CANLI YAYIN

Yazar Mesut Özcan yazdı: 12 Eylül, Dersim’de nasıl etki yarattı?-VİDEO

PİRHA- Araştırmacı- Yazar Mesut Özcan, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin Dersim üzerindeki kültürel ve inançsal asimilasyonunun yansımalarını değerlendirdi. Özcan, “Sanki Dersimliler dinsiz, inançsızmış gibi ‘Din gereklidir’ denilerek afişler asılıyor, bildiriler atılıyordu havadan. Öldüren onlar, ölen Dersimliler olmasına rağmen  öldürenler, ‘Kardeşliğin tesisi için din gereklidir’ diyorlardı” dedi.

12 Eylül askeri darbesi ile Dersim’e özel bir yönelimin olduğunu, din kardeşliği adı altında camilerin, kuran kurslarının, imam hatiplerin açıldığını ve bu uygulamaların ise hala Dersim’de devam ettirildiğine değinen Araştımacı- Yazar Mesut Özcan PİRHA’ya konuştu.

KIZILBAŞ KOMÜNİST KALESİ DERSİM”

“12 Eylül darbesi bir ABD projesiydi” diyen Özcan şunları kaydetti:

“Hatırlanacağı üzere ABD’nin eski Ortadoğu CIA şefi Graham Fuller, Türkiye’de bir yandan demokrasinin güçlenmesine, bir yandan da komünizmi zayıflatmaya çalıştığını söylüyordu. Oysa aslında güçlendirilen demokrasi değil İslam’dı… Zayıflatılan ise demokrasinin kendisiydi. Aynı Graham Fuller, bir söyleşisinde şunları söylüyordu: Türkiye’de çok kuvvetli bir sol vardı. Aynı şekilde İran’da da. Hem 1950, 1960’lar , hem 1970’lerde. Komünizm hareketi çok kuvvetliydi. İslam zayıf ama solculuk güçlüydü. Fuller, yalnızca ABD’nin değil, bütün Arap dünyasının, Avrupalıların, herkesin parayla, silahla her şeyle siyasal İslamı desteklediğini söylüyordu. Fuller’e göre, komünizme karşı gerçek bir duvar İslamdı ve Türkiye’ye ABD’den önce siyasal İslamı Suudi Arabistan pompaladı. Darbe’nin asıl amacı buydu.”

“SİYASAL İSLAMIN HEDEFLERİNDEN BİRİ DE ALEVİLERDİ” 

12 Eylül askeri darbesinin gerçekleşmesi ile birlikte dönemin Ulusal Güvenlik Konseyi Türkiye Masası Şefi Paul Henze’nin “Bizim çocuklar bu işi bitirdi” sözlerini hatırlatan Özcan şöyle devam etti:

“12 Eylül darbesinde binlerce kişi hayatını kaybetti. Binlercesi işkencelerden geçirildi. Binlercesi sağlığından oldu, sakat kaldı, faili meçhul cinayetlere kurban gitti. Bunların tümü siyasal islama ve ABD’ye karşı olanlardı. ABD’nin desteğiyle darbeyi gerçekleştiren ve işbaşına gelen siyasal İslam’ın hedeflerinden biri de Aleviler’di. Çünkü Aleviler onlara göre “Kızılbaş Komünistler”di. Komünist olarak nitelenen ilerici, demokrat devrimciler ve laikliği savunan partilere oy veren Aleviler de, “Kızılbaş Komünist” olarak öldürülmüşlerdi. Peki, bir Kızılbaş Komünist kalesi olan Dersim’de neler yaşandı? Darbe’den en çok zarar gören, acı çeken illerin başında Dersim geliyordu. Hem solcu, devrimci bir yapıya sahipti Dersim, hem de Alevilerin en çok yaşadığı yerdi. Yani onların söylemiyle ‘Kızılbaş Komünistti’.”

