CANLI YAYIN
Ana Sayfa ALEVİ HABER, GÜNDEM - MANŞETLER, TÜM HABERLER 3 Mayıs 2018 - 15:17 292 Görüntüleme

Yazar Erdal Yıldırım Dersim Tertelesi’ni yazdı: Unutma sözkonusu olamaz

Yazar Erdal Yıldırım Dersim Tertelesi’ni yazdı: Unutma sözkonusu olamaz

PİRHA- Yazar Erdal Yıldırım, ‘Dersim Soykırımı Unutulamaz!’ başlığıyla kaleme aldığı yazıda, “Dersim’deki imha operasyonu sadece insanlarla sınırlı kalmadı. Dersim coğrafyasının yaşam kaynakları, inanç yerleri, dergâhları da bombalanarak ya da ateşe verilerek imha edildi” dedi. Yıldırım, kefensiz toprağa düşenlerimizi de, diğer tüm katliamlarda yitirdiklerimizi de, yaşanan acıları da asla unutmayacağız, unutturmayacağız” ifadelerini kullandı. 

Yazar Erdal Yıldırım, ‘Dersim Soykırımı Unutulamaz!’ başlığıyla bir yazı kaleme aldı.

Yıldırım, “İnsanlık tarihi boyunca günümüze değin yazılı, belgeli olarak tespit edilmiş onlarca soykırımın en çarpıcı olanlarından biri Dersim 38 Soykırımıdır. Aynen Dersimli Cemal Süreya’nın “Tarih Öncesi Köpekler Havlıyordu” şiirinde anlattığı gibi ‘ölümler, yıkımlar, sürgünlerle akıllardan hiçbir zaman çıkmayacak’  bir soykırımdır 37-38 Dersim” dedi.

Yıldırım, tarihte soykırım  halklardan şu örnekleri verdi:

“Tarihe bakıldığında ilk büyük soykırımı 1492 yılında Kristof Kolomb’un Amerika topraklarına ayak basmasıyla görürüz ki, Amerika topraklarına ayak basan ve soykırım uygulayan barbar Avrupalılar 20 yılda nüfüsu 8 milyon olan Arawaks yerlilerinin nüfusunu 28 bine kadar inmesine sebep olurlar. 1788 den 1938’e kadar olan yıllarda Avustralya topraklarını sömürgeleştirmek üzere giden İngilizler, yerli halk Aborjinleri sistematik bir şekilde, aralarına salgın hastalık yayarak, ya da yemeklerine zehir katarak soykırıma tabi tutar ve bu sürede nüfusu 750 bin olan Aborjinlerin sayısı 30 binlere kadar düşer.

“NAMİBYA’DA 130 BİN YERLİDEN 15 BİNİ SAĞ KALDI”

1891 yılında Afrika’da Namibya topraklarını işgal eden Almanlar, ülkenin altın ve zümrüt madenlerini ele geçirmek için ülkenin yerli halkları olan Herero ve Nama yerlilerinden yaşlı, kadın, erkek, çocuk farkı gözetmeksizin binlercesini yok eder, soykırım sonucu 130 bin yerliden sadece 15 bin kadarı sağ kalır.

“YAKLAŞIK 1,5 MİLYON ERMENİ KATLEDİLDİ”

Balkan Savaşlarının sonunda parçalanmaya başlayan Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarında, 1915 yılında ırkçı, milliyetçi “tek dil, tek din, tek millet” düsturuyla hareket eden Jöntürkler Anadolu topraklarının kadim halklarından olan Ermenilere karşı çok büyük bir soykırım gerçekleştirdiler. Tarihi verilere göre yaklaşık 1,5 milyon Ermeni katledildi. Yüzbinlercesi ülke topraklarını terk etti.

