CANLI YAYIN

Yönetmen Hüseyin Aydın yeni filmini anlattı: Rıza Şehri bir söylence değil-VİDEO

PİRHA-Aleviliğin temel taşlarından olan razılık ve rızalığa dayalı, kimilerinin Alevilerin ütopyası diye adlandırdıkları Rıza Şehri beyaz perdeye aktarılıyor. Tek derdi Alevi yol değerlerini insanlara unutturmamak olan Alevi yönetmen Hüseyin Aydın, yeni filmi olan Rıza Şehri’ni anlattı. 

Hüseyin Aydın film yönetmeni. Derdi ise Aleviliğin unutulmaya yüz tutmuş yaşamını, felsefesini görsele dökerek satır başlarıyla insanlara hatırlatmak. İlk filmi Aşkın İkrarı Yol ile bunu yapmaya çalışan Aydın, şimdi ikinci filmi olan Rıza Şehri’ni çekmeye hazırlanıyor.

“DERDE DERMAN ARAMA BAĞLAMINDA FİLMLER ÇEKİLMEDİ”

Adından da anlaşılacağı üzere Rıza Şehri Alevilerin ütopyası diye adlandırılan tamamıyla razılık ve rızalığa dayalı bir yaşam biçimini konu ediniyor. Aydın ile Aleviliğin görsele aktarımı üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Aleviliğe dair bir sürü film çekildiğini ifade eden Aydın, bu filmlerdeki sıkıntıyı şöyle anlatıyor:

“Aleviliği kendi derdi olarak bilip o derde derman arama bağlamında mı filmler çekildi yoksa o derdi kullanıp orada gişe yapıp biraz para kazanmak anlamında mı yapıldı? Bunlar farklı farklı şeyler. Bu iki pencereden baktığımızda ciddi bağlamda Aleviliği dert edip bu derde derman arama bağlamında çekilmedi bu filmler. Ne yaptılar Aleviliğe ait belli görsel şeyler koydular ‘alın size’ dediler işte Alevilerin onu izlemesini sağlayıp oradan gelir elde etme anlamında yaptılar. Aslında bu çok kötü bir şey değil belki ama inançsal olarak doğru değil. Benim şöyle bir derdim var, hani Şah Hatayi diyor ya ‘Güzel pirim bir dert vermiş çekerim, bir derdim var bin dermana değişmem.’ Neydi o bir dert ki sen bin dermana değişmiyorsun. O bir dert insan olmaktır, o bir dert evrende var olan her şeyi sevmektir. O bir dert kendisinin dışındaki her şeyi dost, musahip, kardeş görmektir. O öyle bir dert ki mevkiyi makamı, parayı pulu, benliği hiçleştirmektir. Peki o bin derman neydi ki kabul etmiyordu? Mevkiydi. ‘Hadi lan’ dedi. Makamdı ‘Hadi lan’ dedi. Para, şan, şöhretti. ‘Hadi lan’ dedi. Namerdin sofrasına oturmaktı. ‘Hadi lan’ dedi. ‘Benim mazlumlar katarı diye bir derdim var’ dedi. ‘Ben oradan ayrılmam, ben zalimin önünde ilik iliklemem. Bunlar benim dermanlarım değil’ dedi. Şimdi yaşadığımız çağda ne yazık ki hayatın bir parçası oldu bu saydıklarımız.”

“CANLI BİR PARA OLUYORSUN”

“Şimdi hangimiz yeni çıkan telefonun markasında değiliz ki” diye serzenişte bulunan Aydın, eleştirilerini şöyle sürdürüyor: “Yani biz insan olmayı ve insanca yaşamayı değil sistemin bilinç altımızda kodlandırdığı şeyleri almak ve ona göre kendimize empoze etmek, şekillendirmek derdine düşmüşüz farkında olmadan. Böyle olunca ne oluyor insan olma yanın törpüleniyor ve bitiyor. Biyolojik olarak insansın, düşünce ve beyin olarak insanlıktan farkında olmadan uzaklaşmış oluyorsun ve sistemin parçası olmuş oluyorsun. Sistemin ana temeli metadır, paradır ve sen de canlı bir para oluyorsun. Bu kadar net.”

