememiş. “Çünkü onların kin ve düşmanlıkla büyümelerini istemiyorum” diyor.

Erdal Sarıkaya davalar açtı ancak hala bir sonuca varılmadı. Tam 4.5 yıl sonra mahkeme olay yerinde yani Sarıkaya’nın vurulduğu yerde bilirkişi incelemesi yapılması kararı verdi fakat bilirkişi ücreti olan 1000 TL de Sarıkaya’ya ödettirildi.

Gezi’de hayatını kaybedenlerin çoğunluğunun Alevi olduğu gibi gözlerini kaybedenlerin de çoğu Alevi. Sarıkaya “Alevi olduğum için onur duyuyorum  Aleviliğin doğasında haksızlığa karşı gelmek vardır zaten” diye konuşuyor.

Maddi manevi içinde bulunduğu durumdan etkilendiğini söyleyen Sarıkaya, Bakırköy Belediyesi Tiyatro bölümünde halkla ilişkilerde çalışıyor.

Yaşama umutla sarılıyor. Sol gözünü, karanlığa gömülen sağ gözündeki tahribattan korumaya çalışıyor. Çünkü bir gün gelecek olan adaleti görmek istiyor, o ışığı kaybetmek istemiyor. Ve iktidara sesleniyor: Kenetlenmiş halk, saltanat kayığını eninde sonunda batıracak!

Erdal Sarıkaya sağlık durumunu, dava süreçlerini, yaşamını, yaşama nasıl tutunduğunu PİRHA’ya anlattı.

Gezi direnişinde polisin attığı gaz fişeğiyle sağ gözünüzü kaybettiniz. Şikayetçi olduğunuz polislerin dosyası kapatıldı. Neden kapatıldı kısaca aktarır mısınız?

Bu süre, dört buçuk yılı aşkın devam eden bir yargılama süreciydi. Biz ne kadar delil, bilirkişi incelemelerini belirtmiş olsak bile 6 savcı değiştirdik. Malum yargı üzerinde büyük bir siyasi abluka mevcut. Bu doğrultuda da kademe kademe dosyalarımızı faili meçhul büroya göndererek dosyanın işlevini bitirmiş oldular.

Peki polisin gözünüze vurma anı kameralarda görünüyor mu?

O anla ilgili yapılan bilirkişi incelemesinde vuruş anıyla ilgili net bir görüntü yok ama olay günüyle ilgili emniyetin bilirkişiye göndermiş olduğu polis listesinin içinde bulunmayan beş polis bulundu. Hatta birini olay günü raporlu diyerek belirtmişler savcılığa gönderilen listede. Ama olay günü polisin orada mevcut olarak aktif görev yaptığını biz bulduk,inceleme doğrultusunda. Buna bağlı olarak 6 polisin isimleri ve sicil numaraları belli olan, hatta iki tanesi için de, kesin tanık olarak soruşturmaya dahil edilerek ifadelerinin alınası yönünde bir karar çıktı. Ama şu an ona dair net bir mevcut görüntü yok.

“BİLEREK VE KASITLI OLARAK VURULDUM”

Peki gözünüzün vurulduğu an neredeydiniz, ne yapıyordunuz, tam olarak anlatır mısınız?

Haziran devriminin başlangıcı olan Gezi direnişinde 11 Haziran’ı 12 Haziran’a bağlayan saatlerde ben oradaydım. Şişli Belediyesi’nde çalışıyordum. Gece saat 23.30 sıralarında Taksim’e geldim. Kardeşim oradaydı. Onun yanına gelmiştim. Anayasanın 26. Maddesi açık hükümdür; kişi kendini bireysel veya toplu olarak gerek yazılı gerek sözlü ifade etme hakkına sahiptir diye. Bu maddeye istinaden ben de olay günü yapılan haksızlıklara, baskıya, doğa katliamına, ayrıştırmaya karşı orada bulunan halk ile birlikte kendimi ifade etmek için alana katıldım. Çok karanlıktı, gece saat 01.00 sıralarında Harbiye yokuşunun bulunduğu noktada Taksim Meydanı’na giriş alanında bilerek ve kasıtlı olarak vuruldum.

