CANLI YAYIN

Yönetmen Tabak: Önemli olan herkesin kendi Yılmaz Güney’ini bulması-VİDEO

PİRHA- Türkiye sinemasının unutulmaz ismi Yılmaz Güney’i anlatan ailesi, çalışma arkadaşları ve dostlarıyla yapılan röportajlarla sanatçının dünya görüşü, sanat anlayışı ve zorluklarla dolu yaşamına eğilen “Çirkin Kral’ın Efsanesi” belgeselinin Yönetmeni Hüseyin Tabak PİRHA’nın sorularını yanıtladı. Tabak, “yılmaz Güney hocam oldu, onun açtığı yoldan gidiyoruz” dedi. 

Sinema oyuncusu, yönetmen, senarist ve yazar Yılmaz Güney’in hayatını konu alan ‘Çirkin Kral Efsanesi’ (The Legend of Ugly King) dünya prömiyerini geçtiğimiz yıl Toronto Film Festivali’nde yapmıştı. Türkiye prömiyerini 37. İstanbul Film Festivali’nde yapan Türkiye ve dünya sinemasının efsanelerinden Yılmaz Güney’e saygı duruşu niteliğindeki film, bugün vizyondaki yerini aldı.

Yönetmen Hüseyin Tabak, 7 yılda tamamladığı, içerisinde Michael Haneke, Costa Gavras, Fatoş Güney, Tarık Akan, Tuncel Kurtiz, Nebahat Çehre, Halil Ergün ve daha birçok önemli isimlerle yapılmış röportajları barındıran ‘Çirkin Kral Efsanesi’ filmini PİRHA’ya anlattı.

Sinema ile nasıl tanıştınız?

Almanya’da doğup büyüdüm. Annemle babam mülteci olarak geldi. İkisi de her Türkiye’den gelen aile gibi fabrikada çalıştılar. 80’lerde bütün Türkiyeli aileler o zaman hafta sonları buluşup köydeki hikayelerini anlatıp şarkılar söylerlerdi. Biz böyle bir ortamda büyüdük. O zamanlar Türk filmlerini kiralayıp hep birlikte izliyorduk. Daha çok komedi filmleri vardı. Ara sıra Yılmaz Güney filmleri de geliyordu. Ve o günler, akşamlar çok güzel oluyordu. Aileler buluşuyordu. Ve çok ilgiyle izleniyordu. Çocukken o kadar çok ilgimizi çekmiyordu. Daha sonra liseyi bitirdikten sonra tabi Amerikan filmlerini de izliyorduk. Liseyi bitirdikten sonra hayatımda ne yapacağımı düşünürken sinemayla rast geldim. Çünkü ben çok genç yaşta babamın kamerasını almıştım. Bir iki haftalığına verdiği kamera ile 5 yıl gençliğimi çektim. Arkadaşlarımı maceralarımızı çektim. Ve bunu bir gün kurgulamak vardı aklımda. Aynı zamanda kısa hikayeler yazıyorum. Onlar da hoşuma gidiyordu. Araştırmaya başlarken sinemayla tanıştım. İlk adım öyleydi. Sinemayı araştırırken de gerçekten de sinemanın tarihini araştırmaya başladım. 1990’lara geçerken de Charli Chaplin ile karşılaştıktan sonra onun hikayelerini kendime yakın hissettim. Ve sonra da kendi kültürüme yakın olduğunu gördüğüm Yılmaz Güney ile tanıştım. Yılmaz Güney’i izledikten sonra sinema yolculuğum da başlamış oldu.

Ve sinema serüveniniz başladı. Bu zamana kadar kurmaca film ve belgeselleriniz oldu. Biraz onlardan bahsedebilir misiniz? 

İlk filmim Kick Off adlı belgeseldi. Uzun metraj. Avusturya’da çektiğim ödüller alan bir belgesel. Ardından da ilk kurmaca filmim ‘Güzelliğin On Par Etmez’di. Hala belgesele daha yakın hissediyorum. Mehmet Aktaş Berlin’de yapımcı benim ilk kısa filmimi izlemişti. Ve bana sordu ‘Yılmaz Güney belgeseli çekelim mi’ diye. Ana fikir ondan geliyor zaten. Aktaş Yılmaz Güney’i araştırıyor ve bu araştırma belgesel olarak gösterme fikri vardı. Ve Yılmaz Güney belgeseli öyle başladı.

7 yıl sürdü ve ödüller aldığınız bir film oldu ‘Çirkin Kral Efsanesi.’ 7 yılda neler yaptınız?

