‘Xızır, yeniden doğuşun mührüdür; yaraların merhemi, ekinlerin bereketi, suyun zelâl oluşudur’

PİRHA-Xızır ayına ilişkin konuşan Kureyşan Ocağı mensubu Ana İlkin Yüksel Çağlayan, “O olmadan yürünmez hiç bir yol. O, kudret o Hakk’a gidilen yolda rehberdir. Sevgide yeşillik, inanç ve itikatta ilk ve son kabul kapısıdır” dedi.

Neval Tuğrul, Ana İlkin Yüksel Çağlayan ile röportaj havasında muhabbet gerçekleştirdi. Çağlayan, Xızır ile var olan inanca sahip insanların, Xızır’ı yok saymalarının kendi var oluşlarıyla birlikte evreninde gerçekliğini yok saymak olduğuna vurguda bulundu.

Aleviler için kutsal olan aynı zamanda bolluğu, bereketi, barışı, sevgiyi ve baharı müjdeleyen Xızır ayı devam ediyor.

Neval Tuğrul ile Kureyşan Ocağı mensubu Ana İlkin Yüksel Çağlayan arasında gerçekleşen muhabbeti olduğunu gibi paylaşıyoruz.

Neval Tuğrul: Senle yapacağımız muhabbetten önce isterim ki okuyucularda seni tanısın. Biraz kendini anlatır mısın?

İlkin Yüksel Çağlayan: “Dersim kökenli olup Dersim’den uzaklarda büyüdüm. Burada büyüseydim sanmıyorum öze varabilirdim. Sistemin içinde kalan mutlaka sistemden bir şeyler alıyor. Uzaklığım (bedenen) ruhumu korudu. Ruhum tek başına izledi Dersim’i. Sevgiyi, aşkı, Düzgün Bawa’yı, Munzur Bawa’yı, Gole Çetu’yu… Her şeyi izledim sessizce. İrdeledim ve sorguladım… Tek başıma kimseye danışmadan kimsenin fikrini almadan. İzledim sadece ve yıllarımı aldı bu süreç. İyi ki de almış o yılları, konuşunca bile hüznüme gülümsüyorum.”

“O OLMADAN OLMAZ HİÇBİR ŞEY”

Neval Tuğrul: Alevilerin ibadet takviminde önemli bir yere sahip olan Xızır ayındaydık ve Xızır aşkına, Xızır için yapılan ibadetler tutulan oruçlar bu hafta son buldu. Xızır ayı ne zamandır, bu ayda ibadet ve ritüeller nasıl olur, kaç gün oruç tutulur gibi bilgiler zaten yazılı ve kayıtlı hale dönüştü ve yeterince aktarılıyor artık. Bu gün Xızır ayının tamamlanmış olması vesilesiyle meyman olduk sana. Rızan varsa Xızır’ın sendeki manasını paylaşabilir misin bizlerle?

İlkin Yüksel Çağlayan: Onun varlığı içimdedir. Mekânı ruhumdur. Aklim, bedenim zikrimdir. O olmadan olmaz hiçbir şey. O olmadan yürünmez hiç bir yol. O hissedilmeden erilmez hiç bir makama. Makam dediğim hani dünyevi bir başkanlık bir müdürlük falan değildir. O, kudret o Hakk’a gidilen yolda rehberdir. Sevgide yeşillik, inanç ve itikatta ilk ve son kabul kapısıdır! O itikattın deryasında eflatundur. Onsuz hiç bir evrensel bilgi (şifre) alınmaz. Evrenselliğe Xızır el verir, nefes katar nefesine. Xızır babamızı tam anlayıp oturtan ruh hiç bir kaybında onu suçlamaz aklından bile geçirmez onun suçluluğunu, (yani yetişmemiş olmasını) bu hadsizlik olur onun yüceliğine.

Neval Tuğrul: Xızır’ı anlayanın onu suçlamayacağını ilk nasıl fark ettin? İnsanın anlamlardan bu kadar uzaklaştığı bir zamanda anlamanın sırrı nedir?

İlkin Yüksel Çağlayan: Denk gelirdim arada evlatları öldürülmüş analara. Onlar ağıtlarında hiç suçlamıyorlardı. Sadece sevgiliye dert anlatıyorlardı. Anlamıyordum o vakitler. Benim oğlum öldürülse Xızır’ı da Düzgün Bawa’yı da reddederdim diyordum kendime. Evladım öldürülecek ve ben onlara isyan mı etmeyeceğim diye irdeliyor ve yoruyordum… Bilinç denilen o zıkkım öğretilmişliklerle doludur. Anlamak zekayla olmuyormuş. Bunu öğrendim. Anlamak (hissetmek) ruhlara bahşedilen bir enginlikmiş meğerse. Ruhun bildiğini zavallı akil nerden bilsin?

Neval Tuğrul: Öğretilmişliklerden kurtulmak için sorgulamak gerekir o zaman. Bunca öğretilmişlikten ve gerici düşüncelerden arınıp  Xızır’a atfedilen manayı anlamak, onu bilmek zor değil mi?

İlkin Yüksel Çağlayan: Yaşamın içinde sorgulamayanlar sıradan kalırlar. Sorgulamak sürüyü terk etmeyi gerektirir! Atalarımız, ezelden, ebediyetten sorguladılar ve hep ayrı durdular yobazlıktan. Onlar yenilmediyse biz neden yenilelim ki? Onlarda var olan bizde neden yok olsun ki? Hangi güç yeterdi biz bizi terk etmeyince, bizim ışığımızı hangi karanlık alabilirdi bizden! Alamazlar, almaları mümkün değildir. Ancak biz izin verirsek onlar bizi karartabilirler. Buna izin vermemektir Xızır’ı bilmek.