“DOKTORLAR 5-10 METRE MESAFEDEN VURULDUĞUMU SÖYLEDİ”

Yakın mesafeden mi vuruldunuz? Ne hissettiniz o an? 

Tabi. Benim ilk ifademde biz tahminen 50-60 metre diye belirttik ama doktorların yapmış olduğu incelemeler doğrultusunda 5 ya da 10 metreden vurulduğumu beyan etiler. Onların söylemeleri doğrultusunda çok yakın bir mesafeden vurulmuşum.

“4.5 YILDIR DELİL SUNUYORUZ, SAVCI SORUŞTURMAYA GEREK GÖRMÜYOR”

Vurulmanız sırasında yüzlerce polis var. Vurulmanızdan sorumlu tutulan kaç şüpheli var, bunlarla ilgili soruşturma oldu mu?

Şu an vurulmamla ilgili hiçbir şüpheli yok. İfadesi alınan herhangi bir polis yok. Bilirkişinin raporu dahi kayda değer bir değer teşkil etmiyor. Bilirkişinin belirtmiş olduğu polisleri savcılıklara defalarca belirtmemize rağmen hatta bununla ilgili yazılı dilekçeler vermemize rağmen savcı en son geçen ay dosyama belirtmiş olduğumuz polisler hakkında ek kovuşturmaya gerek yoktur kararı alarak onların ne ifadelerine başvurmuştur ne de soruşturmaya dahil etmiştir. Zaten o kararı da 2. Sulh Ceza Hakimliği onaylayarak dosyayı bir fiil faili meçhul büroya yönlendirmişlerdir. Zaten herkesin bildiği gibi 20 yılı aşkın süre boyunca orada bekleyecek ve ondan sonra dosya tamamıyla kapanacak.
Aslında etkin bir soruşturma yürütülmüyor faili meçhul büroda. 4.5 yıl boyunca o kadar delil sunmamıza rağmen herhangi bir işlem yapılmıyorsa faili meçhul büro nasıl bulacak.

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NA VE İSTANBUL VALİLİĞİ’NE KARŞI AÇILAN DAVALAR

Peki İstanbul 9. İdare Mahkemesi’ne İçişleri Bakanlığı ve İstanbul Valiliği’ne karşı tazminat davası açmıştınız. Bu davaların akıbeti nedir? 

Ceza davasını açtıktan sonra akabinde bunu tecelli ettirdik. 4.5 yıl boyunca davayla ilgili herhangi bir işlem gerçekleşmedi. Hatta son 7- 8 ay dava dosyam hakim beyin odasındaydı. En son nasıl bir karar alındı da dosya bir anda çalıştırıldı? Yani 9. İdare Mahkemesi, bilirkişi inceleme ve keşif yönünde bir karar aldı. Yalnız bunun öncesinde biz basın yoluyla da kamuoyuna duyurduğumuz gibi etkin soruşturma yürütülmüyor, sürüncemede kalıyor dedikten sonra Anayasa mahkemesine gitmeye hazırlanırken idare mahkemesi böyle bir karar aldı. Tabi bu bizim için biraz şaşkınlık uyandırıcı bir süreç olacaktı. Biz olumlu olarak değerlendiriyoruz ama sonunun olumsuz olacağını da gayet açık ve net olarak biliyoruz. Çünkü mevcut iktidarın ve iktidarın başında bulunan dönemin başbakanı şimdinin cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan’ın Gezi’ye ve bize karşı bakış açısı ortada ve bunu defalarca dile getiriyor. Bizlere terörist diyor. Türkiye Cumhuriyeti devletini yıkmaya yönelik hareket olarak lanse ediyor. Bizler üzerinde çok ağır ithamlarda bulunuyor. Bu doğrultuda Gezi davasına karşı bir fiil siyasi müdahalenin olduğunu biz an be an biliyoruz ve net bir karar çıkacağını da tahmin etmiyorum açıkçası.

4.5 YIL SONRA 1000 TL BİLİRKİŞİ PARASINI DA ÖDETTİLER

Saldırının gerçekleştiği olay gününde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermiş mahkeme ancak sizin ödemeniz istendi. Ödediniz mi?

