CANLI YAYIN

Serhat Ertuna yeni albümü As’ı müzikseverlerin beğenisine sundu-VİDEO

PİRHA- As albümünü müzikseverlerin beğenisine sunan Serhat Ertuna albümü hakkında konuştu. Ertuna, “Birinci albüm daha çok buradaki negatif durumları anlatan, yani diasporadaki yaşamı anlatan bir çalışmaydı. Bu biraz daha içinde politik bir duruşu da olan evrensel bir çalışma oldu. Aslında eleştirel bir dilin de olduğunu söyleyebilirim. Tabii bir de, müzikal anlamda her kültürün kendisine yakın hissedebileceği bir çalışma oldu” dedi.

Serhat Ertuna, birçok sanatçı, yazar, aydın ve siyasetçi gibi yurt dışına çıkmak zorunda kalmış bir isim. Zürih’te yaşıyor, burada sanat eğitimi alıyor ve aynı zamanda bir sanat galerisinde çalışıyor. Daha önce çıkardığı “Lamekan”  isimli birinci albümünden sonra, şimdi de “As“ adını verdiği ikinci albümünü çıkarıyor.

Ertuna, çağdaş ve ilerici bir sanat anlayışına sahip ve çalışmalarını hep deneysel bir bakış açısıyla oluşturuyor.

Avrupa’nın en büyük sanat kurumları arasında gösterilen Zürih Sanat Üniversitesi’nde yaptığımız bu söyleşide, hem Ertuna’nın yeni albümünü, hem de Avrupa’da yaşamak durumunda kalmış bir Kürt sanatçının hayata ve sanata bakış açısını konuştuk.

Söyleşiye başlarken, tanımayanlar için Serhat Ertuna’yı nasıl anlatabilirsiniz?

Mardin’de doğdum, çocukluğum Mardin Nusaybin’de geçti. 1992‘de İstanbul’a yerleştim ve orada bazı gruplarda yer aldım. Bir süre sonra 1999‘da Diyarbakır’a döndüm ve Şehir Tiyatroları’nda 2006 yılına kadar oyunculuk yaptım. 2007’de MKM İstanbul Şubesi’nde oyuncu ve eğitmen olarak görev aldım. Bu süreçte tekrar müziğe yoğunlaştım, yaklaşık 6 yıldır da İsviçre’de yaşıyorum.

 Şu anda müzik mi, tiyatro mu ön planda?

Aslında Avrupa’ya geldikten sonra tiyatro biraz geri planda kaldı. Kürt tiyatrosu biraz daha dile dayalı bir sanat. Evrensel ve dünya sanatı gibi algılansa da tiyatroda dil bilmek gerekiyor. Maalesef Kürtçe tiyatro bundan dolayı Avrupa’da biraz daha geride kaldı. Şu anda daha çok müzikle uğraşıyorum ve kendimi var edebiliyorum.

 Neden Avrupa’ya çıkma gereksinimi duydunuz?

Türkiye gibi bir ülkede ve o koşullarda, benim gibi politik duruşu olan herkes için maalesef yol biraz da Avrupa’yı ya da başka yerleri gösteriyor. Ben sanatla uğraştığım ve başka da yapabileceğim bir işim de olmadığı için Avrupa‘ya gelmek zorunda kaldım. Çünkü sanatsal çalışmalarımın sekteye uğramasını istemedim.

 Peki şimdi Zürih’tesiniz ve akademik eğitim alıyorsunuz, neler yapıyorsunuz Zürih’te?

Zürih Sanat Üniversitesi’nde Sanat ve Medya okuyorum. Burası bütün sanatsal disiplinlerin yer aldığı bir üniversite.

Müzikle ilgili konuşalım istiyorum. Şu ana kadar olan çalışmalarınızda müzikal anlamda neler yaptınız ?

Türkiye’de bazı deneyimlerim vardı, ancak profesyonel anlamda konuşmam gerekirse; Avrupa’daki çalışmalarımdan bahsetmem gerekir. Avrupa’ya geldikten sonra albüm sürecine yoğunlaştım ve buradaki sürgün hayatını anlatan bir çalışmam olan “Lamekan“ isimli albümü çıkarttım.