“ALEVİLİĞİN TEMEL DÜSTURU RAZILIK VE RIZALIK”

Aleviliğin temel düsturunun razılık ve rızalık olduğunu belirten Aydın, “Razılık ve rızalığın olmadığı hiçbir yaşam tarzı Aleviliğe tekabül etmiyor. O zaman ne yapmalıyız biz temel köşe taşını iyi döşemek zorundayız. Eskiden okuma vardı insanlar okuyordu. Artık okumuyorlar. Şimdi ne yapıyorlar izliyorlar. Radyo vardı dinliyorlardı. Radyodan sonra ne oldu televizyon çıktı. Radyo dinlemiyorlar artık. Adam gözüyle izliyor kulağıyla dinliyor. Gözden kulaktan beyine beyinden yüreğe getiriyor. Eğer ona ait bir şey varsa buraya mekan ettiriyor. Ama yoksa da ‘Hadi bana eyvallah’ diyor.” diye ifade ediyor. Görselliği kullanarak insanlara kendi gerçeklerini ulaştırmanın önemine değinen Aydın, konuşmasına şöyle devam ediyor:

“İNSANI İNSANLAŞTIRAN KÜLTÜR VE SANATTIR”

“Alevilerin en büyük eksiklerinden birisi kültür sanat. Canlıları diri tutan iki şey vardır; hava ve su. İnsanı insanlaştıran evrim sürecini tamamlayan kültür ve sanattır. En basit bir şey 7 ulu ozanı çıkar hadi Aleviliği yürüt bakayım. Ama neden çünkü o zaman görsellik yoktu sözeldi, söylemleydi. Ne yapıyordu bu 7 ulu ozan Aleviliğin yaşamına dair? Mesela Daimi ‘Hakk’ın varlık deryasıyım mademki ben bir insanım’ diyor. Burada yaradılışın gerçekliğini anlatmaya çalışıyor. Neyle kelamla. Niye kelam her insani kamil Hak’la Hak olmuşsa eğer onun ağzından yüreğinden çıkan her şey Hakk’ın kelamıdır. Neden telli Kuran diyoruz çünkü yazılı olmayan sözel Hak’ın söyleminin tezahürü olduğu için öyle diyoruz. Bunun için de sözeldi şimdi sözelden görsele döndü. Döndüyse eğer o zaman bunların arka planındaki görselliğini insanlara götürüp insanın kendi vicdan terazisinde tartmasını sağlamak ve kendisine dar olmasını, yar olmasını, bir olmasını sağlayacaksak eğer bu görsellikten geçer.”

“GELECEĞE KAYNAK BIRAKMIŞ OLACAKSIN”

Alevi yaşam ve yol dünyasına görselliği bırakmak için Rıza Şehri ile başlamak gerektiğine dikkat çeken Aydın, “Rıza Şehri ile başladığında o benliği yok edip kendini ağırlığınca terazinin kefesine koyup gülle tartmak söz konusu olacaktır. Ondan sonra tutarsın dört kapı kırk makamı kapı kapı işletirsin, yaparsın. Böylelikle hem Aleviliği daha anlaşılır bir şekilde insanlara hisse edilmiş hikayeler içerisinde götürüp kendilerine orada bir ayna olarak tutarsın, kendilerini yargılamalarını görmelerini sağlarsın. Ama aynı şekilde de geleceğe bir kaynak bırakmış olacaksın. Binlerce kitap var ama ne yazık ki şimdi kitaplar ileriye belge olarak kalıyor eğitim görevi görmüyor” diyor.

“ÖNEMLİ OLAN YOLU YÜRÜTMEKTİR”

Yolun yürüyebilmesi için herkesin kendince bir şeyler yapması gerektiğini söyleyen Aydın, “Yola talip olmak yetmiyor, önemli olan yolu yürütmektir. Siz buradan yürümezseniz eve gidemezsiniz. ‘Eve gitmek istiyorum’ bu düşüncedir. Gitmen için yürümen lazım, hareket etmen lazım. Alevilik de böyle bir şey. Aleviyim demekle Alevi olamıyorsun, olmuyor, yetmiyor. Ne yapmak lazım; yürümek lazım. Yürümekse kim yetenekleri, gücü oranında ne kadar yürüyebiliyorsa yürümeli. Herkes yapabildiğini yapabilirse biz bir yere gelebiliriz, bir yere gidebiliriz, bir yerde başarılı olabiliriz” diyor.

“RIZA ŞEHRİ BİR SÖYLENCE DEĞİLDİR”

Rıza Şehri’nin kimine göre bir ütopya olduğunu ifade eden Aydın, kendince şöyle anlatıyor Rıza Şehri’ni: “Elbette ki bütün insanların ütopyası olmalı. İnsanı insanlaştıran ütopyadır. Ütopyan yoksa insan değilsin zaten. Ama Rıza Şehri ütopya değil. Rıza Şehri yaşanmış ve o yaşamın üzerinde kurgulanmış bir gerçektir. Yani bir söylence değildir. Günümüzde de var Rıza Şehri. En basit örnek cemlerde. ‘Büyüğümüz küçüğümüz yoktur’ diyoruz. Kadın erkek cinsiyet ayrımı yoktur, herkes eşittir. Lokmalar niyazlar eşit bir şekilde bölüşülmüyor mu? Hatta çıkıp da ‘Elimde yoktur terazi herkes payına oldu mu razı?’ diye de bir razılık ve rızalık alınmıyor mu? Ama bunu minyatür küçük bağlamda değil de yaşamsal, büyük toplumsal alanda Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal ortakları kurdular 1400’lerin başlarında. İlk gittikleri o köyde başladılar köyleri birleştirdiler. Sonra Anadolu’nun dört bir yanından pirler, civanlar akın akın oraya gelip o yaşama dahil oldular, o yaşamı gerçekleştirdiler.”