Aslında bilirkişi ve keşif kararı aldılar kendileri. Biz neyi keşfedeceğiz orada ben onu merak ediyorum. Yani Taksim’i nasıl bir beton yığınına çevirdiklerini mi keşfettirecekler bana. Ondan sonra parkı düzenliyoruz diyerekten iyice ağaçları kesip nasıl daralttıklarını mı veya orayı nasıl bir ucubeye çevirdiklerini mi bize keşfettirecekler. Olay gününün olduğu zamanki mobese direklerinin bile yerleri değiştirildi. Neyin keşfi, neyin bilirkişi incelemesi olacak onu merak ediyorum. Buna bağlı olarak 1000 lira gibi çok yüksek bir meblağ talep edildi. Yani günümüzün şartlarına bakılırsa asgari ücret şu an 1400 lira. Şimdi 1400 liranın olduğu bir ülkede bilirkişi incelemesinin fiyatının 1000 lira olması gerçekten çok fahiş bir fiyat. Şu an yakın bir dostunuzdan bile 100 lira borç isteseniz o parayı verecek durumda değil. Peki bizim bu 1000 lirayı nasıl bulmamız gerekiyor. Yani buradaki amaç nedir? Zaten eldeki mevcut dosya içeriğine de bakılarak sıradan basit bir kararla geçiştirmeye yönelik bir tutum sergileme amacı güttüler. Gerçi bilirkişi ücreti, Beşiktaş Belediyesi tarafından başvurum sonrasında karşılandı. Onların sponsorluğunda ben o ücreti ödeyebildim. Yoksa diğer türlü ödeme olanağım milyarda sıfırdı açıkçası.

“ANAYASA MAHKEMESİNE BAŞVURDUM, AİHM’YE VE BM’YE DE BAŞVURACAĞIM”

Anayasa mahkemesine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurdunuz mu?

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkımı kullandım. Altı savcının değişmesi, dosyamın sürüncemede bırakılması, etkin soruşturma yürütülmemesi zaten soruşturmayı yürüten de savcılıkla birlikte İstanbul Emniyet Müdürlüğü. Zaten bizi vuran polisleri, onlara talimatı veren başlarındaki amirleri, keza onları kahraman ilan edenleri de biliyoruz. Emri vereni de biz biliyoruz. Bu soruşturmanın savcılık aşamasında yürümeyeceğini zaten biliyorduk. Evet, dosyayı faili meçhul büroya gönderme kararı çıktıktan sonra biz de etkin soruşturma yürütülmüyor, dosya sürüncemede kaldı gerekçesiyle bireysel başvuru hakkımla Anayasa Mahkemesi’ne başvurdum. Anayasa Mahkemesi’nden de net, sağlıklı bir karar çıkmayacağını iyi biliyorum. Tahmini 3-4 ay, bilemediniz 6 ay içinde bana ret kararı çıkacak. Tabi bir ülke için ne kadar büyük bir utanç, kendi ülkemizde elde edemediğimiz adaleti elde edebilmek için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne ve Birleşmiş Milletler’e başvuracağım.

“41 KİŞİ POLİS SALDIRISIYA GÖZÜNÜ KAYBETTİ”

-Gezi Direnişi sırasında gözünü kaybeden çok sayıda kişi olduğunu biliyoruz. Kaç kişi var, siz görüşüyor musunuz?