2010 yılından itibaren ilk iki yıl Yılmaz Güney’in hayatını araştırarak, filmlerini toplayıp kitaplarını okuyarak geçti. Öyle biraz kendisi ile tanışmaya başladım. Sonra odadan çıkıp 2013’de insanlarla görüşmem oldu. Belgeselin konsepti bu iki yılda çıktı. 2013’ten bu yana da çekimler başladı.

Çekim sürecinde ne tür zorluklar yaşadınız?

Maddi zorluklar yaşadık. Çünkü yaparsak doğru düzgün yapalım diyorduk. Yılmaz Güney’e yakın olan herkesle görüşmek istiyorduk. En iyi kamera ile çektik. Ona göre ekip lazım. Çok titiz çalıştık çok para lazımdı ve Almanya’da parayı toplayamadık. Avusturya ile ortak yapım oldu. Halen yetmedi ve Mehmet Aktaş kendi özel olarak para koydu. Büyük zorluklardan biri buydu. İkincisi ise kurguydu. Zaman geçti 5 yıl çekim yaptık. Ve bunu bir araya getirmek çok zordu.

Belgeselinizde Yönetmen Michael Haneke de yer alıyor. Haneke projenizi nasıl karşıladı?

Haneke beni destekleyen bir hocamdır ilk kısa filmden beri. Ve önceden kamera önünde konuşmak istemiyordu. Ve her derste şaka yapardım. ‘Yarın kamerayı getirip çekeceğiz’ ki o da önce ‘hayır’ diyordu. Ardından da ‘artık diyordu getirin’. 4 yıl öyle, Haneke ile öyle geçti. İlk çekimim de Avusturya’da Haneke’yleydi. Belgeseli çok beğendi. Yılmaz Güney sanatını tanıyordu ama insani tarafını kişiliğini falan görmemişti.

Belgesele koymak istediğiniz veya koyamadığımız başka isimler var mıydı?

Yaşar Kemal ile çekim yapmak istedik. Maalesef çekime başladığımızda ölmemişti ama durumu kötüydü olmadı. Şerif Gören ile görüştüm tanıştım ama yer almak istemedi. Yoksa onlardan hariç. İki ünlü sinemacıyla görüşüyorduk. Onları belgesele katmak istedik. Onlarla da zamandan kaynaklı olmadı.

“YILMAZ GÜNEY’İN AÇTIĞI YOLDAN GİDİYORUZ”

Yılmaz Güney’e geçecek olursak. Sizin için Yılmaz Güney ne ifade ediyor?

Benim için Yılmaz Güney hocam oldu. Yılmaz Güney 7 yıl sonra insani tarafından hocam çünkü onun hayatını araştırarak kendi hayatım için çok şey öğrendim. Ve sanatsal olarak da hocam oldu. Yılmaz Güney benim için genç sinemacılar için bir yol çizmiş açmış. Bu yolu kendisi gidememiş ama bu yolu artık bizim gitmemiz lazım diye düşünüyorum. Yılmaz Güney’in verdiği mücadeleye çok şey borçluyuz. Onun yolunda gitmeye çalışmamız lazım. Hiç kimse Yılmaz Güney olamaz çünkü Yılmaz Güney zaman üretir. Bu zaman yaşasaydı Yılmaz Güney olmazdı. Ama o zaman öyle bir adam gerekiyordu. Orayı doldurdu. Onun açtığı yolda gitmemiz lazım.

Film Yılmaz Güney belgeseli ama bir yandan da sizin Yılmaz Güney’e yaptığınız bir yolculuk gibi. Sizin yaşadığınız yolculuk nasıl, size ne kattı?

Bana çok şey kattı. Çünkü kendi kültürüm ve kimliğimle karşılaştım. Kürt kimliğimle karşılaştım ve öğrendim. Yılmaz Güney Kürt kimliğim ile sonradan karşılaşması gibi bir süreç yaşadım. Ama Yılmaz Güney için sınıfsal mücadele daha çok önemliydi. Bu kimlik de çok vurgulanmış değildi. Ezilen sınıfın arkasında ve hikayesini anlatmak onun için daha çok önemliydi. Bu benim sanatıma da kişiliğime de çok şey kattı.

Yılmaz Güney’in Türkiye ve dünya sinemasında algısı nasıl? Dünya ve Türkiye sinemasını da bilen biri olarak Yılmaz Güney nasıl bir yerde?

Yılmaz Güney dünya sinemasında çok büyük bir isimdir. Artık yeni nesil dünyada çıkan sinemacıları unutmuş olabilir ama misal benim filmimi izledikten sonra bazı okullar filmleri kütüphanelerine aldılar ve öğrencilerine göndermeye başladılar. Bu amaçlarımızdan biriydi. Yılmaz Güney’i unutturmamak bu Türkiye’de yaşayan insanlar için de geçerli. Ve umarım biraz katkısı da olmuştur.