Bütün repertuarı ve albümün bütün şarkıların sözleri, metinleri buradaki sürgün yaşamı, memlekete olan özlemi ve uzaklığı anlatan bir çalışmaydı. “Lamekan“ ismini de o yüzden seçtim. Hatta genelde Kürt toplumunu anlatan bir çalışmaydı ve ilk profesyonel anlamda çalışmam diyebilirim.

 Yeni albümünüzü nasıl anlatırsınız peki?

İkinci albümümün ismi “As”. Bilindiği gibi iskambilde “As“ sayısından gelir. Yani benim de müzik çalışmalarımda “As“ olarak nitelendirdiğim bir albüm oldu. İlk albümümde olduğu gibi, Ayhan Evcim gibi isimlerle çalıştım. Üç senelik bir çalışmanın ürünü oldu. Albümde kendi yaptığım bestelerin yanında başka arkadaşlardan aldığım besteler de var. İşte bunlardan birisi Ciwan Haco’dur. Ayrıca Harun Ataman var,  biliyorsunuz rock müzikte önemli bir yere sahip Türkiye’de. Bunun dışında Güney’den Sorani müzisyenlerden aldığım parçalar var. Zazaca var özellikle de Kürtçenin üç lehçesini de kullanmaya özen gösterdim. Enstrüman çalanların çoğu Avrupa’dan müzisyenler. Bu albüme yeni bir ruh kazandırdı ve aslında bir sentez, bir bağ, bir birliktelik de denilebilir.

Bu albümünüzü bir önceki çalışmanız olan Lamekan’dan farklı kılan nedir, bu konuda neler söylersiniz?

Bu albüm içerik olarak birincisinden daha farklı oldu. Birinci albüm daha çok buradaki negatif durumları anlatan, yani diasporadaki yaşamı anlatan bir çalışmaydı. Bu biraz daha içinde politik bir duruşu da olan evrensel bir çalışma oldu. Aslında eleştirel bir dilin de olduğunu söyleyebilirim. Tabii bir de, müzikal anlamda her kültürün kendisine yakın hissedebileceği bir çalışma oldu.

 “SANAT TOPLUM İÇİN YAPILMALI”

Sanatsal çalışmalarda siyasi mesajlar verilip verilmemesi hep tartışılagelen bir konu oldu. Sizin bu konudaki düşünceniz nedir?

Aslında bunu sanatçının özgür iradesine bırakmak gerekiyor. Asıl sıkıntı da burada. Belki de bu durumu sorumluluk haline getirdiğimiz için, sanatçı kendini zorunlu hissediyor. Özgür iradesiyle yaparsa çok daha muazzam işler ortaya çıkabilir diye düşünüyorum.

Bence, sanatçının zaten hassas bir duygusu var ve sanat toplum için yapılmalıdır. Politik olmak zorunda değil. Ancak, bunu zaten kendi diliyle ve aktarmak istediği biçimi ile ortaya çıkaracaktır.

Bence tercihi sanatçıya bırakmak lazım. Böyle olunca sanatçının üretimi kendi sınırlarını aşıp başka toplumlar üzerinde de etki yaratabilir. Yoksa çok dar çerçevede belli bir kalıp içinde kalmış olursunuz. Bu da benim kişisel olarak da tasvip etmediğim bir durumdur. Yanlış algılanmasını da istemiyorum, tabii ki sorun neredeyse ona yönelik yapılır ama, onun sınırlarını aşıp lobi çalışması olarak nitelendirdiğimiz diğer toplumlar üzerinde etki yaratmak gerekiyor.

Hele de Avrupa gibi bir yerde yaşıyorsak bunun çok daha önemli olduğunu düşünüyorum.

Sanatçı bir eser ortaya koyduğu zaman yaşadığı toplumdan ve çevresinden etkilenir. Aslında bir anlamda bundan da beslenir. Siz Avrupa’da yaşıyorsunuz, farklı bir coğrafya ve burada farklı bir sosyal doku söz konusu. Siz şarkılarınızı yazarken esin kaynağınız nedir, nelerden etkilenirsiniz?

Bana göre sanatçının heybesinde yaşanmışlıklar ve hayatın kendisi vardır. Aslında besin kaynağı budur. Tabii ki geçmişin ve yaşadıkların seni besler, ya da gelecekte yaşayacağım şeyleri aktarabilirim. Tabii çok soyut sanat da yapamazsın. Biraz geçmiş, biraz da bugünkü yaşama, geleceğe dair hayal, düşünceler ve bunların bir sentezidir aslında sanat.