Görüştüklerim de dahil olmak üzere 41 net gözünü kaybeden arkadaşımızın olduğunu biliyoruz. Zaten Gezi dosyası 272 kişilik bir süreç. 8 bine yakın kişi Gezi Direnişi’nden sonra suç duyurusunda bulunmuştur. Farklı yerlerinden yaralanma, akciğer enfeksiyonu gibi sorunlardan dolayı. Çünkü bizleri tabiri caizse teşbihte hata olmaz; böcek ilaçlar gibi bizleri zehirlediler, kimyasalladılar orada. Biber gazı kullandılar. Portakal gazı dedikleri gazı kullandılar. Yani farklı farklı kimyasal denediler üzerimizde. Buna bağlı birtakım sağlık sorunları yaşayan insanlar, arkadaşlar dava açtılar. Bizim duyduğumuz kadarıyla şahsi 18 bine yakın kişi başvuruda bulunuyor ve bunların içinden sadece 272 kişinin başvurusu kayda değer olarak değerlendirilip soruşturma süreci başlamış. Çoğu arkadaşımızın da dosyasının benim dosyama yapıldığı gibi faili meçhul büroya gönderildiği bilgisine ulaşmaktayım. Ulaşabildiğim arkadaşlarımla görüşüyorum, görüşme halindeyiz. Çünkü bu sürecin bir ekip içinde yürüyeceğini iyi biliyoruz. Çünkü Gezi’de olduğu gibi bu süreç de dayanışma içinde gerçekleştirilirse mutlak sonuca ulaşacağı düşüncesindeyim.

-Kaç yaşındasınız? Nerede doğdunuz? Evli misiniz? Çocuğunuz var mı?

38 yaşındayım. Evliyim. Malatya Hekimhan Başak Köyü doğumluyum. 1989 yılından beri İstanbul’da yaşamaktayım. Hayata tutunmaya devam ediyoruz açıkçası o zamandan bu zamana. İki çocuğum var.

“ALEVİYİM, GEZİ’DEN SONRA GÖRÜŞTÜĞÜM ARKADAŞLARIN ÇOĞU ALEVİ”

-Alevi misiniz? Çünkü Gezi sürecinde yaşamını yitirenlerin ve yaralananların çoğunun Alevi olduğu anlaşıldı.

Evet Aleviyim. Köyüm itibarıyla, bulunduğum coğrafya itibarıyla Alevi olduğumu gururla söylüyorum. Birçok noktada da şu şekilde dile getiriyorum; Aleviliğim doğuştan olmasa tercihim olurdu diyebilecek kadar bir Aleviyim. Açıkçası bizim tanıştığımız, görüştüğümüz arkadaşlarımızın hemen hemen büyük bir kısmının Alevi olduğunu biliyoruz. Çünkü Aleviliğin doğasında bu var; zalimin zulmü karşısında eğilmemek. Ama bu süreci, Haziran Devrimi’nin başlangıcı olan Gezi Direnişi’ni de Alevi toplumu yaptı demek algısı uyanmasın lütfen. 15 yıl boyunca yapılan tüm haksızlıklar, o zamanki süreyi koyarsak 11 yıl boyunca yaşanan bütün haksızlığa, adaletsizliğe, sömürüye, zulme, ayrıştırmaya karşı 81 ilin 79’u kenetlenmiştir. Bu Türkiye tarihinde bir ilktir, bir milattır.

“FAŞİZM, TEK ADAMLIK, SAĞ TARAFIMI TÜMÜYLE KARANLIĞA GÖMDÜ”

 

-Peki Gezi Direnişi sırasında ne iş yapıyordunuz?

Gezi Direnişi’nden önce özel sektörde güvenlik memuru olarak görevimi devam ettiriyordum. Tabi vurulduktan sonra vücut bütünlüğüm bozuldu. Yani bir saat önce sapasağlamken bir saat sonra yüzde elli engelli oldum. Sağ tarafım tamamen karanlığa büründü. Şu an sağ tarafta zaten protez takılı. Yani faşizm, tek adamlık, sağ tarafımı komple karanlığa gömdü açıkçası.

“BAKIRKÖY BELEDİYESİ’NDE HALKLA İLİŞKİLER BÖLÜMÜNDE ÇALIŞIYORUM”

-Şu an ne iş yapıyorsunuz?

Doğal olarak ondan sonraki süreçte bize de sahip çıkanlar oldu. Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi sahip çıktı. Bakırköy Belediyesi’nde çalışmaktayım. Çok sevdiğim bir bölümdeyim, tiyatrodayım. İnsan ilişkilerini seven biriyim. Orada devam ediyorum. Halkla ilişkiler bölümündeyim.

“ÇOCUKLARIMA POLİS TARAFINDAN VURULDUĞUMU ANLATMIYORUM”

-Sağ gözünüzün yokluğundan dolayı tabi zorluk yaşıyorsunuz. Yani yaşamınız içerisinde psikolojiniz nasıl etkilendi? Psikolojik destek aldınız mı? Hangi zorlukları yaşıyorsunuz?

