Ana Sayfa GÜNDEM - MANŞETLER, KÜLTÜR, TÜM HABERLER, VİDEO 21.02.2019 2065 Görüntüleme

‘Kırmançki Xızır’ın dilidir; dilinize sahip çıkın’- VİDEO

PİRHA- 21 Şubat Uluslararası Anadil Günü. Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan Kırmançki’yi (Zazaca) yaşatma gayretinde olan İzmir’deki Gımgım Tiyatro Ekibi de dil üzerindeki asimilasyona dikkat çeken skeçler ile izleyicileri hem güldürüyor hem düşündürüyor.

Diller üzerindeki baskılara dikkat çekmek amacıyla Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO tarafından 21 Şubat Uluslararası Anadil Günü olarak ilan edildi. UNESCO’nun 2018’de yayınladığı raporda dünyada konuşulan 6 bin dilden 2 bin 500’ü tehdit altında. Türkiye’de ise konuşulan 15 dil tehlike altındayken 3 dil ise çoktan yok oldu.

Ülkemizde 4 ile 6 milyon arasındaki kişinin anadili olan Kırmançki (Zazaca) yok olma tehlikesi altında olan diller arasında ve UNESCO bu dil için 30 yıl ömür biçiyor.

İzmir’deki bir tiyatro ekibi de oyunlarının tamamını Kırmançki’çe oynayarak dillerini yaşatmaya çalışıyorlar.

Varto- Der tarafından 2016’da kurulan İzmir Gımgım Tiyatro Grubu skeçlerini İzmir Çiğli Belediye binasında sergiliyor.

Provalarında görüştüğümüz tiyatro ekibinin ilk skeci ‘Sınıf‘, 1970’lerde okullarda yaşanan hikayeleri konu ediniyor. Özellikle Türkçe dışında dillerin konuşulduğu bölgelerdeki okullarda öğretmenler aracılığı ile dile yönelik baskıya konu edindikleri ‘Sınıf’ adlı skeçte, asimilasyona dikkat çekiyorlar.

Bu sınıfta öğretmeni canlandıran ve 10 yıldır tiyatro ile ilgilenen Tuncay Akdeniz, kendisinin de okul dönemi ile birlikte anadilinin yok olmaya başladığını söylüyor.

Akdeniz sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Okul başlayınca dilimiz yavaş yavaş unutuluyor. Geç kalmış olabiliriz ama önemli olan fark edip bu yola girmektir. Tek istediğimiz bu dile bu kültüre sahip çıkılması. İnsanların bize destek vermesi çünkü çok zor şartlar altında bu grubu bir yere getirmeye bu dili yaşatmaya çalışıyoruz. Dil üzerinden kendi kültürlerini kendi dillerini yaşatmalılar.”

“DİLDE ASİMİLASYON AİLEDE BAŞLIYOR”

Asimilasyonun batıya göç ile başladığını düşünen Akdeniz, “Çünkü dili yok edenler de biziz. ‘Dilinizi konuşmayın ayıptır’ söylemleriyle dillerini ve kültürlerini öğretmek yerine bu dili öğrenip ne yapacağız. Aslında ailelerde başlıyor asimilasyon. Tabi korkudan da konuşulmamış olabilir. Bu dili artık sadece anne ve babalarımız konuşuyor. Bu dili yaşatmak hepimizin borcudur. Burada en çok görev ailelere düşüyor” diye konuştu.

“ANNEM VARTO DEPREMİNİN TRAVMALARINI HEP YAŞADI”

60 yaşındaki Ümit Fatma Fırat da, tiyatroya kısa bir süre önce anadili olan Kırmançki’nin gelişmesine katkı sağlamak için başlamış. Bu tiyatro grubunda kendi kitabında esinlenerek sergilenen oyunda Varto depreminde torunlarını ve çocuklarını kaybeden bir anayı canlandıran Fırat, şunları söylüyor:

“Proje benim dışımda gelişti. Benim kitabımda 1966 yılında yazdığım bir bölümünü yani depremle ilgili bölümünü sahnelemek istemişler; o anlamda ben de dahil oldum. Kitapta bahsettiğim şey sadece deprem değildi, kendi yaşadığım coğrafyada kendi kültürümü kendi yaşam şeklimi anlatmak istedim. Depremde bunun bir parçasıydı.

Benim annem acılı bir kadındı. Tabi o depremin travmalarını yaşadım, annemin o acılı anlarının travmalarını da yaşadım. Çünkü annem her zaman bir orman kıyısında ya da bir taşın arkasında ağlarken görmek kardeşlerimin o kanlı elbiselerini yıllarca sandıkta sakladığını görmek bana acı veriyordu.”

“ÇOCUKLARIMIZA ANA DİLİMİZİ ÖĞRETMEK ZORUNDAYIZ”

Oyun ve sohbetimiz boyunca anadili Kırmancki konuşan Fırat, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan dil üzerindeki asimilasyona da dikkat çekiyor.