‘KARDEŞLİĞİN TESİSİ İÇİN DİN GEREKLİDİR’ POLİTİKASI

Askeri darbe ile Dersim’de hızla kız kuran kursu, imam hatip okulları açıldığını ve 5 bin çocuğun il dışına kuran kurslarına götürüldüğünü kaydeden Özcan şunları aktardı:

“Siyasal islamın iktidara gelişiyle birlikte, bu kez Dersim’de hem de ordu eliyle dini propaganda yapılıyordu. Sanki Dersimliler dinsiz, inançsızmış gibi ‘Din gereklidir’ denilerek afişler asılıyor, bildiriler atılıyordu havadan. Öldüren onlar, ölen Dersimliler olmasına rağmen öldürenler, ‘Kardeşliğin tesisi için din gereklidir’ diyorlardı. Başında Korgeneral Suat İlhan’ın bulunduğu Atatürk Dil ve Tarih Yüksek, ‘Doğu Bölgesinde İzlenecek Kültür Politikası ve Propaganda faaliyetleri’ adlı raporunda şu ifadelere yer vermişti: İslamın getirdiği birlik, beraberlik ve kardeşlik fikri işlenebilir. Biz ne kadar bazı vatandaşlarımızı Türk kabul etsek de onlar kendilerini bizden kabul etmiyorlar. O zaman müslümanlık fikrinden hareket edebiliriz. Bunun laikliğe aykırı bir tarafı yoktur.’ Darbeyi gerçekleştirenlerin başında bulunan Kenan Evren, yaptığı darbeden dolayı vicdan azabı çekmediğini söylüyor, din için de ‘Dinsiz millet olmaz’ diyordu. Darbenin ardından Dersim’de imam hatip okulu açıldı. Kuran kursları açılmaya başlandı. Dersim merkezde açılan imam hatip okulunun dışında, 1982’de Pertek’te  kız kuran kursu, 1985’tde yine Pertek’te kız kuran krsu, 1986’da Ayazpınar köyünde ve yine 1986’de Çukurca köyünde kuran kursu açıldı.”

DÖNEMİN VALİSİ GÜVEN: DERSİM’E GELİŞ NEDENİM SİZİ MÜSLÜMANLAŞTIRMAK

12 Eylül darbesinin Dersim’de açtığı inanç asimilasyonu alanını cemaat tarzı örgütlenmelerin doldurduğunu ve bu cemaatler eli ile birlikte dershaneler, okullar açıldığını dile getiren Özcan şunları vurguladı:

Darbeden hemen sonra Dersim’e gönderilen emekli general Kenan Güven, Alevilerin en çok bulunduğu bu ilde, hem de Alevilerin yaşadığı köylerde mescitler yaptırdı. Kenan Güven, bunun nedenini de, burada yaşayan kişilerin bir dine mensup olmadığını, çünkü bir caminin, mescidin bile olmadığını söylüyordu. Kenan Güven’e göre de “Dinsiz millet olmaz”dı.  Zaten Kenan Güven bir konuşmasında, Dersim’e geliş nedenini şöyle açıklıyordu Dersimliler’e: ‘İslamiyeti yaymak ve sizleri müslümanlaştırmak.’
Dersim’in Valisi Kenan Güven’e göre de ‘kardeşliğin tesisi için din gerekli’idi. O, Dersim’i gördükten sonra, hiçbir zaman topyekün dinsizliği rehber edinmiş bir toplum yoktur, demekteydi. Yani demek istiyordu ki, Dersim dinsizdi. Güven’in propaganda yapmak üzere Dersim’de tüm ilçeleri dolaştırdığı İrşad ekibinden bir görevli, şunları söyleyecekti o dönemde: ‘Eğer islam, Türk milleti, Türk milleti islam camiası içinde olmasa, inanın ki islam dünyasının düşmanı ve esasen insanlık düşmanı olan milletler, hatta Komünizm, açık adını da verelim, bir günde buradan girer Afrika’dan çıkar.’
Daha sonraki yıllarda da cemaat burada örgütlenme alanı yarattı kendine. Okullar açtı, dershaneler açtı. Esasen zaten darbeden sonra cemaatler, tarikatlar hızla örgütlenmeye başladı Türkiye’de. Ve hızla devletin içinde, yönetimin içinde söz sahibi oldular. Netice itibariyle Dersim’de işte bu politikaların uygulanması için köylere camiler, mescitler yaptırıldı. Yaklaşık 5 bin yoksul çocuk alınarak Türkiye’nin farklı illerinde Kuran kurslarına gönderildi.”