“YENİDEN İNSAN VİCDANINA TAŞIMA GEREĞİ HİSSEDİYORUM”

Alevilerin onlara öncülük eden ve Alevi düşünce ve felsefesini bugünlere getiren insanlara minnet borcu olması gerektiğini düşündüğünü söyleyen Aydın, “Belki ben Börklüce ve Torlak’ın hikayesini o ortaklardaki savaşını çekmeyeceğim ama en azından onların anısına diye bir başlıkla onları yeniden insanın vicdanına taşımak gereğini hissediyorum. Çünkü tarihi arka planı unuttuğumuzda soyutlaşıyor her şey. Somutlaştırmak gerekiyor. Bizim hiçbir düşüncemiz soyut değil, iş olsun diye düşünüp, kurgulanıp söylenmemiştir. Her şey gerçektir, gerçekten tezahür etmiş kendini var etmiştir” diyor.

“BÜTÜN DEĞERLERİ KENDİ PARÇASI GİBİ GÖRDÜĞÜNDE İNSAN ANLAM TAŞIYOR”

Aleviliğin en çok çürümesinin nedenlerinden birinin doğdukları yerden kopartılarak adeta yeni bir saksı içinde yetiştirilmeye çalışılması olduğunu kaydeden Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü: “Aleviliğin bugün en çok çürümesinin nedenlerinden bir tanesi de doğdukları yerden kopartılıp yeni bir saksı içinde yetiştirilmeye çalışmalarıdır ki köksüz oluyorlar. Buradan geliyor. Çünkü Aleviliğin temel iki desturu vardır biri komu’dur yani kabile ve aşiret ya da soy boy dediğimiz şey. Diğeri ise ziyaretleridir. Mesela biz ziyaretlerle büyüdük. Şimdi bir ağaca çaput bağlıyorsun. Oysa ki ağaca çaput bağlarken ağaçtan kutsiyet beklediğinden dolayı değil ağacın insan yaşamındaki değerinden yani o Hak, Muhammed, Ali dedikleri tanrı evren insan birlikteliğinin vazgeçilmezi nedir? Sen doğayı yok saydığında kendini bu yaşamda soyutlamış oluyorsun. Ama darda-sıcakta kaldığında bir gölge istiyorsun. İşte o ağaç sana gölge olduğunda sana ana oluyor. Şimdi biz ağacı analıktan çıkarıp sadece bir ağaç, bir dal parçası gördüğümüzden işte ağaca da çaput bağlanırmış mantığına gideceğiz. Şimdi ziyaretler tepelerdedir neden? Biz dağları, ovaları, ırmakları sıradanlaştırıp bir dağ parçası bir toprak parçası ya da taş parçası gördüğümüzden de inancın içini boşaltmış oluyoruz. O zaman ne oluyoruz doğadan kopuk soyut bir insan olmuş oluyoruz. Yani doğada münezzi, yaşamda münezzi, kopuk, soyut bir insan olmaz. İnsanı insanlaştıran yaşadığı bütün değerleri kendi parçası gibi gördüğünde insan bir anlam taşıyor. Alevilik onun için değerlidir onun için çok önemlidir. Çünkü Alevilik sadece bireyin kendisini ve belli bir şeyi önceleme değil. Evrende var olan her şeyi bir parçası sanıp onunla kendini bütünleştirdiğinde hatta Hakk’ı da buna katarak hani Veysel diyor ya ‘Güzelliğin on para etmez şu bendeki aşk olmasa. Eğlenecek yer bulamaz gönlümdeki köşk olmasa.’ Köşkün olmadığı hiçbir yer gönlün köşk olarak kullanılmadığı hiçbir alan da alan değildir. İşte onun için Aleviliği bunlardan soyutlarsak hiçbir şey olmaz.”

Rıza Şehri filminin senaryosunun hemen hemen bittiğini ifade eden Aydın, film için alan araştırması yaptığını ve filmi Aydın bölgesinde çekmek istediğini ekledi.

Suay ABAK/İsmet SEFER

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

pirha.net © 2018