“21 MİLYON İNSAN ÖLDÜRÜLDÜ”

Yine Almanlar 2. Emperyalist Paylaşım Savaşının öncesi ve savaş süreci olan 1933 – 1945 yıllarında Büyük Alman İmparatorluğunu kurmak ve üstün Alman ırkını yaratmak amacıyla, Alman olmayan uluslardan yaklaşık 21 milyon kişiyi topluca kurşuna dizerek, toplama kamplarında fırınlarda yakarak ya da gaz odalarında zehirleyerek soykırıma tabi tuttular. Almanlar, Çingenelerin yüzde 94’ünü kısırlaştırıp, Yahudileri ise gaz odalarında yakarak sitemli bir şekilde öldürürler. 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında Sovyet ordusundan kaçan, neredeyse üçte biri 15 yaşından daha küçüklerin oluşturduğu 250 bin kadar Alman, Danimarkalılarca toplama kamplarına alındı ve binlercesi bu kamplarda yaşamını yitirdi.

“1,5 MİLYON CEZAYİRLİ YAŞAMINI YİTİRDİ”

1830’lu yıllarda zengin petrol ve maden yataklarına sahip olan Cezayir’i işgal eden Fransızlar onlarca yıl süren ve yüz binlerce insanın soykırıma tabi tutulduğu bir insanlık suçunun sorumlusu oldu. 1945’te Sedif Ayaklanmasında 45 bin Cezayirli, 1954-1962 yılları arasında ise tarihin en büyük soykırımı sonucu yaklaşık olarak 1,5 milyon Cezayirli yaşamını yitirdi ve 3 milyona yakın Cezayirli de esir düştü.

Daha sonra Dersim 38’e değinen Yazar Erdal Yıldırım, şunları yazdı:

Selçuklu ve Osmanlılar tarihi boyunca onlarca etnik ve inançsal kimliğe karşı katliamlar gerçekleştiren “tek tipçi, ırkçı” zihniyet, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra da 1920-21 de Koçgiri Katliamı’nı, ardından da Ağrı ve Zilan katliamlarını gerçekleştirdi.

Yüzlerce yıl, boyun eğmeyen, özgürce ve nispeten bağımsız olarak Dersim coğrafyasında yaşam süren; gerici, feodal zihniyet tarafından da “çıbanbaşı” olarak nitelendirilen Kızılbaş-Alevi, Kürt kimlikli Dersim’e karşı düşmanlık sürdü gitti.

Dersim’i isyan etmekle suçlayıp soykırıma kılıf arayanların, bu iddialarının doğru olmadığını soykırımdan 70-75 sene önceki Dersim’le ilgili raporlardan, Dersim’e yaptıkları sayısız seferlerden anlıyoruz. Bu raporlar: 1866 yılında Cebel-i Dersim (Dersim Dağ Islahat), 1875 Dersim Blok Havuzlar, 1896 Şakir Paşa ve Müşir Mehmet Zeki Bey, 1903 Arif Mardini Bey, 1906 Mutasarrıf Celal Bey ve 1908 Kazım Karabekir raporlarıdır.

Bu raporlar Cumhuriyet döneminde de, 1925 Vali Cemal Bey, 1925 Şark Islahat Planı, 1926 Müfettiş Hamdi Bey, 1930 İbrahim Tali Bey, 1931 Jandarma Umum Komutanlık, 1931 Fevzi Çakmak, 1932 Şükrü Kaya, 1935 İsmet İnönü raporları, 1934 İskan Kanunu, 1935 Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkındaki Kanun, 4 Ocak 1936 da Dersim isminin Tunceli’ye çevrildiği “Tunç-eli Kanunu ile devam etti.”