“BUGÜN, DERSİM’DE YAŞANANLAR 12 EYLÜL’Ü ARATMIYOR”

“Bugün, Dersim’de sosyal kültürel açıdan yaşananlar, aslında 12 Eylül’ü aratmıyor” diye nitelendiren Özcan, Munzur Üniversitesi Alevi Bektaşi Araştırma Merkezi’nin ‘Dersim’de Aleviler boşlukta ve  bunun yerinin doldurulması gerekiyor’ sözlerine de tepki göstererek şöyle devam etti:

“12 Eylül döneminde Kenan Güven hem valiydi, hem de Belediye başkanıydı. Bugün de başımızda bir vali var ve hem de belediye başkanı. Hem de özellikle 1980’de ABD tarafından korunan, darbeyi yapan siyasal islamın temsilcilerinin iktidarda olduğu bir dönemde. Bir üniversitemiz var burada, sanki siyasal islamın üniversitesi. Rektörü, Kenan Güven’in kullandığı dili kullanıyor. Alevi Bektaşi Araştırma Merkezi’nin kurulmasına gerekçe olarak senatoda karar alıyor ve fakat orada diyor ki, ‘Ben Aleviliği nasıl tanımlıyorsam herkes böyle tanımlasın’. Kendisi gibi tanımlamayanları neredeyse dış güçlerin maşası ilan ediyor, neredeyse bu ülkenin birliğini, kardeşliğini istemeyenler olarak görüyor. Üniversite içinde mescit olmasına karşın, üniversitenin hoparlöründen günde beş vakit Alevi köyüne ezan dinletiyor. Dersim’de Alevilerin boşlukta olduğunu, bunun yerinin doldurulması gerektiğinden söz edebiliyor. Oysa sormak lazım; sen kimsin kardeşim? Senin başında bulunduğun üniversitenin amacı bilimsel çalışmalar yapmak, üretmek, tartışmak. Kesin yargıda bulunmak, kesin karar vermek değil. Madem öyle, neden bu üniversite var. Gelen öğrencilerine şu şudur de, olsun bitsin bu iş. 2008’de üniversitenin kurucu rektörü, cemaat kadrolaşmasına karşı çıkanlara, ‘Burada solcu olmayacak, Alevi olmayacak, Kürt olmayacak ama herkes olacak demişti.’ Ve sonra da gidip AKP’den milletvekili adayı olmuştu. Ve bunun adaylığını da bugün CHP’den milletvekili olan, Elazığ’dan milletvekili olan kişilerin desteklediği iddia edilmekte.”

CEMEVİ SİYASAL İSLAM DOĞRULTUSUNDA ÇALIŞIYOR

Dönemin valisi Kenan Güven’in o dönem kuran kurslarına gönderdiği kişilerin bir bölümünün cemevinde siyasal islamın amaçları doğrultusunda çalıştığını dikkat çeken Özcan şöyle devam etti:

“Bir cemevi var, siyasetin her türlüsünü yapıyor bana göre. Alevilerde cem kutsaldır, bir ibadettir ve herkes bu ibadete katılamaz, alınmaz. Fakat gelin görün ki, elini kolunu sallayan siyasetçiler, Dersim’e ilk geldiklerinde soluğu cemevinde alıyorlar. Neden? Çünkü Dersim Alevi kenti ve oya ihtiyaçları, propagandaya ihtiyaçları var. Alevileri elde etmeleri gerekiyor. Ama hiçbir siyasetçi, başka bir yerde önce camiye gitmiyor, önce imamla, müftüyle poz verip fotoğraf çektirmiyor. Geçen yıl, ana muhalefet partisinin bazı belediyeleri bu cemevinin onarımı için yardımda bulunmuş, onarımı bitince de gelip açılışını yapmışlardı. Buraya dikkat edelim. İşte Kenan Güven’in o kuran kurslarına gönderdiği kişilerin bir bölümü Dersim’de ve bunların içinden bir bölümü de tam da bu siyasal islamın amaçları doğrultusunda çalışıyor. Alevilik inancına baktığı gibi bakıyor.”