Şimdi kolay bir süreç değildi açıkçası. Biz pek yansıtmamaya çalışıyoruz ama şunu söyleyebilirim, çocuklarım hala gözümün gördüğünü bilmiyorlar. Çocuklarıma anlatamıyorum. Çünkü onların kin ve nefretle büyümelerini istemiyorum. Hesap soracaklarsa, babalarının hesabını veya Gezi’de katledilen o gençlerin veya uzuvlarını kaybedenlerin hesabını soracaklarsa okuyarak, bir yerlere gelerek mücadele etmelerini istiyorum. Onun için anlatmıyorum polis tarafından vurulduğumu.

“6 AMELİYAT OLDUM, 7’NCİSİNİ OLACAĞIM”

Açık konuşmak gerekirse. 6 ameliyat geçirdim. 7. ameliyatı olmak üzereyim. Bazen gözümde iltihaplaşma falan oluyor. Ameliyatları çocuklarıma “Gözyaşı kanallarımda sorun var ona müdahale ediyorlar” diyerek geçiştiriyoruz. Haftada en az 2-3 kere kaza geçiriyorum. Çünkü sağ tarafı görmeyince ya arabanın aynası vuruyor ya tamponu vuruyor. Bazen duvarı kaçırıyoruz, duvara çarpıyoruz. Ondan sonra solda da sıkıntılar başladı. Daha önceden gözlük takmıyordum. Her şey o tarafa yüklendi. Gözlüğümün derecesi artıyor. Alışmak kolay olmadı açıkçası. Ama tabi ki biz yılgınlıklardan yıkılacak insan değiliz. Başlatmış olduğumuz büyük bir mücadelemiz var. Bunu sonuna kadar devam ettirmek mecburiyetindeyiz. Onun için alışıyoruz, alışacağız ama zalimin zulmüne alışmayacağız. Tek gözle dünyaya bakmaya alışacağız.

“GÖZÜMDE BÜYÜK TAHRİBAT VAR; FAŞİZMİN İZLERİNİ SİLMEK KOLAY DEĞİL”

Belirttiğim gibi 7. ameliyatı olmak üzereyim. Onun için doktorumun vereceği kararı bekliyorum. 6. ameliyatı oldum ama içerideki tahribat çok büyük. Dikiş tutmuyor artık, 6 kere oynandıktan sonra içeriyle istenilen sonuç elde edilemiyor. Çünkü faşizmin izlerini silmek kolay olmuyor. Tıp bile yetersiz kalıyor. Onun için zaten ilk ameliyatımdan sonra da bunu defalarca bana söylediler. Yani bu 1-2 ameliyatla bitebilecek bir süreç değil. Bozulacak yapacağız, bozulacak yapacağız, belki 10-12 yani ucu açık bir süreç.

“POLİS TAM GÖZBEBEĞİMDEN NİŞAN ALMIŞ”

Sürekli muayene oluyorum. Çünkü vurulma anında göz yuvası ve içerisi tamamıyla parçalanmış. Çünkü çok iyi nişan almış açıkçası. Tam gözbebeğimden yakalamış. Benim diğer arkadaşlarım, kimisi burun tarafında veya göz taraflarında kırıklar falan var. Bende kırık falan yok. Yani sabırla beklemiş, o açıyı alaraktan direk göz merceğinden vuraraktan gözü paramparça etmiş. Yani doktor şunu dedi: Bir üzüm tarlasını düşünün, onun üzerine 10 tonluk bir balyozla vurduğunuzu kabul edin, işte senin gözün bize geldiğinde böyleydi.”

“VURULDUM DİYE BAĞIRDIĞIMI HATIRLIYORUM”

-O an ne hissettiniz? O anları anlatır mısınız?