“TÜRKİYE’DE SİNEMA UÇURUMA DOĞRU GİDİYOR” 

Türkiye’de politik sinema anlamında Yılmaz Güney’in bir karşılığı var mı?

Türkiye çok zor bir dönem yaşıyor. Çünkü bir taraftan sinema filmleri ile gişe yapamıyorsun. Yapmak istiyorsan daha çok gişe filmi yapman lazım. Komedi yapman lazım. Bu da tabi Türkiye’de olan biteni anlatmıyor. Sinema çok pahalı bir sanattır. Bir film yapmak yüz binlerce lira. Bunu yaptıktan sonra insanlar bu filme girmese ikinci üçüncü filmi yapamıyorsun. Çoğu zaman ilk filmler çok iyi oluyor. Ve bunlar yapılır. Çünkü herkes sette gönüllü çalışan insanlar. Kültür Bakanlığı’nın elindesin. Çünkü her filmi desteklemiyorlar. Daha çok bugünkü olan biten şeyleri gösteren filmleri çok az destekliyorlar. Ve Kültür Bakanlığı’nın sinemaya verdiği destek Avrupa’yla karşılaştırırsan en son sırada. Avusturya’nın nüfusu 9 milyon. Senelik sinema bütçesi ise 50 milyon Euro’yu geçiyor. Onun için sinema maalesef Türkiye’de uçuruma doğru gidiyor.

“SANSÜR TÜRKİYE’DE”

Sadece maddi anlamda da değil. Sansür de sinema dünyasının üzerinde.

Tabi. Kültür Bakanlığı her filmi onaylamıyor. Seçiyor. Sinemacılar zorluklar yaşıyorlar. Kendi cebinden yaparsan yine parayı toparlayamıyorsun. Yılmaz Güney’in en azından büyük oyuncularla tanıştığı için seyirci otomatik olarak filmlere gidiyordu. Kesinlikle sansür şu anda Türkiye’de kontrol eden bir mekanizma halinde.

“ÖNEMLİ OLAN HERKESİN KENDİ YILMAZ GÜNEY’İNİ BULMASI”

Sizce Yılmaz Güney yeterince anlaşılabildi mi?

Buna toplum olarak cevap vermesi zor. Amed’de, Van’da Batman’da herkes Yılmaz Güney’i başka tanıyor. İstanbul’da daha çok avuntu filmlerini beğeniyorlar. Yılmaz Güney her yerde tek siyasetçi olarak görülmüyor. Zaten bu da Yılmaz Güney’in en zor yaşadığı dönemdi. Sürgünde kaldığında aslında sanat yapmak istediği halde siyaset yapmaya mecburdu. Çünkü başka birisi yoktu. Yılmaz Güney toplumu bir araya getiren bir figürdü. O zaman sol kesim ayrılmış. Türkler ve Kürtler zaten ayrılmış. Ama Yılmaz Güney dediğinde biraraya getirdi. Onun için siyaset yapmak mecburiyetindeydi. Ama o yaşadığı üç yılda daha çok fim çekmek istiyordu. Duvar’ı ancak çekebildi. O konuda Yılmaz Güney’i zaten 2 saatte anlatabilmek yeterli mi ya da anlayabilirler mi bilmiyorum. Anlayabilmesi de önemli değil önemli olan herkesin kendi Yılmaz Güney’ini bulması.

Dün özel gösterimi yapıldı filminizin bugün de Türkiye’de vizyonda.

26 Ekim’de film Türkiye’de 50’den fazla salonda vizyona girecek. Benim için önemli olan belgesel de değil. Belgesel bir araç. Ki Yılmaz Güney Filmleri yine izlensin ve unutulmasın. Umarım insanlar belgeseli izler sonra yine Yılmaz Güney’in bir posterini, afişini duvarına asar.

Bundan sonra kurmaca mı belgesel mi nasıl devam edeceksiniz?

Benim için hiç önemli değil. O hikaye ne gerekiyorsa onu yaparım.

Var mı yeni projeleriniz?

Şu anda 2-3 tane kurmaca projem var. Birisini çektim. Romanya’da yaşayan çingeneler üzerine film çektim. Sonradan çocuklarla ilgili bir film çektim Almanya’da. Bir de Türkiye’de geçen bir hikayem olacak, ‘Kırmızı şarap’ diye. Bu üç proje üzerine çalışıyorum şu anda.

Sevim KAHRAMAN/İsmet SEFER

İSTANBUL

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

pirha.net © 2018