 Genel anlamıyla müzik, daha spesifik anlamıyla Kürt müziği sizin için ne anlam ifade eder?

Kürt müziği dendiğinde, yani dili ve melodik yapısının farklılıklarını bir kenara koyarsak, dünya müzikleri genel anlamıyla ortaktır, evrenseldir.

Müzik bir yaşam biçimidir. Müziksiz bir dünya hayal ettiğimde ne kadar ruhsuz, duygusuz bir dünya ortaya çıktığını görüyorum.

Buradan yerele, yani Kürt müziğine değinirsek; Kürt müziğinin kendi melodik yapısını dünya müziği içinde fark ettirecek bir durum söz konusu, ama maalesef değeri tam olarak bilinmiş ve hak ettiği platformlarda yer alabilmiş bir müzik değil.

Bu durum sadece geleneksel müzik olmasından kaynaklı değil, o tınıları  aktarabilirsek çok muazzam işler çıkabilir.

Kürt müziğinin evrensel platformlarda hak ettiği yeri almasının önündeki engeller nelerdir sizce?

Kürt müziği doğru icra edildiğinde diğer toplumların ilgisini çekiyor. Aslında kendisine ait özgün bir durumu var ama bence deneysel ve özgür bir iradeyle ortaya konduğunda ve bir siyasi denetim mekanizmasından geçmeyince kendini var edebiliyor. Türkiye koşullarında denetimden geçince de bu ne kadar Kürt müziği olabiliyor, bu tartışılır.

Yasaklar, kaideler ve kurallarla törpülenen bir sanat ne kadar sanat olabilir. Türkiye koşulları ve Ortadoğu’nun genelinde bu böyle, o yüzden kendisini var edemiyor ve dünya platformlarında hak ettiği yere gelemiyor.

Bu durum Türkiye’ye  ve Ortadoğu için geçerli olabilir, ancak Avrupa’da çok daha özgür bir ortam var ve sanatsal anlamda hiçbir kısıtlama yok. Ancak buna rağmen Kürt müziği dendiği zaman daha çok halayların akla geldiği bir algı söz konusu. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Çünkü bu sanat alanının öncülüğünü yapan ya da halkla buluşmasını sağlayan kesim daha çok bu alana yönelmiş.

Aslında Kürt müziği skalası çok geniş olan bir müziktir. Çok zengin içeriğe sahip bir müziktir. Bu durum az çok politik süreçle de ilgilidir Çünkü sanatın bu yönü ön plana çıkartılıyor. Kürt müziği gelişmeye çok açık bir müzik. Kürt müziğine baktığımızda dünya formlarındaki müzik gibi de icra edilebileceğini görebiliyoruz. Bunun caz, rock ve hip hop örneklerini de görebiliyoruz.

Bana göre toplumun kulağı da, yıllardır süren siyasallaşma sürecinde değişti. Yani topluma ne götürürsen toplumda biraz böyle şekillenir, böyle kabul eder. Sizin de bahsettiğiniz gibi daha çok günübirlik müziğe dayalı tarzı topluma götüren yapı, toplumu da bu tarza adapte ettirdi ve böyle bir kulak oluşturuldu. Toplumda bu tarz müzikten zevk almaya başladı. Yeni nesiller bu müziği dinleyerek büyüyor, topluma ne verirsen toplum da sana onu veriyor.

 Siz kendi müziğinizi hangi tarz içinde görüyorsunuz, ya da bu kavram doğru mudur?

Ben aslında müziğin belli bir kalıplar içinden sıkıştırılmasının doğru olmadığını düşünüyorum. Çünkü belli bir tarza sıkıştırdığınızda, gelecekte yapacağınız müziğin önünü de kesmiş oluyorsunuz.

Ben günümüz müziği yapıyorum. Geçmişimden, bugünümden ve yarınımda belenen bir müzik. Çağdaş diyebilirim, deneysel diyebilirim ancak sabit bir isim veremem.

 Beğenerek dinlediğimiz müzisyenler kimlerdir  hangi müzisyenlerden etkilendiniz?