Vurulduğum anda ‘vuruldum’ diye bağırdığımı iyi hatırlıyorum. Ama gözden vurulduğumu hiç hesaplamadım. O anda biz plastik mermi kullandıklarını bilmiyorduk. Gaz kapsülü atıyorlar, yani ben büyük bir ihtimalle dedim ya bir gaz kapsülü geldi alnımı falan parçaladı. Oradan kan akıyor diyerekten çünkü çok fazla kan, atletime kadar kızıla bürünmüştüm ben. Uyuşma başladı ve yarım saat sonra bayılmışım. Bilincimi kaybetmişim.

“PSİKOLOJİK OLARAK ETKİLENİYORUM”

Nerelerde ameliyat oldunuz?

İlk ameliyatımı Okmeydanı Devlet Hastanesi’nde gerçekleştirdiler. İkinci ameliyatımı Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde oldum. Zaten ikinci ameliyata ani karar verdiler. Çünkü göz tansiyonu başlamıştı. Yani halk dilinde göz küçülmesi. Gören gözü de etkilemeye başlamıştı. Apar topar vurulan gözü aldılar. Üçüncü ameliyatımı da Çapa’da oldum. Ondan sonra 4, 5 ve 6. ameliyatımı Beyoğlu ve büyük bir ihtimalle 7. ameliyatımı da Beyoğlu’nda olacağım. Çünkü plastik bakıyor benim gibi yaralı olanlara. Ki devlet hastanelerinde bu bölümü icra edecek doktor da yok açıkçası, bunu söylemekte fayda var. Özel sektörde de çok yüksek meblağlar isteniyor bu ameliyatlar için. Onu da kaldıracak bütçe yok. Yani artık doktoru nerede bulursak orada tedaviye devam ediyoruz.
Maddi olarak tabi insan etkileniyor. Çünkü hastaneye gittiğimde izin alıyorum. Günümün çoğunluğunu hastanede geçiriyorum. Maddiyattan öte zaten bütçe yok, biz psikolojik olarak da yıpranıyoruz. Durmadan hastaneye gitmek kolay değil açıkçası.

“ADALETİ GÖRECEĞİM TÜRKİYE’Yİ BANA GÖSTERECEK O IŞIĞI KAYBETMEK İSTEMİYORUM”

Sol gözüm çok fazla yoruluyor açıkçası. Tek düşüncem şu; adaleti göreceğim geleceğin Türkiye’sini bana gösterecek o ışığı kaybetmemek. Zaten sağ göze yapılan müdahaleler sol göze karşı olumsuz bir durum oluşturmaması için. Yani buradaki aksaklıklardan dolayı bir enfeksiyon veya rahatsızlık diğer göze etki etmemesi için müdahale ediliyor. Daha önce gözlük kullanmıyordum. Vurulmadan sonra başlayan bir süreçti.

“HER ŞEYİNİZİ KAYBEDİN AMA UMUDUNUZU KAYBETMEYİN”

-Adalet mücadelenizi kazanacağınızı umut ediyor musunuz? Öyle bir öngörünüz var mı?

Kesinlikle. Her zaman söylüyorum; her şeyinizi kaybedin ama umudunuzu kaybetmeyin. Bizlerin deyimiyle zalimin zulmü baki değildir, ama bugün ama yarın zalimden zulmünün hesabını ille de soracağız. Ama halk olarak soracağız, ama yargı karşısında soracağız. Bizi katledenleri, kör edenleri, yaralayanları kahraman ilan edenlerin de onları koruyanların da sanık sandalyesinde bize hesap vereceği günü göreceğiz.

-İktidara buradan nasıl seslenmek istersiniz?

İktidara şöyle seslenebiliriz; 3 buçuk 4 yıl boyunca Gezi’nin içinden terör, terörist veya dış mihrakları çıkartamayanların kendi içinden bunların hortlaması Gezi’nin ne kadar doğru bir şey olduğunu bizlere göstermiştir. Ama şunu bilsin, Gezi’de birleşen, kenetlenen Alevi’si, Sünni’si, Laz’ı, Çerkez’i, Kürt’ü, Türk’ü artık onların oyunlarına kanmıyor, kanmayacak. Kenetlenmiş halk onların saltanat kayığını eninde sonunda batıracak.

Röportaj: Nilgün METE

Kamera-Foto: Sevim KAHRAMAN

 

 

pirha ©2019