4 Mayıs 1937 tarihinde devletin tarihte ilk kez görülen bir uygulamaya imza atıp parlamentoyu topladığını belirten Yıldırım, “Sadece Dersim için bir kararname (kanun hükmünde) çıkarttı. Adına “4 Mayıs Dersim Tertelesi Kararnamesi” dedi. TBMM’de Bakanlar Kurulunun çıkarttığı bu “Dersim Tenkil Kararları” kararnamesi, özünde Dersimlilere karşı ‘Tedip ve Tenkil Harekâtı”adıyla toplu bir etnik temizleme ve imha kararının alınmasından başka bir şey değildir. Bu kararın ardından Dersim coğrafyası savaş uçaklarınca bombalanan binlerce kadın, erkek, yaşlı çocuk katledildi. 1937 ve 1938 yıllarında devam eden soykırım saldırıları sonucu on binlerce Dersimli katledildi, binlercesi sürgünlere gönderildi. Yüzlerce Dersimli kız ve erkek çocuk ya hizmetçi veya evlatlık olarak subaylara ve zengin ailelere verildi. İsimleri değiştirildi ve “birer Türk, birer Sünni” olarak büyütüldüler. Yıllar sonra Kürt ve Kızılbaş Alevi olduğunu öğrenen çok sayıda insan belgesellere, kitaplara, filmlere ve gazete, televizyon haberlerine konu oldu.” diye yazdı.

“MUNZUR SUYU GÜNLERCE KIZIL RENKTE AKTI”

Yıldırım, “Dersim’deki imha operasyonu sadece insanlarla sınırlı kalmadı. Dersim coğrafyasının yaşam kaynakları, inanç yerleri, dergâhları da bombalanarak ya da ateşe verilerek imha edildi. Sayısız kadına, genç kıza tecavüz edildi. Tecavüzden kaçan yüzlerce kadın ve genç kız Munzur suyuna atlayarak ölümü seçti. Mağaralarda, koyaklarda kurtulmak için saklanan analar, “sesleri çıkmasın, daha çok kişi öldürülmesin” diye çocuklarının yaşamına kendi elleriyle son verdi. Kızların saçları kazıtıldı, geçmişleri unutturulmak istendi.  Kutsal Munzur suyu günlerce kızıl renkte aktı durdu” dedi.

“UNUTMA SÖZKONUSU OLAMAZ”

Yazar Erdal Yıldırım, “Aradan geçen 80 yıla karşın halen Dersim soykırımı arşivlerinin tam olarak açılmaması, Dersim isminin iade edilmemesi, sürgünler, kayıplar ve evlatlık verilenlerin listesinin açıklanmaması, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin gösterilmemesi, bir yüzleşme ve hesaplaşmanın yapılmamış olması nedeniyle kimilerinin dediği gibi bir “unutma” söz konusu olamaz” ifadelerini kullanarak, şunları kaydetti:

“Dersimli Dünya Ana, soykırımıyla ilgili olarak “Unutmayın bu derdi, bunu unutmayın” diyordu. Bizler de Dersim soykırımında kefensiz toprağa düşenlerimizi de, diğer tüm katliamlarda yitirdiklerimizi de, yaşanan acıları da asla unutmayacağız, unutturmayacağız.”

(HABER MERKEZİ)

Yorumlar (1 Yorum)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

  • şehriban demir :

    3 Mayıs 2018-19:48

    Erdal beyin yüreğine, kalemine sağlık ! Belli ki üzüntü ve acı dolu bir yürekle yazılmış.
    Okuduktan sonra durup bir an düşündüm. Ataları bu soykırımda ölenler olarak, bu acıyı; yitirdiklerimizin nezdinde anıp, yüreğimizde yanan ateşi harlıyoruz her sene. Pekiyi ama tuzu kuru olanların bu kayıtsızlığını ne yapacağız. Belki anmadan da önemli bir aşama; acımızın ve başımıza getirilen bu felaketin tanınması ve bizimle ama bizden olmayanların da en az bizim kadar üzüldüklerini ve andıklarını/anladıklarını bilmekle olur ! Belki az da olsa yüreğimiz soğur. Dileğim bir an önce, her zümre ve her halktan kesimlerin de acımıza ortak olması… Araştırmacı yazarımıza bu güzel yazı için teşekkür ederim. En derin saygılarımla.

pirha.net © 2018