“Genel anlamda da yasaklı olarak gelen bir dil olduğu için de günümüzde de bu sıkıntılarla devam ediyor. Bunun için annelere büyük görev düşüyor. Çocuklarımıza ana dilimizi öğretmek durumundayız. Anneler çocuklarına öğretirse bu dil yaşar. Dilin yaşatılması için de kendinizi zorlamanız gerekiyor. Zorlama nedir; alan bulduğunuz yerde dilimizi yaşatmak için birilerine öğretmek, kendi çocuğunuza öğretmek, oyunlarla, başka kültürel etkinliklerle öğretmek gerekiyor.”

“SAHİP ÇIKMALIYIZ”

Dile önem verilmediği için bu halde olduğunu söyleyen Fırat, ana dilin yasaklanmasının da insanda travma yarattığına dikkat çekiyor.

“Size ait olan öğrendiğiniz bir şeyi biri size bunu ‘konuşma’ diyor. Bu kolay bir şey değildir. Kendimize ait olan bu dilimizi yaşatmak anlamında ona sahip çıkmalarını gönülden istiyorum. Dilimizi bilmemiz gerekiyor, bugün dilimizi konuşmazsak yarına bu dil kalmaz. Bundan sonra dilin peşine düşemeyiz o dil gitti mi gider” diyen dile tiyatro aracılığıyla sahip çıkmaya çalışıyor.

“BİZİM DİLİMİZ XIZIR’IN DİLİDİR”

Tiyatro’da Danış Turan ve Kadir Özdemir de Pule ve Kadriye adıyla Varto ve çevresindeki kadınların kendi aralarındaki olağan sohbetlerini sergiliyor. Bir o kadar komik bu sohbeti bizimle de paylaştıktan sonra konuşan Danış Turan iki yıldır kendi dilinde tiyatro yapıyor. “İstiyoruz ki dilimizi duyuralım. Dilimizi konuşmamız gerekir ki unutulmasın.” diyen Turan da herkesi diline sahip çıkmaya çağırıyor.

Kadir Özdemir ise, “Türkiye’de bizim dilimize önem vermiyorlar. Dilimizi öteden beri kimse istemiyor. Biz de köyde büyümeseydik belki şu anda dilimizi bilmezdik. Bizim dilimiz Xızır’ın dilidir. Herkes dilimizi konuşsun. İnsanın dili insanın onurudur” ifadelerini kullanıyor.

“ÇOCUKLAR ANA DİLİNİZE SAHİP ÇIKIN”

Ekibin en küçüğü 9 yaşındaki Bejan Şanıkan. Varto depreminde küçük bir çocuğu canlandıran Şanıkan, “Ana dilimde tiyatro yapmak çok güzel bir şey hissettiriyor. Annemi az çok anlıyorum. Sahneye çıkarken kendimi gerçekten o yerdeymişim gibi hissediyorum. Ben dilimi tanımak ve öğrenmek istiyorum o sebeple bu kursa geldim” diyor. Annesi ile birlikte tiyatro grubunda yer alan Şanıkan, yaşıtlarına da çağrı yapıyor: “Çocuklar ana dilinize sahip çıkın. Dilinizi unutmayın.”

“ÇOCUĞUMUN ZAZACA’DAN BİR KAÇ KELİME BİLMESİ KIYMETLİ”

Bejan’ın annesi Dünya Şanıkan da 20-25 sene Kürt halk oyunlarında yer almış. Anne Şanıkan, “Kaybolmakta olan Zazaca’dan çocuğumun birkaç kelime öğrenmesi bile kıymetli bir şey. Ben istiyorum diğer çocuklar da Bejan’ı örnek alsınlar gelsinler” diyor.

“DİLİN UNUTULMASINDA BİZ DE SUÇLUYUZ”

Şanıkan, dilin yok olmasında sistem kadar ailelerin de rol oynadığını düşünüyor:

“Ülke buna bir zemin açtı ama bizler de bu dilin unutulmasında suçluyuz. Çünkü biz konuşurken çocuklarımıza öğretemedik. Sistem öyle ama biz de sisteme mal ettik. Onların bize yaşatmak istediğini kabullenip kendi çocuklarımıza öğretmedik. Bu bizim eksikliğimiz. Devlet evimizin içindeki düzene karışamaz ama ben çocuğuma öğretemedim. Dilin kaybolduğuna inanmak istemiyorum. Çünkü çok üzülüyorum. Bir kelime dahi birine aktarmak bizim için büyük bir kazanç. Dilimizi konuşalım, dilimizi unutmayalım.”

“DİLİMİ BİLMEMENİN EKSİKLİĞİNİ YAŞIYORUM”

İkiz kardeşler Seda ve Eda Han da hem dili hem de kültürlerini öğrenmek için tiyatroya geliyorlar. Ana dilleri olan Kırmançki’yi bilmemenin eksikliğini yaşadıklarını söyleyen Han kardeşler, “Ana dilimiz biz nereye gidersek oraya geliyor unutmamak gerekiyor. Biz öğrendikçe çevremiz de öğrenecek. Dilimiz unutulan diller arasına girmek üzere. Belki de unutulmuş. Benim buraya gelmemin tek amacı dili öğrenmek” diyor.

Sevim KAHRAMAN/Semra ACAR

İZMİR

pirha.net © 2018