Neval Tuğrul: Sorgulamadan manaya ulaşılmaz elbette. Herkesin sorgulamaktan kaçıp ruhsuz, tabiri caizse birer robota dönüştüğü bu zamanda köklerinden kopmadan sorgulamak çok zor iş.Dersimli bir Ana olarak Dersim’de yaşanan  inanç biçimi sorgulamalarında belirleyici oldu mu?

İlkin Yüksel Çağlayan: Sorgulanmayan hiç bir şey yerini bulmuyormuş. Ben sorgularken güzel Nevalim niçin başkasıyla meşguldüm? Ne pir ne hakk nede hakikati sorguladım. Biz niye başkayız? Biz kimiz, kimlerdeniz? Neden Pir kıymetli? Neden Düzgün Bawa kutsal? Neden Munzur’a hem ağıt hem aşk olunurdu? Güneşe nenelerimiz niye yakarırdı? (Hoş geldin. Xer ama. Karşılama…) Neden niye/kime, kim için… İçinlerle devrildim, evrildim. Bir hasrette yandım hastalandım. Kimseden bir açıklama beklemedim. Ben bunu bulacağım dedim. Dersim (Mamekiye) bu acı ve aşk ile yoğrulmaya razı geldiğimde; Kavradım ki biz bize yolcu imişiz! “Irkımız yok” diyen atalarımıza küstüm, onlara kızdım, onlar da üzülsünler ben gibi dedim çok zamanlarda! Irkımız yoksa biz kimiz diyecektik soranlara.

“XIZIR EVRENİN KİLİDİDİR”

Neval Tuğrul: Güneşe secde eden bu kadim felsefede doğanın ve evrenin döngüsü içinde Xızır kimdi? Onu bilmek senin özünde hangi gerçeğin kapılarını açtı?

İlkin Yüksel Çağlayan: Xızır deryaların, denizlerin, ummanların sonsuzluğun sorumlusudur. Onu bilmeyen öz hep yenilir. Hani yaradan diyordu ki; “Beni unutmazsanız bana geri döneceksiniz” Xızır’dan geçmeyen ona nasıl dönsün ki? Xızır evrenin kilididir. Yaraların merhemi, ekinlerin bereketi, suyun zelâl oluşudur. Gönüllerin muradı, yaralı ciğerlerin sabrı, zulme dayanmanın noktasıdır. Yeniden doğuşun mührü, ruhların ummanıdır. Daha başka neyi anlatmak gerekir ki…”

Neval Tuğrul: O zaman kendini bilmek Xızır’ı bilmektir, Xızır’ı bilmek Evren’i bilmektir diyebiliriz. Peki dünyevi gerçeklere karşı Xızır ile açılan kapılardan geçip evrenin ve kainatın ummanına dalmak her insanın yapabileceği bir şey mi?

İlkin Yüksel Çağlayan: Xızır ile var olan bir inancın insanları, onu yok sayarken kendi var oluşlarıyla birlikte evreninde gerçekliğini yok sayarlar. Gerçekliği inkâr kendini yok ediştir! Dünyevi gerçeklere yenik düşenler. Kâinatın gerçekliğine kanat çırpamazlar… Yürekli insanların işidir kâinatla dans etmek!.

“XIZIR YAŞAMIN ŞİFRESİ VE MÜHRÜDÜR”

Neval Tuğrul: Bunca zorluğun, darlığın içinde sonsuz sorgulamalarla yapayalnız bir yolculuk bu. Ruh ile bakmaya erdiğinde ışığın sevgi olmuş. Şehir şehir, ülke ülke, insan insan bazen ayaklarınla, bazen ruhunla gezerken insan kılığındakiler veya insan “oğlu” nun sana engel olduğu zamanlarda Xızır’ı hissettin mi?

İlkin Yüksel Çağlayan: O zorlu sorgulamalarda bir baktım ki dilim her hep “Ya Xızır” diyor… Ya Xızır, Ya Xızır Ya Xızır… Sonu yoktu bu inlemelerimin. İçimdeki acıydı Xızır. O acıda bana dokunsun diye mi bekliyordum bilmiyorum… Hatırladığım tek şey, Seni seversem, mutlaka sen de seviyorsun. Ben seni bulacağım. O nefessiz vakitlerimde ondan hiç vaz geçmedim. Bir an bile. Onun beni duyacağını bana yol göstereceğine inandım. Karşılığında bir ödül bir madalya beklemeden onu sadece aşk kadar derin bir ateşle sevdim. Ayrı kalmışlıkta, hasrette yanan bir yavuklu gibi sevdim sadece. Sadece sevdim. Sevgiye değen her duygu can bulurmuş. O vakitler bilmiyordum.

Neval Tuğrul: Dokundu mu ruhuna Xızır? Nasıl varlık/can buldu? Evliyalar, Erenler, Yol Evlatları yüreğine yoldaş oldu mu?

İlkin Yüksel Çağlayan: Dedelerimizin yüreklerine bin yüreğimi kurban ederim. Xızır aşkında, Düzgün Bawa’nın mekanında. Cesarettir Xızır’ın dokunduğu ruhlar. Bu yüzden atalarımızın cesareti bu asırda bile sorgulanır. Bilmeyenler sorgularlarsa cevap bulurlar. Xızır hava, Xızır su, Xızır bilgi, Xızır yaşam, Xızır merhamet, Xızır barış, Xızır adalet, Xızır bahardır…  Xızır yaşamın şifresi ve mührüdür. Alabilenlere aşk olsun..

PİRHA/DERSİM