“ALEVİLER İNANCINI SAF VE DURU BİR ŞEKİLDE YAŞAYAMIYOR”

“12 Eylül Darbesi döneminde ve günümüzde yaşananlar, aslında Aleviliği siyasallaştırmaya yönelikti, Alevilik büyük ölçüde siyasallaştı” diyerek devam eden Özcan şunlara değindi:

“Kendi inancını saf ve duru bir biçimde yaşayamıyor Aleviler. Hem bugün iktidarda olan siyasal islamın temsilcileri tarafından, hem de onların karşıtları siyasetin içine çekilmeye çalışılıyorlar. Çekildiler de. Aleviler bugün kendi inançlarının özgünlüğünün, kendi ibadetlerini siyasetin dışında yapmanın ötesinde, siyaset ile anılıyorlar. Sanki bütün Aleviler solcu olmak zorunda, sanki bütün Aleviler devrimci olmak zorundaymış gibi bakılıyor Alevilere. Sanki bütün Aleviler ezilmişlerin yanında, ezenlerin karşısında olmak zorundaymış gibi bakılıyor. Oysa Alevi iş adamları da var, Alevi zenginler de var. Alevi olup da ezenler de var yani. Alevilik bir inanç biçimidir, bir siyaset, bir dünya görüşü biçimi değildir ki. Alevinin sağcısı da var, solcusu da var. Türkü de var Kürdü de var. Evet, yüzyıllardır ötekileştirilen, ezilen bir inanç biçimi olarak önemli bir bölümü kendini ezilmişlerin yanında görebilir, buna bir itirazım yok. Fakat Aleviliğin siyasallaştırılması, Alevileri inançlarıyla baş başa bırakmama hem Aleviliğe hem de onları kendilerinin önemli bir parçası, bir yandaşı gören sol-sosyalist gruplara, partilere büyük bir kötülüktür bana göre. Alevilerden bazıları solcu olabilir, devrimci olabilir buna itirazım yok. Kimi Aleviler ezilenden yana da olabilir, ezene karşı bir mücadele de verebilir, buna da itirazım yok.”

“YEREL BASIN DERSİM’DE GÖRDÜĞÜNÜ, DUYDUĞUNU NEDEN YAZMIYOR?

Dersim genelinde yaşanılan sıkıntılara yerel basının sessiz kalıp görmezlikten geldiğinin altını çizen Özcan son olarak şunları vurguladı:

“Dersim’de sosyal ve kültürel anlamda 12 Eylül’den itibaren bunlar yaşanırken, ‘Ben inancıma müdahale istemiyorum’ diyen, ‘Benim inancıma dokunmayın’ diyen kimseler de çıkmadı, çıkmıyor. Dersim’de ciddi bir yerel basın sorunu var. Yerel basın, gördüğünü, duyduğunu yazmıyor, belki de yazamıyor. Nasıl yazsın ki? İlan alamayacak yoksa. Kenan Güven döneminde de böyleydi. İhale almak için, iş yapmak için sesini çıkarmıyordu, çıkaramıyordu insanlar. Terörist olmakla suçlanıyordu yoksa. Burada haber yapılması, gündeme getirilmesi gereken şey ne kadar güzel kuşların, tilkilerin olduğu, onların kent merkezine kadar geldiği, domuzların kent merkezine indiği, onların elle beslendiği değil, domuzların neden kent merkezine kadar indiği, doğamızın neden bu kadar tahrip edildiği, bu kentte insanların mutlu mu mutsuz mu olduğudur. Örneğin Aktuluk’ta okunan ezanın köylülerce, Alevilerce nasıl karşılandığının araştırılıp, soruşturulup haber yapılmasıdır. Örneğin Belediye binası, bir dönem mescit görünümüne sokuldu. Basın bunun nedenini sormadı, ne sokaktaki insanlara sordu, ne de bunu bu hale getiren Valiye/Belediye başkanına sorabildi. Yani, burası bir Alevi kenti ve bu yapılanın amacının ne olduğunu sormadı. Neden gerek duyuldu böyle şeye. 12 Eylül darbesinin bize bıraktığı, bizden alıp götürdüğü bunlar.”

H.Yaşar SEZGİN-Ersin ÖZGÜL

DERSİM

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

pirha.net © 2018