Benim bu anlamda ilk etkilendiğim müzisyenlerden birisi Ciwan Haco’dur. Yine MKM’nin doksanlı yıllarda çıkarttığı albümler vardı etkilendiğim. En azından tarz ve stil olarak kendi farklılığını koruyan bir süreçti. Yine bunun gibi birçok müzisyen var etkilendiğim. Bunun dışında dünya müziğinden de etkilendiğim şu anda ismini sayamayacağım birçok sanatçı ve müzisyen var.

Kürt müziğinin farklı formlarda icra edildiğini de biliyoruz. Hatta senfonik denemeleri de yapılıyor. Bu çalışmaları takip edebiliyor musunuz ve nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok olumlu buluyorum. Aslında bu tarz çalışmaları çok daha ağırlık vermek gerekir. Bu tür çalışmaların Kürt müziğini yok edeceği korkularımızdan kurtulmamız gerekiyor. Aslında ikisini paralele de yürütebiliriz.

Sadece geleneksel müziği sunduğumuzda dünya sadece o formu almak istemez. Biraz farklı sentezlemek gerekir ki diğer toplumları etkileyebilelim. Bu tarz çalışmaların, yani deneysel çalışmaların önünü açmak gerekir. Ben caz müziği tarzında yapılan deneysel çalışmalar gördüm, ki gerçekten beğenmemek elde değil.

 Uzun yıllar MKM’de çalıştınız neler kattı size MKM?

Bana göre MKM bir okul. Bana çok şey kattığını düşünüyorum. Birçok engellemenin olduğu dönemlerde kendimizi ifade edebileceğimiz bir alan oldu. Yapmak istediklerimizi rahat olmasa da kısıtlı olsa da, en azından çalışmalarımız sahneye taşıdığımız bir mekandı. Hatta sanatın Kürtçe’de pek de hayal edemediğimiz farklı yönüyle tanıştık orada ve o yönüyle çok şey kattı diyebilirim.

 Yıllardır  İsviçre’de yaşıyorsunuz. Sanatsal çalışmalarınız açısından, Türkiye ve Avrupa’yı karşılaştırmak gerekirse neler söylersiniz?

Sanatsal olarak bir değerlendirme yapmak gerekirse; evet burada yaptığımız sanat değer görüyor bu da sanatçıyı motive eden bir durum. Daha çok sanatsal üretim yapabilme özgüvenini kazanıyorsunuz. Çünkü size değer verildiğini görüyorsunuz. Türkiye ile karşılaştırma yapıldığında; kendi diliniz, kendi ülkeniz olmasına rağmen, gerektiği gibi gelişemiyor sanatsal süreç orada. Tamamen sınırlarla örülmüş bir alan ve belli bir sanatsal üretiminden sonra yaptığınız çalışmaya düşüncenizin yarısını ancak katmış olabiliyorsunuz.

 Çalışmalarınızı Avrupa’da dinleyici ile buluşturabiliyor musunuz?

 Toplumla buluşma konusunda en azından sahne sanatları açısından sıkıntılar yaşıyoruz. Benim burada yaptığım sanatsal çalışmaların çoğu sadece Kürtlerle ilgili değil. Buradaki Avrupalı insanların daha çok ilgisini çekiyor.

 Albüm satışlarının çok çok düşük seviyelerde olduğu bir süreçten geçiyoruz, günümüzde bir müzisyen sadece albüm çalışması ile yaşamını idame ettirebilir mi?

Sadece albüm üzerinden yaşamını idame ettirme bu süreçte çok zor. Ancak bunun için farklı alternatifler yaratmak durumdasınız. Türkiye’de de böyle. Özellikle bu dijital süreçte hiç kimse hayatını albüm satma üzerinden idame ettiremez. Tabii ki imkansız da değil buna alternatif bir sanat alanı da yaratarak kendinize var edebilme olanağına sahip olabilirsiniz. Tabii yapmak istediklerimizden ödün vermemek şartıyla.

Kendimden bahsetmem gerekirse, bir sanat  galerisinde çalışıyorum aynı zamanda. Ancak böyle hayatımı idame ettirebiliyorum.

Abidin ÇETİN/ZÜRİH

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

Yeni bilirkişi raporuna ret

Yeni bilirkişi raporuna ret

pirha.net © 2018